Baba Cafer Kimdir?

Baba Cafer Kimdir? Hayatı hakkında çeşitli söylentiler olan Arap asıllı bir yatırdır. Kabri, İstanbul’da kendi adıyla anılan bir zindanın içindedir. Bir söylentiye göre, İmam Hüseyin’in soyundandır. Asıl adı “Seyid Cafer”dir.

Beş-altı yüz kişilik maiyeti ve Şeyh Maksud adlı bir arkadaşı ile birlikte, Abbasi Halifesi Harünü’r-Reşid (766-809) tarafından elçilik göreviyle Bizans’a gönderildi. Elçilik heyetinin şehre gelişinden az önce, o zamanlar İstanbul’da Kocamustafapaşa semtinde oturan Arap kolonisi ile Bizanslılar arasında bir kanlı olay meydana geldi; bu çarpışmada birçok müslüman şehid düştü.

Heyetin gelişinde şehitlerin cesetleri, gömülmeyerek, sokaklarda duruyordu. Bizans İmparatoru’nun huzuruna çıktığı zaman (Sözü edilen imparatorun 797-809 yılları arasında yalnız başına bir erkek gibi, Basileus ünvanıyla saltanat süren İmparatoriçe İrini olması gerekmektedir. Zira, Harunü ’r-Reşid Bizans ilişkileri 806 yılına rastlar), Seyid Cafer, şehitlerin cesetlerinin sokak ortasında bırakılmasından dolayı hükümdarı ağır bir şekilde kınadı.

Buna kızar, Basileus kendisini, halen yatmakta olduğu, zindana attırdı ve burada zehirleterek öldürttü. Daha ılımlı ve soğukkanlı bir karakterde olan arkadaşı Şeyh Maksud ise, imparatordan izin alarak şehitlerin cesetlerini maiyetindekilere gömdürttü.
Başka bir söylentiye göre, Şeyh Zindanı Abdürrauf adındaki bir mücahit, İstanbul’un kuşatmasında (1453) ve şimdi “Zindan Kapısı” denilen kapıdan şehre girer. Kapıya bu sebeble “Zindan Kapısı” denilmektedir.

Halife Harunü’r Reşid tarafından elçilik görevi ile Bizans’a yollanan ve bu zindanda zehirlenerek öldürülen Baba Cafer ise, Şeyh Zindani Abdurrauf Samedani’nin soyundandır. Şehir Türkler tarafından fethedildikten sonra Şeyh Zindani Abdürrauf Samedani kendi yeşil sarığını başından çıkartarak Baba Cafer’in başucuna yerleştirir ve yetmiş yıl süreyle bu zindanda türbedarlık yapar.

Türbe II. Mahmud tarafından tamir ettirildi (1826). Bu münasebetle padişah bir irade çıkartarak Zindankapısı’na “Hazreti Cafer Kapısı”, “Bab-ı Caferi” denilmesini emretti. Ancak, bu adlar halk arasında tutmadı. Nitekim, günümüzde de Baba Cafer türbesi ve zindanının bulunduğu yere “Zindankapısı” denilmektedir.

Türbenin eskiden beş türbedan vardı. Bunlar, görevlerini nöbetleşe yaparlardı. Eski İstanbul inanışları arasında, kadınların çocuk doğurmadan önce bir deste mumla buraya gelerek türbedara okunup teşbihten geçme geleneği de vardı. Bundan başka, bebeğin giyeceği ilk çamaşırlar bir bohça içerisinde buraya bırakılırdı.

Çocuklar doğduktan sekiz-dokuz yaşlarına kadar geçen süre içinde yılda birkaç defa türbeye getirilerek okutulup teşbihten geçirilirdi. Böyle yapılmazsa, çocukların yaramazlıktan kurtulamayacaklarına, uslanmayacaklarına inanılırdı.

Türbede Baba Cafer’den başka “Çoban Ali Dede”, ya da “Zindancı Ali Baba” denilen ve bir din ulusu olduğuna inamları bir kişiye ait ikinci bir merkad ile bir de kuyu vardır. Türbeye gelenler, her iki merkadi ziyaret eder, kuyudan alınmış suyu içerek dua ederlerdi.

Eskiden türbedarlar,çeşitli hastalık ve illetlere yakalanmış çocukları burada okuyup nefes eder, beş yüzlük teşbihten geçirir, bazılarına üstü mühürlü tütsülenecek kağıt verir, kuyunun suyundan içirirlerdi.

Buna karşılık kendilerine kırk para, iki kuruş ödenirdi. Buraya, şu hastalık ve illetlere yakalanmış çocuklar okutulmaya getirilirdi: Boncuk denilen havale illeti, bacak çarpıklığı, göz bozukluğu, karın şişkinliği, boyun şişkinliği ve nazar değmesinden oluştuğuna inamları her türlü araz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir