Anthony van Dyck Kimdir,Hayatı | Ressam Biyografileri |

Anthony van Dyck Kimdir, (22 Mart 1599, Anvers, Flandre – 9 Aralık 1641, Londra, İngiltere),Flaman ressam.

Anthony van dyck hayatı

Anvers’li bir tacirin oğlu, meslek hayatı kısa, fakat göz kamaştırıcıdır.

Prenslerin ve kralların gözdesiydi, İngiliz portre okulunu kurdu ve bir renge adını verdi: «Van Dyck kahverengisi».

1609’dan 1612’ye kadar Van Balen’in yanında çıraklık yaptı.

İhtiyar adlı bir resmi (Del Monte koleksiyonu) 1613 tarihini taşır.

Jordaens ve Rubens ile çalıştı, 1618’de usta oldu.

1620’de koleksiyoncu Howard tarafından İngiliz sarayına sokuldu ve Howard’ın sayesinde Venedik resmini tanıdı.

1622’den 1627’ye kadar İtalya’da oturdu; Roma’da kardinal Bentivoglio’nun misafiri oldu, sonra Cenova’ya yerleşti ve özellikle portreler çizdi.

1627-1632 Arasında Anvers’de kiliseler için çalıştı ve portreler yaptı.

1630’da Paris’e gitti, meşhur kemerlerin gravürlerini yaptı (Van Dyck’in İkonografyası).

1632’de Charles I, ona şövalye unvanını verdi, lutuflara ve paraya boğdu. Van Dyck o tarihten sonra İngiliz soylularının resimlerini çizdi ve Blacfriars’da veya Elthamdaki kır evinde lüks bir hayat yaşadı.

Sanatçı önceleri Caravaggio ile Jordaens’in etkisi (1613 – 1620 arasında çizdiği birçok Havari Başları veya Sarhoş Silena’da [Brüksel müzesi] hissedilir) arasında kararsız kaldıktan sonra, yaygın fırça vuruşunu ve parlak renklerini benimsediği Rubens’in üslûbuna kendini kaptırdı; fakat bu üslûbu değiştirerek mizacına uydurmayı başardı.

Rubens gibi edebi ve mitolojik konuları işledi: Su Perilerinin Yıkanması, Diana ve Endymion, Amaryllis ve Myrtila, Renaud ile Armida.

Van Dyck aynı zamanda büyük bir katolik ressamdır; Brabant ve Flandre kiliseleri için hazırladığı geniş tuvallerde, ölçülü ve yumuşak, yepyeni bir barok anlayışı görülür.

Dindarlığı sonsuz, bitkin bir üzüntüyü yansıtan ince ayrıntılarla doludur.

Kutsal Aile, Pieta gibi tablolarında görülen bu özellik, resimlerinin beğenilmesinde büyük bir rol oynadı.

Fakat Van Dyck asıl başarısını eşsiz portreciliğine borçludur (Cenova, Brüksel ve Londra’da yaptığı portreler).

Cenova’da, Rubens’in gösterişli portrelerini örnek alarak Spinola’lar, Durazzo’lar gibi en büyük aileleri olanca haşmetleriyle vermeyi bildi.

Şahlanan atlarını zaptetmeğe çalışan binicilerin, ağır kumaştan elbiseleri içinde dimdik duran mağrur kadınların boy resimlerinde anıtsal bir görünüş elde etmek için Van Dyck’in bulduğu yol ufak çizgisini aşağıdan almak, yüzleri aşağıdan yukarıya doğru bakılıyormuş gibi göstermekti.

Bu alanda en başarılı eserleri Balbi Markizi, Paola Adorno, Marki Cattaneo, beyaz atı üstünde Tommaso di Carignano ve bir kırmızılar cümbüşü içinde Roma’da yaptığı Kardinal Bentivoglio’nun portreleridir.

Brüksel’de ise, müşterilerinin çoğu burjuva, dost veya sanatçı olduğu için, Van Dyck flaman üslûbuna has yan boy portrelerine döndü, sadeliğe, uçuk renklere, yuvarlak biçimlere daha önem verdi, kişisel ayrıntılar üstünde titizlikle durdu: ressamlardan J.Van Waele ve G. de Grayer’in, heykeltıraş Colijns de Nole’ın ve özellikle Marie – Louise de Taxis’in portreleri.

Buna karşılık, Ingiltere’de yaptığı dört yüz portrede Van Dyck bir siluetin, bir yüzün sadece en ayırt edici çizgilerini yakalamakla yetinmedi, her kişinin yüzünde o kişinin peşinden koştuğu ideali de yansıtmaya çalıştı.

Bu resimlerde boyanın çok ince tabakalarla sürülmesi, en ince ayrıntıların bile belirmesine imkân verir; sıcak renklerle işlenen gölgeler, yaldızlı veya gümüş rengi ışığın etkisini daha da artırır; kadife, ipekli ve saten gibi kumaşların şaşırtıcı gerçekçiliği, hepsi de seçme tonlarıyla ele alınan mavi, mor, beyaz v.b. renklerin değerlendirilmesine imkân verir.

Bedford kontesi Anne Carr’ın, George ve Francis Villiers nin, Mary Ruthven’in, yeşillikleri ortasında, atını dizgininden tutan, siyah şapkalı, beyaz ipek ceketli, kırmızı pantoionlu Charles rin portreleri ve bunlara benzer daha nice resim, bir milletin, imtiyazlı sınıfı açısından çizilmiş kocaman bir portresi gibidir.

Van Dyck’in en güzel portreleri, Chesterfield ve Damley kontlarının, Mountbatten ve Norfolk lordlarının, Devonshire dükünün ve özellikle İngiltere kraliçesinin koleksiyonlarındadır.

Dini tablolarının bir kısmı Meschelen’de Saint-Rombaut, Gand’da Saint-Michel.

Dendermonde’de Notre – Dame, Courtrai’de Notre-Dame, Anvers’de Augustinus kiliselerinde ve Saventhem’dedir.

Müzelerdeki eserleri şunlardır

Anvers’de, İsa Çarmıhta, Martin Pepin’in Portresi; Brüksel’de, Aziz Petrus’un öldürülmesi, Aziz Felice di Cantalice, Sarhoş Silena, Duquesnay’nin ve Cenovalı Bir Kadınla Kızı’nın portreleri; Gand’da, Jüpiter ve Antiope; Louvre’da, Bağışçıların Meryemi, Renaud ve Armida, Külâhlı Adam, Odescalchi, F. de Moncade ve Charles I’in portreleri, Kendi Portresi; Londra’da, Aziz Ambrosius ve Aziz Theodosius, C. Van der Geest’, George ve François Villiers, Bulbileun Çocukları, Cattaneo Marki ve Markizi’nin portreleri; Madrid’de, Diana ve Endymion, Mary Ruthven, Charles I; Münih’te, Meryem, Suzanna ve İhtiyarlar, Petel, Suayers ve Van WaeVin portreleri; Torino’da, Thommaso di Carignano; Cenova’da. At Üstünde Anton Brignole – Sale, Paola Adorno; Viyana’da, Kutsal Aile, Samson ile Dalila, Moncade Markisi’nin portresi; Vaduz’da, Marie-Louise de Taxis; Leningrad’da, Kutsal Aile, Sir Wharton’un ve Charles 7’in portreleri; Baltimore’da Çocuklu Meryem; Washington’da Filippo Cattaneo, Markiz Balbi, Paola Adorno ve Oğlu nun portreleri; Göteborg’da Amaryllis ve Myrtile.

Bir cevap yazın