Avustralya Tarihi

Avustralya Tarihi,Avustralya’nın ilk yerlileri bu kıtaya, büyük bir olasılıkla, yaklaşık 12 000 yıl önce, Güneydoğu Asya’dan Endonezya yoluyla gelmişlerdir.

Kıtanın yerli halkı, – Outback’deki torunlarının günümüzde hâlâ yaptığı gibi-yarı göçebe, avcı-toplayıcı bir yaşam sürmekteydiler.

1642’de, Hollandalı denizci Abel Tasman Avustralya’yı keşfettiği sırada Avustralya yerlileri bu geniş ve kurak kıtada güç bir yaşam süren Yontma taş uygarlığı düzeyinde insanlardı.

Avustralya yerlileri, kaptan James Cook, teknesi Endeavour’un güvertesinden onları yeniden keşfedinceye kadar (1770) dış dünyadan uzak kaldılar.

Cook, kıyının bir bölümünün haritasını çıkardı ve dünya çevresindeki ilk gezisinde Avustralya’nın doğu kesimini İngiltere’ye ilhak etti.

Sömürgeler

İlhakın zamanlaması yerindeydi, çünkü İngiltere tam o sıralarda, Amerikan Devrimi sonucunda kaybettiği Kuzey Amerika sömürgelerinin yerine mahkûmları göndermek için yeni bir yer arıyordu.

Bu yüzden, kaptan Arthur Phillip, Botany körfezinde bir cezaevi sömürgesi kurması için Avustralya’ya gönderildi.

26 Ocak 1788’de karaya çıkan Phillip, kendisine verilen görev için daha uygun bir yer olan Port Jackson’a (sonradan Sydney) yerleşti. Ayrıca, Norfolk adasından gönderilen kürek mahkûmları için de ikinci bir karakol daha açtı.

1803’te Fransızlardan aşağı kalmamak amacıyla Van Diemen Toprağı’nda (Tasmanya) bir cezaevi daha açıldı. Ne var ki ilk yıllar büyük güçlükler ve kıtlıklar içinde geçti.

Avustralya, yünü kaliteli koyunların getirilmesi ve New South Wales’in batı kesimindeki ovalarının tarıma açılması sayesinde yalnızca bir cezaevi yerleşim yeri olmaktan kurtuldu.

Bunun üzerine İngiltere Avustralya’ya yönelik politikasında değişiklik yaparak serbest bırakılmış suçluların, cezasını çekmiş mahkûmların ve özgür göçmenlerin Avustralya’da toprak satın almalarına izin veren düzenlemeler yaptı.

1830’larda Van Diemen Toprağı’ndan kıtanın iç kesimine doğru bir akın başladı ve burada kurulan Victoria 1851 ‘de ayrı bir sömürge haline geldi. Bu arada, 1829’da, Batı Avustralya serbest bir İngiliz sömürgesi olarak Swan ırmağı kıyısında kuruldu ve birkaç yıl sonra da İngiliz hükümeti Victoria’yı kötü yöneticilerinden kurtardı.

1836’da, Edward Gibbon Wakefield’in savunuculuğunu yaptığı sistemli sömürgeleştirme ilkelerine göre Güney Avustralya sömürgesi kuruldu.

Ne var ki Güney Avustralya da karışıklıklar içine sürüklendi ve ancak yönetici George Grey’in resmî müdahalesi ve katı ekonomik kurallarıyla içine düştüğü kötü durumdan kurtulabildi.

Daha sonra buğdayın getirilmesi ve Avustralya’da yetiştirilebilecek çeşitlerin geliştirilmesi sayesinde ülkede refah dönemi yaşanmaya başlandı.

1825’te genişleyen New South Wales, Moreton körfezinde (Brisbanë) ayrı bir cezaevi sömürgesi kurdu: Bu sömürge, 1859’da kurulacak olan Queensland sömürgesinin başkenti oldu.

Squatter’lar (yasadışı yollarla topraklara el koyanlar) ve New South Wales’e yerleşen özgür insanlar, İngilizlere yeni mahkûm göndermemeleri için baskı yaptılar ve istediklerini elde ettiler. Ne var ki diğer sömürgelere mahkûm getirilmeye devam edildi.

Birbirlerinden uzak ve kopuk olan kıyıdaki sömürgelerin dışında, Avustralya’nın iç kesimleri üzerine -(özellikle iç kesimlerin keşfedilmesinden (1840) öncel – çok az şey bilinmekteydi.

1840’tan XIX. yy’ın sonuna kadar, Robert O’Hara Burke, Edward John Eyre, John Forrest,|john Me Douall Stuart, Charles Sturt, Thomas Livingstone Mitchell (1792 —1855) gibi birçok gözü pek kâşif, genellikle deve sırtında iç kesimlere giderek buraların verimsiz, yaşanması güç, hattâ korkunç denebilecek doğasını keşfettiler. Ama doğu kıyıları dışında yerleşime uygun çok az yer bulabildiler.

Ne var ki 1850’lerde altının bulunması, New South Wales ve Victoria’nın çevresinde madencilik kasabalarının, başka bir deyişle yerleşim yerlerinin çoğalmasına neden oldu.

Bunlar aynı zamanda, fazla otoriter davranan sömürge hükümetleriyle, Kuzey Amerika, İngiliz adaları ve Yeni Zelanda’dan gelen binlerce altın arayıcısının köklü siyasal istekleri arasında çatışmalara 1854’te Victoria ve Eureka’da olduğu gibi şiddeti de içeren madenci isyanları – sahne oldu.

Bunun sonucunda, 1850’de Avustralya Sömürgeler hükümetinin aldığı kararlar sonucunda Batı Avustralya dışındaki bütün sömürgeler, 1860’ta temsile dayanan ve sorumluluğu olan hükümetler sistemine geçtiler.

Ne var ki bu gelişme, her sömürgenin demiryolu rayları arasındaki açıklığı farklı farklı benimsemesi ve farklı tarife uygulamasına yönelmesi nedeniyle, sömürgeler arasında ulaşım j ve ticareti güçleştirdi, ayrılıkçılığı ve dar kafalılığıysa artırdı.

Ama bütün sömürgelerde, hem daha önce buraya yerleşmiş olanlar, hem de yeni gelenler toprak edinmeye çalıştılar.

Ne var ki toprağı işleyerek yaşama çabaları, ülkenin aman vermez doğası yüzünden ve daha çok da yeni gelenlerin. kötü uygulamaları sonucunda başarısızlıkla sonuçlandı.

Öte yandan, işçi işveren düşmanlığı ve gelişen sanayi sektöründeki bir dizi büyük grev, kıtlığı uzatmış ve 1890’ların başında birçok bankanın iflas etmesine, iş ve para kaybına neden olmuştur.

Yalnızca Batı Avustralya, Kolgoorlie ve Coolgardie, tam zamanında bulunan altın sayesinde, 1890’lardaki çöküntüden kurtulmayı başarmıştır.

Bu sömürge döneminde, Avustralya yerlileri büyük sıkıntı çekmişlerdir: Yerlilere hayvanmışlar gibi davranılmış ve yerleşimcilerin koyun ve sığırlarına baksın diye yerlerinden yurtlarından edilmişlerdir.

Sonuçta, Avustralya yerlileri Van Diemen Toprağı’nda tamamen ortadan kalkmış, Queensland’daysa ancak bir avuç yerli canını kurtarabilmiştir.

Bu iç sorunlar, ülkenin doğusundaki sömürgelerin, Fransızların ve Almanların Güney Büyük Okyanus’taki girişimlerine karşı ve özellikle mahkûmların yerine ucuz iş gücü getirilmesinin yarattığı sonuçlara karşı kayıtsız kalmalarına yetmedi.

Altın çıkarılan yerler binlerce Çinlinin çok düşük ücretlerle çalıştırılmak üzere getirilmesi, işçi sendikalarının «sarı tehlike» çığlıkları atmalarına, «Beyaz Avustralya» siyaseti isteklerini dile getirmelerine ve Asyalıları dışlama çabalarına neden oldu.

Avustralya Federasyonu

Ortak dış tehlikeler ve içerdeki bölünmüşlüğün getirdiği sorunlar, sömürgeler arasında birlik kurma gereksinimini artırdı.

Sömürgeler arasında yapılan birkaç anlaşmadan sonra, 1901’de, New South Wales, Queensland, Güney Avustralya, Tasmanya, Victoria ve Batı Avustralya,Commonwealth of Australiafederasyonunu kurdular. Yeni kurulan Northern Territory de 1911 ‘de federasyona katıldı.

Anayasa, seçilmiş bir senato (Upper House) ile bir Temsilciler Meclisi’ne birtakım özel yetkiler tanımış, geri kalan yetkilerse eyaletlerin sorumluluğuna bırakılmıştır. Önce Melbourne’deyken daha sonra Canberra’ya taşınan (1927) başkentiyle Commonwealth, sömürgelere istediklerini – birlik – vermiş, ama bütünleşmeyi sağlayamamıştır.

Federal hükümet ilk iş olarak Beyaz Avusturalya siyasetini yasalaştırmış (1901) ve bu olay Queensland’deki şekerkamışı tarlalarında çalıştırılan Büyük Okyanus adalarından (Kanakalar) gelen işçilerin geri gönderilmelerine neden olmuştur.

Ayrıca, ortak bir gümrük tarifesi siyaseti uygulamaya konmuş, bir Commonwealth Uyuşmazlık ve Hakem Mahkemesi (1904) – sanayi alanındaki davalar için – ve bir Commonwealth Avustralya Bankası (1911) kurulmuştur.

Öte yandan, İngiltere’den bağımsız olma isteği, ayrı bir donanmanın (1909) ve zorunlu bir askerî eğitim kurumunun kurulmasına yol açmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın başında, Başbakan William M. Hughes İngiltere’ye tam destek vermiş, fakat askere alma konusunda yapılan halkoylamasını kaybetmiştir.

Denizaşırı ülkelere gönderilen Avusturalyalı askerler (Anzaklar), özellikle bozgunla sonuçlanan Gelibolu savaşlarında canla başla savaşmışlardır.

Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte ulusçuluk duyguları güçlenmiştir, Paris Barış Konferansı’nda (1919-20) ayrı temsil hakkı elde edilmiş ve Milletler Cemiyeti’ne bağımsız üye olarak katılınmıştır. Milletler Cemiyeti, Avusturalya’ya, eski Alman Yeni Ginesi üzerinde ve Nauru adasındaki fosfat yataklarının bir bölümü üzerinde vesayet hakkı tanımıştır.

Ülke içinde, savaşın getirdiği zorunluklar, doğu eyaletlerinde ağır sanayinin gelişmesine olanak vermiştir. Öte yandan, pek çok grev ve lokavta karşın savaş sonrasındaki yıllarda refah artmıştır.

Avustralya yünü, buğdayı ve etine verilen yüksek fiyatlar, geniş ölçekli bir kamu istihdamı sağlamış ve ülke 300 bin göçmeni işçi kabul etmiştir.

Federal hükümet Northern Territory’yi geliştirmeye çalışırken, diğer eyaletler de kendi gelişme düzeylerini yükseltmişlerdir.

1930’larda, Batı Avustralya kısa süren bir bağımsızlık sevdasına kapılmış, New South Wales ve Queensland’de başarısız “yeni devlet” kurma çabaları görülmüştür.

Ne var ki, 1930’larda dünyayı saran iktisadi durgunluk yüzünden ticari etkinlikler kötüye gitmeye başlayınca, merkeziyetçi eğilimler de güçlenmeye başlamıştır. Eyaletler, 1928’de borçlarını devralan federal hükümetten gene medet ummaya başlamışlardır.

Bütün hükümetler sıkı deflasyonist politikalar benimsemişlerdir. ‘İşsizlik oranı yükselen Avustralya, umutsuzca yeni pazarlar aramaya başlamış, Ottawa’daki İmparatorluk Ekonomi Konferansı’ysa (1932) bu sorunu ancak kısmen çözebilmiştir.

Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı başlarken, Avustralya düşe kalka bunalımdan kurtulmaya çalışmaktaydı. Ekim 1939’da İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde federal hükümet, İngiltere’ye her türlü yardım sözünü verdi, ayrıca insan ve maddi kaynaklarını harekete geçirdi.

Savaş harcamalarına yardımcı olabilmek için eyaletler vergi toplama hakların) federal hükümete devrettiler ve hattâ savaştan sonra bile bunları geri almayı kabul etmediler.

Avustralya’nın savaşa girmesinden kısa süre sonra, John Curtin yönetimindeki Federal İşçi Partisi iktidara geldi. Curtin ülkeyi savaş boyunca büyük bir ustalık ye kararlılıkla yönetti.

Singapur’daki İngiliz deniz üssünün Japonlarca ele geçirilmesi (15 Şubat 1942) ve 22 bin Avusturalyalı askerin esir düşmesi üzerine, Curtin, askerlerinin ülkeyi savunmak için Orta Doğu’dan geri çağırılmasını ve Avusturalya’da yerleşmiş General Douglas Mac Arthur komutasındaki Amerikan kuvvetlerinin Büyük Okyanus adaları yoluyla Japonya’ya gitmesine yardım edilmesini istedi.

Buna karşılık Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Okyanus’taki donanması sayesinde Japon işgalinden kurtuldu.

İkinci Dünya Savaşından Sonra Avustralya

Savaş bitmeden önce hazırlanan liberal yeniden yapılanma programları, savaştan sonra, bütün terhis olanları kapsayacak biçimde ve yerleşim, tam istihdam ve eğitimi de içine alarak genişletildi.

1948’de, ticaret bankalarını ulusallaştırmayı ve kiralarla fiyatları kontrol etmeyi başaramayan İşçi Partisi’nden Başbakan Joseph Benedict Chifley, bütün ekonomik kontrollerden vazgeçerek, geniş ölçekli toplumsal refah önlemlerini uygulamaya koydu. Bu arada, önemli ve uzun vadeli etkiler yaratan bir olay gerçekleştirildi: Federal hükümet ülkeye göçü finanse etmeye yönelik cesur bir programı uygulamaya koydu (1946).

Bunun sonucunda yarıya yakını kıta Avrupası’ndan gelen 4 milyonun üzerinde yeni AvustralyalI özellikle büyük kentlerin toplumsal yaşamını değiştirdi ve zenginleştirdi; öte yandan 1978 yılında nüfus 14,2 milyonu aştı. 1956’lardan başlayarak da Federal hükümet Beyaz Avustralya siyasetini yalnızca Asyalı göçmenlere uygulanacak biçimde daralttı.

1949’dan 1972’ye kadar hükümet, 1966’ya kadar Robert G. Menzies’in yönettiği bir Liberal Köylü Partisi koalisyonundan oluştu. Bu hükümet New South Wales’deki Snowy dağlarında, üç eyaleti kapsayan ve tamamlanması 20 yıldan fazla süren büyük bir baraj ve hidroelektrik tesisini başlattı. Avustralya ekonomisi için daha önemli sonuçlar doğuran bir başka olaysa zengin maden yataklarının bulunması oldu.

Başlangıçta altının yerini alan gümüş, kurşun ve bakır önemli bir refah kaynağıyken, Batı Avustralya’da sınırsız demir cevheri kaynaklarının ve nikelin, Kuzey Queensland de boksitin (alüminyum) bulunması, ekonominin biçimini değiştirdi.

Avusturalya’yı, İngiltere’nin yerine, Japonya’ya mal satan birinci ülke durumuna getirdi. Ayrıca, daha yakın bir geçmişte bulunan petrol ve Bass boğazındaki doğal gaz, Avusturalya’yı denizaşırı kaynaklara daha az bağımlı hale getirecekti.

Bu arada, 1972’de İşçi Partisi, Canberra’da, Gourgh Whitlam’ın başbakanlığında yeniden iktidara geldi. Ama, Whitlam’ın ekonomik gelişmeyi hızlandırmak için aldığı dış borçlar, başbakanlığının dramatik biçimde sona ermesine neden oldu.

Çok kısa zamanda çok iş yapma hırsı Whitlam’ı hesapsız harcamalar yapmaya itti ve borçlanmada yolsuzluklar yapıldığı gerekçesiyle suçlanmasına neden oldu. Whitman’ın uygulamalarına karşı olan Senato onun bütçesini kabul etmeyi reddetti ve Whitman iktidarını sona erdirdi.

Aralık 1975’te, daha önce benzeri görülmemiş- ve çok eleştiri alan – bir hareketle İngiltere kraliçesinin atadığı genelvali Sir John Kerr, Whitman’ı görevden aldı ve Parlamento’nun her iki meclisini de feshetti. Bir sonraki seçimlerde Liberal Köylü partisi, J. Malcolm Fraser’ın yönetiminde kolayca iktidara geldi. Fraser, artan işsizliği, enflasyon oranını ve denizaşırı borçlanmayı azaltabilmek için, bir kemer sıkma ve tasarruf siyaseti benimsedi.

Ama, dünyayı saran iktisadi durgunluğun Avustralya ekonomisindeki sorunların ağırlaşmasına yol açması, Fraser’ın kurduğu Liberal Köylü Partisi hükümetinin halk desteğini yitirmesine neden oldu.

Mart 1983’te Fraser’in hükümetinin yerine Robert Hawke başkanlığındaki İşçi Partisi hükümeti geldi ve Aralık 1984, Temmuz 1987 ve Mart 1990’daki seçimlerinden sonra da bu hükümet iktidarda kaldı.

Gerçi Federal hükümetler, özellikle İşçi Partisi’nin Federe hükümetin yetkilerini kısmaya yönelik girişimlerine başarılı biçimde karşı durmuştur; ne var ki federal hükümetin zamanla ve yavaş yavaş yerel hükümetlerin haklarını çiğnemesi sonucunda yerel hükümetlerin yetkileri azalmıştır.

Yerel hükümetler, Federal hâzinenin her yıl verdiği ödenekleri ve henüz ellerinde tutmaya devam ettikleri yetkileri (özellikle eğitimle ilgili olanları) titizlikle kullanmaya devam etmektedir.

Yardımsever politikası uyarınca İşçi Partisi hükümeti bir genel toplumsal güvenlik sistemiyle bir gönüllü sağlık sigortası planı (Medibank) gerçekleştirmiştir. Daha da önemlisi, bu programlarda, ulusal duyguların giderek daha çok duyarlık göstermeye başladığı Avustralya yerlilerine de yer vermiştir.

Ne var ki federal hükümet, Avustralya yerlilerine şimdiye kadar tanınmamış olan seçme ve sosyal yardım haklarını vermişse de Avustralya’nın yerli halkına en iyi nasıl davranılacağı konusu hâlâ belirsizliğini sürdürmektedir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan beri, uluslarası işlerde Avusturalya, kendi konumunun ve sorumluluklarının bilincindedir. İngiliz Özel Meclisi’ndeki sınırlı temsil hakkı dahil (1986) İngiltere ile olan bütün geleneksel bağlarından kurtulmuş olan Avustralya, bağımsızlığını titizlikle korumaya çalışmaktadır.

1975’te Papua -Yeni Gine’ye bağımsızlığını vermiştir ve Asya ile Büyük Okyanus’a ilişkin işlerde etkin rol oynamaktadır. Avustralya’nın, Amerika Birleşik Devletleri ve Yeni Zelanda ile savunma bağlantıları vardır.

Ayrıca Güney Büyük Okyanus’ta nükleer denemelerden arındırılmış bir bölge oluşturulması için ABD ile bir antlaşma (1986) imzalamıştır. Ocak 1988’de ülke iki yüzüncü yıldönümünü kutlamıştır.

Avustralya’nın denizaşırı toprakları

Avustralya tarafından yönetilen bir dizi ada ile Antarktika’nın Avustralya’ya bağlı bölümünü belirten kesim. Söz konusu adalar, Christmas adaları, Cocos adaları (1984’te Avustralya’yla birleşmişlerdir), Norfolk adası ve Macdonald adasıdır. Antarktika’daki topraklar, 60° Güney enleminin altında ve 160°- 45° Doğu boylamları arasında yer alan bütün toprakları kapsar (toplam yüzölçümü 6 200 000 km²; kalıcı nüfusu yoktur).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir