Ahrar Fırkası,Kurulma Sebebi,Kurucuları | Osmanlı Tarihi |

 

Ahrar Fırkası Nedir Ahrar Fırkası,İstanbul’da kurulan bir siyasi parti (1908).

İttihat ve Terakki fırkasına muhalefet etmek üzere kuruldu.

Ahrar Fırkası Kurucuları

Ahmed Samim

Başlıca kurucuları Ahmed Samim, Celaleddin Arif, Fazıl, Mahir Said, Nihad Reşad, Nureddin Ferruh, Tahir Hayreddin, mabeyinci Reşid Beyler ve Damat Salih Paşadır.

Fırka başkanlığı Prens Sabahaddin’e teklif edilmiş, fakat kabul etmemişti.

Kuruluşu sırasında yayınlanan programda partinin gayeleri şöyle açıklanmıştı: en geniş anlamıyla hürriyetlere yer vermek, mahalli yetkileri genişleterek, ademi merkeziyet esasını uygulamak.

Bu partinin çevresinde gayrı müslim millet vekilleriyle, İkinci Meşrutiyet’in’ kuruluşundan, İttihat ve Terakki’nin icraatından memnun olmayanlar toplandı.

Mebusan meclisinde küçük, müessir bir zümre meydana getirdiler.

Bir süre sonra ittihatçılar Ahrar fırkası ile anlaşıp birleşme teşebbüsüne geçtiler.

Fakat o sırada Serbest gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Bey ittihatçılar tarafından öldürüldü.

Bu olay, teşebbüsü sonuçsuz bıraktı.

Ahrar fırkasının siyasi çalışmaları 31 Mart vakasını teşvik eden sebeplerden biri olarak görüldü ve 31 Mart vakası bastırıldıktan sonra fırka kapatıldı.

Mütareke’de kuruculardan Mahir Said Bey Milli Ahrar Fırkası adıyla yeni bir parti kurma teşebbüsüne geçtiyse de müspet bir sonuç alamadı ve kuruluş kısa bir zamanda dağıldı (1919).

Fırka, siyasi görüşünü yaymak üzere Osmanlı adlı bir gazete çıkardı, başyazarlığını önce Fazıl Bey, sonra Süleyman Nazif ve Nihad Reşad Bey yaptı.

Bu gazetede ittihatçılar aleyhinde şiddetli tenkit yazıları yayımlıyordu.

Ahrar Fırkası Kurulma Sebebi

Partinin siyasi görüşü liberalizm, girişim özgürlüğü, adem-i merkeziyet (yerel yönetimlere güç verilmesi, merkezi otoritenin sınırlanması) ve bireycilik olmuştur.

Ahrar, adem-i merkeziyet görüşü nedeniyle bölücülükle suçlandı.

Ahrar muhtemelen saltanatı bir tür ülkeyi birleştirici gelenek olarak korumayı savunuyordu, ancak programında padişahtan hiç söz edilmemiş olması, partinin baskıcı II. Abdülhamit rejiminden duyduğu rahatsızlığın bir sonucu olarak yorumlandı.

Bir cevap yazın