Akifer Nedir? (coğrafya)

Akifer Nedir,(coğrafya)  Pekişmemiş kumlar ve çakıllar, kumtaşları Akifer, konglomeralar, kireçtaşları Kireçtaşı, dolomitler, bazalt akıntıları, çatlaklı plütonik ve metamorfik kayaçlar Akifer olarak nitelendirilen kayaçlardır.

Yaklaşık olarak 2500 yıl önce büyük Pers İmparatoru Darius, İmparatorluğundaki büyük şehirlerin yakınında ganat denen su kuyusu açacak herhangi bir kimsenin ailesinin beş nesil boyunca vergi indiriminden yararlandırılmasına karar verdi.

Darius’un hazinesi bundan dolayı büyük bir kayba uğrayacaktı, fakat Darius uzak görüşlüydü. O, kuyuların çöldeki şehirlere binlerce yıl boyunca soğuk ve temiz su sağlıyacağını biliyordu.

Bugün bile İran’ın modern şehirlerinden birçoğuna su, ganat denen bu kuyulardan getirilmektedir.

Su sağlayan herhangi bir gözenekli jeolojik oluşuma yani doğal su sarnıcına akifer (aquifer) denir. Akiferlerden, su kaynağı olarak dünyanın birçok bölgesinde yararlanılır. Çeşmelerden akan veya sulamada kullanılan içilebilir suların çoğu akiferlerden elde edilir.

Akifer, gözenekli bir kaya tabakası olup suyun bu gözenekler arasından geçmesine müsade eder. Doğal olarak kireçtaşı, bazalt, kum veya çakıldan oluşur. Bazı durumlarda bu kaya tabakaları bir sünger görevi görür.

Suyu emerek milyonlarca ufacık hava keselerinde toplarlar. Ve, süngerdeki gibi akiferdeki birbiriyle birçok şekilde bağlantılı hava boşlukları da suyun geçişine müsade ederler. Su akifer içinden ne derece serbestçe geçerse akiferin de o denli geçirgen olduğu söylenir.

Sularını akiferlerden elde edilen kuyulara artezyen kuyuları denir ve bu kuyulardaki su da artezyen suyu olarak adlandırılır. Bir artezyen kuyusu açmak için kuyu açılacak yerin jeolojik yapısının belirli özelliklerde olması gerekir, öncelikle su taşıyıcı bir taş tabakası yani akifer bulunmalıdır. Ve bu taş tabakasının altında ve üstünde de ayrı ayrı geçirgen ve yoğun taş katmanları olmalıdır.

Su, iki taş katmanı arasındaki akiferin içinden sanki bir taş borunun içinden geçiyormuşcasına akar. İkinci önemli konu bu borunun yüzeye doğru eğimli olmasıdır.

Gözenekli taşın yüzeye en yakın olduğu yerde su azar azar akifere girer. Akiferde toplanan su bir doyma noktasına erişilinceye yani suyla doldurulacak hiçbir küçük hava keseciği kalmayan bir bölgeye gelinceye kadar aşağıya damlar. Jeologlar, doymuş kayadaki suya yeraltı suyu derler. Yeraltı suyu, üstündeki suyun ağırlığından dolayı basınç altındadır.

Üstteki su doymuş bölgedeki yeraltı suyuna baskı yaparak onu, akiferin çevresindeki geçirgen kaya duvarlardan geçmeye zorlar.

Eğer yüzeyden doymuş bölgeye inen bir delik açılırsa yeraltı suyu basınçtan dolayı yukarı çıkar. Basınç yeterince büyük olduğunda su, görülmeye değer bir güzellikte yerden yukarıya doğru fışkırır.

Bu durum, genellikle, artezyen kuyusunun açıldığı yer akiferin doymuş bölgesinden daha düşük bir seviyedeyse örneğin akiferin ucu bir dağ yamacında açılan kuyu ise yamacın aşağısındaki düzlükte meydana gelir.

Yüksek dağ silsilelerindeki büyük akiferler bütün yıl boyunca kar ve yağmur sularıyla beslendiklerinden artezyen kuyularına sabit bir oranda su sağlarlar. Buna örnek olarak Büyük Darius tarafından Tahran için yaptırılan su kuyular gösterilebilir.

1930 yılında bile, yani Tahran’ın nüfusu 200.000 iken, Darius’un oniki ganatı kişi başına 800 litre su üretebiliyordu. Bugün A.B.D nin orta kesiminde sulama için gereken su büyük akiferlerden düzenli olarak sağlanmaktadır.

Artezyen suyu saflığından dolayı çok beğenilir, bu su, saflığını, akifer içindeki ufak hava odacıklarının birinden diğerine geçerken kazanır.

Odacıkların duvarları üzerindeki kumtaşları ve girintiler su odacıklardan geçerken bir filtre vazifesi yaparlar. Aynı etkiyi, bir süngeri bir kirli su kovasına daldırdığınızda da görebilirsiniz.

Suyla dolan süngeri kovadan çıkarıp sıktığınızda akan suyun öncekinden daha temiz olduğunu görürsünüz, çünkü su sünger içinde kısmen süzülmüştür.

Akifer suyunun bir özelliği de “yumuşak” olmasıdır, yani, içindeki çözünmüş minerallerin miktarı oldukça azdır.

Su kaya içinden geçerken, doğal olarak, kayadaki taşın çok az bir kısmını eritir. Yeryüzündeki nehirler gibi yeraltı suları da aktıkları yatağı aşındırırlar.

Bununla birlikte akiferlerin yaşı genellikle milyonlarca yılla ifade edildiğinden içlerindeki taşın şimdiye değin çoktan eriyip gitmiş olduğu ve kalan kayanın ise erimez olduğu söylenebilir. Su, bu kayanın içinde bir artezyen kuyusu açılıncaya kadar akmaya devam eder.

Eğer bir akiferden çok fazla miktarda su alınırsa akifer bundan zarar görebilir. Bu durum, örneğin, Akdeniz’de, Sicilya’ nın güneyindeki Malta adası halkının kullandığı su kaynakları için sözkonusudur.

Dünya’daki birçok şehirden daha küçük toprağa sahip bir ülke olan Malta’ da ne bir göl ne de doğal su rezervuarları vardır.

Fakat kayalık bir ada olan Malta büyük bir akifer olup deniz suyunu süzüp depolamaktadır. Maltahlar binlerce yıldan beri çok derinlere ulaşan kuyulardan elde ettikleri artezyen suyunu içmektedirler.

Oysa bugün ada nüfusu 345000’ e ulaştığından akiferin sağladığı suyun yetmemesinden korkulmaktadır.

Çok fazla miktarda su çeken Maltalılar belki de akiferi, deniz suyunu geçmişte olduğundan daha büyük bir hızla emmeye zorlamaktadırlar, bu ise taşın suyu saflaştıracak yeterli zamanı bulamayacağı anlamına gelmektedir.

Su ihtiyacı arttıkça yeraltı suyunun seviyesi düşmektedir, böylece milyonlarca yıldan beri suyla dolu olan gözenekli taşın kimi bölgelerinde şimdi hava boşlukları oluşmaktadır.

Jeoloji uzmanları, bu durumun taşı zayıflatmasından ve neticede su soğurma yeteneğine zarar vermesinden endişe etmektedirler. (Aynı durum New York eyaletindeki Long İsland içinde sözkonusu olabilir).

Medeniyetin doğuşundan beri akiferler içme suyumuzu sağlayan güvenilir bir kaynak olagelmişlerdir. Usta yöneticiler akiferleri Darius’un zamanından beri geliştirmiş ve korumuştur.

Artan nüfus, bu doğal kaynakların her zamankinden daha büyük bir itina ile korunması gerektiği anlamına gelmektedir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir