Askeri Müze Tarihçesi

Askeri Müze Tarihçesi İstanbul, Harbiye’de Türk askerlik tarihi ile ilgili eserleri sergileyen müze. Spor Sergi Sarayı ile eski Harp Okulu binası arasındaki eski spor salonundadır. İstanbul’un fethinden (1453) III.Ahmed dönemine (1703-1730) kadar Aya İrini Kilisesi İç Cebehane (sonradan “cephane”) adı altında silah ve mühimmat deposu olarak kullanıldı.

Burası Yeniçeri Ocağı’nın “Cebeciler” sınıfı tarafından muhafaza edilip korunduğundan bu adla anılıyordu. III. Ahmed zamanında burası onarıldı, bazı ekler yapıldı, ana kapısına yaldızlı bir kitabe konuldu.

Kitabede “Darül-esliha” yazılıydı (1726) Buraya silah ve mühimmattan başka devr -isaadet’ten (İslamiyet’in ilk dönemleri) kalma mushaf ve kutsal emanetler de konuldu (Sonradan Topkapı Sarayı’ndaki özel yerlerine alındı). I. Abdülhamid döneminde (1774-1789) Osmanlı Devleti’nin hizmetinde bulunan Baron de Tott, yayımladığı anılarında Aya İrini Darü’l-eslihası’nda çok değerli askeri eşya ve silahlar gördüğünü, bunlar arasında I. Murad’ı Kosova’da şehid eden sırp Miloş Obloviç’in kamasının da bulunduğunu yazıyordu.

Baron, ayrıca Osmanlı davul ve köslerinden de hayranlıkla bahsetmekte idi. IİI. Selim’i tahtan deviren Yeniçeri ayaklanmasında Osmanlı Devleti’nin bu değerli silah deposu isyancılar tarafından yağmalandı. Alemdar ordusunun İstanbul’a gelip Topkapı Sarayı’nı kuşattığı sırada, Darü’l-esliha’yı muhafaza ile görevli askerler, Alemdar’ın tarafını tutarak, ordusuna yardım için depodan aldıkları silah ve mühimmatı kullandılar, bunlardan bir kısmım da saray halkına dağıtmışlardı. II. Mahmud Yeniçeriliği ilga ettikten sonra (1826) öldürülen yeniçerilere ait bütün silah, tuğ, alem, kudüm nakkare, sancak nefir, bayrak ve borular imha edildi. Bunlardan pek azı Hazine-i Hümayun ve çeşitli yerlere verildi. Çok cüz-i bir kısmı da Aya İrini’de bırakıldı.

Tahrip olmaktan kurtulabilen eşya arasında davul ve kösler, Haliç’i Türk kuşatmasına karşı kapatan Bizans zincirleri, ordu kantarları ve zırh takımları gibileri vardı. Abdülmecid padişah olunca (1839) gerçek bir silah deposu halini alan Darü’l-esliha’ya Avrupa’dan yeni alınan savaş araç ve gereçleri yığılarak, bunların dağıtımları buradan yapılmaya başlandı. Türkiye’de “Mecmua-i Esliha-i Atika (Eski Silahlar Topluluğu) adı ile askerlikle ilgili ilk müze 1846 yılında Tophane Müşiri Damad Ahmed Fethi Paşa tarafından Aya İrini Kilisesi’nde açıldı.

Ahmed Fethi Paşa, günümüzdeki “Askeri Müze”nin temelini böylece attı. Kilise-yi onardı, değerli tarihi askerlik araç ve gereçlerini burada toplamaya başladı. İç bahçeye iki bölme yaptırdı. Bunlardan birinin kapısına “Mecmua-i Esliha-i Atika ”, ötekinin kapışma ise “Mecmua-i Asar-i Atika” yazdırdı. Birinci kısma eski zırh takınılan, davul ve kösler, kılıçlar, el baltaları, kilise çanları çeşitli öteki silahlar, savaş araç ve gereçleri konuldu.

İkinci kısma ise, Mısır’daki piramitlerden getirtilen mumyalar, lahidler, tuğla yazıtlar, tabak çanaklar, küpler ve benzeri eserler yerleştirildi. İkinci kısım (Mecmua-i Asar-ı Atika), II.Abdülhamid zamamnda Müze-i Hümayun Müdürü Hamdi Bey tarafından Çinili Köşkle taşındı. Bunlar şimdiki Eski Eserler ve Arkeoloji Müzesinin ana malzemesini teşkil etmektedir. Şimdiki Askeri Müzede bulunan bir çok yeniçeri ve devlet adamının manken ve kıyafetleri de Ahmed Fethi Paşa tarafın yaptırıldı.

Bu manken ve kıyafetler Sultanahmet’te eski cezaevinin bitişiğindeki Mehterhane’ye, ardından da Maadin ve Ziraat Mektebi salonlarına, daha sonda da “Maçka Silah-hanesi”ne taşındı. Eserler neden sonra yeniden Aya İrini’ye nakledildi. Kilise, bu süre içerisinde silah deposu olarak kullanılmaya devam etti. Osmanlı ordusu için alınan yeni silahların askeri birliklere dağıtımı buradan yapıldı. Ahmed Fethi Paşa’dan sonra Sadrazam Mahmud Şevket Paşa, Rıza Paşa ve Muhtar Paşalar da müzenin durumunun düzeltilmesi için büyük çaba gösterdiler.

Meşrutiyet’in (1908) ilanından bir kaç yıl önce Muhtar Paşa, zamanın Tophane Müşiri Zeki Paşa’ya Avrupa’daki benzerleri gibi bir askeri müze kurulması için teklifte bulundu. Bu teklif Tophane-i amire Meclisinde görüşüldü ve önerilen nitelikte bir müzenin kurulması için Muhtar Paşa ile iki Alman uzman görevlendirildi. Uzun süren çalışmadan sonra, müzenin plan ve resimleri hazırlanıp Saray’a yollandı.

II. Abdülhamid, önce Yıldız Sarayı’nın bahçesindeki bir köşkte küçük bir askeri müze kurulmasını istedi. Mahmud Şevket Paşa’nın başkanlığında bir komisyonun yaptığı çalışmalar sonunda Yıldız Sarayı’ndaki köşkte küçük bir askeri müze kuruldu. Ancak, bir süre sonra kapandı. Meşrutiyet’in ilanından sonra burada Aya İrini’den,İlk ağızda, Aya İrini’nin depo ele rak kullanılmasına ve müze için uygun bir yer aranmasına karar verildi.

Ancak, birbirini izleyen olaylar yüzünden bu karar tatbik mevkiine konulamadı. Bu sıralarda Muhtar Paşa Eslaha-i Askeriye Müzesi Müdürlüğü’ne getirildi. Maiyetinde bir binbaşı, bir alaylı yüzbaşı, bir mülazım ve iki hademe vardı. Maçka Silahhanesi’ndeki eserler tekrar Aya İrini’ye getirildi. Bina tepeden tırnağa ele geçirildi, yıpranmış olan eserler onarıldı. Muhtar Paşa, müzeye çok az tahsisat ayrıldığından (ayda beşyüz kuruş) kendi cebinden de masraf yaptı. Gelir sağlamak için müzeye paralı girişi uyguladı (Cumaları yüz para diğer günler 4 kuruş).

Kırk para karşılığında müzenin uygun bir yerinde içinde atış talimleri yapılan bir “Endaht Odası” açtırdı. Ayrıca uygun biryerde küçük bir sinema salonu kurarak burada üç kuruş karşılığında çoğunluğu askeri olan filmler göstertti. Mehter Takımını yeniden kurarak ihya etti. Halka belirli zamanlarda mehter konserleri dinletti. Müzeyi “Askeri Müze” denilmesine onun zamanında başlandı.

Cumhuriyet döneminde de Aya İrini Kilisesi uzun süre askeri müze olarak kullanıldı. Ancak, binanın çok rutubetli oluşu eski eserlerin yıpranmasına, orjinalliğini kaybetmesine sebep oluyor, bu konuda basında bir çok tenkitler çıkıyordu. Müze İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine İstanbul’dan Niğde’ye taşındı(1940). Müzenin o günlerdeki görünümünü Hikmet Feridun Es, şu şekilde anlatıyor:

….Esir silahlardan koridorlar arasından geçer, türlü muharebelere girmiş, bir kısmı yaralı, sancaklardan tavanların altından yürürdünüz… Ve tarihin ta içine girerdiniz. Her köşesi kahramanlık hikayeleri ile dolu Türk tarihinin içine!…

Aralarında kimlerin bayrakları,kim-lerin silahlan yoktu ki?… Ünü dünyalara sığmayan, sadece dostluğu ile değil, düşmanlığı bile iftihar ve gurur duyulan tarih kahramanlarının kırık kılıçları önünde hayallere dalardınız…

Sonra müzenin, yani Sentiren Kilisesinin ikinci, asma katına çıkardımz ki, burada sizi adeta canlı bir tarih rüyası, karşılardı. Londra ‘daki Madam Tissaud’tan çok evvel düşünülmüş ve büyük bir zevkle meydana getirilmiş nefis bir mankenler müzesi:…

Şeyhülislam bütün heybetiyle minderde oturuyor, yanında Anadolu ve Rumeli kazaskerleri.. Ve daha sonra İstanbul kadısı… Hepsi tamamen ilmi bir sıraya göreyerli yerine yerleştirilmiş!..

Daha ilerde yeniçeri ağası. Arkasından kulkethüdası, sekbanbaşı, onun arkasında turnacıbaşz… Ve işte sadrazam!.. Yanındaki kethüda beye emirler vermekte!..

Sent İren Kilisesi ‘nde Askeri Müze ‘ye bir ömür harcayan o zamanki müdür Şahap Bey, titiz adamdı. Eğer müzeye çok erken saatte gelmiş iseniz, bakardınız ki, şeyhülislamı, sadrazamı, yeniçeri ağasını, kulaklarıma içine kadar oğmakta!..

Bugün Londra ‘da, Paris ’te Avrupa ‘nın bir çok şehirlerinde moda olanbalmumundan insanlar müzesini yıllar önce, en mükemmel bir şekilde biz yapmıştık… ”

“Topların arasından, Fatih’in İstanbul’u alırken Haliç’e gerdirilen zincirin . önünden, kapının üstünde asılı taş güllenin altından ne heyecanla geçer, içerdeki eşyayı kim bilir kaçına defa ne huşu ve saygı ile seyrederdik. Bu sırada bir büyük otomatik çalgı aletini işletirlerdi. Tarihin sesi gibi acaip bir müzik, Sent İren’in kubbelerinden bayraklara, bayraklardan kılıçlara dökülürdü. Sent İren’deki müze zaman geçtikçe halkı daha ziyade kendisine çekmeye, kendisi daha ziyade halka gitmeye başlıyordu.

Haftada iki gün müzede sinema oynuyordu. İş, evvela küçük manzara filmlerinden başlamış, sonra en rağbette kurdelalar getirilmeğe dayanmıştı. Mehter takımı ise gittikçe gelişiyor, şöhretini memlekete salıyordu. Akşam üstleri müzenin önünde, Şahap Bey’in tanzim ettiği bahçede taş gülleler ve top namluları arasında mehter takımı halka nefis konserler veriyordu…”
Müze’nin 7000 parça kadar tutan eşyası, 1949 yılında Niğde’den İstanbul’a getirtilerek Maçka Silahhanesi’ne konuldu. Burası Teknik Üniversite’ye verilince günümüzdeki yerine taşındı (1955). Restorasyon ve tamir tamamlandıktan sonra 1959’da yeniden açıldı. Askeri Müze yeni binasının inşaatı Harbiye’de sürdürülmektedir. Askeri Müze dört salondan ibarettir. Ayrıca depolarında da, yer darlığı yüzünden, teşhir edilemeyen bir çok eser muhafaza edilmektedir.

Eserler, dört ayrı salonda kronolojik ve sistematik bir şekilde sergilenmiştir.
Birinci Salon: Girişte sağ taraftadır. Burada Osmanlı ordularına ait savaş araç ve gereçleri, elbiseler, üniformalar (Yeniçeri Asakir-i Mansure-i Muhammediye ve Nizam-ı Cedid kıyafetleri), mühürlerin yanısıra teşhir edilen önemli tarihi kalıntılardan bazıları şunlardır: Sancaklar, Enver Paşa’nın altın saplı kılıcı, şehid edilen Sadrazam ve Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa’nın kanlı üniforması ile içinde öldürüldüğü otomobil, padişah çadırı.

Ayrıca duvarlarda Harbiye nazırlarının resim ve fotoğrafları asılıdır. İkinci Salon: Üst kattaki bu bölümde Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan (1299/1300) İkinci Viyana kuşatmasına (1683) kadar geçen süre ile ilgili eserler teşhir edilmektedir. Bunlar arasında, silahlar, zırhlar, miğferler, kılıçlar, İlhanlı hükümdarlarının miğferleri, alemler, Orhan Gazi’nin tolgası, Salahaddin Eyyubi’ye ait kılıç ve türbesinden getirilmiş tabudun tahta parçaları, kalkanlar, Bizans Süvari Sancağı, Yavuz Sultan Selim’e ait kılıçlar, gene Yavuz Sultan Selim’in atlı mankeni, fil kösleri, Mısır-Memluk miğferleri, Kanuni Sultan Süleyman’ın kılıçları, çakmaklı tabancalar ve tüfekler, IV. Mehmed’in yakut ve zümrütle tezyin edilmiş kılıcı yer almaktadır. Salonun bir kısmı “Fatih Bölümü” dür.

Burada da, çeşitli silahlar, kılıçlar, kalkanlar, zırhlar, Bizanslıların İstanbul kuşatması sırasında Haliç’in girişini kapatmakta kullandıkları zincir sergilenmektedir. Üçüncü Salon: İkinci Viyana kuşatmasından (1683) Milli Mücadele’nin başlangıcına (1919) ait dönemle Cumhuriyet dönemine ait eserler burada sergilenmektedir.

Bu eserlerden belli başlıları silahlar, sancaklar, miğferler, Eyüp Sultan Türbesi Sancağı çeşitli tablolar (Sultan Abdülaziz tarafından İstanbul’a getirtilen Polonyalı ressam Clebowski’nin 1867’de yaptığı “Varna Meydan Savaşı” Frans Adams’ın yaptığı “Piyemonte Savaşı” tablosu bunlar arasındadır), Alemdar Mustafa Paşa’nın kavuğu, Sadrazam Gazi Ahmed Muhtar Paşa’nın elbisesi, II. Napolyon’un III. Selim’e armağan ettiği serpuşlar, Enver Paşa’nın masası, II. Abdülhamid’in yaptığı kılıçlı sehpa, ilk hava şehidi Fethi Bey’in uçağının pervanesi, Plevne Sancağı’dır. Dördüncü Salon: Aşağı taraftadır ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili eserlerin sergilendiği salondur. Salonun “Atatürk Köşesi ”nde Başkumandan Mustafa Kemal Paşa’yı 26 Ağustos 1922 ’de Büyük Taarruzu yönettiği Kocatepe’de temsilen gösteren mankeni ve Atatürk’ün Mareşallik pelerini teşhir edilmektedir.

Bu salonda yer alan belli başh öteki eserlerden bazıları şunlardır: Silahlar, sancaklar, Mareşal Fevzi Çakmak ve General Kazım Karabekir’in elbiseleri esir Yunan Generali Trikopis’in kılıcı. General Refet Bele ve General Kazım Özalp’in elbiseleri, çeşitli tablolar, amblemler, Orgeneral Cemal Gürsel’in elbiseleri.

Bu salonda ayrıca bir Türk-Alman Dostluk Köşesi ile kore Savaşı ile ilgili silah ile sancakların sergilendiği bölüm de ‘ardır. Müze, Pazartesi-Salı günleri dianda her gün saat 9.00-12.30, 13.30-17.00 arası ziyarete açıktır. Açık olduğu her gün Mehter takımı saat 15.00-16.00 arasında müze önünde konser vermektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir