Bahai Mehmet Efendi

Bahai Mehmet Efendi (1595-1654)- Osmanlı şeyhülislâmlarından. İstanbul’da doğdu. Hasancan ailesinden Kazasker Abdülaziz Efendi’nin oğlu Şeyhülislâm ve tarihçi Hoca Sadeddin Efendi’nin torunudur.

Annesi ise Ebussuud Efendi’nin torunudur. Medrese öğrenimi gördü. Kısa bir süre müderrislik yaptıktan sonra Kadılıkta karar kıldı. 1630’da Selânik, 1633’te Halep kadısı oldu. Burada, vali Küçük Ahmed Paşa ile araları açıldı.

Kendisinin tütün tiryakisi olduğunu bilen Küçük Ahmed Paşa, tütün içilmesini şiddetle yasaklamış olan Padişah IV. Murad’a onu ihbar etti.

Padişaha yolladığı ihbar mektubunda: “Mükeyyefât alûdedir, elinden tütün çubuğu düşmez. îcra-i ahkâm-ı şer’iye itmeğe şuuru yoktur” dedi. Bu ihbar üzerine Kıbrıs’a sürüldü. Bir yıl sonra affedildi (1635). İstanbul’a dönerek evine kapandı.

1638-1639’da önce Şam Kadısı oldu. Daha sonra Edirne (1644) ve İstanbul (1645) kadılıklarında bulundu. Aynı yıl Anadolu Kazaskeri, bir ay sonra da Rumeli Kazaskeri oldu. 1646’da azledilerek kısa süre açıkta kaldıktan sonra, aynı yıl içinde yine Rumeli Kazaskerliğine tayin edildi. 1649’da Abdurrahim Efendi’nin yerine Şeyhülislâmlığa getirildi (18 Temmuz 1649).

Şeyhülislâmlık makamına geçer geçmez yaptığı ilk iş tütün içmenin haram olmadığı yolunda bir fetva çıkarmak oldu.

Bu davranışı bazı çevrelerce hoş karşılanmadı ve dedikodulara sebep oldu. Bir mesele yüzünden huzuruna çağırdığı zamanın İngiliz elçisini dövdürüp hapsettirmesi yüzünden azledildi (2 Mayıs 1651). Yerine rakibi Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi getirildi.

Bahaî Efendi önce Kanlıca Körfezi’ndeki yalısında inzivaya çekildi. Kısa süre sonra arpalığı olan Bergama’ya sürüldü. Ancak, padişahtan izin alarak bir yıl kadar Gelibolu’da kaldı. 1652’de ortamı uygun bulduğu için İstanbul’a döndü. Aynı yıl içinde 16 Ağustos tarihinde ikinci defa Şeyhülislâmlık makamına getirildi.

2 Ocak 1654’te ölünceye kadar bu görevde kaldı. Her iki şeyhülislâmlığı 3 sene 2 ay 2 gün sürdü. Bahaî Körfezi diye anılan yerdeki yalısı çinilerle süslü çok güzel bir yapı idi. Şiirle ve musikî ile de uğraştı. Yaklaşık 900 beyitlik Divan’ı 1933’te basıldı.Yazma nüshaları İstanbul’daki çeşitli kütüphanelerdedir. Çağında şiirleri büyük ilgi gördü.

Nâili ve Nabî gibi şairler şiirlerine pek çok nazireler ve tahmisler tertiblemişlerdir. Şiirlerinde, Şeyhülislâm Yahya Efendi’nin etkisi görülür. Bestelerinden ancak bir evç beste günümüze kadar gelebilmiştir. İstanbul’da öldü. Bazı kaynaklar mezarının evinin bahçesinde, bazıları da Fatih Camii Kabristanında olduğunu belirtmektedir.

Bir Gazeli

Dağıttım hâb-ı nâz-ı yân ey feryad neylersin îdüb fitneyle dünyâyı harâb âbâd neylersin

Dil-i mecrûhuma rahm eyle kalsun dâm-ı zülfünde

Şikeste bâl olan mürgi idüp âzâd neylersin Idersin gerçi her derde tabibim bir devâ ammâ Cünûn-i ehi-i şak olunca mâderzâdene eylersin

Varup giysû vü zülf-i yân biri birine kattın.

Yine bir fitne tahrik eyledin ey bâd neylersin

Şehîd-i tiğ-ı aşk-ı yârdır sercümle-i âlem Urup şemşîre dest ey gamze-i cellâd neylersin

Güzel tasvir idersin hatt-u hâl-i dilberi ammâ Füsûn-i fitneye geldik te ey behzâd neylersin

Bahâî veş değilsin kabil-i feyz-i safa sen de Tekellüf bertaraf ey hâtır-ı nâşâd neylersin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir