Ali Emiri Efendi Kimdir,Hayatı ve Eserleri

Ali Emiri Efendi Kimdir,(1857-1924)-Türk kütüphanecisi, tarihçi ve edebiyat araştırıcısı.

Diyarbakır’da doğdu.

Mehmed Şerif Efendi’nin oğlu, Seyyid Mehmed Emîrî Çelebi’nin torunudur.

İlk öğrenimini memleketinde Sıbyan Mektebi’nde gördü.

Ali Emiri Efendi Kimdir
Ali Emiri Efendi ,(1857-1924)-Türk kütüphanecisi, tarihçi ve edebiyat araştırıcısı.

Birçok müderrislerden, bu arada büyük amcası Şaban Kâfi Efendi’den ders aldı.

İmparatorluğun çeşitli yerlerinde kâtiplik, başkâtiplik; Leskoviç, Kırşehir, Trablusşam muhasebeciliği, Erzurum, Elazığ, Halep Defterdarlığı, İşkodra, Yanya ve Yemen maliye müfettişliği yaptı.

1908’de emekliye ayrıldı.

Diyarbakırlı şairlerin biyografileriyle ilgili “Tezkire-i Şuarâ-i Amid” isimli eserde kendi hayat hikâyesini anlatan Ali Emîrî, telgrafçılığa merak sardığı için, H. 1292’de altı ay kadar telgrafhâneye devam ettiğinden soz eder.

Hafızası son derece kuvvetli, kalemi işlekti.

Bir çok kitabı Kütüphanesi“istinsah” etti. Öldüğünde 721 tane istinsah ettiği kitabı vardı.

Emekli olduktan sonra Fâtih’te şimdi “Millet Kütüphanesi” adıyla anılan kütüphaneyi kurdu ve burada ölünceye kadar müdürlük yaptı.

Divân tarzında şiirler yazdı ve “Tarih ve Edebiyat” adlı bir dergi yayımladı.

Süleyman Nazif, İbnülemin Mahmud Kemal’e yazdığı bir tezkirede

Ali Emîrî Efendi, biraderi tüccardan Mahmud Efendi’nin” “Ketenciler Çarşısındaki dükkanı civarında onun yardımlarıyla küçük bir tuhafiyeci dükkanı açmıştı.

Ahz ü itadan (alış-veriş) ziyade kitap okumakla vakit geçirirdi” demektedir.

Ali Emîrî bir kitap uzmanı, bir kitap hastasıydı.

Gezdiği yerlerde rastladığı değerli kitapları, yazma eserleri toplardı.

Ahmed Refik’in dediği gibi: “Onun için aşk, saadet, hayat kitaplarıydı.

Hayatını ekseriya vakfettiği Millet Kütüphanesinde geçirir, etrafına toplanan genç dimağların ülfet ve mesâisinden, kendisine karşı gösterdikleri ihtiramattan son derece mahzûz olurdu.

Geriye kalan zamanını Gedik paşa’daki evinde geçirirdi.

Resmini yaptırmayı, fotoğraf çektirmeyi, içkiyi hiç sevmezdi.

“Osmanlı Tarih ve Edebiyat Mecmuası’ ’ndaki bir yazısında bunu özellikle belirtir:

Ben müddet-i ömrümde rakı, şarap ağzıma koymadım.

Kumar oynamadım.

Hattâ sigara, enfiye, nargile, kahve ile de melûf olmadım.

Yirmi seneden ziyadedir İstanbul’da mukim olduğum halde, veyahut tranvay ile mürur etmek gibi zaruretler müstesna olmak üzere ben henüz Beyoğlu’nu, Tokatlıyan’ı, Tepebaşı Bahçesi’ni görmedim.

Adaya bir defa olsun gitmedim,

Midhat Cemal 1937’lerde bir mecmuada çıkan yazısında Ali Emîrî’yi şöyle anlatır:

35 sene evvel Sahaflar’da, kitapçı dükkânında sükût ederek oturan bir adam görürdüm: Ali Emîrî Efendi.

Ali Emîrî Efendi, kitapçı dükkânında, birini bekliyormuş gibi, sokağa ait bir çehreyle otururdu.

Halbuki onun beklediği şey dükkânının içindeydi: Kitap!..

Çünkü Emîrî Efendi kitapçı dükkânında saatlerce oturuyor demek, kitapçı bir gün evvel bir terekeden mutlaka bir yazma kitap aldı demekti.

Çünkü Emîrî Efendi bunu mutlaka duyardı.

Ve bu yazma kitabı Emirî Efendi ucuz almayı, kitapçı pahalı satmayı düşünür, ikisi de hırsları belli olmasın diye karşılıklı susarlardı.

Nihayet, kitapçı bir “define” bulduğunu söyleyerek Emîrî’ye bir kitap uzatırdı.

Fakat Emîrî Efendi “define”yi elinin tersiyle iterdi:

-İstemem, bir eşi bizim kütüphanede var!

Bu cevabı, kitapçı, Emîrî Efendi’ye yakıştıramaz, meslek namına kızardı:

-Eşi kütüphanenizde varsa ne çıkar? Rıza Paşa hazretlerinin kütüphanelerinde bir yazma kitap’tan üç, dört nüsha bulunur.

(Hakikaten bu Rızâ Paşa’nın bir yazma kitaptan üç dört nüsha aldığı o kadar meşhurdu ki, biz çocuklar hile, bunu bilirdik: Bir tanesini tezhibi için, bir nüshasını yazısı için, üçüncüsünü de cildi için alıyordu.)

Emîrî Efendi bu sefer Rıza Paşa’nın kütüphanesine kızardı:

-Rıza Paşa’nın kütüphanesi mi? Hangi kütüphane? 0, Ahmet Vefik Paşa’nın kütüphanesini aldı.

Toplamadı, hazır buldu.

Bu münakaşa bir kavga sesiyle başladığı halde kavga çıkmazdı ve Emîrî Efendi yazma kitabı satın alır, giderdi. Sonra ikisi birbirlerinin arkalarından mahremâne eğlenirlerdi: Kitabı ucuz aldığı için Emîrî Efendi kitapçının cehâletine, kitapçı pahalı sattığı için, Emîrî Efendi’nin saflığına gülerdi. “.

“Her kitap meraklısında (yahut hastasında) görülen çeşit çeşit garabetten Emîrî Efendi’nin uzak kalmasına imkân var mıydı? Kendisi de hâlinden yakınıyor:

“Bir derde düşmüşüm ki bu âlemde hâsılı ”

“Baktıkça kendime ederim nefret ü haya”

Bunlar, o psikolojinin hususiyetleri içinde biraz daha tabiî sayılmalıdır.

Bütün hayatında tek bir şeyi sevmenin çilesi, Emîrî’ye birçok bilgiler kazandırmış, araştırma zevkini aşılamıştı. ”

Midhat Cemal, bir kitabında, 1903 senesinde Bâyezid’de, Mercan Yokuşu’nda, İbnülemin Mahmud Kemal Bey’in yazı odasında cuma günleri toplananları bir bir tanıtırken, nükteli bir cümleyle onun bu araştırıcı tarafına dokunuyor: “Elinde pertevsizle Sahaf Çarşısı’nda Nedim’in kabrini arayan Ali .Emin Efendi” diyerek  odayı şöyle tarif ediyor.

“Bu odanın dört duvarından ikisinde Türk ve Acem hattatlanmn el yazıları…

Üçüncü duvarda çürük kaplı, ruhanî cildli kitaplarla dolu kütüphane…

xçinden Birinci Abdülhamid’in, Üçüncü Selimin el yazılarını İbnülemin Mahmud Kemal Bey’in çıkarıp misafirlerine uzaktan gösterdiği cildbendler…

Dördüncü duvar hep pencere…

Ve bu pencerelere asıldığı için perde sandığım sevdiler, Buhara işlemeleri…”

Her halde Midhat Cemal’in dikkatini çekmemiş: Bu eski ve asil dekorun bir eksiği vardı: Hoşgörü.

Pencerelerinden hoşgörünün aydınlığı girmemişti bu odaya…

Dört duvarın daha yumuşak, daha parlak ve daha sıcak olabilmesi için hoşgörü şarttı.

Ev sahibi, herşeyi biliyor, “Tanzimat devrinin vezirlerini sakal boyalarına kadar” tanıyor, bütün kalem erbabını tekmil özellikleriyle biliyor, fakat hoşgörme diye bir şey bilmiyordu.

Onun içindir ki, Son Asır Türk Şâirleri’nde Emîrî Efendi’nin biyografisini öfkeyle kararmış bir mürekkeple yazmıştı; hem de onun ölümünden sonra.

Bununla da kalmamış, Emîrî ile hiç ilgisi bulunmayan başka konularda da bir münasebet düşürüp notlar halinde onu gülünç ve küçük göstermeye çalışmıştır.

Ne yapmıştı bu Emîrî Efendi?

Affedilmeyen suçu büyüktü: İbnülemin Mahmud Kemal’in bir mukaddime ile neşrettiği Şeyhülislâm Yahya Efendi Divânı’ndaki noksanları “İkdam” gazetesinde yazmıştı.

Kıyamet işte bu anda kopmuş, İbnülemin Mahmud Bey o günden sonra Emîrî’ye düşman olmuştu.

İkdam’daki yazılar devam ederken, “Divana Yahyâ” nâşirinin, Sadrâzam Sait Halim Paşa’ya başvurarak, sadâret makamı tarafından neşriyatın resmen durdurulmasını istediği, bunun üzerine Sadrâzam Paşa’nın,Efendi’yi gücendirmeyecek şekilde, pek nâzikâne ve ince bir formülle neşriyatı durdurduğu söylenir.

Emîrî Efendi, dâima mültefit, nüktedan, tok sözlü ve samimi idi.

Süleyman Nazif’in 10 Teşrinievvel (ekim) 1926 tarihli bir tezkeresinde belirttiği gibi “sevdiği sevmediği anlarda da samimiyetten ayrılmazdı.

Şu anekdotu onu tanıyanlardan biri anlattı

İşgal’de, İngiliz generali, bazı eski kayıtların okutulması için mütehassıs istemiş.

Ali Emîri Efendi ile İsmail Sâib Efendi’yi tavsiye etmişler.

Bu ikisini o vakitlerin modeli, bugün “müzelik”, kocaman bir otomobille alıp deniz müzesine götürürlerken halk merakla bunları seyrediyor, polisler selâmhyorlarmış.

Emîrî Efendi, yanındaki İsmail Saib Efendi’y e “Hazret, bozuntuya verme”, demiş “beni sadrazam, seni de şeyhülislâm zannettiler, keyfine bak!

Şu fıkrayı da İbnülemin Mahmud Kemal anlatır

Kış yaklaştığı bir sırada Yakacık ‘daki sayfiyemizde bulunduğumuz bir gün Emîrî Efendi Bâbı-âli’deki mevki-i memuriyetime gelmiş, beni bulamayınca şu beyti yazıp masanın üstüne bırakmış: “Yakacık’ta bulabilse yakacak”

“Kışgününde dahi bizden kaçacak”

Ben de şu beyt ile mukabele ettim:

“Düşme ey dil bu sözünden eleme”

“Delinin kavli gelir mi kaleme”

Ali Emîrî Efendi, en büyük mükâfatını Yahya Kemal’den almıştır:

Muhtaç isen füyûzune eslâfpendinin Diz çök önünde şimdi Emîrî Efendi’nin Âmid o şehr-i nâr öğünsün ileîebed Fazl ü faziletiyle bu necl-î bülendinin İklîm-i Rûm ‘u gezdi otuz yıl taraf taraf Birmaksadiyle tabı nefâ’is-pesendinin Yekpâre nûr olan bu kütüphâne-i nefis Yekpâre servetiydi bu âlemde kendinin Ecdâd-ı pâkimiz gibi vakfetti millete Hayranı oldu halk eser-i bî-menendinin Yâ Fahr-i Kâinaat sen iyfâ et ecrini Divân-ı Kibriyâ’da bu Şark ercümendinin.

Ali Emirî Efendi’nin en büyük hizmeti, hiç şüphesiz, Kaşgarlı Mahmud’un “Divanü Lügati’t-Türk ” adlı eserini bulması olmuştur.

Bu eser, Talat Paşa ve Ziya Gökalp’in himmeti ve himâyesi ile Kilisli Rifat (Bilge)nin nezareti altında bastırılabilmiş ve daha sonraki araştırmalar da işte bu “Kilisli Tab’ı”na dayanılarak yürütülmüştür.

Ali Emiri Efendi Eserleri

Cevâhirul-Mülûk (İstanbul 1319,1330) Divan (yazma), 144 varak, Millet Kütüphanesi, Ali Emirî, Manzum, nu, 37 Divan (yazma), 44 var. Millet Ktp., AE, Man., nu. 38 Divan (yazma), 456 var., Millet Ktp., AE, Man., nu. 39Divan (yazma), 42 var., Millet Ktp., AE, Man., nu. 40Levâmiü’l-Hamidiyye (yazma), H. 1310, 58 var., AE, Man., nu. 1080 (basıldı İstanbul 1312, 1328) Acaibul-Letâif (müsvedde), Gıyaseddin Nakkaş’ın eserinin ilâveli istinsahıdır. Hıtay Seyahatnamesi de denir. Millet Ktp., AE, Tarih, nu. 828/1 Diyarbakırlı Bazı Zevâtın Terceme-i Hâlleri, (yazma), 237 var., Millet Ktp., AE, Tarih, nu. 750 Esâmi-i Şuarâ-yı Âmid (yazma), H.1293, 59 var. AE, Tarih, nu.781/1

İşkodra Vilâyeti Osmanlı Şâirleri, 36 sayfa, çeşitli dergilerde ve gazetelerde yayınlanmış yazılarının derlemesi, Millet Ktp., AE, Tarih, nu. 1190 Osmanlı Vilâyât-ı Şorkıyye, (İstanbul 1918) Tezkire-i Şuarâ-yı Âmid, C.I, (İstanbul 1318) Yemen Hatıratı, (yazma), 50 var. Millet Ktp., Tarih, nu. 653
Ezhar-ı Hakikat, (İstanbul 1316)
Durub-ı Emsâl, (yazma), 43 var., Millet Ktp., AE, Edebiyat, nu. 282,Durub-ı Emsâl (yazma), 60 var., Millet Ktp., AE, Edebiyat, nu.283
Mir’atüİ-FevâidMukaddimesi, (yazma), 113 var., Millet Ktp. AE, Edebiyat nu.562 Musahabe-i Edebiyye (yazma), 245 sayfa, Millet Ktp., AE, Edebiyat, nu.523 Abdülmümin Lütfi Paşa, Asâfnâme, (yay. Ali Emirî), (İstanbul 1326)
Hasan b. Mahmud elrBayatî, Cam-ı Cemâyin, (yay. Ali Emîrî)
Sevda-yı Âmid, mecmua, 6 nüsha
Osmanlı Tarih ve Edebiyat Mecmuası, 31 nüsha
Âbâü’l-Akvâm (kayıptır)
Nizâmü’d-Düvel (kayıptır)

Mardin Mülûk-ı Artukıyye Tarihi (Kâtib Ferdî Müstear ismiyle yayınladı) Âmid şehrinde bir zamanlar bir milyon kırk bin cilt kitabı ihâta eden büyük bir kütüphane vardı (Osmanlı Tarih ve Edebiyatı Mecmuasında çıkan uzun makale, Millet Ktp. AE, gazete mecmua bölümü, nu.570; M. Serhan Tayşi tarafından yeni harflerle yayınlandı, Millî Gençlik, Ocak 1979)

Ali Emirî’nin bazı münakaşaları Tevhid-i Efkâr ve İleri gazetelerinde Haziran 1338’de yayınlandı.

Millet Kütüphanesi’nin kuruluşu hakkında “Bidayet-i Teessüsü” başlıklı yazısı, İleri gazetesi, 19 Haziran 1338.

Bir cevap yazın