Arap Camii

Arap camii kitabesi
Arap camii kitabesi

Arap Camii Galata’nın Arap Camii Mahallesinde, Tersane Caddesi’nin Hediye Sokağı karşısında ve Galata Mahkemesi Sokağı’ndadır.
İstanbul’un fethi için gelen Arapların komutam Mesleme Abdülmelik tarafından 715 yılında yaptırılmıştır.

Arapların Bizans üzerindeki nüfuzu azaldıktan sonra, Galata’daki Batinler bu mabedi kiliseye dönüştürmüşlerdir. Sonra da Dominiken Papazları
tarafından bugün kare ve sivri külahlı minare olarak görülen çan kulesi yapılmıştır. İstanbul’un fethinden sonra yeniden camiye
dönüştürülen mabed günümüze gelene dek zaman zaman tamir edilmiş ve eklemeler yapılmıştır.

-Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Arap Camii hakkında şöyle demektedir:

‘Öner ibn-i Abdülaziz hazretleri 1” tarihinde miladi718) Şam Halifesi iken yüzbin askerle karadan ve denizden İstanbul’a gelip.
Karadeniz Boğazından Galata tarafına geçti..arap Camii diye tanınan camii yaptırdığı için Arap camii derler, kıblesi gayet doğrudur.
galatanın kuzey tarafından Ömer ibn Abdülaziz bir kale yaptırıp adını “Medinetel-Kahr” koydu…

Sonra Galata içinde o taraflarda
bir cami yaptırdıkları için halen ‘Arap Camii” derler. Galata’daki imaret ve camiler Hazret-i Ömer ibn-i Abdülaziz yapısıdır.
Birçok kereler kiliseye çevrilmiştir. Fakat sonunda yine cami oldu. İçinde birçok sütunlar vardır. Ruhaniyetli bir camidir. Bir
dışarı avlusu, bir de yüksek minaresi vardır.

Galata… İkinci hisarda Arap Camiine gelinceye kadar yine (kefere) yoktur. (Lofça Kalesi) Deli Hamamı güzel ve eski yapı olitp,
Galatadaki Arap Camii’nin vakfıdır.”

Cami, tarihi önemi büyük yapıdır. Bütün tarihçilerin, Doğu bilimlerde uğraşan bütün bilginlerin dikkatlerini üzerinde toplamıştır.
Nitekim, Galata ve İstanbul hakkında hiç bir eser yoktur ki, Arap Camii’nden sözetmesin… Fakat, XX. yüzyıla kadar bu ma’bed
hakkındaki bilgiler Arap ve Osmanlı müelliflerinin eserlerine dayanmaktadır.

Ancak, yüzyıllar sonra Katolik ve Ortodoks yazarları
ve papazları hiç de İlmi olmayan ve hiçbir belgeye dayanmayan bir takım iddialar ortaya koyarak, Arap Camii’nin bir kilisenin
temelleri üzerine oturtulduğunu ve bu tarihi yapının esasta kendilerine ait olduğunu ispata çalışmaktadırlar. “Dominik Tarikatı
Misyonu”nun başında bulunan Benedetto Palazzo’dur.

Bu Katolik papazı 1956 yılında yayınlanan “L’Arap-Djami ou Eglise Saint-Paul a Galata” adlı kitabında “Bizanslıların ve Müslümanların Arap Camiinin kendi eserleri olduğu yolundaki iddiaları hiç bir tarihi temele dayanmamaktadır” derken, yapının Latinlerin eseri olduğu yolundaki iddiaları şu temelsiz yorumlara dayanmaktadır:

“Evvela, Arablar İstanbul’a saldırılarının hiç birinde Galata’da cami inşa edememişlerdir. Sonra, bütün camiler İstanbul tarafında
inşa edildiğine göre, İmparatorlar Müslümanlara, hiç bir zaman, Galattı’da böyle bir izin vermemişlerdir. Bu da, Arap Camii
hakkındaki Müslüman iddialarının tarih bilenler için ciddiye alınamayacağım ortaya koymaktadır. ”

-Rahip Benedetto Palazzo, Arap Camii’nin eski bir Bizans kilisesi olduğu yolundaki iddiaları da reddedip şöyle demektedir:

“Hayır!.. Arap Camii eski bir Bizans eseri olamaz!.. Bu ma’bed, mimari nitelikler bakımından, Batı eserlerini hatırlatmakdır.
Bugün minare olan çan kulesi, eskiden kalma penceredeki gotik kemer, sağ tarafdaki mihrab, üç eski mihrabın kemerleri ve daha nice
belirtiler bunun bir Gotik eser olduğunu göstermektedir. Bildiğim kadarıyla, hiç kimse bu Gotik eseri Bizanslılara yakıştırma
cesaretini kendinde bulamaz”.

-Dominikan Papazı Palazzo, kitabının bir yerinde de, Arap Camii’nin yüzyıllar boyu geçirdiği değişikliklerden, özellikle
1910’lardan sonraki tamirlerinden sözediyor. Fakat, ortaya tarihi bir belge koymadan, sadece duvarında bugün de bulunan bir Latin
armasını delil göstererek ve İlmi hiçbir belgeye dayanmayarak bazı varsayımlarla iddiasında ısrar ediyor:

“Bugünkü Arap Camii, 1913’de başlayan ve 1919’da biten, gördüğü en son tamirin izlerini taşımaktadır. Bu son tamir hakkında devrin
bir gazetesi, İstanbul’da Fransızca yayınlamakta olan “La Turquie” 18 Ocak 1914 günkü sayısında şu bilgileri vermektedir: “Evkaf
Nezareti, bir süredenberi, ünlü Arap Camii’nin restorasyonuyla bir Giritli mimarı görevlendirmiş bulunmaktadır. Halen binanın
büyük bir kısım yıkıktır.

Arap Camii’nden ayakta, sadece, dört duvar ve minare olarak kullanılan, İstanbul’un hiç bir camiindekine
benzemeyen, ilginç kule kalmış bulunmaktadır. Bu konuda verilen bilgiden anlaşıldığıma göre, minarede her hangi bir değişiklik
düşünülmemektedir”.

Yine bir tamirat sırasında bazı Bizans freskleri ve döşeme tahtaları kaldırıldığı zaman da, Cenevizlilerden kalma, bazı mezar
taşları bulunmuştur. ”

Bir duvarında Latin armasının olması kazılar sırasında Cenevizlilerden kalma bazı mezar taşlarının bulunması Arap Camii’nin
kesinlikle kilise temelleri üzerine oturtulduğunu veya sonradan camiye dönüştürüldüğünü ispatlamaz. Bu inandırıcı bir açıklama
değildir.

Arap Camii’nin kiliseye dönüştürüldükten sonra bazı değişikliklerin yapıldığı da pekala söylenebilir. Bugün Bizans kilisesinden
çevrilen İstanbul’da pek çok cami bulunmaktadır.

Bu camilerin duvarlarında, kapı üstlerinde Müslüman ve Türk arması sayılabilecek
kitabeler ve göğe doğru yükselen minareleri vardır. Hatta, camiye dönüştürülen eski Bizans kiliselerinin içinde Müslüman kabirleri
bile görülmektedir. Örnek vermek gerekirse bunlardan biri Atik yapısı olmadığını mı?

Camiye dönüştürülmediği halde, bir süre Askeri Müze olarak kullanılan “Aya İrini” Kilisesinin kapısı üstünde Türk arması
sayılabilecek iki kitabe vardır. Yine Galata’daki Yeraltı Camii eski adıyla “Kurşunlu Mahzen” içinde Amr-İbml-As, Vehb b. Hüşeyre
ve Süfyan b. Üyeyne isimlerinde üç sahabeye ait kabirler bulunmaktadır. Bu kabirlerin burada bulunması bu yapının Cenevizlilerden
kalma bir mahzen olduğu gerçeğini değiştirmez. Bir katolik olan Prof. Mamboury de, aynı sudan iddialardan biri Atik Mustafa Paşa
Camii’dir. Bütün bunlar neyi ispatlar? Bu camilerin birer Bizans yapısı olmadığım mı?

“Arap Camii’nin bir parçası olan kule günümüze kadar, hemen hemen, eski hüviyetini korumuştur. Kulenin dört katı vardır ki, en
üsttekinde çanlar bulunuyordu. Bu kat dört bir tarafa açılmış olan üçer pencereden gün ışığı almaktaydı. Her pencere, üzerinde haç
şeklinde sütun başlıkları bulunan küçük sütunlarla bölünmüştü”.

-Ayvansaraylı Hüseyin ise “Hadi-katül Cevami”de; Arap Camiini, Arapların İstanbul’u ikinci kuşatmalarında Arab kuvvetlerine komuta
etmiş olan, Emevi Hanedamndan Müslime b. Abdil-Meiik’in yaptırdığım belirtmekte ve şöyle demektedir:

“Galata’dan ilk sözeden Türk tarihçisi Karamam olmuştur. İkinci Mehmed devrinde yaşamış olan yazar “Ahbarü’l-Düvel” adlı tarihinde
Arapların Galata’yı ele geçirdiklerinden söz etmekte ve Müslime’nin Arap Camii’ni yaptırdığını ileri sürmektedir.”
-Karamani’nin Arap Camii hakkında yüzyıllar önce verdiği bilgileri, Batılı yazarlar çürütme gayretine düşmüşlerse de bugüne kadar
ilmi hiç bir açıklama ve belge ortaya koyamamışlardır.

Rahip Palazzo bile bütün fanatikliğine rağmen, Arapların İstanbul içinde
hem de birden fazla camileri bulunduğunu ve Arap kumandanı Müslime tarafından yaptırıldığını şu sözleriyle itiraf etmektedir.
Dominikan Papazı, Arapların İstanbul üzerine iki seferi olduğunu belirtirken yanılıyor.

Türk tarihlerinde, Arap ordularının bazı
yıl farklarıyla 7-9 kuşatma seferi olduğu yazılıdır Fakat, tarihçilerin büyük çoğunluğu Emevilerle Abbasilerin İstanbul’a beş
sefer yaptıklarında birleşir.

Hemen hemen bütün Türk ve müslüman kaynaklarında da Arap Camii’nin Müslime tarafından yapıldığı görülür.
Celal Esad Arseven’e göre de, Arap Camii Araplar tarafından yapılmış sonra Bizanslıların, daha sonra Latinlerin eline geçmiştir.
Bütün Batılı yazarlar gibi, Dominik Tarikatı Misyonu’nun İstanbul’daki başkam rahip Benedetto Palazzo da Müslime’nin İstanbul’u
kuşattığını,Bizanslılarla yaptığı barış anlaşmasında bazı şartları kabul ettirdiğini ileri sürerek şöyle yazmaktadır:

“Müslime kuşutmayı bazı şartlarla kaldırdı, . ancak, İstanbul’dan ayrılmadan önce İmparatorla konuştuğu ve ondur. “şerefli bir
barış” kopardığı, yıllarca sonra, İmparator Konstantin Porfirojenet’in yakındığı bir açıklamadan anlaşılıyor. Konstantin
Porfirojenet (912-959) şöyle demiştir.

“İmparatorluk Sulh Mahkemesi yakınındaki Arap Camii Müslime’nin yüzünden burada bulunmaktadır.”
Bu camiin İmparator Leon ve Müslime arasında varılan anlaşma sonucu inşa edildiği böylece kesinlik kazanmış oluyor.

Ancak, İmparatorluk Sulh Mahkemesi’nin yeri kesin olarak bilinmiyor. Konstantin Porfirojenet’in sözlerine bakılırsa, bunun “Forum
Konstantini’ ” yakınlarında bulunması gerekir.

Paspati’ye göre, bu mahkeme “Sofyen Limanı” (Kadırga Limanı) dolaylarında Aya
Anastasias Kilisesi (Sokullu Mehmed Paşa Camii) yakınlarında bulunuyordu.

Arkeolog Mordman “İstanbul’un Topografik Eskizi” adlı eserinde, bu Mahkemenin, Paspati’nin ileri sürdüğü yerden, daha çok yukarılarda bulunduğunu söylemektedir. Arkeologlar arasındaki bu ufak görüş ayrılıkları ne olursa olsun, hepsi de, Mahkemenin Bizans’ın merkezinde, yani Hipodrom yakınlarında bulunduğunu yazarlar. Bu da, Arabların kurdukları camiin Galata’dan çok uzakta bulunduğunu göstermektedir.”
İstanbul’daki Arap Camii’nin kesinlikle X. yüzyılın başlarına kadar ayakta kaldığında birleşen Batılı yazarlar, bu ilk Müslüman
mabedinin yeri hakkında çok değişik yorumlar yapmaktadırlar.

Kimisi, Arap Camii’nin Galata’da olduğunu belirtirken bazıları da, özellikle Latin ve katolik yazarlar İstanbul taraflarında olduğunu belirten ve birbirini tutmayan bilgiler vermektedirler. Rahip Palazzo, Arap Camii’nin Kadırga’da Sokullu Mehmed Paşa Camii’nin yapıldığı yerde bulunduğunu ve Müslümanların hiç bir zaman Galata’da oturmadıklarını iddia etmektedir ki, bu eldeki belgelere göre tamamıyla yanlıştır. Cenevizlilerden kalma Galata’daki “Kurşunlu Mahzen” de üç sahabe kabrinin bulunması bile Arapların Galata taraflarında oturduğunun bir ispatıdır.

Oysa, Palazzo’ya göre, Arap Camii’nin günümüze kadar gelmesi gerekmektedir. Onun sözlerinde ne kadar büyük bir çelişkiye düştüğü,
Bizans İmparatorunun Arap Camii’ni yıkılmaktan korumak için gösterdiği çabayı şu satırları yazarken görülüyor.:
“Halifelik makamında oturan kişi, İstanbul’daki camiin yıktırıldığı ve Müslümanların Hıristiyan olmaları için zorlandiklarını
duyunca ülkesinde bulunan bütün kiliseleri yerle bir etmiş ve Hıristiyanları, gözyaşlarına bakmadan, öldürtmüştü.

Bunu haber alan
Patrik I. Nikola (901-907 ve 911-925) Halifeye gönderdiği mektupta İstanbul’daki camiin yıktırıldığı yolundaki haberi yalanlamakta
ve şöyle demektedir: Aksine, cami yıktılmadığı gibi, bir müslüman ülkesindeymiş gibi, bakımına büyük özen gösterilmektedir.

Bundan başka, ne İmparatorun emriyle, ne prenslerin ve saraya yakın olan çevrelerin şiddetli davranışlarıyla hiç bir Müslüman Hıristiyan
olmaya zorlanmamıştır.

Şayed, bazı kendini bilmez, ayak takımından kimseler bir takım abdalca ve çirkin davramşlarda
bulunmuşlarsa, şerefim üzerine söz veriyorum, adları bildirildiği takdirde, gereken en şiddetli cezalara çarptırılacaklardır.”
Doğu yazarları, İstanbul’da Bizanslılar döneminde cami olduğunu kaydetmektedirler. Bunlar genellikle yerinin Galata’da olduğunda
ittifak halindedirler.

Arap tarihçi Ebu’l-Mehasin, İstanbul Camii’nde Fatımi Halifesi el-Hakim (996-1020) adına hutbe okunduğunu işaret etmektedir. Büyük
Arap bilgini Makrizi’nin belirttiğine göre, el-Hakim’den sonra Halifelik makamına geçen ez-Zahir de, İmparator VIII. Konstantin’in
yapılan mütareke gereğince, camiin yeniden hizmete girmesine izin vermesinden sonra, 1027’de yeni bir imam tayin etmiş ve Hutbe
kendi adına okunmuştur.

Tarihçi Hammer ise, “Osmanlı İmparatorluğu Tarihi”nde Selçuk Sultanı Tuğrul Bey’in Bizans imparatoru Konstantin Monomak (1042-
1054)’den İstanbul’da yeni bir cami inşası için izin aldığım söylemektedir. Tarihçi Heyd de “Doğu Ticareti Tarihi” adlı eserinde
aynen bunu doğrulamakta ve şöyle demektedir:

-“1049 veya 1050’de İmparator Konstantin Monomak, kendi kesesinden harcayarak, yeni bir cami yaptırdı ve burayı, İslam ibadetinin
gerektirdiği, her türlü eşya ve malzemeyle donattı.”
Arap tarihçisi İbnü’l Esir ise, İmparator Konstantin’in Selçuk Hükümdarı Tuğrul Bey’e karşı duyduğu minneti belirtmek üzere camii
yenilediğini yazmaktadır.

Tarihçi Niset Koniates “Aleksi’nin Saltanat Yıllan” adlı kitabında “Ar ab Camii’nin 1201 ‘de İstanbul işçilerinin cezaevleri
yöneticisi Yani Lagos’u protesto için çıkardıklan kanşıkhk sırasında kısmen yandığım” ileri sürmektedir.

Salahaddin Eyyubi’nin biyografisini yazmış olan Arap yazar Ebu Sema da eserinde, İmparator İs sak devrinde İstanbul’da cuma
namazlarının kılındığını, iki hükümdar arasında varılan anlaşmayla, bir nizama bağlandığını ve hutbenin Salahaddin Eyyubi adına
okunduğunu belirtmektedir.

Latin yazarlar, Bizans’ta tartışmasız Arap Camii bulunduğunu, hatta, ikinci camiin de yapılmış olduğunu kabul ederler ve bunu
Bizans’ın zaafına verirler.

Hatta Papa III. İnnocent (1193-1216) İstanbul Latin Patriğine yolladığı 7 Aralık 1210 tarihli
mektupta: “Bu ikinci cami, İmparator İssak’ın Salahaddin e karşı duyduğu aşağılık duygusunun sonucu İstanbul’da yükselmiştir” diye
yazdığını belirtirler.

Vahşi Haçlı sürülerinin Bizans’ın bütün zenginliklerini yağma etmesinden sonra İstanbul halkında bir Latin düşmanlığı başlamıştı.
Bir çok yabancıları kovmak için girişimlerde bulundukları halde, Galata’daki Venediklileri ve Cenevizlileri yerlerinden söküp
atamamışlardı.

Niset’in de belirttiği gibi, Haçlılara duyalan nefret ve kin çok büyüktü. Zaman zaman Galata’da bulunan
Amalfililerle, Pizalılar Bizans halkının saldırılarına uğruyor, mahalleleri basılıyor, evleri yağma ediliyor, mağazaları ve
dükkanları yıkılıyordu. Bir Latin yazar bu olayı eserinde yansıtırken, Müslümanlara cami yapma izni verdikleri için Bizanslılara
öfkeyle şu satırları yazmaktadır:

-“…Anlaşıldığına göre, yağmada her şeyini kaybeden bir tüccar Galata’ya sığınır ve Haçlı ordusundaki Flamanlarla kafayı
tütsülerken, başından geçenleri anlatır.

Bizanslılardan söze derken: “Bu Rumlar! der, bizi istemiyorlar, bize yapmadık kötülük
bırakmıyorlar. Sebeb Katolik oluşumuz. Buna karşı Müslüman kafirlere yaltaklanıp duruyorlar. Şehrin içinde onlara elimi bile
yaptılar. ”

Arap Camii’nin geçirdiği değişiklikler

Bu yapının yüzyıllar boyu sık sık : el değiştirdiği, zaman zaman katolik, Bizans kilisesine dönüştüğü anlaşılıyor.
Latinlerin “San Paola Kilisesi” dedikleri bu ma’bed ancak İstanbul’un fethinden sonra, Osmanlı döneminde aralıksız Müslüman mabedi
olarak kuşanılmaya başlanmıştır.

Bu bina da bir çok tarihi yapılar gibi gerek yılların etkisiyle, gerekse doğal afetler,
zelzeleler ve yangınlar sebebiyle zarar gördüğü içindir ki, bir çok tamir gören ve değişikliklere uğradı. Bu mabedin ilk esaslı
tamiri I. Murad devrinde yapılmıştır.

19. yüzyılda, 15 Temmuz 1807 Büyük Galata Yangını’nda camiin ahşap bölümleri yanmış ve 1805’de tam bir tamir görmüştür. 1854-
1855 yıllarında Kırım Savaşı sırasında Arap Camii bir tamir daha gördü. Bugünkü mihrab, minber ve camiin içinde yerleştirilmiş
olan kitabe 1808 tamirinden kalmadır.

Ancak camiideki en büyük değişiklik, 1731’de bütün Azabkapı semtini kasıp kavuran yangından sonra II.
Mustafa’nın eşi ve I. Mahmud’un annesi olan Saliha Sultan’ın yaptırdı|ğı büyük tamirat sırasında olmuştur.
Dallegio d’Allesson İstanbul üzerine yazdığı “Doğudan Yankılar ‘ adlı kitabını da bu konuda şunları söylemektedir:

-“1731’deki tamire kadar, binanın pencereleri üst üste iki sıra ve kemerliydi. Saliha Sultanın yaptırdığı tamir sırasında bu
pencereler ufaltılarak havası değiştirildi.

Bundan başka, çatıya yakım kısımda bir sıra ufak pencere açıldı. Saliha Sultan, bundan
başka, avluya bir şadırvan, duvara da, sokağa açılan yeni bir cümle kapısı yaptırdı.
Avlunun içindeki şadırvanın üzerinde bulunan kitabede “Camiin 1147’de (1734-1735) Valide Saliha Sultan tarafından genişletildiği”
kaydedilmektedir.

Saliha Sultan’dan önce, bir başka Valide e Sultan daha, Arap Camii le ilgilenmişti. IV. Mehmed’in eşi, Sultan Mustafa ve III.
Ahmed’in annesi olan bu Valide Sultan, çevredeki bütün evleri yıktırarak, camiin etrafını açmıştı.

Arap Camii’nin bilinen en eski tamiratı, III. Mehmed zamamnda, 1595-1608 arasında yapılanıdır. Ne var ki, bu tamiratın niteliği
hakkında elde yeterli bilgi yoktur. Fakat bunun geniş çapta olmadığı ve binanın karekterinde önemli değişikliklere yol açmadığı
anlaşılmaktadır.

Çünkü 1700’lerde İstanbul’ u ziyaret etmiş olan Pitton de Tourefort “Doğuya Yapılan Bir Gezinin Hikayesi’ adlı
kitabında binada büyük bir değişiklik yapmamış olduklarından kapıların ve pencerelerin üzerindeki yazılardan söz etmektedir.
Bazı kayıtlarda 1808 yılı yangınından sonra cami, 1868 yılında II. Mahmud’un kızı adile Sultan tarafından tamir ettirilerek
bahçesine bir şadırvan da koydurtulmuştur ki üzerinde bulunan kitabesi de söyledir:

-“Devletde Mehmed Ali Paşa-yı yegane Çok mansıb-ı ihraz ile buldı şeref il şan Darb hane ve Tophane ve Mabeyin müşiri Serasker ü
sadr oldu nice kerre kapdan Sihri eyledi hem zatini şehin şehri alem Buld u nice ikbal ü nice nfat-u Unvan Bir a saf-ı mamduh ü
diler idi ne çare ahir am da kıldı heba şive-i devran Oldi iver-i zişan-ı ecel gaib idince Haturları kıldı elem bahr-i perişan
Ruhi yçün ecr ü hasenat itmeğe tahsil Oldu .

Harem-i muhteremi vasıta cuyan Yap tirdi bu sarnıç ile şu şadırvanı Şad oldu Arap
Camii semtindeki sükkan Suz ahmeti çekmekde idi irdi refahe Bir cümle ehali-i mahalle ile atşan Hak ka ki güzel hayr-i azim oldı
yerinde Şam di eser-i lutfi ben-ı ademe her an Hal ı yoluna bu ab -ı revan işte revandır Alsı ın su tavazzu idüb içsün gelen inşan
Gör, dükçe cihan halk-ı menafi bu eserden Elbetde Hüda ecr -i çelilin ider ihsan Mer kum olup mağfiret ü rahmete vasıl Şerç eşme-i
kevserden İlahi ola reyyan Hen ı zevce -i zişam o sultan -ı mükerrem Çok hayre muvaffak ola durdukça bu ekvan Hem duhter-i
şadahter-i ikbal ü şerefle
alemde bula afiyet-i ömrü firavan
Bu beyt ile atşana Senih eyle ki tebşir
Her mısraı tarih-i temamın ide ilan
Buldı suyum şadırvan oldı bak inşa
Sarnıc -ı metin kıldı bina adile Sultan H.
1285/1868

Diğer onarımlar

a) Bugünkü Arab Camii’nin genişliği 21 metredir. Eski kiliseninki ise 15,60 metreydi.

b) Yükseklik: 1902’de Türkiye’nin en eski fotoğrafhanesi olan Sebah-Joailler’in çekmiş olduğu bir fotoğrafta, cami çatısının
üzerine oturduğu duvar ayaklarının üst kısımlarında sütun başlıkları görülmektedir. 1913-1919 ‘tamiratında bunlar kaldırılmıştır.
Bu sütun başlıkları, eskiden camiin, bugünkünden biraz daha yüksek olduğunu göstermektedir.

c) Pencerelerin şekli ve durumu: Binanın sağ alt tarafında, minarenin yanında, camiin latinler zamanında yapmış oldukları
değişikliklerin izleri görülüyor.

d) Kapılar: Eski mabedin en önemli Cümle Kapısı, sonraları yerine son cemaat mahalli yapılarak kapatılmış olan batı
bölümüdür. Saliha Sultan tarafından yaptırılan tamirden sonra Camii’e eklenen şadırvan hakkında Ayvansaraylı Hüseyin’in Hadikatül
Cevaminde şu kayıt vardır:

Didiler her biri tahsin idüp tarih-i itmamn “Bu ahsen camii tevsi kıldı Valide Sultan H. 1147/1734-1735
Celal Esad Arseven’e göre, 1913 yılındaki tamirde camiiye, Arap stili taklid edilerek bir son cemaat yeri konmuştur. Camii’n
mihrabı kıbleye yöneliktir. Mihrabın solundaki hücrelerden biri “Hazret-iMesleme’nin Çilehanesi” olarak bilinmektedir.
Cami’yi üç kat halindeki 70 pencere aydınlatır.

Ahşap tavanı, dört duvarına ve 22 ağaç sütun üzerine oturtulmuştur. 8 mermer
sütuna oturan Barok usulünde bir mahfili vardır. Kürsü ise Azapkapı’daki Sokullu Mehmed Paşa Camii’nden getirilmiştir. Mihrabı ile
mimberi mermerden yapılmıştır. Mihrabın sağında bulunan H. 1222/1807 tarihli manzum kitabe, camiin bir tarihçesi durumundadır.
Divan-ı Hümayun katibi Hacı Emin Efendi’nin yazdığı 33 beyitlik kitabe camiyi şöyle anlatır:

-“Bu mabedin sana ahvalın eyliyem i’lam Ki kadrin anla bu beyt-i atike kıl ikram Nice nice seneler zulmet içre çekti bela Ki sonra
ane kerem kıldı Hazret-i Mevla Ane göre ide gör anın şahına tazim Dergehinde Hüda sana da ide tektim Tazarru ‘da salat ü selama
kaim ol Cenab-ı Hazret -ı Bari’ye maksadın ise yol Kabul idüp umarız cürmümüz idüp mağfur Bu hake yüz süreni dergehinden itmez dur
Kim altmış altı sene geçmiş idi Hicretten Henüz dine reka gelmiş idi fetretten Çün oldu Hazret-i Abdülmelik halife-i din Yezid’in
eylediği fitneler olup teskin Murad eyledi Konstantiniyye’ye o sefer Ki kıldı Mesleme namdan serasker Ki bir gün eyledi Mesleme
İsiame hutbe Diyar -ı Rume azimetle buluruz rütbe Bu feyz ü rahmet-i rahmam halka arz ideyüz Kabul etmeyen ademe cengi arz ideyüz
Bu va’zıguş iden urbandan elli bin adem Taahküd eylediler tabün ile ol dem Sahabeden nice kimse kıldı bile sefer Cenab-ı Hakk’a
tevekülle oldular rehber Kona göçe giderek dine davet eyliyerek Ki halkı eş hedülallah ile sevk iderek Diyar-ı Rume gelüp ol bu
şehri fethetti İçinde bulduğu malı ceyşine bahşetti Bu beyti mal-i ganimetle eyleyüp ma’mur Ki namı oldu Arap Camii’yle meşhur
Tekfur-ı Rum gelüp dergehine yüz sürdi Haraç vermeğe der’uhde eyleyüp durdı Rüesasün itdi kabul ana verdi peymani Aman aman diyene
budur emr -i Yezdani Yedi sene bu şehirde ikamet eylediler Bu bangah -i Hüdada ibadet eylediler O demde oldu Dimişk içre fitneler
peyda Kim etti alem -i lerzan dilleri şeyda Kim oldi ol Ömer bin Aziz Hakfe-ı Şam

Kemal-i adi ile islama verdi istihkam Ki kıldı Mesleme’yi kendi yanına davet Bin atlı ile süvar olup eyledi avdet Kusur-u askere
düştü hastalık vafir Aman ahdini bozdu hürce buldu ol kafir Huzur virmeyüp ol ceyşi kıldı azürde Bu gamla herbiri tekrar uğrayıp
derde Tasavvur eylediler sulh berkarar olmaz Ki başsız askere hiç kimse paydar olmaz Ne çare anladılar zaah geldi İslama Bakkiyye
asker ile doğru gitdiler Şame Tekfur anı işidüp geldi şehri seyretti Nizam -i minber ü mihrabı bozdu deyretdi Ki bundan çok
seneler küfuran eyleyüp icra Bilirse kendi bilür hikmetin Mevla Ki sonra pak-i neseb fahr-i al-i Osmandan Vücude geldi cihangir
feyz -i Rahmandan Ki yani Hazret -i Sultan Mehmed -i Sani Ciham eyledi abad şevket ü şam Müyesser oldı bu Konstantiniyye fethi ana
Ebü’l-feth dimek oldu ol padişaha seza Sekizyüzelli yedide bu şehri fethetti Cihanda sikkeyi mermerde hak idüp gitti Nice cevami
mescidler eyledi bünyad Dilalar eyliyelim haşredek ola abad Hüda kıla o şahın ruh -i pakine rahmet Ki dergehinde dahi bula izz ü
rif’at Cenab -ı Hak dilerim alin eyleyüp teksir Ola kıyamete dek devleti ile alemgir Recanuz odur ki bu nakle nazar iden ıhvan
Makaale-i Nazımına fatiha kıla ihsan. ”
-Özetle: Arap Camii’nde kiliseden bozularak yapılan camilerde rastlanan çıkıntı şeklinde bir mihrab yoktur. Mihrab, camiyle
birlikte inşa edildiğini göstermektedir, Ayrıca, Avrupa ve Bizans kiliselerinin herhangi bir benzerliği de bulunmamaktadır.
Narteks de yoktur. Mihrabın üzeri çevresine göre daha yüksekte olup, XIV. Yüzyılın Gotik mimarisi özelliklerini taşıyan bir tonoz
ile örtülüdür. Diğer tonozlar ise Gotik değildir.
Camiin duvarları kesme taş ve tuğla karışımıdır. Ahşap çatısı kiremit örtülüdür. Çan kulesine benzeyen dört köşe halindeki
minaresinin altında cami bahçesine geçen tünele benzer bir geçit vardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir