Ali Bin Ebu Talib Kimdir?

Ali Bin Ebu Talib Kimdir Peygamber’in Medine’ye hicret edeceği gece onun yatağında yatarak hem Mekkelileri aldattı, hem de Peygamber’e emanet edilen malları sahiplerine iade ederek kısa bir zaman sonra Medine’ye gitti.

Ali Bin Ebu Talib Hayatı

Ali, Bedir, Uhud, Hendek ve hemen bütün gazvelere Peygamber’le beraber iştirak etti ve kahramanlığı ile kendini gösterdi. Hz. Muhammed’in ölümünden sofira askerî seferlere katılmadı. Halife Osman’ın şehit edilmesi üzerine Medine mescidinde biati kabul ederek dördüncü halife oldu (24 Haziran 656).

Ali’nin halife olmasıyle İslâm camiasında iç mücadeleler başladı. Görünüşte Ali’ye taraftar olan sahabeden Talha ve Zubeyr ile Peygamber’in hanımı Ayşe, Ali’ye biat etmediler ve beraberce Mekke’ye, oradan da Basra’ya giderek şehri ele geçirdiler.

Ali, kendisini himaye edecek birliklerin azlığı sebebiyle ekim 656’da Medine’yi terketti. Küfe muhafızlarından topladığı kuvvetlerle Basra üzerine yürüdü. Talha ve Zubeyr’le yapılan müzakereler neticesiz kalınca harp başladı. Ayşe, taraftarlarını cesaretlendirmek için bir deveye binerek savaş meydanına girdi.

Tarihte «Cemel vakası» diye bilinen bu savaşı Ali kazandı (4 aralık 656). Böylece bütün Irak Ali’ye biat etti. Bundan sonra karşısına Suriye valisi Muaviye bin Ebu’ Sufyan çıktı.

Emevî ailesinin reisi olduğundan, Osman’ın katlinin intikamını almak bahanesiyle harekete geçen Muaviye, Mısır’ı ele geçirerek iktidar mücadelesine hazırlandı.

Ali, 657 ilkbaharında Suriye üzerine hareket etti, iki ordu Sıffin’de karşılaştı. Muaviye, Osman’ın katillerinin kendisine teslim edilmesini istedi. Ali bunu reddetti; müzakereler neticesiz kaldı. Mayıs başlarında savaş başladı.

Bazı fasılalarla 110 gün devam eden muharebeler sonunda Ali, zaferi kazanmak üzere iken Amr bin As’ın tavsiyesi üzerine Muaviye’nin birlikleri, Kur’an’ın hakemliğine müracaat ettiklerine işaret için mızraklarının uçlarına Kur’an sayfaları takarak ortaya çıktılar.

Bu, Irak birliklerine tesir etti ve Ali hakem usulünü kabule mecbur oldu. Hakem olarak Ali tarafından Ebu Musa el-Eşarî, Muaviye tarafından ise Amr bin As tayin edildi. Hakemler, şubat 658’de Ezruh’ta toplandılar.

Üzün müzakereler neticesinde Amr’ın bir hilesiyle Ali, hakemi tarafından azledilince Amr, Muaviye’yi halife seçti. Bu hâdise taraflar lehine katî bir netice doğurmadı, fakat Ali’nin durumunu biraz sarstı.

Hakem olayını protesto etmek maksadıyle Ali’nin ordusundan ayrılan 4 000 kişi Medain’e çekildiler. Şehri zaptederek yağma ve tahrip ettiler. Bunun üzerine Ali, İslâm tarihinde «Haricîler» diye bilinen bu âsiler üzerine yürüdü. Nehruvan’da onları mağlup etti, fakat kuvvetlerinin azalması sonucu Kûfo’ye çekilmek mecburiyetinde kaldı. Burada Haricîlerden Abdurrahman bin Mulcem tarafından (24 Ocak 661) şehit edildi.

Ali, islâm büyükleri arasında mümtaz bir yer işgal etmektedir. Kendilerine cennet vaat edilen on kişiden (aşare-i mübeşşere) birisidir.

Harplerde gösterdiği kahramanlık, kendisine «Allah’ın arslanı» unvanının verilmesini sağlamıştır. Peygamberin kızı Fatma ile evlenmiş, bu evlilikten Hasan’la Hüseyin dünyaya gelmiştir. Şiîler sonraları Ali hakkında birçok menkıbe ortaya atmışlar ve onun uluhiyetine bile inanmışlardır.

Ali’nin İslâm tarihinde olduğu gibi tasavvuf ve edebiyatta da özel bir yeri vardır. Savaş nutukları, hutbeleri, konuşmaları ve halifelik meselesindeki görüşleri, dinî edebiyatta önemli bir yer tutar. Mâlik ibn Eşter’i Mısır’a vali olarak yolladığı zaman ona hitaben yazdığı mektup, siyasî bir âbide karakterini taşıdıktan başka, belâgatm ölmez örneklerinden biri sayılır.

Şiir ve hutbeleri toplanarak N ehc-ül-Belâga (Güzel Söz Söyleme Yolu) ve Divan-ı Ali gibi pek önemli kitaplar meydana gelmiştir. Bu edebiyatın kurucularından Ebul Esved ile islâm fıkhının kurucularından sayılan Ebu Leylâ, Ali’den feyzalmışlardır. Bu yüzden ona islâm edebiyatında belâgat ile islâm fıkhının kurucusu gözü ile bakılır.

Ali’nin, fars edebiyatında, arap edebiyatındakinin dışında ayrıca İran halkının siyasî ve mezhep inanışları bakımından daha önemli bir yeri vardır. Fakat şüphe yok ki onun türk edebiyatındaki yeri fars edebiyatındakinden daha fazladır.

Ali, divan edebiyatında, divanların başındaki naatlardan sonra yer alan Der Medh-i Çehar Yâr-i Güzin (Dört Seçilmiş Dost Hakkında) kısmında diğer üc halifeden sonra sayılır ve övülür.

Buradaki övgülerde Ali’nin büyüklüğüne,Peygamber’e olan yakınlığına, kahramanlığına, Züljikâr denen kılıcı ile atının adı olan Düldül’e, kölesi Kanber’e ayrıca künye ve lakaplarına yer verilir. Bu hususlara yerine göre kasidelerde ve gazellerde de sık sık rastlanır.

Mürteza ve Ebu Türab (Toprağın Babası) künyeleri; Esed (Arslan), Esedullah (Allah’ın Arslanı), Haydar (Arslan) adları ve sonraki yüzyıllarda meydana çıkan Haydar-ı Kerrar (Düşmanın Üzerine Döne Döne Saldıran Arslan), Şir-i Yezdan (Allahın Arslanı), Şah-ı Merdan (Yiğitlerin Şahı), Şah-ı Velâyet (Evliyalık Şahı) deyimleri hep Ali’ye aittir. Bunlar edebiyatımızın her bölümünde yer alır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir