Aşar Vergisi Nedir | Osmanlı Tarihi |

 

Aşar Vergisi Hakkında Bilgi,Aşar Vergisi Nedir Toprak ürünlerinden beytülmal (hazine) giderleri için onda bir oranında alınan vergi.

Bazı araştırmacılara göre toprak ürünlerinden (mahsulat-ı arziye) alınan vergilere aşar, ticaret mallarından (emtia-i ticariye ve sınaiye) alınan vergiler öşür’dür.

Aşarı toplayanlara muaşşir; öşrü alanlara da aşir adı verilir.

Aşar Vergisinin Özellikleri

Eski dinlerde de aşar sistemi vardı.

İbrahim peygamberin, dört hükümdarla yaptığı savaşı kazanırsa, alacağı ganimetin onda birini kâhinlere vermeği vaat ettiği, Yakup peygamberin malının öşrünü Allah rızası için adadığı, Musa peygamberin de aşarı vergi haline getirerek kısımlara ayırdığı, kâhin ve din adamlarına verilmesini uygun gördüğü bilinmektedir.

Başlangıçta Hıristiyanlıkta da aşar sistemi ibadet olarak vardı.

Sonraları yapılması gerekli bir vazife oldu.

Selâhaddin Eyyubi’ye karşı gönderilen Üçüncü haçlı ordusunun giderlerini karşılamak için İngiltere ve Fransa kralları aşar-ı Selâhaddin (dime Salad-din) adiyle öşür toplattırdılar.

İslâm hukuku, aşarı zekât olarak kabul eder.

Bir hadise göre aşar, yağmur ve akarsular ile (tabii şekilde) sulanan topraklardan onda bir taşıma su ile (sunii şekilde) sulanan topraklardan da yirmide bir oranında alınır.

Osmanlı devletinde toprak iki kısma ayrılırdı:

1) öşri arazi. Savaşlarda fethedilip ganimet olarak dağıtılan yahut müslüman halkın elinde bırakılan topraklar. (Bu top raklardan öşür alınırdı.).

2), Haraci arazi. Savaşlarda fethedilip de müslüman olmayan halkın elinde bırakılan topraklar. (Bu topraklardan haraç alınırdı.) öşür oranı memleketin bölümlerine göre değişirdi.

Her sancak ve kazada hattâ bazen her köyde değişmekte olan bu oran, arazi tahrir defterlerinin başında açıklanırdı.

Rumeli’de 1/8 olan bu oran, Basra ve Halep’te yerin sulanma şekline göre.

1/3, 1/2 oranına kadar yükselebilirdi.

Fakat 1/2’i geçemezdi.

Bu oranın 1/20 olduğu topraklar da vardı. Haraç da ikiye ayrılırdı:

1) Harac-ı muvazzaf. Araziden ölçülerek dönüm başına yıllık belli bir miktar alınan vergi.

2) Harac-ı mukasim. üründen 1/10’den 1/2 oranına kadar alınan vergi.

Bu oran toprağın verimliliği, sulanması gibi etkenler göz önünde bulundurularak tayin edilirdi.

Vergilerin haraç ve öşür seklinde ayırımı kesin değildir.

Mehmed II devri tahrir defterlerinde, kanunnamelerde her çeşit araziden alınan verginin adı öşür ve onda olarak geçer.

Sonraları arazinin öşri ve haracı diye ayrılması terk edildi.

Murad I devrinden itibaren Suriye ve Irak dışındaki topraklara arazi-i amiriye toplanan vergiye ücret, toplayıcılara da ecir adı verildi.

Fakat daha sonra ücret kelimesi arazinin ürünlerinden alınan oranı ifade edemediği için öşür terimi kullanılmakta devam edildi, öşür toprak ürünlerinden başka, bağ, bostan, meyve ağaçlarından, bunlardan yapılan şıra, pekmez gibi yiyeceklerden, arı kovanları ve avlanan balıklardan da alınırdı.

Evlerin bahçelerinde yetiştirilen sebzelerden ise alınmazdı.

Öşrün toplanması. Tımar rejiminin uygulandığı devirde öşrü tımar ve has sahipleri toplar, buna karşılık da belli bir miktarda asker beslerlerdi.
 
Toplanma işi bazı esaslara bağlanmıştı.
Meselâ tımar sahibi ürünün onda birini ayırmadan köylü harmandan ürününü kaldıramazdı.
 
Buna karşılık tımar sahibinin de bir hafta içinde harman yerine gelmesi gerekli idi. öşürler, tımar sahibinin tespit ettiği yere köylü tarafından götürülürdü.
 
Tımar sistemi kaldırıldıktan sonra aşar iltizam usulü ile toplanmaya başladı.
 
Aşarı toplayanlara mültezim denilirdi.
 
Bunlar artırma ile aşar bölgelerini belli seneler için kiralarlardı.
 
Bu şekilde aşar toplamanın birçok sakıncası vardı.
 
Artırma işlerine hileler karıştığı gibi, iltimas ve rüşvetle sağlanan aşar bölgeleri devletin devamlı zararına sebep oluyordu.
 
Mültezimler de halka baskı yaptıkları gibi, kâtip veya korucu adlı adamlarını da halka günlerce bedava besletiyorlardı.
 
Koçi Beyin, memleketin «fâsık yahudi eminler eline girmesine ve harap olmasına» sebep diye gösterdiği bu sistem Tanzimat’a kadar sürdü.
 
Kanunnamelere ve defter-i hakanı kayıtlarına göre Osmanlı devletinde öşürden başka, Suriye bölgesinde dimos, Irak’ta ıhta, Anadolu ve Rumeli’de sâlâriye adlarıyla vergiler toplandığı gibi, Karaman ve bazı vilâyetlerde de bir öşür mâlikâne, bir öşür de divani diye alınmaktaydı.
 
Islahat devrinde iltizam usulünün yol açtığı sakıncalı durumları düzeltmek, vergide adaleti yerine getirmek için bazı esaslar kabul edildi.
 
Gülhane Hattı Hümayununda bu sistemden «âlât-ı tahribiye» diye söz edilir.
 
1840 tarihli ilmühaberle aşarın devlet memurları tarafından toplanmasını sağlamak için eyaletlere muhassıl-ı emval denilen memurlar gönderildi.
 
Bu yeni usule emanet usulü denildi.
 
Fakat gereken teşkilât ve doğru, işbilir adam bulunamadığı için üç yıl sonra tekrar iltizam usulüne dönüldü.
 
Tanzimat’ın getirdiği prensiplerden «âşarın Tanzimat-ı Hayriye icra olunan yerlerde alelumum lafzı mânâsına mutabık olarak müsavaten onda bir olmasına ittifak-ı ârâ ile karar verilmesi» uygulamada güçlükler çıkardığı gibi toprağın verim kabiliyeti dikkate alınmadığı için de büyük zararlara yol açtı.
 
Suphi Paşa 1867’de Abdülaziz’e verdiği bir lâyihada, Tanzimat’tan sonra bütün ürünlerden alınacak verginin 1/10 olarak tespitinde büyük bir adaletsizlik olduğunu belirtti.
 
Hükümet hiç olmazsa iltizam usulunü ıslah için 1855 tarihli kanun ve 1858 – 1861, 1871 tarihli nizamnameleri çıkardı.
 
Bunlarla artırma usulleri,, tahsil şekilleri düzene sokuldu.
 
1879’da Aşar Emaneti denilen bir idare kurularak emanet usulüne dönülmek istendi, fakat 1887’de emanet usulünün yanında iltizam usulünü de devam ettirmek zarureti meydana geldi.
 
1897’den itibaren Anadolu, Arabistan ve Rumeli’nin demiryolu, iskele ve şubesi bulunan kazalarında teslis usulü, 1905’ten itibaren de Selânik, Manastır, Kosova ve Anadolu’nun bazı bölgelerinde tahmis usulü, uygulanmaya başladı.
 
Bu usullere göre üç veya beş senelik öşür miktarı birleştirilip toplam üçe veya beşe bölünecek ve her yıl belli bir miktar, öşür olarak alınacaktı.
 
Fakat bazı yıllarda baş gösteren kıtlık ve kuraklık köylüyü güç durumda bıraktığından şikâyetler baş gösterdi ve bu usullerden de vaz geçildi.
 
Aşarın adalete uygun ve sistemli bir şekilde toplanmamasının en önemli sebepleri memlekette muntazam kadastro ve maliye teşkilâtının bulunmayışı idi.
 
Aşar Vergisi oranının tespiti de büyük güçlükler çıkarıyordu. 1875-1910 yılları arasında Aşar Vergisi oranı bazı değişikliklere uğradı.
 

Aşar Vergisi’nin Kaldırılması

 
Cumhuriyet devrinde 17 şubat 1925 tarihli bir kanunla âşar usulü kaldırılarak ürün üzerinden aynen vergi alınması esası kabul edildi.
 
Buna göre rayiç fiyat üzerinden bazı ürünlerden % 10, bazılarından ise % 8 nispetinde bir para vergisi alınması kabul edildi.
 
 

Bir cevap yazın