Asmaaltı Tarihçesi

Asmaaltı Tarihçesi İstanbul’da bir semt.

Mısır Çarşısı’nın Yeni Camii kapısından Nalburlara (Günümüzde otopark) kadar uzanırdı.

Burası 1826-1926 yılları arasında şehrin en zengin ve faal bir ticaret merkezi idi. İstanbul’un “Kiler”i olarak nitelendirilirdi.

Alış-veriş hem toptan, hem de parekende olarak yapılırdı.

Satılan erzak arasında pirinç, nohut, kuru fasulye, mercimek, bakla, şeker, sadeyağ, zeytinyağı, makarna, erişte, kuskus, tarhana, peynir ve zeylin çeşitleri başta gelirdi.

Buradan ahlan mallar, evlere konaklara, yalılara, semt bakkalarına çeşitli taşıt araçlarıyIa ya da hamallarla götürülürdü.

Asmaaltı’nda müşterinin hakkının yemeyeceği ve satılan malın kalitesinin iyi olduğu yolunda İstanbullular arasında yaygın bir kanaat vardı.

Semt çarşısının en büyük özelliği tüccarının hepsinin Müslüman oluşuydu.

Bunlar gerek dükkanlarının temizliğine, gerekse kendilerinin ve yanlarında çalışanlarıyım kuşamlarına büyük özen gösterirlerdi.

Asmaaltı tüccarlığı babadan oğula geçen bir çeşit “gedik” gibiydi.

Banka ve bono ile iş görmezler, “sözümüz senettir” ilkesine uyarak hareket ederlerdi.

Son zamanlarında Asmaaltı’nın en tanınmış tüccarları şunlardı: Giritli Hasan Efendi, Eyüplü Büyük Ali Bey, İslamzade Nuri Efendi, Kınacı Hakkı Bey, Giritli Haydar Bey, Hatapkapılızade Mehmed Efendi, Tantanavi Halit Bey, Hayriye Tüccarı İzzet Efendi, Vafi Bey Zamanın satıcılarına göre en ünlü markaları ise şunlardı:

Oflu Hasan Efendi’nin Trabzon yağları, Ali Cemali ile Hacı Muharremin zeytinyağı ve sabunları, Haşim Efendı’nin Halep’in Hadidi yağı, Yağcızade Osman Nuri’nin çeşitli türdeki sade yağları…

Asmaaltı, üç aylarda son derece hareketlenirdi.

Bu aylar içinde Ramazan hazırlığı kaygusuna düşen aile reisleri Asmaaltı ve Tahmis’e akın ederlerdi.

Müslümanlardan oluşan buranın esnafı işlerinin çokluğundan dükkanları geç saatlere kadar açık tutar, akşam namazlarını Yeni Cami’de kılarlardı.

Bu aylarda dükkanlar her zamankinden farklı olurdu.

Zahire çuvallar, ağızları açık olarak dükkanlar önünde sıra sıra dizilir, zeytinin, peynirin, reçelin, pastırmanın, balın her çeşidi bulundurulurdu.

Şekerci dükkanlarında üstavani şekilli kalaylı reçel güğümleri parlatılırdı.

Dükkanların donatılması ustasından çırağına kadar bütün eşrafın kendine çekidüzen vermesi, bunlar hep Ramazanın müjdesiydi.

Asmaaltı’nın kahvehaneler, de çok ünlüydü.

Bu kahvehaneler eşin dostun buluştuğu, oyun oynadığı, eğlendiği çalgı dinlediği yerlerdi.

Buraları da Ramazan aylarında bir başka olur, kahvelerin içi ve dışı zincir biçimindeki elvan kağıtlarıyla donatılırdı.

Asmaaltı’nın bütün bu renkliliği, canlılığı ve güzelliği yanı sıra insanı ürküten bir yönü de vardı.

Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından sonra doğan, ancak yüzyıl kadar gürültülü ve hareketli bir ömür süren Asmaaltı, bir aralık uygunsuz kişilerin yatağı halinde idi.

Cevdet Paşa’nın da belirttiği gibi, Asmaaltı ve Tahtakale, II. Mahmud’un ilk saltanat yıllarında hamalların, işçilerin, kısacası ayak takımının barındıkları bekar odalarıyla dolu idi.

Bir cevap yazın