Akropolis Nedir,Atina Akropolisi | Tarihi Yapılar |

Akropolis Nedir Atina Akropolisi,Akropol Kelime Anlamı (Yun. akros, yüksek ve polis, şehir).

Eski yunan sitelerinde yüksekte inşa edilen ve içinde bir saray ile tapınaklar bulunan mevki.

Akropolis Nedir Atina Akropolisi,Akropol Kelime Anlamı
Akropolis ,(Yun. akros, yüksek ve polis, şehir).

Akropolis’ler tepede inşa edildiğinden, aşağıdaki şehre ve çevreye hâkim bir durumdaydı.

Akropolis Hakkında Ansiklopedik Bilgi

Etrafı kuvvetli surlarla çevrilirdi.

Bunun için tabiî engebelerden de faydalanılır ve uçurum gibi yerlerde bazen sur yapımına lüzum görülmezdi.

Sur bedenlerine yapışık olarak yapılan kulelerle stratejik noktalar kontrol altına alınır ve kuvvetle tahkim edilen kapılarla aşağı kale ve şehirden ayrılırdı.

Burası sitenin nüvesini teşkil ederdi.

Savaş sırasında son savunma buradan yapılırdı ve tehlikeli zamanlarda, aşağı kale ve şehir içindeki halk buraya sığınırdı.

Akropolis’i savunan ve koruyan devamlı bir askerî garnizon bulunurdu.

İlk zamanlar, akropolis sadece sitenin hâkimine, kral ve prensine aitti.

Halk akropolis’in eteğine kurulmuş olan sitede yaşardı.

Akropolis’te, sitenin koruyucu tanrısının ve ikinci derecedeki tanrıların tapınakları, sunaklar, bunların yanında da kral ve prenslerin sarayları yer alırdı.

Düşman muhasarası sırasında dışarı ile irtibat sağlayacak, su ve yiyecek temin edilebilecek gizli tüneller açılarak, bunlar kamufle edilirdi.

Zamanla, siteler gelişince akropolisler değerini kaybettiler ve yalnız dinî bakımdan önem taşır oldular. Yunanistan’daki Atina akropolisi buna güzel bir örnektir.

Krallık rejiminin yıkılmasıyla bilhassa M.ö. V. yy. da Perikles, burayı bir sanat merkezi haline getirdi ve yunan âleminin en güzel dinî yapılarını inşa ettirdi.

Atina’nın koruyucu tanrısı olan Athena adına, meşhur Parthenon tapınağı yapıldı ve devrin en gözde mimarheykeltraşı Pheidias burada bizzat çalıştı.

Akropolis, çeşitli tanrı ve tanrıça heykelleriyle süslenerek, bütün grek mitolojisi canlandırıldı.

Yunanistan’da yunan öncesi, Aka şatolarından Miken ve Tiryns şatoları ve bunların öncüsü olan Anadolu’daki Truva akropolisleri tahkim ediliş tarzları ve ek binalarının mükemmelliğiyle tarihte önemli yer tutar.

Özellikle Anadolu, akropolis örnekleri bakımından çok zengindir.

Hitit devrinden kalma, Zincirli ve başkent Hattuşaş (Boğazköy) şehirlerinin akropolisleri ilgi çekicidir.

Aynı şekilde, Batı Anadolu’da Assos, Sardes, Priene ve Bergama akropolisleri grek devrinin en güzel örnekleridir.

Roma sitelerinde de akropolislerin önemli yeri vardı.

Eski Roma şehrinin akropolisi efsanevî Roma’nın kurucuları olan Romus-Romulus kardeşlerin hatırası adına hâlâ saygı ile ziyaret edilir.

Atina Akropolis Tarihi

Aşağı şehrin en az 100 m. üstünde 150 X 270 m. lik kalkerli bir düz alanda, 2000 yıllarında kurulmuş ve kalıntıları hâlâ duran kutsal yerler ve krallara ait saraylar vardır.

Yapılan kazılar,. VII.VI. yy. daki (Peisistratos) anıtların meydana çıkarılmasına imkân sağladı.

Salamis savaşından (480) önce Perslerin yağma ettiği, inşa halindeki Parthenon’un şantiyesi ve Athena’ya sunak olarak verilmiş heykelleri (atlılar, delikanlılar yahut Kuroi, genç kızlar Kore) ile Akropolis bir kale olmaktan çıkmıştı.

V. yüzyılda ünlü tapınaklar (Parthenon, Erekhteion, Athena Niks) ve yüce bir giriş binası (Propyleia) ile süslendi.

Bu Propyleia, yüzyılın sonundan önce etrafı oymalı bir taş parmaklıkla çevrili Athena Nike tapınağının bulunduğu burcun yakınında Pisistratos ön kapısının yerini alıyordu.

Klasik Akropolis’in kuruluşu Perikles ve Pheidias ile mimar İktinos’un sayesinde olmuştur.

Propyleia Mnesikles’in eseridir.

İkisi de Pheidias’ın eseri olan Athena Promakhos’un (tabanıyle beraber 10 m. yükseklik) ve Athena «Lemnia» nın bronzdan heykelleri, savaş arabaları, ganimet ve çeşitli sunaklar, meydanı süslemekteydi.

Bu mevdan mermerle döşenmişti.

Propyleia ile Part-henon arasında bir Artemis Brauronia tapınağı ve bronzdan sunakların konduğu Khalkothek yer alıyordu.

Akropolis’in eteğinde, Roma devrine kadar sık sık tamir edilen Dionysos tiyatrosu (M. ö. V-IV yy.), Eumenes kemeri, Asklepieion tapınağı (M.ö. V-IV. yy.) ve Herode Atticus’un (M.S. II. yy.) Roma Odeon’u vardır.

Kaya içindeki mağaralar çeşitli dinî görevler için kullanılıyordu.

Bir çeşit müze halini alan Akropolis, Roma devrinde çok az değişikliğe uğradı ve Parthenon’un önündeki Augustus heykeli ile Roma tapınağı ve Agrippa’nın ayaklığı eklendi.

Hıristiyanlık devrinde Parthenon kilise haline sokuldu ve «Meryem Ana» ya adandı.

Propyleia’ların üstüne «Frank’lara ait» (aslında Floransa’ya ait olup Nerio Acciaiuoli zamanından kalmadır) bir kule dikildi ve bu kule 1885’e kadar ayakta kaldı.

Lord Elgin’in Atina akropolisi’nden aldığı çok sayıdaki antika eşya 1816’dan beri British museum’da, Parthenon’un bir ara süsü ile bir saçak levhası da Louvre’da bulunmaktadır.

1830’dan sonra yunanlı ve yabancı bilim adamlarının desteği sayesinde devam eden Akropolis’in restorasyonu ve arkeolojik araştırmalar (1885-1889 arasında Yunanlıların yaptığı büyük kazılar) başladı.

Örnek olacak bir metotla sürdürülen bu araştırmalar sona erince Akropolis müzesi adiyla yeni bir müze düzenlenip halka açıldı.

Bir cevap yazın