Amasya

Amasya Karadeniz Bölgesi’nde il.  2014 yılı nüf. 321.913 Merkez ilçe Nüf. 135.950.Amasya Karadeniz’in hemen gerisinde yer alır.İl vadi tabanı üzerine kurulmuştur.

Amasya İklim Özellikleri ve Yeryüzü Şekilleri

Bu kesimde batıdan doğuya doğru akan Yeşilırmak’ın sol (kuzey) yakasında boğazın yamacı hemen hemen dikine yükselir. Bu yamaçta «kral mezarları» denilen birçok mağaralar vardır. Tepesinde de eski kak kalıntısı bulunur.

Şehir bu yamaçla ırmağın yatağı arasında dar bir sahaya sıkışır ve yer yer kesintiye uğrar; hükümet konağı, belediye, saat kulesi ve istasyon bu yakadadır. İrmağın sağ (güney) yakasında, Ferhat dağının dik yamaçları önündeki oldukça geniş düzlükte asıl gelişme alanını bulur; selçuk ve osmanlı devrinden kalma başlıca anıtlar, çarşı, lise, hastahane, oteller v.b. gibi büyük yapılar ve yamaçtaki park buradadır. 1915’teki büyük yangının bıraktığı boşluk son yıllarda dolmuştur. Amasya’nın iki yakası, bazıları eski devirlerden kalma köprülerle birbirine bağlanır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra, 1930’da demiryoluna kavuştu, daha yakın yıllarda da iyi kara yollarıyla çevresine bağlandı.

1927’-de 12 500’ü geçmeyen nüfusu, 1960’ta 28 500’ü, 1965’te 34 000’i aştı, 2010 yılında yapılan nüfus sayımında ise rakam 99.900’dür. şehir yeni yapılarla süslendi. Amasya çevresinde tabiat güzelliği, bahçelerinin zenginliği (ünlü elmaları, ihraç konusu olan başka meyvaları ve sebzeleri) kaydedilmeğe değer.

Amasya

Bulunduğu yer sebebiyle her devirde önemli olan şehir, Selçuklular zamanında ilim merkezi haline geldi. Osmanlı imparatorluğu zamanında, Sivas, Tokat, Doğu Karahisar, Çorum ve Canik sancaklarının teşkil ettiği Rumiye-i Sugra eyaletinin Paşasancağı iken, 1518 yılından sonra dinî-siyasi sebeplerle merkez Sivas’a aktarılınca, Amasya da on katlı bir sancak haline geldi.

Paşasancağı olduğu devrede beylerbeyinin 530 bin akçe hâsı vardı. Hâzinenin geliri 557 bin akçe idi. 17 Zeamet ve 429 tımara sahipti.

Osmanlı kanunlarına göre, «reaya» ürünlerinden, önceden belirtilmiş olan «rüsum» dan fazla sâlârlık ve yemlik ile bu miktarı iki defa alanlar her sene tımar evine birer gün kulluk ederlerdi.

Ayrıca harman resmi olarak her sene birer kile arpa, birer tavuk ve hisar erenlerinin birer yük saman ve birer yük odun almaları «bidat» sayılıyor ve yasaklanıyordu. Bir köy veya bir «mezraa» başka bir tımara katılamazdı.

Ayrıca Amasya ve Sivas’ta, bir çiftlikten 57 akçe ve yarısından da 28 akçe olarak alman «harac-ı muvazzaf» tan başka, tahıl v.b. den iki öşür daha alınırdı. Sipahilerin aldığı «öşr-i divanî» ile emlâk sahipleri ve Evkaf’ın aldığı «öşr-i malikâne» bunlar arasındadır.

Amasya, sancak beyliği olunca, zeamet ve tımarlar değişmedi, yalnız sancakbeyine 450 bin akçe verilmeye başlandı. Osmanlı devrinde de kültür merkezlerinden biri olan şehirde, birçok şehzade tahsillerini vali bulundukları sırada yaptılar.

XV. ve XVI. yüzyılda şehir, tarihçi Şükrullah, hattat Şeyhzade Hamdullah, Edip Taci Bey, Cafer ve Abdurrahman Çelebiler, şair Mihrî Hatun, bilgin Müeyyedzade Abdurrahman Çelebi, Zembilli Ali Efendi, hekim Sabuncuzade Şerefeddin gibi ünlü kişiler yetiştirdi. Ayrıca bilgin Hüseyin Hüsameddin Vasar da buralıdır.

Amasya Tarihi

İlkçağda Amaseia adını taşıyan şehrin, Büyük İskender zamanında adı geçmektedir. Fakat asıl Pontos krallığı zamanında önem kazandı ve kral Mithridates I burayı merkez yaptı. Şehir, Mithridates V’in Sinop’a nakletmesine kadar 200 yıl merkez olarak kaldı.

AmasyaRoma generali Pompeius Amaseia’yı serbest şehir haline getirdi. Burada M.ö. 63 yılına kadar tunç paralar ele geçti. Bizans devrinde Konstantinus zamanında (323-337), Pontos eyaletinin metropolisi oldu ve Hıristiyanlığın yayılmasında rol oynadı.

İmparator Phokas (602-610) ise şehirde kaldığı sırada kral sarayı ve kızı Eleni için bir kilise (bugün Fethiye camii) yaptırdı.

Sonradan Sasanîlerden Hüsrev Perviz’in eline geçtiyse de sonra Heraklius (610-641) burayı geri aldı. İmparator Leon’un zamanında da arap hâkimiyetine girdi. Dânişmendname’den edindiğimiz bilgiye göre, Melik Dânişmend Gazi bu şehri kuşattı ve aldı.

XI. yy. sonundan itibaren Dânişmendlilerin eline geçmiş olduğu bilinmektedir. Haçlı seferleri sırasında Raimond de Toulouse, şehre yürüdü ise de Türklere yenildi. Kılıç Arslan II’nin (1156-1192) burayı almasıyla şehir Dânişmendlilerden Selçuklulara geçti.

Selçuklu devleti Kılıç Arslan II’nin oğulları arasında paylaşılırken (1193), Amasya, Nizameddin Argun Şah’a düştü. Fakat bütün Selçuklu topraklarını alan Tokat beyi Rükneddin, burayı da ele geçirdi. Bir depremden sonra Alâeddin Keykubad I (1219-1236) şehri yeniden yaptırdı.

Moğollara karşı Harizmşahlar ile birleşen Selçuklular, Amasya’yı Harizmlerden Emîr Bereket’e tımar olarak verdiler (1231).

İlhanlı hâkimiyeti sırasında Anadolu’nun önemli merkezlerinden olan şehri rum vali naipleri yönetti. İlhan Ebu Sait Bahadır Han ölünce karışıklık baş gösterdi. Sivas naibi Ertena zamanında geçici bir sükûna kavuştuktan sonra oğullarına geçince tekrar karıştı. Bu durumdan faydalanan ve kendisini Ertena’nın mirasçısı sayan Hacı Şadgeldi Paşa burayı merkez yaptı.

Bu arada Amasya’yı almak isteyen Kadı Burhaneddin ile mücadele eden Şadgeldi sonunda öldürüldü (1380), şehir de oğlu Ahmed’in elinde kaldı. Fakat Emir Ahmed, Kadı Burhaneddin ile yaptığı mücadelede yenilince, Murad I (1362-1389) zamanında osmanlı şehzadesi Yıldırım Bayezid, Kadı Burhaneddin’i yendi ve Amasya ile çevresini osmanlı topraklarına kattı (1389).

Eyalet merkezi olan şehrin ilk valisi tayin edildi. Buranın güvenliğini sağlayan Bayezid, Kosova savaşına katıldığı için, şehrin idaresini «Beylerbeyi» unvanını vererek Şadgeldioğlu Ahmed Beye bıraktı. Amasya’yı almak için her an fırsat bekleyen ve birçok defalar mücadeleyi gerektiren Kadı Burhaneddin, Temurtaş Paşa kumandasındaki ordunun karşısında tutunamadı ve Malatya’ya doğru çekildi.

Timur’un yayılma siyaseti sırasında, Osmanlılar doğu sınırlarına giren Amasya’ya Şehzade Çelebi Mehmed’i gönderdiler (1398). Fakat Ankara’ya doğru ilerleyen Timur’a karşı koymak için topladığı asker ile Çelebi Mehmed harekete geçti (1401) ve yerine Yakup Paşayı bıraktı. Timur, osmanlı topraklarını kendisine bağlı olan beylere paylaştırdı, Amasya’yı da Kara Devletşah’a bıraktı.

Onun çok zalim olduğunu bilen ve kendisini istemeyen halk Yakup Paşayı tutmakta direnince, Amasya’nın biri şehre ve kaleye, diğeri de şehrin dışına ve dolaylarına bakan iki valisi oldu. Halkın Timur’a şikâyetleri devam edince şehre Ahmed Paşanın oğlu Şadgeldi II bey tayin edildi.

Devletşah’ın zulümleri devam edince emîr Şadgeldi başkanlığında toplanan meclis, Bolu’daki Çelebi Mehmed’in çağrılmasına karar verdi. Çelebi Mehmed, Amasya emirliğine getirildi ve şehir 1413’e kadar çevrenin merkezi haline gelerek Çelebi Mehmed’in faaliyetlerinde önemli rol oynadı. Osmanlı tahtına geçen Çelebi Mehmed, Amasya beylerbeyliğine Yürgüç Paşayı getirdi.

Amasya’daki büyük depremden (1415) faydalanan Karatatarlar ve Kastamonu Beyinin karışıklık çıkarmaya kalkması üzerine, Sultan Çelebi Mehmed, Amasya’ya gelerek onları Rumeli’ye sürdü (1418). Şehzade Mehmed (Fatih Mehmed II) Amasya valiliğine getirildiği sırada (1437) sekiz yaşında olduğu için ilk tahsilini burada yaptı.

Amasya beylerbeyi Hızır Paşa ve diğer Amasya beyleri İstanbul’un alınmasına katılınca (1453), Ertena oğlu Ali Bey, Amasya valiliğine atandı. İstanbul alınınca Fatih, şehzadesi Bayezid’i Amasya valisi yaptı.

Fatih Sultan Mehmed II ölünce (1481), yerine Amasya valisi Bayezid geçti. O da şehzadesi Ahmed’i Amasya valiliğine bıraktı. Ahmed iranlı bilginlere çok kıymet veriyordu. Hekimi iranlı Kutb Şirvanî ile nişancısı Ahmed Cami, Ahmed’in eğlencelerinden faydalanarak Şah İsmail’in propagandasını yapıyorlardı.

Şah İsmail de Erzincan’ı almıştı (1502). Çevrede Şiî ayaklanmaları baş gösterdi. Şehzade Ahmed 20 000 kişilik ordu ile Şiîler üzerine yürüdü ve Amasya’yı Şehzade Murad’a bıraktı. Şehzade Ahmed yenilince Şiîlerin elebaşısı Şah Kulu civara hâkim oldu.

Ayrıca Anadolu beylerbeyi Mehmed Paşa da yenildi. Ali Paşa da Şah Kulu ile Bozok yakınlarında yaptığı Gökçay savaşını kaybetti (1511). Bu sırada şehzade Ahmed, Amasya’yı oğlu Murad’a bırakarak tahta geçmek için yanındaki kuvvetlerle İstanbul’a gitti.

Amasya, şehzade Murad’ın valiliği sırasında şiî tehdidi altındaydı ve Şah Kulu’nun emriyle Zünnun Halife ve şeyhi Celâl Baba buralara hâkim oldu. Yavuz Sultan Selim tahta çıkınca Mustafa Paşayı Amasya’ya gönderdi; o da Ahmed Paşanın yardımı ile şehri aldı.

Taht iddiasında bulunan Ahmed, bu sırada Amasya’ya baskın yaparak saltanatını ilân ettiyse de, bir hile ile İstanbul’a çağırıldı. Harekete geçtiği sırada Yenişehir’de Yavuz Sultan Selim ile karşılaştı ve yenilerek öldürüldü.

Amasya beyliği de Şadi Paşaya verildi. Nihayet gene ayaklanmış Şiîleri bastıran Murad taraftarları, eyaletin merkezini Sivas’a naklettiler ve Amasya da oraya bağlı sancak merkezi haline getirilerek Rüstem Beye verildi (1518).

Kanunî Sultan Süleyman I (1520-1566) saltanatı sırasında, zaman zaman şiî saldırıları oldu ise de nihaî güvenliği sancakbeyi Veli Paşa sağladı (1534). Bir ara Sivas ile ilgisini kesip bağımsızlaşan Amasya, Mehmed Çelebiye verilerek tekrar Sivas’a bağlandı. 1557’de şehrin valiliğine kardeşi Selim ile mücadele eden ve nihayet İran’a kaçan şehzade Bayezid tayin edildi.

Onu takiben de Sinan Paşa vali oldu. XVI. yüzyılda çevrede ayaklanmalar artınca Hüseyin Paşa Amasya müfettişi ve mutasarrıfı oldu; fakat onun mücadeleleri saraya yanlış aksedince geri çağırıldı. Buna kızan Hüseyin Paşa da ayaklananlar arasına katıldı.

Hüseyin Paşayı Saraya göndermesi şartıyla kendisine Amasya beyliği verileceği vaat edilen Karayazıcı, isteneni yapınca Amasya sancakbeyi oldu (1599). Devam eden karışıklıklara ancak Kuyucu Murad Paşa son verdi (1608).

Bu tarihten sonra hareketsiz geçen şehrin tarihi Millî Mücadelede rol oynadı. Sivas kongresinin kararları Amasya’da alındı (21 haziran 1919).

Arkeoloji

Çevresindeki ve Suluova’daki höyüklerden toplanan seramik parçalarına nazaran, M.ö. 3000’den itibaren iskân görmüş ve Kalkolitik, Bakırçağ, Hitit ve Frig devrelerini yaşamıştır. Orta Anadolu özelliğini taşır. Şehrin en eski kalıntıları, M.ö. III. yüzyılda Pontos krallığının başşehri olduğu devreye aittir.

Şehrin Helenistik çağı hakkında Amaseia’lı Strabon (M.ö. 63—M.S. 19) bizi aydınlatarak, Pontos krallığı devrine ait olan saray, kale, mezarlar, merdivenli kuyular, köprüler hakkında bilgi verir. Sonradan Mithridates V Euergetes (M.ö. 170-150) Pontos krallığının merkezini Sinop’a nakletti.

Amasya Kalesi Tarihçesi

Coğrafyacı Strabon’un verdiği bilgiye göre tabiat bakımından da müstahkem olan şehre, Yeşilırmak’m üst taraflarında kaya üzerine bir kale yapılmıştır. Bu kalenin doğu ve güneyinde inen duvarlar şehri, nehir boyunca kuşatan duvarlar ile birleşiyordu.

Nehrin karşı tarafında ise «proasteion» denilen kalenin dışında kalan bir mahalle vardı. Kale VIII. yüzyıla kadar kullanıldı. Bugün kaleden ve nehre inen duvarlardan bazı parçalar ve tepede Roma devrine ait bazı duvarlar kaldı. Bunlar, büyük ve düzgün taşlardan yapılmış ve dış yüzeyleri çıkıntılıdır.

Helenistik devre ait temelle sonradan bizans, selçuk ve osmanlı devrinde kullanıldı. Evliya Çelebi’ye göre, bu müstahkem yerin planı XVII. yüzyıla kadar görülebiliyordu ve tepedeki kale, beş köşeli bir yapıydı. Kalenin içersinde de saray, barut depoları ve sarnıçlar vardı.

Strabon’a göre kale surlarının içinde kalan sarayın, bugün sadece üzerinde yer aldığı teras ve destek duvarları mevcuttur. Dernschwam adlı gezginin notlarına göre, bu yapı XVI. yüzyıla kadar ayakta kaldı ve Osmanlılar askerî depo ve çadır dokuma yeri olarak kullandılar. Sarayın dış kısmı taştan, iç kısmı taş, tuğla ve ağaçtan yapılmıştı.

Amasya Kral Mezarları Tarihi

Yerli yerinde duran mezarırdan sarayın arkasındaki taraçada yer alanlar, M.ö. III. yüzyıla ait olan kral mezarlarıdır. Civarda ayrıca dağınık vaziyette 17 mezar daha vardır. Bir de şehrin dışında, Rahip Tes’e ait olan ve «Aynalı mağara» adiyla bilinen, cephesi düz mezar çok güzeldir.

XI. Yüzyılda keşişlerin kullandığı, iç ve dışının resimlerle süslü olduğunu bildiğimiz mezarın kapısında bir de kitabe vardır. Bu bölge mezarlarının özelliği, kayadan bir galeri ile ayrılmalarıdır. Mezarların dış görünüşü, üstü bazen alınlık şeklinde olan, kayadan ayrılmış bir mihrap şeklindedir.

Pencere şeklinde kapalı bir kapının bulunduğu ve yerden yüksek olan mezar odası, lahit ve ölü hediyelerinin konabileceği mihraplar ihtiva eder. Tavan kemer şeklindedir. Bazılarına Bizanslılar zamanında renkli resimler yapılmıştır.

Merdivenli kaya tüneli

Tepesinden su bulunan yere kadar uzanan ve kayaya oyulmuş dik merdivenlerin yer aldığı kuyular, belki de askerî önemi olan gizli yollardı. Bir tanesi kalenin tepesinden 70 m. aşağısındaki suyun bulunduğu kısma, diğer ikisi de kral mezarlarından, sarayın bulunduğu taraçaya kadar devam eder.

Osmanlılar, bu merdivenli kuyuları cezaevi olarak kullandılar. Bunların askerî gayelerle M.ö. III.-I. yüzyıllarda yapılmış olması muhtemeldir.

Köprüler

Strabon’un bahsettiği köprülerden, doğudan batıya sıra ile, Kuş köprüsü; ağaçtan yapılan Hükümet köprüsü; taş direkleri suyun içindeki toparlak kemerlere dayanan Alçakköprü; ağaçtan yapılmış Maydanos köprüsü; yıkılmış olan Sultan köprüsü; taştan yapılmış Meydan köprüsü.

Diğer eserler

Yazılı eserlerden şehirde bir stadyum ve tiyatronun mevcut olduğu anlaşılıyorsa da yeri belli değildir. Roma devrine ait kanatlı Eros figürlerinin taşıdığı girlantlar ve medusa başları ile süslü olan lahit, Halifet Gazi türbesinde kullanılmaktadır. Roma devrine ait kemer kalıntılarına nazaran, eski Amasya 6-7 m. daha aşağı seviyedeydi.

Amasya selçuklu dönemi eserleri

Burmalı cami, kale içerisindedir ve Evliya Çelebi Mahkeme camii olarak adlandırılmıştır. Ortada üç sahına bölünür. Yanlarda karşılıklı duran kalın ayakların araları kemerlerle bağlanmış, üstleri de tonoz ve köşe bingilerine oturan küçük kubbelerle örtülmüştür.

Bu yapı, düz tavanlı yapı tarzından tonoz ve kubbeli yapı tarzına geçişi gösterir. Çiriş kapısının solunda bir türbe, sağında da bir minare vardır. Kapısındaki kitabeye nazaran, Gıyaseddin Keyhüsrev II (1237-1247) zamanında yapılmıştır. Yangın ve depremden zarar görerek tamir edilmiştir.

Diğer selçuk eserlerinden, hem medrese hem de cami olarak kullanılan Gökmedrese ve yanındaki türbe de kayda değer. Cami, beş sıralı üçer kubbe ve tonozla örtülmüştür. Sade ve silindir şeklinde bir niş, mihrabı teşkil eder.

Camiyi ve iki katlı türbeyi, Amasya valisi Turumtay, 1266-1267 yıllarında yaptırmıştır. Bunun yakınında, aynı yıl Gıyaseddin Keyhüsrev III zamanında, gene Turumtay’ın yaptırdığı Turumtay türbesi yer alır.

Cephesinde arabesk bitki motifi süsü vardır. Ayrıca, sekiz köşeli ve yıkılmış durumda olan Halifet Gazi türbesi de arabesk süsler taşır. Bir de Sultan Mesud’a ait olduğu söylenilen, fakat tarihi bilinmeyen bir türbe vardı.

Osmanlı dönemi eserleri

Bayezidpaşa camii, bu devrenin en eski yapısıdır. Üstü iki kubbe ile örtülen caminin, son cemaat yeri öndedir. Yanlarda da ikişer kubbeli medreseler yer alır. Kitabesine göre, emîr Vezir Bayezid Paşa, mimar Yakup bin Abdullah’a yaptırmıştır (1414).

Gene osmanlı devrine ait Yürgüçpaşa camii de iki kubbe ile örtülüdür ve yanlarda ikişer kubbeli medreseleri vardır. Sağlam ve sade olan bu camiyi, Murad II zamanında vezir Yürgüç Paşa yaptırmıştır (1428).

Osmanlı devrinin en tipik yapısı, Bayezid II’nin kurduğu külliyenin camiidir. İki kubbe ile örtülüdür. Son cemaat yeri önde ve beş kubbelidir. Yan nefler üçer küçük kubbeye sahip ve ana eksene simetriktir.

Kitabesine göre 1486’da yapılmıştır. Bu külliye içindeki Kapıağası medresesi sekizgen planı ile osmanlı medreseleri arasında istisna teşkil eder. Sekizgenin kıble tarafında, dışa çıkıntılı, yukarı kısımlarında pencere olan ve büyük bir kubbe ile örtülü, ders okunan ve namaz kılınan sahın kısmı yer alır.

Sekizgenin diğer kenarında, kubbeli üçer talebe hücresi ve bunların önünde de üçer kubbeli birer revak yer alır. Kuzeybatı kenarının ortasındaki kapıdan ve bir dehlizden geçilince, sekizgen şeklindeki avluya girilir.

Medrese bugün haraptır. Mehmedpaşa camii (1486) ve Pazar camii (XV. yüzyıl) pek önemli eserler sayılmaz. Türbeler arasında Şadgeldipaşa (1381), Şehzade, Şehzadeler, Halkalı Dede (1474) ve Şehzade türbeleri (1513) sayılabilir.

Şehzadeler türbesinde bir kubbenin altında dört sanduka vardır ve kitabesine nazaran bunu, Çelebi Sultan Mehmed yaptırmıştır (1410).

Şehzadelerin yaptırdığı Beyler sarayı denilen sarayın kalıntılarına göre, bu yapıda bir harem dairesi, bir selâmlık, üç ağalar dairesi, ikişer hamam ve mutbak ve mermer havuzları olan iki bahçe de vardı. 1698-1699 Yılları arasında yapılan iki katlı Taşhan ise deprem sebebiyle bugün harap haldedir.

İklim

İlde Karadeniz iklimi – kara iklimi arasında bir geçiş iklimi hüküm sürer. Yazları kara iklimi kadar kurak, Karadeniz iklimi kadar yağışlı değildir. Kışları ise Karadeniz iklimi kadar ılıman, kara iklimi kadar sert değildir. Ayrıca Yeşilırmak ve vadinin verdiği yumuşatıcı etki de yadsınamaz boyuttadır. Kış mevsiminde vadinin verdiği özellikten dolayı yükseklerde kar olsa bile şehir merkezinde kar etkisizdir.

Tarım ve Sanayi

Halkın başlıca geçim kaynağı tarımdır. Yeşilırmak’ı iki yanma sıralanmış bahçelerde sebzecilik, bağcılık, meyvecilik, en fazla da elma üreticiliği dikkati çeker. Bunlar dışında kalan başlıca ürünler buğday, arpa, yulaf, mısır, pirinç, şeker pancarı, haşhaş, tütün, az miktarda da pamuk ve ayçiçeğidir. Ayrıca, 800 000 kadar da hayvan beslenir.Amasya’da sanayi pek gelişmemiştir. Kiremit ve un fabrikaları dışında bir şeker fabrikası ile meyve suyu tesisi, bir de ayakkabı fabrikası vardır.

 

 

Amasya

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir