Bala Camii Silivrikapı

Bala Camii Silivrikapı’da, Tekke Sokağı’ndadır. İstanbul’un fethi sırasında büyük hizmetleri görülen Topçubaşı Süleyman Ağa tarafından H. 868/1463 yılında yaptırılmış, çeşitli tarihlerde, onarım görmüş ve yenilenmiştir. Bâlâ Camii manzumesi Silivri Kapısı yanında Sizga Kapısı’na 70-80 metre uzaklıktadır.

Süleyman Ağa’nın 1463 yılında yaptırdığı adını semte veren mescid ahşabtı. “Hadıka”da belirtildiğine göre H. 1182/1768 tarihinde burası hâlâ mescîddi: “Balâ Mesr’di der kurb-i Silivri Kapusu”

Bugünkü Bâlâ Camii manzûmesi XIX. yüzyıla aittir. Sultan Aziz devrinde mescidin bitişiğinde bir Nakşî dergâhı kurulmuş, sonra Sazikâr Kalfa adında Saraylı bir hayırsever kadın tarafından mescid imâr ve tezyin edilmiştir.

1892’de zelzeleden harap olan mescidi ve türbeyi bu defa Âdile Sultan yenilemiş ve genişletmiştir. Daha sonra da Sultan Mecid’in dördüncü kadını Perestu Kadın tarafından ma’bede dört odalı bir müştemilât ile sebil, çeşme, muvakkithâne ve abdest muslukları eklenmiştir.

Bunlara ait belgeler Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunmaktadır. Sazikâr Kadın’ın Bâlâ Camii manzûmesiyle ilgili vakfiyesi de vardır. Bu vakfiyeye göre Topçubaşı Bâlâ Süleyman Ağa mimarî manzûmesinde tablodaki müştemilât bulunmaktaydı.

Bâlâ Süleyman Ağa Camii ilk inşâ edildiği zaman dört duvarlı ve ahşap çatılı, üzeri kiremit örtülü bir yapı idi. Şimdiki mabed kubbeli olup, yirmibeş pencere ile aydınlanmaktadır. Sekiz çıkıntılı penceresi yuvarlak bir kasnakla kubbe duvarına oturmaktadır. Pencerelerin kemerleri arabesk üslûptadır.

Sazikâr Kalfa ve Âdile Sultan’ın gayretleriyle daha anlamlaşan bugünkü Bâlâ Süleyman Ağa Camii manzumesi genelde ampir üslûbun özelliklerini yansıtır. XIX. yüzyılın yapıları çoğunlukla fazla bir mimârî özellik taşımadıkları halde, bu mimârî manzûme, gerek câmi, gerekse sebil ve çeşmeleriyle ruhları okşamakta, özellikle Türk hat sanatı bakımından en güzel örnekleri sergilemektedir.
Sekiz köşeli ender plânlı camiin türbe girişiyle birleşmiş olan dış giriş mahali dikdörtgendir. Buradaki cümle kapısının üstüne çok güzel yazılmış 1279 H. tarihli bir kitâbe yerleştirilmiştir.

Bu kitâbeden de anlaşıldığı üzere câmi ve manzûmesi Sazikâr Kalfa’nın gayretleriyle yenilenmiş ve Şumnulu Şeyh Ali Efendi tarafından bir düzene sokulmuştur. Nitekim 583 numaralı Vakıf defterinin 55. sayfasındaki konu kayıt bu konuya açıklık getirmektedir:
Sazikâr Kalfa binti Abdullah vakfına ait 19 Rebiülevvel 1277 tarihli vakfiyenin başlangıç ve sonu hariç örneğidir:

“…Emma badü işbu vakfiyye-i celiletü’ş-şan ve ceride-i bediatü’l-unvanın tahrir ve imlâ ve tas tir ve inşâsına bais ve… bâdiye oldur ki harem-i hümâyun-ı ismet-makrun cevârisinden olup cânibi saltanat-ı seniyyeden hayrât ve meberrata mezunen ve zat-ı zeyli kitabdamu-harrerü’l-esami-i müslim’in tarifleriyle muarrefe olan sahibetü’l-hayrat iffetlü Sazikâr Kalfa ibneti Abdullah sevb-i şer-i enverden mezunen bi’l-hükm tâyin ve irsâl olunan kâtip es-Seyid el-Hac Haşan Rıza EfendVnin mahmiyye-i İstanbul’da Çenberlitaş kurbinde Molla Fenan Mahallesi’nde kâin tarikat-ı aliyye-i Nakşibendiyye-i müceddediye meşayih-i kirâmından Şumnulu es-Sey-yid eş-Şeyh el-Hac Ali Efendi’nin sâkin olduğu menzilinde müslimîn-i mezbûrun huzurunda akteylediği meclis-i şer-i şerîf-i Ahmedî ve mahfel-i din-i münif-i Muhammedîde vakf-ı câil beyanlarına ber-veçh-i âti mütevelli nasb ve tâyin eylediği mumaileyh es-Seyyid eş-Şeyh el-Hac Ali Efendi İbni es-Seyyid Abdullah mahzarında ikrar-ı şahid-i şer’i ve itiraf-ı sarih-i mer’i edüp mahmiyye-i mezbure hısn-ı ebvâbından Silivri Kapusu dahilinde İbrahimpaşa Mahallesi’nde vaki Hüdavendigâr-ı esbâk Cennet-mekân Ebu’l-Feth Gazi Sultan Mehmed Hân tâbe Serahu hazretlerinin topçubaşıları merhum Bâli Ağa nam sahibü’l-hayrın câmi-i şerifi harâb ve eser-i Binâ kalmadığından ben mâlimden teberru’an hare ve sarfla hasbeten Iillâhi Tealâ câmi-i şerif-i mezkûru müceddeden binâ ve inşâ edüp… ”

Dış son cemaât yerinin ortasında bir kapı ve iki yanında kemerli pencereleri vardır. İçeri girildiğinde, sağ tarafta türbe kapısıyla pencerelerine rastlanır. Evvelce girişin üstünde büyük bir ahşâb meşrûtâ binâsı bulunmaktaydı.

Camiin yuvarlak kemerli ve demir parmaklıklı kapısı önündeki planla çarpık geçit kısmına girilir. Türbe bunun sağındadır. Buradan bir merdivenle camiin kadınlar mahfeline geçilmekteydi. Mahfel kaldırıldıktan sonra buradaki kapı kapatılmış ve merdiven kullanılmaz olmuştur.
Sivri lobe kemerli büyük pencereleri sayesinde camiin içi bol ışık almaktadır. Ayrıca, bu pencerelerin üzerinde küçük yuvarlak pencereler görülmektedir.

Camiin mihrâb ve mimberi güzel bir işçilikle mermerden yapılmış olup, barok-ampir üslûptadır.
Mihrabın üstünde liKüllemâ dahâ-le” ve iki tarafta “Besmele” gibi (tura) şekilli yazılar yazılmıştır. Bu hatlar, Hattat Şefik Bey’e aittir. Minberin karşısında 1, 40X 2,60 boyutunda Hattat Hasan Rıza Efendi’nin büyük sanat eseri olan “Hilye-i Şerif ’ levhası asılıdır. Bundan başka camide iki

“Hilye-i Peygamberi” levhası daha vardır. Özellikle kubbenin ortasındaki Kazasker İzzet Efendi’nin celi hatla yazılmış olan “Ihlâs-ı Şerif ” ve tahtaya oyma ile işlenmiş, mihrab üstündeki “Kale-llâhu Tealâ innemâ ya’muru
mesâcide’llâhi…” çok nefistir.

Camiin kubbesindeki pencereler hizasında bir gezinti yeri de bulunmaktadır. Burada Ramazan kandillerinde 85 adet kandil yakılırdı. Kadınlar mahfili yıkıldıktan sonra bu tarafa açılan pencereler örülerek kapatılmıştır.

Camiin pencere demirleri, türbe ve sebillerindeki gibi dört köşe demirden olup, aralarına dökme şemse süslemeler yerleştirilmiştir. Evvelce camiin içinde de çok kıymetli eşyalar bulunmaktaymış.

Bunlar: “Sancak-ı Şerif”, “Kâbe örtüsü” (iki adet), “Sedefli Rahleler”, “Ayaklı Saat” (3 adet), “Büyük avize” (1 adet), “Küçük askı avize” (3 adet), “Hilye-i Şerif” (Hasan Rıza Efendi’nin 3 adet), “Kur’ân-ı Kerîm” (6 adet yazma).
Türbe, caminin bitişiğinde, cümle kapısının yanında tam köşeye isâbet etmektedir.

Kârgir duvarlı ve ahşap çatılıdır. Dıştan bir cephesi dört, diğeri üç pencereli olup, dikdörtgen plânlıdır. Binanın cephelerinde pencere kemerleri basık ve bunların kilit taşlan ise, çınar yaprağı şeklinde kabartmalıdır.

Pencerelerle, baklavalı çitalarla süslenmiş geniş ahşap saçak arasında bulunan “Ayetü’l-kürsi” yazılı kuşak gerek hat, gerek istif bakımından Faik Efendi’nin nefis bir sanat eseridir.

Türbe içinde altı sanduka vardır. Bunlardan biri, İstanbul’un fethinde bulunan Topçubaşı Süleyman Ağa’ya aittir.
Türbenin köşesine yakın bir yerde, dikili küçük bir taşın altında Bâlâ’nın ünlü kuyusu bulunmaktadır. Bu kuyu, tarihî belgelerle sözü edilen kuyu olup şimdi kapatılmış durumdadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir