Antakya

Antakya, Hatay ilinin merkezi. Antakya kenti, Suriye’den gelerek Türkiye sınırları içinde Akdeniz’e dökülen Asi ırmağının sol kıyısındaki Habibneccar dağının eteklerinde kurulmuştur.

Antakya Tarihi

Kent, Büyük İskender döneminde kurulmuş olmakla birlikte, İskender’in mirasçılarından Seleukos tarafından neredeyse bütünüyle yeniden yaptırılmış ve babasının adı Antiokhos’tan Antioekhia adı verilmiştir. O dönemde dağ ile Asi ırmağının sol yakası arasında dikdörtgen biçiminde uzanan ve yalnızca iki mahalleden oluşan kent, Seleukos’un ölümünden sonra, yerine geçenler tarafından Seletki (Seleukoslar) devletinin başkenti yapılmış, Antiokhos IV döneminde (İ.Ö. 175-İ.Ö. 163) büyük ölçüde genişleyerek, alanı iki kat büyümüş, mahalle sayısı da dörde çıkmıştır. İ.Ö. 69’da bir depremden büyük zarar gören Antakya, İ.Ö. 64’te Roma egemenliğine girmiş ve Roma İmparatorluğu’nun Suriye eyaletinin merkezi olmuş, çeşitli anıtlarla süslenmiş, surları genişletilmiştir.

Ama önemli bir deprem kuşağı üstünde bulunduğundan İ.S. 35 ve 115’teki iki büyük depremden de büyük zarar görmüştür.

256-260 arasında Sasanilerin egemenliğinde kalan, sonra Romalılar tarafından geri alınan kent, hıristiyanlık döneminin önemli merkezlerinden biri olmuştur.

Bizans döneminde de önemini koruyan Antakya, Bizans’ın İran’a yaptığı seferlerde üs olarak kullanıldı. Bu dönemde yangın (525), deprem (458,526, 528, 551, 557, 577), veba salgını (542) gibi yıkımlara da uğrayıp, 611 de yeniden Sasanilere geçti. 628’de Bizanslılar tarafından geri alındı. Hazreti Ömer döneminde, Araplar tarafından fethedildi (638).

Arap egemenliğinde birçok onarım ve bayındırlık çalışmaları yapılan ve bir askerî üsse dönüşen Antakya, Abbasilerin gerilemesinden sonra, 968’de Nikephoros Phokas II tarafından yeniden Bizans topraklarına katıldı. Bu dönemde özellikle üzüm ticareti yapılan bir kent olarak gelişti: Bizans’ın çeşitli üzümleri Antakya’dan Halep’e gönderiliyor, Uzakdoğu’dan bazı üzüm çeşitleri de, Antakya’dan Bizans topraklarına giriyordu.

XI. yy’da Selçuklu akınlarının başlatıldığı kent, 1075-76’da Suriye’ye giren Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından kuşatıldıysa da, BizanslIların 20 000 altın ödemeleri karşılığında kuşatma kaldırıldı. Ama 12 Aralık 1084’te, gene Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından ele geçirildi. 3 Haziran 1098’de Haçlılar tarafından alınıp, 1268’e kadar Haçlıların egemenliğinde kaldı. O tarihte Memluk sultanı Baybars tarafından geri alınıp, bu el değiştirme sırasında büyük ölçüde yıkıldıysa da, Baybars’ın buyruğuyla onarıldı.

Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde Osmanlı topraklarına katılan (1516) Antakya, Osmanlı yönetim örgütünde Halep eyaletine bağlı sancaklardan birinin merkezi oldu. XVI. yy’da mahalle sayısı, çeşitli kaynaklara göre 22 ya da 24’tü.

Kentin XVII. yy’daki tarihiyle ilgili bilgi veren kaynaklardan Evliya Çelebi’ye göre, 8 saraylı, sağlam surlu, suyu bol bir kentti; 7 çarşısı vardı ve bunlardan üçünün üstü kapalıydı. Antakya’da daha önceki dönemlerde olduğu gibi, Osmanlı döneminde de şiddetli depremler oldu; özellikle de 1615’teki depremden büyük zarar gördü.

XVIII.yy’la ilgili bilgiler, bu yüzyılın başlarında kentte ticaret ve elsanatlarının gelişmiş ve çeşitlenmiş olduğunu, sözgelimi 1710’da kentte 1 161 esnaf bulunduğunu, bunlar arasında dokumacılıkla uğraşanların çoğunlukta olduğunu göstermektedir.

Kentte bu dönemde, önemli bir dışsatım ürünü olarak mavi boyalı bezler üretiliyordu. Ayrıca aba, kilim, keçi kılından heybe, vb. dokumacılık ürünleri yapımı yaygınlaşmış, ham ipek dışsatımı artmıştı.

XIX. yy’ın ortalarına kadar Antakya kentinde sur dışında henüz mahalle yoktu. Ama bu yüzyılın ikinci yarısında, kent sur dışına da taşmaya başladı.

XIX. yy’la ilgili tahminlere göre nüfusu 6 000 dolayında olan kent, biri yüzyılın başındaki (1822), biri sonundaki (1872) iki depremden yeniden büyük zarar gördü.

Bu arada, kentte sanayi etkinliği olarak zeytin işleyen kuruluşlar, özellikle sabun yapım yerleri çoğalmıştı. Kentin çarşısı kuzeye doğru birbirine paralel uzanan üç cadde boyunca yayılıyordu. XIX. yy’ın sonunda kentte bir iplik fabrikası kuruldu.

Birinci Dünya Savaşı sonunda Antakya, 1918 sonbaharında İngilizler tarafından işgal edildi; sonra İngilizler tarafından Fransızların yönetimine bırakıldı.

21 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Antlaşması’yla Fransa, İskenderun sancağı adı verilen bir yönetim birimine yönetim özerkliği tanımayı kabul etti (Antakya da İskenderun sancağı içinde yer alıyordu).

29 Mayıs 1937’de Hatay devleti kurulunca, Antakya bu yeni devletin başkenti oldu. 23 Haziran 1939’da imzalanan antlaşmayla Hatay devleti Türkiye’ye bağlanıp, aynı adlı ili oluşturunca, Antakya da bu ilin merkezi oldu.

Türkiye’ye katılmasından sonra ilk yapılan nüfus sayımında (1940), Antakya’nın nüfusu henüz 30 000’i bulmuyordu (26 939). Bu sayı 1965’te 50 000’i (57 655) aştı. 1980’de 100 000’e yaklaştı (94 942), 1985’te 100 000’i de aşıp (107 821), 1990 sayımında 123 871 ‘i buldu.

Antakya, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içine alındıktan sonra, hızla gelişti. Asi ırmağının kent içindeki kesiminde çığır temizlendi ve kent bu dönemde, ırmağın sağ kıyısına da geniş biçimde yayıldı.

Günümüzde ırmağın sol yanında kalan dar ve dolambaçlı sokaklı mahallelere karşılık, ırmağın sağ yakasında geniş caddeli ve meydanların yer aldığı yeni kesimler yayılır; bu iki kesim birbirine Asi ırmağı üstündeki Roma köprüsüyle bağlanır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir