Alevilik Nedir?

Alevilik Nedir,Hz. Muhammed, Hz. Ali, kansı Fatma ve çocukları Hasan ile Hüseyin’i “Tanrı’yı iyi anlamış kişiler” anlamındaki “ehlibeyt” sözcüğüyle adlandırırlar.

Aleviliğin Tarihi

Hz. Muhammed’den sonra, halifelik ve imamlık makamma Ebubekir’in değil Ali’nin geçmesini savunanlara, Ebubekir’in halifeliğini (imamlığını) kabul edenler, «Ali’ye mensup», inancı bakımından «Ali taraflısı» anlamına alevî dediler.

Alevîlik, halifelikte Ali’nin hakkının yendiğini. Ebubekir’in halife seçilmesinin Hz. Muhammed’in yoluna ve şahsına ihanet olduğu iddiasını yansıtır. Alevîler, Ali’nin halifeliği için birçok sebep öne sürüyorlardı. Onlara göre Ali, peygamberin tabiî olarak vârisiydi.

Her şeyden önce, Müslümanlığı ilk kabul eden oydu. Hz. Muhammed’in amcasının oğluydu. Damadıydı. İslâm savaşlarının kahramanıydı. Yaşadığı sürece Hz. Muhammed’in en yakın yardımcısıydı. Onun bütün işlerine bakardı.

Hz. Muhammed Ali’ye olan sevgisini, güvenini birçok hadisinde bildirerek dolaylı bir şekilde kendisinden sonra Ali’nin imam olması gerektiğini ümmetine bildirmişti. Bu görüşe inananlar Ali’nin yerine imamlığa Ebubekir’in, sonra da Ömer’in ve Osman’ın getirilmesini Hz. Muhammed’in yoluna aykırı ve bâtıl kabul ettiler. «Bâtıl» (şeriat kurallarına, peygamber sünnetine uygun olmayan) ile savaşmayı bir din görevi saydılar.

Aleviliğin Özellikleri

Alevîler, Ali’de öbür halifelerde bulunmayan bazı tanrısal nitelikler ve özellikler olduğuna inanıyorlardı. Bu görüşü ve inancı ileri götürerek, Tanrı’nın Ali’nin varlığında insan suretinde görünüş alanına çıkağını, onun bîr tanrı insan olduğunu söyleyenler bile çıktı. Bunlara Ali-Allahîler dendi.

Onlara göre Ali ve Ali soyundan gelenler (Oniki imam) kutsaldı. Ulûhiyet hulul yoluyle Ali’nin varlığına karışmıştı. Bu görüş, bir yandan İslâm dini içinde değişik inanç gruplarının doğmasına öte yandan birtakım siyasî aynlık ve birleşmelere yol açtı.

Ali’nin ölümünden sonraki gelişmeler, özellikle Kerbelâ olayı, Hüseyin’in öldürülmesi, alevî topluluğunun siyasî bir görüş çevresinde toplanmasına yol açtı. Sonraları Şia (Şiîlik) adını alan ve daha çok İran’da gelişen alevî mezhebinin özünü besleyen, bu olaylar zinciri oldu.

Alevîlik, İran’dan gelen eski din görüşleriyle karıştı. İslâm dininin doğuşu karşısında eski dinlerinin zamanla sarsılacağını, İslâm ordularının ilerlemesi, bazı doğu ülkelerini ele geçirmesi sonucu bağımsızlığını kaybedeceğini anlayan İranlılar İslâmlığın içinde doğan ve gelişen bu görüşü eski din ve siyasetleriyle kaynaştırarak benimsediler.

Bundan alevî inancının üç önemli dalından biri olan şiî (şia) kolu doğdu. Alevî inancı bu ad altında İran’da hızla gelişti. Kısa bir süre içinde yeni bir mezhep niteliği kazandı.

Bu inanca ruhun bedenden bedene geçişini (tenasüh) kabul eden hint inançları da Iran etkisiyle karıştı. Alevî inançları bir yandan eski Anadolu’ya, bir yandan Hint ve İran’a, bir yandan da islam dininin doğup gelişmesini sağlayan arap ve yahudi geleneklerine dayanır.

Böylece, VII yy. sonlarında doğan Alevîlik VIII. ve IX. yy.larda kısa bir süre Sünnîliğin ağır baskısı yüzünden pek yayılamadı. Ancak X.. XI., XII., XIII. ve özellikle XV. ile XVI yy.larda hızla gelişti; Anadolu, İran, Türkistan, Mısır, Yemen, Irak’ta yaygınlaştı ve edebiyat alanında önemli eserlerin yazılmasına yol açtı.

XIV. ve XV. yy.larda. XVI. yy. başlarında Anadolu alevî düşüncenin en çok geliştiği (İran’dan sonra) ülke oldu. Alevî inançları, Anadolu’da özellikle XIII. yy.dan sonra, daha çok halk tarafından tutuldu ve benimsendi.

Alevi inancının temel ilkeleri

Alevî inancına göre esas olan imamlıktır, imamlık Tanrı’dan ve Hz. Muhammed’den sonra gelen en önemli makamdır. İmamlığın seçimle değil Tanrı buyruğuyle ve Hz. Muhammed soyundan gelen birine verilmesi şarttır. Ali’nin imamlığı tanrısaldır.

İmamlık babadan oğula geçer, seçimle değil soy ile. verasetle ilgilidir. İmam, yeryüzünde Tann’nın temsilcisi, Tanrı’ya en yakm kimsedir.

Tanrı, Ali’de insan biçimine girdiği için Ali ölümsüzdür. Sözleri, buyrukları tartışmasız geçerlik taşır. Bu bakımdan Tanrı’yı sevmek Ali’yi, Ali’yi sevmek Tanrı’yı sevmektir. Ali’yi sevmeyen Tanrı’yı, Tanrı’yı sevmeyen Ali’yi sevmiyor demektir. Ali’yi seveni sevmek, sevmeyeni sevmemek gerekir (tevellâ ve teberra).

Ali’den sonra imamlık onun evlâdına geçmiştir. Gerçek imamlar on ikidir. İlk imam Ali, son imam onun torunu Mehdî’dir. Mehdî ölmemiştir, sırlara karışmış, günün birinde tanrısal bir buyrukla ortaya çıkıp görevine başlayacak, insanları doğru yola iletecek, kötülüklerden koruyacaktır.

İmamlık makamı kutsaldır, imam suç işlemez, eksik iş yapmaz, o her türlü suçtan, eksiklikten arınmıştır, masum*dur. Bu yüzden imamın sözü bir bakıma Tanrı sözüdür. Çünkü imam Tanrı diliyle, Tanrı iradesiyle söyler.

Oniki imama karşı işlenen her suç Tanrı iradesine karşı işlenmiş sayılır. Çünkü oniki imamın her birinin ayrı bir kutsallığı vardır. Değişik kollara ayrılan alevîler genellikle İslâm dininin Kur’an ile bildirilen bütün ilkelerine, «sahih» saydıkları hadislere inanırlar.

Tanrı’nın birliğini, Hz. Muhammed’in resullüğünü kabul ederler. Sünnî mezheplerin hiç birine inanmazlar. Hz. Muhammed’in mezarını, imamların makamlarını ziyaret ederler. Bazı alevîler hacca gider, İslâm dinini anlayışları, ibadet kuralları değişiktir.

Gene bazı alevîler namaz kılar, oruç tutar, insanı Tanrı ile bir sayan, arada ayrılık görmeyen, ruhgöçüne inanan, kıyamete, ahrete inanmayan alevîler İslâm dininin gerekli gördüğü ibadetlerin hiç birini yapmazlar.

Bunlar alevî inançlarını, Ali-Allahî görüşünü, Mehdî efsanesini aşırılığa vardıran, beş duyu ile algılanan dünyanın dışında bir gerçek, maddenin ötesinde yaratıcı bir güç tanımayan alevîlerdir. Alevîler kadın – erkek ayırımı yapmadan, içkili, sazlı toplantılar düzenler. Ancak bu toplantılarda genel ahlâk kurallarının dışına çıkılmaz.

Bu konuda alevîler için ileri sürülen genel ahlâk kurallarının dışında kalan davranışlar, koyu şeriatçıların ortaya attığı birer söylenti olmaktan öteye geçemez.

Alevî törenleri. Alevî adı altında toplanan Şiîlik, Bektaşîlik ve Kızılbaşlık gibi kolların özel törenleri, toplantıları vardır. Bu kolların hepsinde Hüseyin’in Kerbelâ’da öldürüldüğü 10 muharrem günü matem günüdür, kutsaldır.

Şiîler o gün özel anma törenleri düzenler, dövünür, ağlar, yakınırlar. Kızılbaş ve bektaşîler bu günün acısını duyar, çeker fakat dövünmezler. Alevî törenlerinin en büyüğü kadınların da katıldığı âyini cem’dir.

Bu tören cuma günleri düzenlenir. Âyini cem’in küçüğüne «dernek» denir. Bu toplantılar sazlı-sözlü, içkili olur, özel zikrler edilir. Töreni yöneten dede tarafından bir sure veya ayet okunur.

Ayrıca Cem âyininden başka «görgü âyini», canlardan birinin öbüründen şikâyet etmesi üzerine, bir tür sorguya çekme niteliğinde olan «sorgu âyini» düzenlenir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir