Alman Edebiyatı,Dönemleri

Alman Edebiyatı,Almanya dışında, Avusturya ve İsviçre’nin Almanca konuşulan kesiminde üretilen ürünleri de içine alan Alman edebiyatı, özellikle başta klasik Eskiçağ ve Fransa olmak üzere her zaman dış etkilere açık kaldı.

Alman edebiyatı geleneği kavramının XVII.yy’dan önce ortaya çıkmaması pek de şaşırtıcı değildir; çünkü Almanya, kendi ulusal edebiyat geleneğini ancak XVIII.yy’ın sonunda tanımlayabilmişti

Alman edebiyatı dönemleri, Almanya yüzyıllar boyunca, dini mücadeleler yüzünden parçalanmış bir bölge olarak kaldı ve siyasal birliğini çok geç oluşturabildi.

Küçük Alman prensliklerinin oluşturduğu gevşek federasyon, kültür açısından ağırlığını koyabilecek bir başkentten yoksundu.

Buna rağmen, ulusal birliğin bulunmaması bazı olumlu sonuçlar da doğurdu:Alman edebiyatı bölgesel merkezlerde gelişti ve kültür yapılarındaki çeşitlilik siyasal birliğin sağlanmasında sorun yaratmadı.

Alman Edebiyatı Dönemleri

Ortaçağ’da Alman Edebiyatı

800’den 1 050’ye kadar eski Yüksek Almanca’yla yazılanlar, Alman halkların onur, yiğitlik, kader anlayışıyla alçakgönüllülük, fedakârlık ve aşkın hıristiyan yorumu arasındaki çelişkilere ışık tutar. Bugün elimize geçen ilk dönem şiirlerden Hildebrand’ın Türküsü (800) kaderi dindışı bir yaklaşımla yorumlayan dizelerden.

Heliand (830), Isa’nın yaşamını eski ile yeninin sentezini yaparak anlatan epik bir şiirdir: Yapıtta İsa bir Alman düküdür ve hıristiyanlık mesajları geleneksel kahramanlık tasvirleriyle verilir.

Otfried von Weissenburg’un Evangelienbuch’unda ( 870’te tamamlandı), İncil’den yapılan alıntılardan oluşan yeni bir hıristiyan edebiyatının ilk örneğini buluruz.

Bu çalışmada, Alman edebiyatında ilk defa dize sonlarında kafiye kullanılmıştır. X. yy’da manastırlar kültür merkezleriydi ve eski Yüksek Almanca, yerini Latince’ye bırakmıştı.

Bu yüzyılda yazılmış üç dindışı yapıt vardır: Waltharius Manufortis’te (930’a doğru) bir uzun, iki kısa heceden oluşan klasik altılı ölçüler görülür; Ecbasis Captivi (940), Alman edebiyatından günümüze kalan ilk hayvan masalıdır; Ruodlieb’de (1050) genç bir kahramanın maceraları anlatılır.

Bilinen ilk Alman kadın yazar Hroswitha von Gandersheim (950’den sonra) bir rahibeydi ve ahlâki konularda yazdığı yapıtlarda Latin oyun yazarı Terentius’u örneksedi.

Orta Yüksek Almanca döneminde (1050-1300) ilk Altın Çağını (1180-1220) yaşayan Alman edebiyatı başarının şaşırtıcı doruklarına ulaştı.

Ortaçağa özgü halk şairlerinin sürdürdüğü laik kültür, karmaşık lirik yapıtlarda saray aşkını ve şövalyeleri ele aldı. Provance’lı XIII. yy. şairlerinden etkilenen halk şairleri arasında, Walter von der Vogelweide’nin ayrı bir yeri vardır.

Vogelweide, edebiyat alanındaki yapaylıklara, güçlü aşk dalgalanmalarını tanımlamak için kullanılan içi boş âşık sözlerine sırt çevirerek, herkesin kolayca anlayabileceği kısa şiirlerinde, hiciv ve yurtseverliği siyasal bir silah olarak kullandı.

Kral Arthur’un efsaneleri, çağdaş Fransız halk edebiyatından etkilenen, Alman kahramanlık şiirlerinin temel kaynağı oldu. Dinsel sınırlandırmalara karşın, şövalyelerin idealize edilmiş dünyası, Hartmann von Aue’nin yapıtlarında ve özellikle de DerArme Heinrich’de (Miskin Heinrich, 1905) karşımıza çıkar.

Duygusal şiirin öncülerinden Gottfried von Strassburg,tamamlanmamış yapıtı Tristan ve İsolde’de duygusal tutkuları yüceltir. Wolfram von Eschenbach, Parzival (1210) adlı yapıtında, Alman edebiyatının en derin yapıtlarından birini verdi ve dinin insanlığı kurtaracağı konusunda umutlarını dile getirdi.

Yazarı belirsiz bir yapıt olan Nibelungen (Nibelunglenlied, 1200) eski halk efsaneleriyle, yüceltilen çağdaş aşkı ve şövalyeliği karşılaştırır. İnsanlığa duyduğu sempatiye rağmen bu şiir, kuramsal ve kasvetli bir görünümden kurtulamaz.

XVI. Yüzyıl Alman Edebiyatı

Ortaçağ sonu edebiyatı, şövalyelerin ve kent toplumunun yükselişini yansıtır. Sebastian Brant ve Johann Baptist Fischart gibi yazarlar kent toplumunun yüksek yaşam düzeyini alaya almış ve yermişlerdir. Hans Sachs’ın sayısız oyununda, efsanesinde ve peri masallarında bu dönemin kaba mizah anlayışı gözlenir.

Bu dönemde halk edebiyatı gelişti, çocuk kitapları, romantik şiirlerin basit düzyazı metinleri çokça okundu. Till Eulenspiegel’in pek süslü maceraları gibi önemli folklor yapıtları kaleme alındı. Faust efsanesi bu dönemde birkaç ayrı metin halinde yazıldı.

Sadece edebiyat araştırmalarıyla ilgilenen meistersinger’lerin elinde şiir, kafiyeli, dizeleri mekanik biçimde birleşen dejenere bir şiire dönüştü. Bununla birlikte düzyazı, anlatım niteliği ve üslup bakımından üztün bir düzeye ulaştı ve büyük bir gelişme sürecine girdi.

Daha önce düzyazının gelişmesine katkıda bulunan Johannes von Telp (Bohemya Köylüsü, 1400) gibi Meister Eckhart ve Johannes Taueler de bu gelişme sürecinde önemli rol oynadılar.

Martin Luther’in Incil çevirisi ve güzel dinsel şarkıları Alman kültürünü büyük ölçüde etkiledi. Bununla birlikte, hümanist Ulrich von Hutten ve Johannes Reuchlin’in (1455-1522) dönemin en büyük yapıtları sayılabilecek Latince çalışmaları Avrupa Rönesansı’nın gelişmesinde olumlu rol oynadı.

Reform, bu şair ve aydınları dinsel muhalefette taraf olmaya zorladı ve bunun sonucunda da yeniklasik ilkelerin Alman şiirine yerleşmesi XVII.    yy’a ertelendi.

Alman Edebiyatı Dönemleri

XVII. Yüzyıl

Bu dönemin yazarları, «Almanca komşu ülkelerin dilinden üstün bir dil değilse bile en azından onlar kadar yetkin bir dildir» düşüncesini takıntı haline dönüştürdüler.

Bu yüzden, arı bir dil ve doğru dil kuralları oluşturmak için Akademiler (Sprachgesellschaften) kuruldu. Edebiyatta yeniklasik akımın kurallarını ilk defa Martin Opitz belirledi (1624).

Tiyatro alanında, tarajediyle komedi çok ciddi biçimde birbirinden ayrıldı. Andreas Gryphius ve Daniel Caspar Von Lohenstein trajedilerinde Seneca’yı örneksediler. Şiirde, soneler ve oniki heceli dizeler tercih edildi. Cesur imgeler, müzik efektleri ve akıllıca sözcük bileşimleriyle Almanca zenginleştirildi.

XVII.yy’da yetişen sayısız şairin en önemlileri Paul Fleming (1609-40), Cryphius ve Christian Hoffman von Hofmanns – Woldau’dur (1617-79). Bu dönemde çok sayıda roman yazılmışsa da bunların hepsi de unutulmuştur; sadece Hans Grimmelshausen’in mizah ve renkli bir gerçekçilikle dolu yapıtları tazeliğini bir ölçüde korumaktadır. Yakob Böhme’yse, XVII. yy’ın mistik yazarlarını etkilemiştir.

Johann Wolfgang von Goethe, Alman Edebiyatındaki önde gelen isimlerden biri olarak, XIX. yy’ın sonundaki romantizm akımını ve XIX. yy’ın başında gelişen klassizmi etkilemiştir.

Edebiyat kadar, fen, müzik, sanat ve felsefe alanlarında da çalışmalar yapan’ Goethe, son “evrensel kişilik” olarak tanımlanmaktadır.

Friedrich Schiller, hem oyun yazarı, hem şair, hem filozoftur ve Goethe ile birlikte Alman edebiyatına yön veren yazarların başında gelir.

Schiller erken dönem tarihsel trajedilerinden Haydutlarda (Die Rauber, 1781) siyasal özgürlük kavramını, son dönemde yazdığı tarihsel oyunu Wilhelm Teli ‘deyse (1804) ahlâk özgürlüğü sorununu incelemiştir.

Rilke, Neue Gedischte (Yeni Şiirler, 1907- 08) gibi simgesel çalışmalarında, konunun ruhunu ortaya çıkarmak için hünerle işlenmiş bir dil kullanmıştır.

Modern Alman Edebiyatı, Nietzsche’nin, Freud’un ve siyasetin etkilerini felsefe süzgecinden geçirerek, XX. yy. toplumunun karmaşıklığını ve diyalektiğini yansıtır. Bertolt Brecht , oyunlarında, siyaseti ve insan yaşamını canlı, keskin ve özlü sözlerle dile getirmiştir.

Thomas Mann ve Hermann Hesse edebiyat dalında Nobel ödülü almışlardır: Mann, 1929’da, Hesse, 1946’da. Bu yazarlar entelektüel ve felsefi verileri incelemek için kişilikleri oya gibi işlemişlerdir.

XVIII.ve XIX. Yüzyıllar

XVIII.yy’ın ilk yarısında, tiyatro alanında, şiir teorisi ile katı Fransız klasizmi, dinsel epik şiirin oluşumu konusunda birbirlerine ters düştüler. Yaratıcı üretim aşamasındaysa, her iki anlayış da yetersiz kaldı.

Trajedi kavramına yeni bir bakış açısı getiren Gotthold Lessing düşülen anlaşmazlığın anlamsızlığını eleştirdi, saray trajedisinin yerine burjuva dramını geçirdi ve yaratıcılığı nedeniyle William Shakespeare’e benzetildi.

Lessing’in Minna von Barnhelm”i (1767), Alman komedisinin hâlâ aşılamayan örneklerinden biridir; Nathan den Weise (Akıllı Nathan, 1779) adlı yapıttaysa Lessing herkesi dinsel hoşgörüye çağırır; Lessing eleştiri yazılarında duru ve güçlü bir düzyazı üslubu oluşturmuştur.

Christoph Martin Wieland, dile zarafet ve oynaklık kattı ve yapıtlarını ince bir alayla renklendirdi. Oberon (1780) Wieland’in en tanınmış epik manzumesi, Agathon’sa (1776) kendi yaşamından kesitler verdiği coşkulu bir öykü derlemesidir.

Friedrich Gottlieb Klopstock Odes’de (Odlar, 1771) dinamik anlatımlı yeni bir şiir dili yarattı. Dinsel coşkusu ve yurtsever yaklaşımlarıyla yeni yeni ortaya çıkan Sutrmund Drangakımı kuşağını etkiledi.

Sturm und Drang (1770-85)

Özgün dehadan yola çıkan bu akım, şiire güçlü tutkuları soktu ve Shakespeare’in oyunları ve basit halk şarkılarında yeni modeller örneksedi.

Gottfried von Herder, aralarında Johann Wolfgang von Goethe ve Friedrich Wilhelm Joseph von Schilleren de bulunduğu genç yazarlara bu fikirleri aşıladı.

Bu akımın ilk romanı, Goethe’nin Genç Werther’in Acıları (Die Leiden des Jungen Werthers) adlı yapıtıdır. Bu dönemde, Alman romantizminin edebi hedefi, tutkuyu, geleneksel yöntemden farklı biçimde sunmaktır.

Bununla birlikte, Gothe, daha sonraları, disiplinli çalışması sayesinde başarılı yapıtlar verdi: Wilhelm Meister’in ÇıraklıkYılları (Wilhelm Meisters Lehrjahre, 1795) adlı romanında kendi yaşamından kesitler vardır.

İkinci Altın Çağ

Weimar’da, XIX. yy’da, Goethe ve Schiller birbirlerine destek olarak yaptıkları ustaca çalışmalarla gelecek kuşaklara eşsiz örnekler hazırladılar.

Güttükleri amaç, eski klasik geleneği Alman romantizmiyle bütünleştirmekti. Jena’da, mistik romancılar August Wilhelm ve Friedrich von Schlegel, mistik yazar Novalis ve şair Ludwig Tieck ilk romantik grubu oluşturdular.

Aralarında Achim ve Bettina von Arnim, Clemens Brentano, Joseph, Freiherr von Eichendorff ve Ernst Theodor Amadeus Hoffman gibi ünlü lirik şairler ve yazarların da bulunduğu Berlin ve Heidelberg grupları bunu izledi. Jacob ve Wilhelm Grimm, erken dönem Alman edebiyat geleneğine olan ilgilerini sürdürdüler.

Bu dönemin başka iki yazarı ayrı özellikler sunar; modern duyarlılıkla eski Yunan biçimlerinin sentezini gerçekleştiren şair Friedrich Holderlin; bir karmaşa biçiminde gördüğü dünyayı tutkulu dramlar ve güçlü kısa öykülerle anlatan Heinrich Von Kleist.

Romantizm Sonrası

1830’dan sonra Alman edebiyatının büyüme dönemi bitti. Biedermeir şairleri adıyla anılan sanatçılar aile gerçeğine ve saf ve sevimli yaradılışı işlemeye yöneldiler. Bu yönelim yeni politik seçimler ve gerçekçi dış yapıyla birlikte Heinrich Heine’nin şiirlerinde yer aldı.

Aralarında Karl Marx ve Carl Schurz’un da bulunduğu birçok yazar 1848 devriminden sonra cezaevlerine gönderildi.

XIX. yy’da Goethe ve Schiller’in sunduğu biçimler edebiyata egemen oldu: Şiirde, folk şarkılarından alınan Lied; tiyatroda tarihsel trajediler; düzyazıda, doğaüstü olaylar üzerine kurulu öyküler olan novella başarı kazandı.

Annette Elisabeth von Droste – Hülshot’f ve Eduard Mörike önde gelen şairlerdi; drama alanında Franz Grillparzer ve Christian Friedrich Hebbel; öyküdeyse Jeremias Gotthelf, Gottfried Keller, Conrad Ferdinand Meyer, Wilhelm Raabe, Adalbert Stifter ve Theodor Storm başarılı oldu.

Georg Büchner, bu kuşağın dışında kaldı, Woyzeck (1850) gibi oyunlarda burjuva değerleri reddederek modern üsluptaki gelişimeyi benimsedi.

Georg Wilhelm Friedrich Hegel ve Arthur Schopenhauer’in idealist felsefesini reddeden Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin düşünceleri XX. yy’ın ilk döneminde Alman düşüncesini etkiledi.

XX.Yüzyıl

Alman edebiyatı dönemleri, Alman gerçekçiliği, güçlü bir romantik gelenekten geldiği için, 1885’ten sonra Gerhart Hauptmann ve Arno Holz’un tanıttığı natüralizm şok etkisi yaptı.

Hauptmann, natüralist kuramın keskin kurallarının üstesinden gelmeyi bildi ve inandırıcı drama karakterleriyle melankolik oyunlarına bir Viyana ruhu kattı.

Sembolizm, 1900’lerde, Stefan George, Rainer Maria Rilke ve Hugo von Hofmannsthal gibi şairler sayesinde natüralizme tepki olarak doğdu. Modern dünya edebiyatının en güzel şiirlerinden bazılarını bu şairler yazdı.

Anlatımcılık, 1910-1925 arasında etkinlik gösteren belli şairlerin üsluplarını belirten bir terimdir. Savaştan önce, Gottfried Benn, Georg Trakl ve Georg Heym gibi şairler biçim denemeleri yaptılar.

Birinci Dünya Savaşı’ nın sonuna doğru ve Alman Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında tiyatro yazarları, Georg Kaiser ve Ernst Toller tiyatroda devrim yapmaya çalıştılar.

Bu dönemde, Prusya aristokrasisi ve Berlin orta sınıfı alt tabakasının tarihçisi Theodor Fontane’nin arı gerçekçiliği, Hermann Beach, Alfred Döblin, Thomass Mann ve Robert Musil’in epik denemeleri sayesinde öykü’gelişti.

Bu yazarlar dönemlerinin toplumsal, entelektüel ve duygusal sorunlarını ortaya koydular ve Marcel Troust ya da James Joyce’un anlatım tekniklerini kullandılar.

Naziler Döneminde Alman Edebiyatı

Modern Alman edebiyatını naziler acımasız bir baskı altına aldılar. Birçok yazar, 1933’ten sonra cezaevlerine gönderildi ve bunların çoğu savaştan sonra evine dönemedi.

1945’te Almanya kültürel bir açlık içindeydi. Dış dünyayla bağlantıları yeniden kurmak gerekiyordu ve reddedilen ya da durdurulan çalışmalar yeniden elden geçirilmeliydi. Sadece birkaç küçük düzyazı yapıtıyla tanınan Franz Kafka, büyük bir romancı olarak kendini kabul ettirdi.

En iyi oyunlarını hapiste yazan Bertolt Brecht, klasik modern bir yazar olarak tanındı. Epik tiyatro kuramı ve yabancılaştırma temasını, 1950’lerde Alman tiyatrosunu temsil eden Friedrich Dürrenmatt ve Max Frisch uygulamaya koydu.

İkinci Dünya Savaşı’ndan Sonra Alman Edebiyatı

Savaş sonrası dönemi edebiyatında, üsluplar ve düşünce biçimleri çeşitlendi. Batı Almanya’nın savaştan sonraki edebiyatı, Grup 47 çevresinde yeniden dirildi. Bu gruptan olan, Heinrich Böll, Günter Grass ve Uwe Johnson savaş sonrası dönemin önde gelen edebiyatçıları oldular.

Grup 47 yazarlarının yanı sıra çeviri aracılığıyla uluslararası okur kitlelerine ulaşan yazarlar da oldu; şairlerden İngemorg Bachmann ve Paul Celan; oyun yazarlarından Peter Weiss ve Peter Handke; Doğu Alman romancı Christa Wolf. Almanya’nın birleşmesi, doğudaki diğer yazarların da Batılı okurlara ulaşacağı müjdesini vermektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir