Bebek Tarihi

Bebek Tarihi İstanbul’da Boğaziçi’nde, Rumeli yakasında, Arnavutköy ile Rumelihisarı arasındaki semtin adıdır. Beşiktaş ilçesinin, Arnavudköyü bucağna bağlı bir mahalledir. Günümüzde Boğaz’m en seçkin yerleşim merkezlerinden biridir. Karaköy’den 9,5 km. deniz yoluyla Galata Köprüsü’nden 5,5 mil uzaklıktadır.

Semt, sahilden giderek yükselen sırtlardan oluşur. Bu sırtlarda en fazla yükseklik denizden 91 m/yi bulur. Semtin Güney kesimine eskiden beri “Küçük Bebek”, Kuzey kesimine “Büyük Bebek” denilmektedir. Bebek Vapur iskelesi, Küçük Bebek’te Bebek Feneri ile Halim Paşa Yalısı arasındadır. Bebek’teki cadde, sokak, yol, çıkmaz ve yokuşlar şunlardır:

Aşiyan Yolu, Aziz Oğan Sokağı, Bebek Bostanı Aralığı, Bebek Dağı Sokağı, Bebek Deresi Sokağı, Bebek Hamamı Sokağı, Bebek Mektebi Sokağı, Bebek- Rumelihisarı Yolu, Bıyıklı Mehmed Paşa Sokağı, Dayı Bey Sokağı, Ehram Yokuşu, Hüsnü Kortel Sokağı, ibriktar Sokağı, inşirah Sokağı, Karaman Sokağı, Küçük Bebek Caddesi, Küçük Bebek Deresi Sokağı, Küçük Bebeğe Giden Yol, Manolya Sokağı, Meygede Sokağı, Mithat Cemal Kuntay Sokağı, Reşat Nuri Güntekin Sokağı, Saip Özer Sokağı, Şevki Çiçekdağ Çıkmazı, Tanburi Ali Yener Sokağı, Yahya Kemal Beyatlı Caddesi.

Semtin eski çağlardaki adı “Khile” (iskele) idi “Bebek” adının kullanılmasını ise çeşitli kaynaklar şu şekilde açıklamaktadır:

Evliyâ Çelebi’ye göre Fatih Sultan Mehmed, günümüzdeki Bebek semtinin güvenliğini sağlaması için buraya “Bebek Çelebi” (Belki de Bebek Çavuş) adında bir bölükbaşını tayin etti.

Bebek Çelebi’nin burada bir köşkü ve bahçesi de vardı. (Onun kurduğu bahçe sonradan hasbahçe oldu). Bebek Çelebi öldükten sonra, onun adına izafeten bütün semt “Bebek” diye anılageldi.

İncicyan’a göre ise, Osmanlı padişahlarından birinin (hangisi olduğu hakkında hiçbir kayıt yok) şehzadesi bahçede gezerken bir yılan görüp, babasına ne olduğunu sorar. Babası şehzadeyi korkutmamak için “Bebek” diye cevap verir, Şehzade yılandan çok hoşlanarak bahçeye “Bebek Bahçesi” adım koyar. Sonradan bütün semt “Bebek” diye anılır. Eremya Çelebi de Bebek bahçesi ile ilgili bu “yılan” hikâyesini şöyle anlatır:

Kanunî Sultan Süleyman kıyıdaki bahçe duvarının mermer kemeri üzerinde bir yılan görüp bunu uğursuz saymış ve bir daha bu bahçeye uğramamış… ”

Bebek’te günümüzdeki önemli yer ve yapıların başlıcaları şunlardır:

Bebek Camii, Rum Ayios Haralambos Kilisesi, Ayii Apostoli Ayazması, Katolik Kilisesi, Aşiyan Müzesi, Bebek Belediye Gazinosu ve Bahçesi, Halim Paşa (Valide-paşa) Yalısı (Mısır Konsolosluğu).

Son yıllara kadar bebeğin en güzel binalarından olan Haşim Paşa Yalısı, Ayşe Sultan Köşkü, Şehzâde Süleyman Efendi Köşkü ve daha birçok benzeri, bugün, yıkılıp yerlerine apartmanlar dikildi. Günümüzde Bebek’te sahilde ve içerlerde çeşitli gazino ve meyhaneler bulunmaktadır.

BEBEK’İN TARİHDEKİ YERÎ: Hıristiyanlık öncesi çağ:

Bu dönemde Bebek ufak bir balıkçı köyü idi. Köyde avcıların ve balıkçıların koruyucusu Artemis adına kurulmuş bir putperest tapınağı vardı. Tapınağın mevkii günümüzde kesin olarak bilinememektedir.

Hıristiyanlık ve Bizans dönemi: Hıristiyanlıktan sonra da Aziz Gabriel (Cebrail aleyhisselâm), ya da Aziz Mikhael (Mikâil aleyhisselâm) adına bugün yeri belli olmayan bir kilise yapıldı.

Osmanlılar döneminde:

Sultan Orhan’dan (Saltanatı: 1326-1360) başlayarak Osmanlılar Bizans’ın egemenlik alanlarını sürekli küçültüp daralttılar. Fatih Sultan Mehmed tahta geçtikten sonra artık, Boğaziçi’nin büyük kesiminde olduğu gibi, Bebek’te de Bizans egemenliğinden eser kalmadı. Bu sıralarda bu küçük balıkçı köyü halkının Bizans’tan çok Galata’ya bağlı olduğu anlaşılmaktadır.

Nitekim Osmanlı askerleri, hattâ Rumeli Hisarı’nın yerini belirlemek için bizzat Fâtih Sultan Mehmed serbestçe dolaşabilmekte, hisarın yapımı için binlerce Türk Boğaz’ın iki yakasında hiçbir güçlükle karşılaşmadan gidip gelmektedirler. “Bebek’e adım veren bölükbaşının fetihten sonra olduğu kadar Rumeli Hisarı’nın yapımı esnasında da burada görevlendirilmiş olması ihtimâl dahilindedir.

Fetih’ten sonraki Osmanlı dönemi: Yavuz Sultan Selim (Saltanatı: 1512-1520)in adıyla anılan kasır, burada yaptırılan ilk kayda değer Osmanlı yapısıdır. Bu kasrın III. Ahmed (Saltana tı:1703-1730) zamanında yapılan ünlü Hümâyûnâbâd Kasrı’nın bulunduğu yerde olduğu sanılmaktadır. Kaynaklar ayrıca, 1529’dan önce Bebek’te Kayalar denilen yerde, sonraları Durmuş Dede adını alacak olan bir tekkenin mevcut olduğunu belirtir. Evliya Çelebi’de Bebek: Seyahatnâmesinde Çelebi XVII. yüzyıl Bebek’ini şöyle anlatır:

“Akıntı burnundan içeri bir körfez limanlı yer olmağla, vakt-i şitâda (kış mevsimi) birçok keşti (Tekne) kışlar. Fakat Akıntı burnu bir kayak mahal olduğundan pek muhataralı ve keşti imrârında (kayıkların çekilmesinde) çok müşkilât çekilir. Hâkimi Galata naibi (Galata kadı vekili), subaşı ve bostancıbaşıdır.

Bu mahalden biraz ileri varıldıkta Haşan Halife Bağı görülür ki, hâlen padişah bahçesidir. Murad Han-ı Râbi asrında (IV. Murad zamanında) kul (yeniçeriler) isyan edip Haşan Halife’yi paraladılar. Bunun üzerine bahçesi mîrî oldu (padişaha geçti) Buradan bir miktar ilerde Bebek bahçesi vardır ki padişahlara mahsustur.

Selim Hanı evvel’in bir kasrı var ise de, bahçesi o kadar mâmur değildir ama azîm (büyük) selvileri vardır. Burası da ubur olundukta (geçildikte) Deli Hüseyin Paşa Bağı’na vardır. Bu bağ sâfi sanâvber ağacı (fıstık çamı) ile müzeyyendir (süslüdür). Kayalar nâm mahalde (adlı yerde) kırk elli hane (ev) ve Sıdki Efendi Camii vardır, cami fevkaamdir (alth üstlü iki sıra pencereli). Altında bir kayadan bir ayn-ı zülâl cereyan eder (su akar). Buradan öte Rumelihisarı’dır.”

III. Ahmed döneminde (1703-1730) semte bir cami yaptırıldı. Aynı dönemde Bebek Kasr-ı hümâ-yûn’u da inşa edildi. Lâle devrinin ünlü Sadrazamı Damad İbrahim Paşa tarafından Bebek adetâ yeniden imâr edildi.

Bu devirde Türkler, Rumlar, Yahudi ve Ermeniler burada köşkler, konaklar ve yalılar yaptırdılar. 1750-1805 yılları arasında yaşamış olan Sarraf Hovannesyan’ını bildirdiğine göre, o devirde Bebek yeniden imâr edildi. Fakat, o dönemden günümüze hiçbir ev kalmamıştır.

Yalnız XVIII. yüzyıl yapısı olduğu sanılan günümüze kadar gelmiş bir ahşap ev vardır ki, Büyük Bebek’te Yoğurtçu Zülfî Sokağı’ndadır. Bu evle Sedat Hakla Eldem yakından ilgilenmiş, Prof. Nurhan Atasoy, incelemelerde bulunarak uzun bir makale yazmıştır. Bu yazıda şöyle denilmektedir:

“Ev iki sokağın birleştiği bir köşeye yerleştirilmiştir. Taştan örülmüş bir kaide üzerinde oturmaktadır. Üst kat çıkmalarını gayet kuvvetli “eli böğründeler” desteklemektedirler. Bu “eli böğründeler” evin dış görünüşünün en cazip taraflarıdır. Zemin katta sokağa bakan cephelerinde seyis, arabacı vs. odalarının pencereleri yer almaktadır.

Bu odaların seviyesi, yan sokakta, yüksek bahçe duvarında açılmış, evin cümle kapısının ve alt bahçe-avlununki ile aynıdır. Zemin katın bu alt bahçe-avluya bakan kısmı açıktır; burası evin ahır ve arabalığıdır. Bu arabalığın yan sokağa bakan duvarında oldukça yüksek bir seviyede açılmış pencereler vardır ve bunlar ahşap lokmalıparmaklıklıdırlar. Arabalıktaki ahşap kemerler ve ahşap sütunlar üst katları destekler.

Kemerlerin aralıkları arabaların aralarından kolaylıkla geçebilecekleri genişliktedir. Arabalıktan birinci kata çıkan ahşap iç merdivenden başka alt bahçe-avludan üst bahçeye bir taş merdiven ile de çıkılmaktadır. Bu taş merdivenden, sağda bulunan haremin kapısının önüne varılmaktadır. Solda ise üst bahçe yer almaktadır. Üst bahçenin dik meyilli yan sokak boyunca yükselen duvarı üzerindeki selâmlığın bugün ancak yıkıntı izlerini seçebilmek kabildir.

Evin arka tarafına da dolanan bahçesindeki hamam ve aynı tarafta, üst bahçedeki mutfak da aynı akıbete uğramıştır. Evin dış yüzünü örten kaplamaların yenilenmemiş olan kısımlarında eski aşı boyasından kalma izler farkedilir. Muhakkak ki evin günümüze kadar korunabilmesinde bu aşı boyasının rolü büyük olmuştur. ”

III. Mustafa döneminde (1757-1774) Kayalar Mescidi’nin yakınına bir çeşme yaptırıldı. Bu çeşme Bebek’teki ana boğaz caddesinin yeniden düzenlenmesi esnasında 1914’te yıktırıldı. Çeşmeyi yaptıran Reisü’l-küttab Mustafa Efendi’nin Bebek’te direkli bir konağı vardı. Kendisi, yabancı elçileri gerektiğinde bu konakta kabul ederdi.

III. Selim döneminin (1789-1807) ilk yıllarına ait bostanabaşı defterlerinde Bebek sahillerinde Akıntıburnu’nu geçince Sadrazam Halil Hamid Paşazâde Nuri Bey’in, Kaftan Ağasızâde Mustafa Ağa’nın, gene Halil Hamid Paşazâde Arif Bey’in bahçeli yalıları olduğu yazılıdır.

II. Mahmud devrinde hazırlanan bostancıbaşı defterine göre sahildeki yapılar şöyle sıralanıyordu:

Bebek’ten Rumelihisarı’na doğru: Bebek Kasr-ı Hümâyûnu-Sultan Ahmed Han-ı Sâlis hazretlerinin Cami-i Şerifi- Ve mekteb- Ve iskele-Kuzatdan Mehmed Efendi’nin yalısı-Soğancıbaşızâde Kadri Bey’in yalısı-Sabık Haremeyn müftisi Efendi’nin yalısı-Paşa Mehmed Ağa halilesinin yalısı- Cüce Hanım’ın yalısı-Hazinedar Osman Ağa’nın yalısı-Ömer Efendi halilesinin yalısı- Küçükbebek nam mahaldir Bebek ustası Mahmud Usta’nın hânesi-Hamamcı Mustafa Ağa’nın yalısı-Şeyhülislâm Efendi biraderi Atâ Efendizâde Molla Efendi’nin yalısı- Balıkçıbaşı’nın odası- Bebek Bostanı nam mahaldir-Dürrîzâde kerimesi hanımın yalısı- Sabıka Şeyhülislâmzâde Molla Efendi’nin yalısı- Sabık hakimbaşı Behçet Efendi’nin yalısı-Atâ Efendi’nin hafidi Nuri Molla Efendi’nin yalısı Nurullah Efendizâde îlyas Efendi’nin yalısı-Kardeşi Sâlim Efendi vereselerinin yalısı- Diğer kardeşi Âbid Molla Efendi’nin yalısı- Sabıka Yeniçeri Ocağı Divan Kâtibi Efendi’nin yalısı-Sabıka Topçubaşı Emin Ağazâde’nin yalısı-Süleyman Râşid Efendizâde Mehmed Bey’in yalısı- Binyüzcü Halil Ağa halilesinin yalısı- Musullu Ali Efendi kerimesinin yalısı- İbrahimzâde Vakıf Câbii veresesinin yalısı- Attar Ali Bey’in yalısı, Cami-i şerif.

Bebek’ten Arnavutköyü’ne doğru:

Bebek Kasr-ıHümâyûnu Bebek Bostaniyân ocağı- Devat-ı güzel halilesinin yalısı- Yesarîzâde Efendı’nin yahşi- Müderrisinden Elmasebezâde Efendi’nin yalısı- Şeyhülislâm Dürıîzâde Efendi yalısı-Himmetzâde’nin yalısı- Hekimbaşı Efendi’nin yalısı-Mirî peksimed fırını-Kethüda-i sadr-ı âh mütevveffa İbrahim Efendi halilesinin yalısı- Hazinedarbaşı Şakir Ağa’nın yalısı- Bedesteni Ahmed Ağa’nın yalısı-İsmetlu Beyhan Sultan hazretlerinin sarayı-Mehmed Paşa Kasrı-Biniş-i hümâyûn yeri- İstanbul Kadısı Arif Efendi’nin yalısı- Halil Paşazâde mîr-i mîrândan Nuri Paşa’nın yalısı- ve bakkal dükkanı- Berber- ve beş bâb dükkan- Başeski bostanînin kahvesi-Beyhan Sultan hazretlerinin mâ-i leziz Yorgaki’nin hânesi-Aleksan Bey’in arsası…

Aynı defterden anlaşıldığına göre, Halil Hamid Paşazâdeler’in yalılarına ait geniş arazinin gerilerinde, tepelere doğru birer de köşkleri bulunuyordu. Halil Paşazâde Ârif Efendi’nin yalısı Rauf Paşa’ya, sonra sadrazam Ali Paşa’ya daha sonra da Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa’nın annesi “Valide paşa” diye de anılan Prenses Emine’ye satıldı.

O da “Validepaşa yalısı” diye sözü edilen ahşap yalısını Birinci Dünya Savaşı yıllarında yıktırıp, yerine arnuvo stilinde bir kâgir bina yaptırdı. Vasiyeti üzerine bina, Mısır konsolosluğu olarak kullanılmaktadır. Beyhan Sultan yalısının cephesi ise yüz adım kadardı. Arka bahçesindeki mermer havuzlan, çeşme ve selsebil ve köşkleriyle gayet güzel bir mimari bütün arzeidiyordu.

Defterde adı geçen yalılardan Hekimbaşı yalısı ise II. Mahmud’un hekimbaşısı Behçet Mustafa’ya aitti. Sonra kardeşi Abdülhak Hamid Tarhan’ın dedesi olan Abdülhak Molla da hekimbaşı idi Bu yalıdaki eczanesinin kapısına asdığı bir levhada şu söz yer alıyordu: “Ne ararsan bulunur; derde devadan gayri! ”

İbrahim Paşa’nın babası Bebekli Saib Bey yalıları, Padişahın kızı Saliha Sultan Yalısı, onun yanında bu sultanın kocasının daha küçük sarayı; sonra da en küçük sultan Mihrümah’ın kocası Said Paşa Sarayı’da XIX. yüzyılın ikinci yarısında gene bu kıyılarda yer almaktaydı. Küçük Bebek’teki Sadrazam Mütercim Rüşdü Paşa Köşkü de daha sonra Cevdet Paşa’ya intikâl etti.

Bu köşk ve yalıların bir kısmıyla, sırtlardaki Deli Hüseyin Paşa Bağı, günümüzde Boğaziçi Üniversitesi sınırlan içindedir. Müşir Nusret Paşa’nın da Bebek’te bahçeler içinde güzel bir yalısı vardı.

Bir tarafı Bebek Caddesi’ne bakan Ayşe Sultan Bahçesi’nin bitişinde Cevad Bey’in sahilhanesi ve bahçesi 1920’lerde sapasağlam duruyordu. Bu yalının yanında Hüseyin Paşa’nın vereseselerine ait yalı ve arsası, onun yanında da yedi bin metre kareden fazla ağaçlıklı bir arazi bulunuyordu.

Genellikle yalıların her biri bahçe içindeydi. Çoğunun önünde ve denize bakan adaların altında birer kayıkhaneleri vardı. Bazılarının odalarında veya bahçelerinde havuz bile bulunuyordu. Her birinin bahçesini rengârenk çiçekler süslerdi. Güller, lâleler, karanfiller, menekşeler, yaseminler, hanımelleri, leylâklar bahçelerin en makbul çiçekleriydi.

Mareşal Moltke “Şark Hatıralarının 1838 yılına ait notlan arasında Bebek yalılarını ve bahçelerinden şöyle söz eder.

“Bebek ’te güzel çınar ağaçları altında hünkârın bir köşkü. Zarif bir camii ve büyük zevatın, ezcümle muhibbim hekimbaşının yalısı vardır. Muhibbim gerçi etibbanın başı ise de tababeti kat’iyyen tahsil etmemiştir. yalısı gayet mebzul güllerle dolu, etekte, setler üzerindedir. Oradan servi ağaçlıklı bir mezarlıktan geçilip başlıca gezinti yerim olan eski bir kaleye kadar çıkılır. ”

Tarihçi Raşid Efendi’nin oturduğu yalının kırk odası vardı. Harem kısmının divanhâneleri kubbeliydi. Geniş sofaları arasında bir de sakal-ı şerif odası vardı. Ramazanlarda terâvih namazlarını burada kılarlardı. Kayalar mevkiinde bulunan yılanlı yak 1920’lerde ayaktaydı. Sonunda pek çok yalı gibi yanıp kül oldu.

Bebek’teki Rauf Paşa’nın yalısı ise devrinin ünlü devlet adamlarının bir toplantı yeriydi. Sarraf Köseoğlu’nun Bebek’te bir yalısı vardı ki, ahşap mimârinin en güzel örneklerinden biriydi.

İçinden çıkan oyma tezyînât antikacılara satıldı. Bebek sahillerine en çok ilgi duyan yabancıların başında İngilizler geliyordu. Pek çok İngiliz ailesi buradaki yalılarda kiracıydı. Bir kaynakta, 1914 yılının Bebek’i aynen şu şekilde anlatılmaktadır:

“Bebeğin mehtabı meşhurdur.

Mevkii bakımından yaz ve kış oturulur.

Şehitlik dağı eteğinde bulunup cenuba nazır olan Küçük Bebek kısmı kışlıktır.

Âb ü havası Fransa’nın cenubundaki Nis (Nice) iklimine muadildir. Köyün arkasındaki dağ deniz sathından 91 metre yüksektir.

Bebek koyu lüfer balığı avı ile de meşhurdur; iskorpiti, kayası, iloryası, barbunyası, ateş balığı da maruftur. Kılıç da avlanır. Bu koy kısmen sığ olup bir yerde taş üzerinde bir deniz feneri tesis edilmiştir.

Şirket-i Hayriye’nin İstatistik kaleminde toplanan malûmata göre Bebek’in yevmi (günlük) vapur yolcusu 590 kişidir.

Köye yazlık gidenler de günde vasati 77 kişidir. İstanbul’a tramvay ile bağlı ve hayli mâmurdur.”

Edebiyatta Bebek: Bebek Türk Edebiyatı’na gerek nesir, gerekse şiir olarak geniş ölçüde girmiş bir İstanbul semtidir. Şair Abdülhak Hâmid 5 Şubat 1851’de Bebek’te doğdu. Ancak, şiirlerinde, yazılarında doğduğu yerle ilgili herhangi bir hatıraya pek rastlanmaz.

Roman dalında İzzet Melih Devrim, hatıra biçiminde yazdığı “Sermet”

(1918) adlı romanını, bir akşam Sermet’in Bebek’te vapur bekleyişiyle başlatır.

Melek Celâl Hanım’a anlattığına göre Yahya Kemal “Ses” şiirini en büyük aşkı ressam Celile Hanım (Nâzım Hikmet’in annesi) için yazdı.

Şairin ölümünden sonra Adile Ayda, Cumhuriyet’te yayınladığı yazılarında (1-2 Mayıs 1959), şairle yaptığı bir konuşmayı şöyle anlatır: “Dâima his ve intihalarınızı böyle uzak bir hatıra haline geldikten sonra mı ifade edersiniz? îrticâlen şiir söylediğiniz veya yazdığınız var mı?” Yahya Kemal bu soruyu şöyle cevaplandırır: “İrticalen mi? Belki gençliğimde yazmışımdır. Fakat herhalde nadiren. Şimdi bunu şaka olsun diye yaparım. Geçen sene Bebek ‘te on beş dakikada bir şiir yazdım.

Fakat şaka, ciddi bir şey değil. ” Gerçekten de, Bebek, Emirgân, îstinye, Kanlıca, Boğazın bütün bu eşsiz, benzersiz semtleri Yahya Kemal’le şiirimizde sonsuzlaşır. Ve “Bebek gazeli” şiirinde şöyle der:

Ne kaldı râha teselli serâbdan başka Boğazda üç gecelik mâhtâbdan başka Cihanda olmadı bir hisse-i verasetimiz Bebek Koyu’nda temâşâ-yı âbdan başka Bu halka vakfedecek mülkü mâlımız yoktur Beş on gazelle şu kalb-ı herâbdan başka Sükûn-ı lâyetenâhiye varmamız yeğdir Nedir hayât uzayan ıstırâbdan başka Felekten istemeyiz yeryüzünde varsa huzûr Kemâl semt-i hamûşanda habdan başka ”

Yahya Kemal bir başka şiirinde de “Bebek”i şöyle terennüm eder:.

Gâh akarken hüznü eyyâm-ı hazânım Göksu’dan

Tek teselli mutribin elhân-ı nâymdan gelür Gâh aks-endâz olur âyine-i hâtırda şevk Bir sadâdır kim Bebek sâhil-serâyından gelür

His var mı bu âlemde nekaahet gibi tatlı? Gönlüm bu sevincin helecânıyle kanatlı,

Bir taze bahar âlemi seyretti felekte.

Mevsim mütehayyil, vakit akşamdı Bebek’te

Bebek’te sanatçıların sık sık gittikleri gazinolar, içkili lokantalar vardı. Bunlardan biri de Udi Marko’nun gazinosuydu. Ünlü bestekârlardan Mısırlı İbrahim burada saz çalardı.

Arnavut-köyü Bebek arasında bir de Todori’nin lokantası bulunuyordu. Yahya Kemal, Hamamîzâde İhsan ve Peyami Safa Bebek-Amavutköy sahil yolu üzerindeki bu içkili lokantaların devamlı müşterilerindendi.

Yahya Kemal, bu arkadaşlarıyla bir öğle vakti bu gazinolardan birinde bulunduğu sıralarda:

“Beş asrı geçirmiş Boğaz ‘ın manzarasında Gün geçti Peyami ile Hamâmî arasında”

beytini söyler.

Bebek’in Yahya Kemal kadar tutkunu Abdülhak Şinasi Hisar’dır. O gençliğinin en güzel, en heyecanlı günlerini Boğaziçi’nde geçirmişti. Bebek’le ilgili çok tatlı hatıraları vardır. “Boğaziçi Mehtapları” eserinde şunları yazar:

“…Çok geceler Bebek koyuna varılmakla iktifa edilmezmiş. Kuleli açıklarındaki toplantılar meşhurmuş. Saz kafilesi tâ Çengelköy körfezine, Beşiktaş açıklarına doğru ine ine, Kız Kulesi önlerine, Boğaz’dan Marmara’ma açıklığı seyredilen noktaya kadar gelirmiş.

Kalender bahçesinin önünde gezinenlerin kalabalığı, nice zaman sonra, saz yavaş yavaş Bebek koyuna gelince de, Bebek bahçesinde ve yanındaki meydanda görürdük. Sulara çıkmamış olan Boğaziçililer mehtap alayına karadan iştirak ediyorlar, sandalları seyrediyorlar, saz dinliyorlardı”

Enderunlu Vasıf, Bebek’in mehtabını sever:

“Yelken idüb akla binelim semt-i Bebek’ten

Mehtâb idelim bu gece ey mâh-i felekten”

Divan şairleri de Bebek’in büyüleyici güzelliğine ilgisiz kalmadılar. Nitekim, Fennî “Sevâhilnâme” sinde Boğaziçi’nin bu şirin köşesini seyretmekten duyduğu zevki şöyle anlatır:

“Oldu muhtaç gönül izfl-ı civân-ı gayre

Gitmeyince Bebeğe merdüm-i didem seyre”

Yabancılar da hayrandır Bebek’e… Edmondo de Amicis de hatıralarında bu güzellikler diyarım şöyle anlatır:

“Solda, Avrupa kıyısında küçük bir körfez açılır, bir başkası da Asya kıyısında. Sol kıyıda yarım daire biçiminde güzel bir küçük şehir olan Bebek yayılıdır; burasını çok yüksek ağaçlar gölgelendirir ve bu ağaçların ortasında antik bir cami ile eskiden padişahların gizli gizli Avrupalı elçileri kabul ettikleri Hümayun-Abâd Köşkü yükselir.

Bebek şehrinin bu kısmı küçük bir vadinin koyu yeşillikleri içinde saklıdır; başka bir kısmı da çınarla örtülü bir tepede dağılmıştır; bu tepenin üstü öylesine geniş bir aksiseda yapar ki, bir tek atın nal sesleri, bir bölük atlının gürültüsünü çıkarır. Burası, bir kraliçenin kaprislerini şenlendirecek kadar nurlu, sevinçli bir tabiat görüntüsüdür; ama karşı kıyıya dönülünce unutulur. Orada Asya kıyısı bir yeryüzü cenneti gibidir.”

Bebek Yangım: Bebek semti, İstanbul’un yangın âfetine en az uğramış nadir semtlerinden biridir.

En önemli yangın 1903 tarihinde Bebek Camii’nin karşısındaki bir dizi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir