Bahai Körfezi – Kanlıca

Bahai Körfezi – Kanlıca İstanbul’un Dünya’da bir eşi daha bulunmayan Boğaziçi’nde Kanlıca Körfezi’nin Onyedinci Yüzyılla Ondokuzuncu yüzyıl arasındaki zaman içinde adı “Bahaî Körfezi”ydi.

Bu isim körfezde, IV. Mehmed (1648-1687)’in şeyhülislâmlarından Mehmed Bahaî Efendi’nin (1596-1654) yaptırmış olduğu yalıdan ileri geliyordu. Körfezin bu derece “dillere destan” oluşunda, Baha Efendi’nin kişiliğinin büyük payı vardı.

IV. Mehmed (Avcı Sultan Mehmed) devrinde iki defa meşihat makamına oturmuş olan ve toplam 3 yıl, iki ay, üç gün görevde kalmış bulunan Bahaî Efendi, bütün dikkatleri, söylentileri, hatta dedikoduları üzerine çekmiş bir din adamıydı.

Devrine göre çok ileri görüşlü sayılan “Efendi Hazretleri” saza, söze ve yasaklanmış olan bazı “nesnelere” bir hayli düşkündü.

Onyedinci yüzyıldan sonra, İstanbulluyu bir hümma gibi saran, körfezin güzelliği dille, yazıyla anlatılamayacak kadar büyüleyiciydi.

Geniş bahçeler arasına oturtulmuş, denizle dudak dudağa, arkalarını yemyeşil sık ağaçlı bayırlara ve fıstık çamlarının geniş kollarım göklere açtıkları korulara dayamış olan şahane yalılar gözleri nurlandırırdı.

Bu güzel koyun sırtlarında yükselen korular bir başka alemdi.Buraları, sanki, Boğaziçi bülbüllerinin toplandıkları, birbirleriyle şarkı yarışma giriştikleri, boy ölçüştükleri, bir “Yarış Alanı” bir “Açık Hava Arenası”ydı.

Bu sebeple de İstanbul’un daha çok Boğaziçi köylerinin “Zevk Ehli” akşam saatlerinde sandallarla, kayıklarla Bahaî Körfezi’ni doldururlardı.

Hava kararırken, bir yandan bülbüller şarkı,öbür yandan da dünyanın tadını çıkaran beyler, paşalar, ağalar sandalların kayıkların içine kurulu sofralarda, hafif den demlenirlerdi. İşin güzelliği, bülbülleri tedirgin edecek, keyiflerini kaçıracak en ufak bir gürültü çıkmazdı.
Bu körfezin en büyük özelliklerinden biri de eşsiz, bir ‘yankı” üstünlüğüne sahip olmasıydı. İstanbul’un ve Boğaziçi’nin, hemen hemen hiç bir yerinde bu derece kuvvetli, akılları durduran bir “yankı” bulunmayışıydı.

Bu sebeple, Boğaziçi’nin dillere destan “Mehtap sefaları”nda mutlaka kafileler, bu koya uğrarlardı. Mehtap kafilesini meydana getiren sandallar, kayıklar, üç dört çifte piyadeler salapuryalar, alamanalar, hatta pazar kayıkları burada uzun süre eğlenirlerdi.

Fasıllar sürer. Billûr sesli hanendelerin gazellerine bülbüller cevap verir. Musiki, bülbül sesi ve boğazın sularını nurlandıran yaz mehtabı, “Keyif ehillerimin canlarına can katardı. Bahaî Körfezinin yankı üstünlüğünü anlatmak için, burada hanendelerin okudukları gazeller ve şarkıların, Kanlıca’nın karşısına düşen İstinye ve Emirgan’dan dinlediği söylenirdi.

Bu mehtap âlemlerinin sonuncusu, Millî Mücadele yıllarında, işgal altındaki İstanbul’a gelmiş olan Türk dostu, Fransız yazar, Claude Ferrare şerefine düzenlenmiş ve kafile dünün Bahaî ve bugünün Kanlıca Körfezi’nde bir saatten fazla eğlenmişti.

Eski İstanbul’un gerek Anadolu, gerekse, Rumeli kıyısının asayişiyle, inzibatıyla, Bostancıbaşılar görevliydi. İstanbul kıyılarının belli başlı noktalarında “Bostancı Karakolları” vardı.

Bostancıbaşı bütün bu sahilde kurulu evleri, yalıları, sarayları, ve iş yerlerini bir deftere işlemek zorundaydı. Ve bütün bunların sahipleri adlarıyla sanlarıyla deftere geçirilirdi.
Ne var ki, padişahlara sunulan bu Bostancı Defterlerinden ancak, 1229-1230 (1814-1815) tarihlisi elimizde bulunuyor. Bu defterdeki kayıtlara göre, o tarihde Bahaî Körfezi’nde bulunan yalılar şöyle sıralanıyordu:

  • 1- Tahtıre-vancıbaşı Seyyid Mehmed Ağa’nın Yalısı
  • 2- Derviş Efendizâde Tahir Efendi’nin Yalısı
  • 3- Salihzâde Kethüdası Emin Efendi’nin Yalısı
  • 4- Köstendilli Tahir Efendizâde Yalısı
  • 5)- Kirli İbrahim Efendi kızının Yalısı
  • 6- Lâleli Cebisi vakıf gelirlerini toplayan tahsildar Abdülkerim Efendi Yalısı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir