Baba Cafer Zindanı

Baba Cafer Zindanı Fetih ten Yeniçeriliğin kaldırılması (1826) yılına kadar İstanbul’un belli başlı hapishanelerindendi. Galata zindanı ile buraya katiller, hırsızlar, yankesiciler, zina ve borç ödememe suçundan hükümlüler, serseriler ve suç işleyen esnaf atılırdı.

Kadınlar için ayrı bir bölümü de vardı. İdama mahkum olanlar geceleyin zindanda boğdurulur, cesetleri ayaklarına taş bağlanarak bir çuvala konulup denize atılırdı. Zindan, İstanbul surlarının Haliç’teki bir burcunun altındadır.

İstanbul’un Türkler tarafından alınmasından sonra bu burç ve kapı, “Zindan Kapısı” adıyla anılageldi. Bu zindana atılanların bakımı için devlet hazinesinden hiç bir harcama yapılmazdı. Mahkumlar her gün zindanın penceresinden kendilerine yardım edilmesi için gelip geçene seslenirlerdi.

İsteyenler mahpuslara para yardımında bulunurlardı. Toplanan yardımlarla mahkumlara günde bir paralık ekmek ve çorba, geceleri de birer mum verilirdi. İstanbul halkı buradaki mahkumlara yardım etmeyi sevap sayardı. Adak kurbanları da buraya gönderilirdi. Ancak, sonraları, suistimaller başgösterdi (1766). Zindan katipleri toplanan sadaka ve adak paralarını zimmetlerine geçirdiler.

Çorba pişirilmedi, sadece günde iki akçelik ekmek dağıtıldı. Paranın üst tarafını, kurban ve mum adaklarından yirmi mahkuma bir okka et ve bir mum verildikten sonra geriye kalanı zindan oda başısı ve katipleri arasında paylaşıldı. Hükümlüler, ilgili makamlara af için yazdı olarak başvuracakları zaman kendilerinden, derkenar akçesi de altmış paradan beş kuruşa kadar para alınırdı.

Zindana yatak, yorgan gibi eşya getirmek isteyen hükümlü ise bir altın kadar para vermek zorundaydı. Bu parayı ödemeyenler taş üstünde yatardı. Af ya da tahliye emri gelenlerden ise, zindan görevlileri alabildiklerini alırlardı.

Subaşılar tarafından yakalanan hırsız ve yankesiciler, olay yargı mercderine intikal etmemişse, rüşvet karşılığında bir kaç gün sonra serbest bırakılırlardı. Zindan görevlilerine para yedirebilecek güçte olan mahkumlara iyi davranılır, durumu iyi olup da rüşvet vermeyenlere eziyet edilirdi. Yeterli rüşvet verenlere ise affedilmeleri için sahte “şefaatnameler” düzenlenirdi.

Rum, Ermeni, Yahudi gibi mahkumlar için kendi ekalliyet sandıklan zindan görevlilerine rüşvet yedirdiklerinden gayr-i müslim mahkumlar zindanda imtiyazlı muamele görürlerdi. Bu sebeplerden ötürü 1766 yılında bu durumun düzeltilmesi için şu tedbirlere başvuruldu:

• İstanbul kadılarının gözetiminde, Divan-ı ali’de çavuşbaşı bulunanlar arasından güvenilir bir zindan subaşısı tayin edilecektir.

• Zindandaki mahkumlardan ne şekilde olursa olsun hiç bir para alınmayacaktır.

• Af ve tahliye edilen mahkumların rüşvet vermelerinin kesinlikle önüne geçilecektir.

• Müslüman olmayan mahkumların rüşvet vermelerinin kesinlikle önüne geçilecektir.

• Kule penceresinden verilen sadakalar her gün toplanarak dağıtılacak, mahkumlara hergün ekmek ve çorba dağıtılacağı gibi, cuma günleri, ayrıca, pilav da verilecektir. Bu işler Zindan subaşısı, mütevelli heyeti ve Baba Cafer Türbedarı tarafından birlikte yürütülecektir.

• İaşe, odun, kömür, kandil giderleri çıktıktan sonra geri kalan para keselere konularak mütevelli ve gözetici tarafından mühürlenip saklanacaktır.

• İstanbul kadıları dört ayda bir zindan gelir-giderlerini inceleyeceklerdir. Borç ödememe sebebiyle hapsedilmiş olanlardan hiç bir vakit borçlarını ödeyemeyecek durumda bulunanların borçları ödenip bu gibiler salıverileceklerdir.

• Mahkumların dilekçelerinden derkenar akçesi olarak yirmi paraya kadar harç alınacaktır. Para ödemeye gücü olmayanların dilekçeleri parasız yazılacaktır. Bu hükme aykırı hareket eden katipler şiddetle cezalandırılacaktır.

• Bu kuralların uygulanmasından zindan subaşısı kesin sorumlu tutulacaktır.

Zina ve fuhuşun veba gibi salgın afetlerin çıkmasına sebep olduğuna inanıldığı dönemlerde İstanbul’da açık ya da gizli fuhuş ile suçlanan fahişe ve zaniyeler (zina suçunu işlemiş olanlar) Baba Cafer Zindanı’nın kadınlar kısmına hapsedilirdi. Mahalle imamları bu gibileri zabıtaya bildirmekle yükümlü idi.

Zabıta bunları derhal yakalayarak zindana atmak zorundaydı. Fahişe, ya da zaniyeler ancak tövbe ve istiğfar ederek zindandan kurtulabilirlerdi. Ancak, gerçekten nadım ve pişman oldukları hususunda kendilerine mahalle imamı ve mahalleden güvenilir bir kişinin kefalet etmeleri gerekti.

1778 tarihli İstanbul Kadılığı’na hitaben yazılan bir fermanda; fahişelerin tövbe ve istiğfar ile zindandan tahliyeleri için kendilerinden rüşvet alındığı, bunun mutlaka önüne geçilmesi, parayla kefalette bulunan imam ve tanıkların suçları sabit olduğunda, sürgüne gönderilecekleri yazılıdır.

1831 yılında Baba Cafer Zindanı bir ara sadece kadın mahkumlara tahsis edildi. İstanbul’daki çeşitli ayaklanmalarda, ihtilalcilerin ilk işlerinden biri Baba Cafer ve Galata zindanları gibi zindanlarda yatan mahkumları serbest bırakmaktı.
Günümüzde zindan Zindankapısı Caddesi ile Canbazhanı Sokağı kavşağındadır. Yapı, dışardan taş örülü, dört köşe kule görünümündedir. Demirden, iki kanatlı sokak kapısının üzerinde şu kitabe yer almıştır:

“Merkad-i Hazret-i Cafer radiyallahü an-hü 1298/1881“Gelziyaret kd niyaz et Caferü’l-Ensari’ye Müptela-yı dert olanlar bi-avni’llah olur hoş Gerek ekdar gerek emraz nedenlu hüzn ü endişe
Namürad-ı bermürad ider iden eyle guş
Kıraat eyle üç ihlas dahi sure-i Fatiha Bu ali Ali Baha’yı sakın eyleme feramuş Eğer mü’min eğer gayr-ı alub bir katre abidinden
Hasıh cah-i necatden kim eylerse nuş ”

Kitabenin üstünde bulunduğu demir kapının arkasında ikinci camlı kapıdan ön kısmı taşla, arkadaki genişçe bölümü tahtayla döşeli medhale girilir. Medhalin sol tarafında türbedar odası, onun yanından zindana çıkılan taş merdiven, arkada sol tarafta ise türbe kapısı vardır. Kapı iki kanallı olup demirdendir.

Kapı açılınca küçük, taş döşeli bir medhalden sonra türbeye girilir. Boyutları 5×9 metre olan zemin tahta döşeli, üzeri tonozludur. Kapısından başka ışık alacak yeri yoktur. Elektrikle aydınlatılmaktadır.

Tavanda asık üç eski kandil yeri hala durmaktadır. Sağda Zindancı Ali Baba, solda ise Baba Cafer’in merkadi yer almaktadır. Suyunun şifalı olduğuna inanılan kuyu Ali Baha’nın merkadi yanındadır. Kuyu demir çıkrıklıdır. Cafer Baha’nın sandukasının etrafında demir parmaklık vardır.

Zindana çıkan taş merdiven on dört basamaktan sonra sağ tarafa kıvrılır; burdan itibaren merdivenin 25 basamaklık ikinci kısmı başlar. İkinci kısım, bir tepe penceresinden aydınlık alır. Zindanın kapısı tek kanatlı olup demirdendir. Önce zindan mescidi gelir. Zemin tahtayla döşelidir ve boyutu 4×9 metredir. Mihrap, duvara gömülü basit bir kemer biçimindedir. Dört tane demir ızgara parmaklıklı penceresi vardır.

Zindana,mescitten demirden yapılmış, tek kanath bir kapıdan girilir ve on basamaklı çok dar bir merdivenle çıkılır. Zeminin boyutu 4×9 metredir. Tavanı tonoz örtülüdür ve beş küçük mazgal penceresiyle aydınlatılır. Günümüzde Baba Cafer zindam ve türbesi Topkapı Sarayı Müdürlüğü’ne bağlı olarak bakılıp gözetilmektedir.

Kaynak

Osman Nuri (Ergin)- Mecelle-i Umum Belediye, (İstanbul 1922); Mustafa Naima, Naima Tarihi, C.I-VI (İstanbul 1280)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir