Bedir Savaşı

Bedir Savaşı,İslam tarihinde Müslümanların, müslüman olmayanlarla yaptıkları ilk muharebe (623 [Hicri 21]). Hz. Muhammed tarafından Suriye’den gelen Ebu Süfyan’ın idare ettiği bir Kureyş kervanına karşı kazanılan zafer.

Bedir Savaşı Tarihi Neden ve Sonuçları

Hz. Muhammed, Medine’ye hicret ettikten sonra her fırsatta Mekkelileri kontrol etmeye başladı, özellikle Suriye’ye giden ticaret kervanları Medine yakınlarından geçtiklerinden Müslümanlar için iyi bir hedef teşkil ediyordu. 624 Yılı başlarında bin develik bir Mekke ticaret kervanı Surye’ye gitti.

Bunu haber alan Hz. Muhammed, kervanı dönüşte pusuya düşürmek için hazırlığa başladı. Kervan, Medine’nin güneybatısındaki Bedir’den geçecekti. Peygamber 312 kişilik bir kuvvetle Medine’den hareket etti. Fakat bunu daha önce haber alan kervan reisi Ebu Süfyan Mekke’ye haber gönderip yardım istedi ve kendisi de yolunu değiştirerek baskından kurtuldu. Durumu öğrenen Mekke halkı hemen hazırlanarak 950 kişilik bir kuvvetle hareket ettiler. Kervan’ın kurtulduğunu öğrenmelerine rağmen yürüyüşlerine devam ederek Bedir’e geldiler. Müslümanlar da aynı anda gelmişlerdi. İki ordu karşılıklı savaş düzeninde beklemeğe başladı.

14 Mart 624 cuma günü Müslümanların teşvikiyle her iki taraftan birer kisi çıkıp karşılıklı mücadeleye başladılar. Öğleye doğru genel hücuma geçildi. Sonunda da Müslümanlar kendilerinden üç misli fazla olan bir kuvveti yenilgiye uğrattılar. Savaş sırasında on dört müslüman şehit düştü. Buna karşılık Mekkeliler yetmiş ölü, bir o kadar da esir verdiler. Bedir gazası İslâm tarihinin bir dönüm noktasıdır. Bu savaşa gelinceye kadar Müslümanlar daima pasif mukavemet etmişler, türlü eziyetlere uğramışlar, hattâ memleketlerini bile terk etmişlerdi. Fakat Bedir zaferi şimdi durumu bütünüyle değiştirmiş ve Müslümanları üstün bir duruma yükseltmişti.

İslamın kader savaşı olarak anabileceğimiz Bedir Savaşı hicri 2. yılın 17.Ramazan günü (M.623, 18 Kasım) Medine’deki Müslümanlarla, Mekke putperestleri arasında meydana gelmiştir.

Müslümanlar, Mekke putperest oligarşisinin zulmünden, mallarını mülklerini bırakarak kaçmış, canlarını kurtarmak üzere Medine’ye sığınmışlardı. Devletler hukuku açısından bakıldığında bu durum, Mekkeliler’le Medineli Müslümanlar arasında bir harp halinin varlığını gösterir.

Hal böyle olunca, Bedir ve ardından gelen harpleri, din yayma harbi olarak değerlendirmek yerine genel devletler hukuku bünyesi içinde harpler olarak değerlendirmek kaçınılmaz olur. Taraflardan birinin veya ikisinin filan veya falan dinden olmaları, meydana gelen harbe din savaşı dememiz için asla yeterli değildir.

Müslümanlar Medine’ye kaçtılar, fakat yine de can güvenlikleri ve inançözgürlükleri yoktu. Mekkeliler Medineliler’i sürekli tehdit ediyor ve “Muhammed’i himayeden vazgeçin” diyorlardı. Müminler, bir harp halini sürdürerek yaşamak ve imanlarını yaymak durumundaydılar. İşte, sebep budur.

İçine girmiş bulundukları harp halinin gereklerine uygun olarak Medineli Müslümanlar, düşmanları olan Mekkeliler’in, Medine’den geçen kervan yollarını kontrol etmek ve kervanları gerektiğinde vurmak durumundaydılar. Mekke’nin oluşturduğu tehdit ve tehlikeden emin olmanın başka bir yolu yoktu.

Bu stratejinin bir uzantısı olarak Hz.Peygamber, putperest ordu komutanı Ebu Süfyan’ın yönetiminde Suriye’den gelen bir kervanın yolunu kesmek üzere harekete geçti. Ancak Ebu Süfyan, başarılı istihbaratı sayesinde kervanı kurtarıp Mekke’ye ulaştırdı. Ve ardından, topladığı orduyla Müslümanlar üzerine yürüdü. Müslümanlar da, kendilerini ve imanlarını tehdit altında tutan Mekke müşriklerine karşı varlıklarını savunmak durumundaydılar.

işte, Bedir harbi, bu Mekke ordusuna karşı, Medine yakınlarındaki Bedir’de verilen savaştır. Bu savaşla Müslümanlar, mal ve yurtlarına el koyup kendilerini göçe zorlamakla kalmayan, onların Medine’deki hayat ve hürriyetlerini de tehdit eden o insanlar unutulamazdı. Onlar ki, Bedir günü, bizzat Hz. Peygamber’in şu yakarışına konu olmuşlardır: “Allah’ım! Yalın ayaktırlar, onları bineğe kavuştur; çıplaktırlar, onları giydir; açtırlar, onları doyur.”

Bedir’e gidilirken, binek yetersizliği yüzünden develere nöbetleşe biniliyordu. Hz.Peygamber’in nöbet arkadaşları Hz.Ali ile Ebu Lübâbe idi. Onlar, haklarını Hz.Resul’e verip yürümek istediler. Allah elçisi şöyle dedi: “Bu olmaz. Ne siz benden yürümeye daha muktedirsiniz, ne de ben sizden sevaba daha az istekliyim.”

Bedir, 9 km. uzunluğunda, 6 km. genişliğinde bir ovadır. Medine-Mekke-Suriye yolları bu ovada birleşir.

Hz. Peygamber, Mekke ordusundan önce Bedir’e gelip müstahkem mevkileri tuttu ve muhtemel saldırı noktalarını dikkate alarak ordusunu düzenledi, tedbirleri aldı. Bunun dışında o, sahabilerin işareti üzerine ovadaki tek su kaynağını da, düşmanın kullanımını engellemek üzere, kontrol altına aldı.

Müslüman orduda, İbn Ishak’ın beyanına göre, 314 kişi vardı. Buna mukabil, Mekke ordusu 950 kişiydi. Müslümanlar’ın iki veya üç atlarına mukabil, Mekkeliler’in 100 atlık bir süvari birliği vardı. Teçhizat bakımından, iki ordu arasındaki fark gerçekten çok büyüktü.

Hz. Peygamber ordusuna gerekli talimatı verdi ve bu harbin Tevhid inancı için ne büyük bir anlam taşıdığını belirten şu duayı yaptı: “Ey mutlak kudret sahibi Allah’ ım Şu mümin zümreye yardım et. Eğer onları helak edersen, yeryüzünde artık sana ibadet edecek nesiller yetişmez.”

Müslümanlar’dan 14 kişinin şehit olduğu Bedir savaşında 70 putperest öldü. Ölenler arasında, “Muhammed Ümmetinin Firavunu” diye anılan Ebu Cehil de vardı.

Putperest orduda, Müslümanlar’a karşı savaşmak istemediği halde, korku yüzünden savaşa katılan Mekkeliler de vardı. Kur’an bunları “Kendilerine zulmetmiş kişiler” olarak nitelendirir ve “neden hicret etmeyip de putperestlerle beraber kaldıklarını sorar.” (Nisa, 97).

Mekkeliler’e katılmayan iki kabile dikkat çeker: Benû Zühre ve Benû Adiy. Bunların harbe katılmayışlarına sebep olarak tarihçiler şunu gösterirler. Benû Zühre kabilesi, Hz. Peygamber’in annesinin mensup olduğu kabileydi. Benû Adiy ise, akrabaları Hz. Ömer’in kişisel etkisiyle tarafsız kaldılar.

100 civarında Mekkeli esir edilmişti. Hz. Peygamber, Medine’ye götürülen bu esirlere çok nazik muamele edilmesini emretmişti. Bu emir üzerine, bazı sahabilerin en iyi yiyeceklerini esirlere verdiklerini bile görebiliyoruz.

Bedir Savaşının Önemi

Esirler Medine’ye getirildiklerinde, Şevde binti Zem’a (Hz.Peygamber’in hanımlarından biri), onlardan Süheyl b.Amr’a: “Böyle ellerin bağlı, rezil halde buraya geleceğine şerefinle ölseydin ya” deyince Hz. Peygamber Şevde’ yi payladı ve böyle konuşmaları yasakladı.

Müslüman askerlerin büyük bir kısmı, esirlerin öldürülmelerini istiyordu. Hz.Peygamber ve Hz.Ebu Bekir’se, fidye karşılığı serbest bırakılmalarını esas aldılar ve bu yola gidildi.

Burada, tarih açısından hayranlık verici bir olaya daha tanık oluyoruz: Hz. Peygamber, esirlerin okuyup-yazma bilenlerine şunu da söyledi: 10 Müslüman’a okuma-yazma öğreten esir derhal serbest bırakılacaktır. Bu davranış, İslam inkılabının karakteri ve Hz.Peygamber’in hedefi ve tavrı bakımından, son derece dikkat çekici bir olgudur.

Kur’an-ı Kerim, Bedir harbine, ismini de anarak, geniş sayılabilecek bir biçimde yer verir. (bk. Enfal 7-12, 41^*4; Âli İmran 124-127; Kamer 44-46). Bu arada Bedir günü, “Furkan günü”, yani hakla batılın, kötü ile iyinin, adaletle zulmün ayrıldığı gün olarak anılır, (bk. Enfal 41).

Bedir günü, Hz. Peygamber ve Müslümanlar için, hatırasına en çok hürmet gösterilen gündür. Bedir’e katılan sahabilerin de çok farklı bir yerleri olmuştur.

Resulüllah, yalnız Bedir gazileri için ayağa kalkılmasına müsaade ederdi. İlerki bir tarihte, bir hata işleyen Hatip b. Ebî Balta’a’nın boynunu vurmak isteyen Hz. Ömer’e şöyle demiştir, Hz. Peygamber: “O’na dokunma, o, Bedr’e katılmıştır.”

Bedir gibi bir kader gününde, onca imkânsızlığa rağmen, birkaç saat gibi bir zamanda koca müşrik ordusunu perişan eden Müslüman askerlerin hatıralarının, sonraki nesillerin vicdan ve hatıralarında çok derin yankıları olmuştur.

İbn Mesud, Kadir Gecesi’nin Bedir gününün gecesi olduğunu söyler ve o geceyi ihya ederdi. Bir başka sahabi, Harice b. Zeyd de Kadir Gecesi’nin, Bedir günü olan 17 Ramazan’a denk geldiğini söyler ve der ki, “Allah bu gecenin sabahında hak ile zulmü ayırmıştır.” Zeyd b.

Sabit ve daha bazı sahabiler de aynı kanaati paylaşırlar. Bedir’le ilgili olarak sunduğumuz kısa bilgiyi İbn Hişam ve İbn Sa’d’de yer alan şu kayıtla noktalayalım: İki ordu karşı karşıya gelmeden önce, Müslüman askerlerin yanına sokulan ve durumu kontrol eden Mekkeliler’den Umeyr b. Vehb ile Utbe b. Rebia, putperest askerlerin yanına döndüklerinde şöyle dediler: “Hepsi 300 kişi kadar. Bizim develerimiz ümit, onlarınki ölüm taşıyor. Geri dönün ve gidin. Yemin ederim ki, bu adamların her biri sizden en az bir kişi öldürmedikçe ölmeyecektir. Böyle olunca da işimiz bitik demektir.”

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir