Alkolizm

Alkolizm,Alkoliklik bilinen bedensel, ruhsal ve toplumsal belirtileri olan, niteleyici bir evrim göstermesi anlamında, hastalık sayılır.

Alkolik kişi, yıkıcı sonuçlarına karşın, alkol kullanımını sürdürür.Alkolizm ciddi bir olaydır; ilerler ve geri dönüşü yoktur.

Tedavi edilmezse, öldürücü olabilir. Uzmanların genel kanısı, hastalık bir kez gelişti mi, alkoliğin bir daha normal biçimde içemeyeceği yolundadır.

Ancak, içmekten kaçınan bir alkolik, yaşamının alkol tarafından aksatılmış yanları üstündeki denetimini yeniden ele geçirebilir.

O zaman, alkoliğin hastalıktan “kurtulduğu” değil, “iyileştiği” söylenir. İçme sorunlarının özel belirtilerin ile düzeninin, bireyden bireye değişebileceğini göz önüne almak önemlidir. Bu nedenle de alkolizm çok karmaşık bir rahatsızlıktır.

İnsanın alkolik olmak için her gün içmesi gerekmez. Ayrıca, sık sık içen ya da bazen sarhoş olan birinin de sonunda mutlaka alkolik olacağı söylenemez.

Alkolikliğe yol açmaksızın alkolü kısa ya da sınırlı bir zaman süresince kullanmak olanağı vardır. Sözgelimi bazı kişiler, kişisel bir bunalım döneminde aşırı düzeyde içip, sonra yeniden normal ölçüde içmeye başlayabilirler. Ama bu tür çok miktarda içme dönemlerinin alkolikliğe dönüşme tehlikesi vardır.

Alkolikliğe bütün yaş gruplarında ve ekonomik gruplarda rastlanır. Alkoliklerin yaklaşık yüzde 75’i erkek, yüzde 25’i kadındır.

Alkolizm dünyanın her yerinde rastlanan bir olaydır ama en çok Fransa, İrlanda, Polonya, İskandinavya, ABD ve Rusya’da, yaygındır.

Alkolizm Belirtiler ve Nedenleri

İlk aşamalarında alkolikliğin en sık rastlanan belirtileri, kişisel sorunlardan kurtulmak için sürekli olarak içmek, alkole dayanıklılığın artması (dolayısıyla da alınan alkol miktarının artması), içki sırasında hafıza yitimlerinin başlaması (“kararmalar”), gizlice içmek, ilk içki kadehi için vazgeçilmez gereksinme (“şiddetli arzu”) duymaktır.

Orta ve ileri aşamalarda, içkiye bağımlılık artar ve hafıza kararmaları sıklaşır. İçkiye fiziksel bağımlılık ilk olarak, sabahın erken saatlerindeki titremelerle ve rahatlamak için bir kadeh içki gerektiren ağır iç sıkıntısı duygusuyla ortaya çıkar.

İleri aşamada, içki içme aralıkları giderek sıklaşır. İçme kesilince, ivegen bir içine kapanma sendromu (delirium tremens: Çeşitli hayaller) görülür. Buna iç sıkıntısı, titremeler, sanrılar (sesler duyma, vb.) eklenir.

Herhangi bir bireyde alkolizmin gelişmesini biyolojik, fizyolojik ve kültürel etmenler birarada etkilerler. Ayrıca, bir ailenin üyelerinin alkoliklerinin birbiriyle nasıl bir bağlantısı olduğuna ilişkin kesin bir belirti olmasa da, araştırmalar, bütün alkoliklerin % 50-80’inin alkolik bir yakın akrabaları olduğunu göstermektedir.

Bu yüzden de bazı araştırmacılar, alkol düşkünlüğüne yatkınlığın, genetik kaynaklı olduğunu ileri sürmektedirler. Hayvanlar ve insan ikizler üstüne yapılan çalışmalar da bu kuramı destekleyici sonuçlar vermiştir.

ABD’de 1990’da yayınlanan bir rapor, alkolikliğin hiç değilse bir biçimine karşı duyarlılığın, kromozom 11 ‘deki belirli bir genin varlığına bir ölçüde bağlı olabileceğini göstermiştir. Bu genin, beyin hücrelerinin alıcı noktalarında dopamin üretilmesiyle bir bağlantısı olduğu anlaşılmaktadır.

Alkolizm, derinlerdeki duygusal sorunlara da bağlanabilir. Sözgelimi, alkolizm bazen ailede manik-depresif bir hastalık olmasına bağlanır.

Bazı alkoliklerin de alkolü farkında olmaksızın biyolojik bir çöküntüye “ilaç olsun” diye kullandıkları bilinir. Buna ek olarak, başka birçok uyuşturucu kullanıcısı gibi, alkolikler de, çoğunlukla çöküntü duygularını ya da kaygılarını içkiyle boğma eğilimi gösterirler.

Bunların tersine, bazı alkoliklerse, güçlü yasaklamaları ya da olumsuz duygularını yansıtmalarından duydukları suçluluğu azaltmak için içer. Ruh hekimleri, alkoliklerin, cinsel rollerine ve aile rollerine ilişkin çelişkileri olduğunu ortaya koymuşlardır.

Buna karşılık, alkoliklerin birçoğu da yalnızlık, düş kırıklığı ya da kaygı deneyimlerini başlarıyla paylaşma eğilimindedirler. Bütün bu söylenenlerin de gösterdiği gibi, tek bir alkolik tipi belirlemek olanaksızdır.

Toplumsal ve kültürel etkenler, düzenli içmenin ve alkolikliğin yerleşmesinde rol oynayabilirler. Bazı kültürlerde içki içmeme değerleri ile alkolün ruh hallerini değiştirmek ya da sosyal davranmak için olağan bir yöntem olarak kabulü arasında çelişki vardır.

Kültür bünyesindeki bu çelişkiler, bazı kişilerin kendi istikrarlı içme (akşamcılık) yaklaşımlarını ve ılımlı içme düzenlerini geliştirmelerini güçleştirir.

Alkolikliğin Toplumsal Etkisi

Alkolikliğin etkileri, birey üstündeki dolaysız fizyolojik etkiden başlayarak, toplum üstündeki yaygın etkiye kadar uzanır. ABD’deki uzmanlar, ülkedeki her üç aileden birinin bir tür içme sorunundan etkilendiğini ileri sürmektedirler.

Alkoliklerin çocukları, babanın ya da annenin alkolikliğinden çeşitli biçimlerde etkilenebilir. İçme sorunu olan bir anne ya da babanın çocuğunun büyüdüğünde içme sorunu olan biri haline gelmesi riski yüksektir.

Bu durum, alkolik anne ya da babayla özdeşleşmekten ya da onu taklit etmekten kaynaklanabileceği gibi, alkolizmin gelişmesine katkıda bulunduğuna inanılan ailesel ve toplumsal sorunlarla içiçe yaşamaktan da kaynaklanabilir.

Söz konusu sorunlar arasında aile içi çelişkiler, kavgalar, boşanma, iş güvensizliği ve toplumun alkoliklere kötü gözle bakması sayılabilir.

ABD ve Avrupa’da alkolik anne-babaların çocuklarında görüldüğü bildirilen sorunlar arasında konuşma bozuklukları, psikosomatik şikâyetler, okul sorunları, antisosyal davranışlar, uyuşturu kullanımı, vb. vardır.

Sorunun türü, çocuğun yaşına ve cinsiyetine göre farklılık gösterir. Alkolik bir anne ya da babası olmasının çocuğun yaşamının daha ileri dönemlerinde duygusal sorunlar ya da içki sorunları geliştirmesi olasılığını artırdığı doğruysa da, bu durumun çocuğun mutlaka bir alkolik olacağı anlamına gelmediği kesindir.

Hattâ büyük topluluklar üstünde yapılan bazı incelemeler, anneleri ya da babaları çok içen yetişkinlerin üçte ikisinin az içtiklerini ya da hiç içmediklerini (belki de bir tepki olarak) ortaya koymuştur.

Alkolizm çok büyük bir kamu sağlığı sorunudur. ABD’de Ulusal Bilim Akademisi Tıp Enstitüsü, alkolikliğin ve alkolün kötüye kullanımının topluma, kayıp üretim, sağlık ve tıbbi bakım, motorlu taşıt kazaları, şiddet içeren suçlar ve alkol sorunlarını gidermeye yönelik toplumsal programlar nedeniyle, yılda 40 – 60 milyar dolara mal olduğunu belirtmektedir.

Trafik kazalarındaki ölümlerin yarısı ile yaralanmaların üçte biri, aşırı alkol kullanımına bağlanmaktadır.

Ayrıca, bütün intiharların üçte biri ile, ruhsal sağlık bozuklukluklarının üçte birinin de aşırı ölçüde alkol alımına bağlı olduğu tahmin edilmektedir.

Alkolizm Tedavisi

Alkolizm, kurtulmak için bir tedavi bileşiminin gerekli olabileceği karmaşık bir bozukluktur. Alkolik kişi ivegen (akut) alkoliklik evresindeyse ve delirium tremens ya da ciddi sağlık sorunları gibi ihtilatlar ortaya çıkmışsa, hastaneye yatırılmalıdır.

Ama, alkoliklik süreğen (kronik) bir durum olduğu için, hastaneye yatırmak, hastalıktan kurtulma yolunda yalnızca bir ilk adımdır.

Alkolikliklerin çoğu, “hastalık”tan kurtarmayı amaç alan bir programı ciddi biçimde uygulamaya geçmeden önce, alkolün zehirini bedenden atmak için kısa süreyle birkaç kez hastaneye yatar.

Kapsamlı bir tedavi planı, hastaneler, hastanın dışarıdan tedavi gördüğü klinikler, hapisten çıkanların geçici olarak kaldığı yurtlar, ruhsal tedavi uzmanları, toplumsal merkezler, dinsel örgütler, manevi anne-baba evleri ve kendine yardım grupları gibi çeşitli olanağı bir araya toplamalıdır.

Hiç kimse bir alkoliğin bu alışkanlıktan kurtarılmaya karar vermesini sağlayamaz. Alkolik bu kararı kendi vermelidir. Ancak, bazı uzmanlar, aile üyelerinin alkoliği etkileyebileceğini öne sürmektedirler.

Alkoliklik bazen bir aile hastalığı olarak kabul edildiği için, aile üyelerinin işe karışmasının, bir alkoliğin kurtulmasına yardımcı olabileceği doğru gibi görünmektedir.

Nitekim evliliklerini sürdüren, aileleri ile oturan ve işlerine devam eden alkoliklerin yüzde 70’inin, daha çabuk tedavi olacağı tahmin edilmektedir.

Evsiz barksız, işsiz, kenar mahalle ayyaşı tipine uyanlardaysa, alkol, ailesel, ekonomik ve toplumsal kaynakların kötüleşmesini daha da hızlandırmaktadır.

Alkoliklerin çok küçük bir yüzdesinin sonradan ılımlı içki içmeye dönebileceğini ileri sürenler varsa da, uzmanların büyük çoğunluğu alkolden uzak durmanın, normal bir yaşama’ dönmek ve sürdürmek yolunda tek umut olduğunda görüş birliğine varmışlardır.

İçmeye son veren alkolik, bazı uzmanların ve ABD’deki Adsız Alkolikler topluluğu üyelerinin dedikleri gibi “artık içmeyen bir alkoliktir”.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir