Belçika

Belçika Güneybatıda Fransa, doğuda Almanya Federal Cumhuriyeti ile Lüksemburg, kuzeyde Hollanda arasında yer alır. Kuzey Denizi’ne dar bir kıyı ile açılan Belçika, Avrupa’nın en yoğun nüfuslu ve en çok sanayileşmiş ülkelerinden biridir.

Belçika alçak bir düzlük üzerindedir. Bu düzlüğü, kaynaklarını Fransa’dan alan üç ırmak sular: Schelde, Sambre ve Meuse (Maaş). Bu üç ırmak karmaşık bir suyolları sisteminin ana kollandır. Schelde, Belçika’ nın batısındaki basık Flandre Ovası’m suladıktan sonra Hollanda’nın güney ucundan Kuzey Denizi’ne dökülür. Fransa’dan doğan Sambre, yan yolda Belçika’ya girer, engebeli bir kömür alanından geçer ve Namur’da Meuse Irmağı ile birleşir. Meuse ise, kuzeydoğuya doğru doğal güzelliğini koruyan bir

kırsal alan içinden akar, Liege’den geçerek Hollanda sınırının bir bölümünü oluşturur.Meuse’ün güneyinde Ardenler’deki tepeler yer alır. Ağaçlık, bataklık ve yosundan bitki örtüsüyle bu kesim, sınır komşusu Federal Almanya ile benzerlik gösterir.

Belçika

Tarım ve Sanayi

Belçika’nın büyük bir bölümünde çiftçilik yapılır. Bereketli orta ova topraklarının kuzeyinde yulaf, çavdar ve patates yetiştirilir; bu ürünlerin bir bölümü dışarıya satılır. Güneyde ise buğday ve şekerpancarı tarımı yapılır. Çiftliklerde ayrıca çok sayıda sığır, domuz, koyun ve at beslenir.

Belçika topraklarında tarımsal üretim çok yoğundur. Ne var ki, geçmişte ülkenin asıl zenginlik kaynağı kömürdü.

19. yüzyılda, II. Leopold’un krallığı sırasında Belçika sanayi ve demiryolu sistemini geliştirerek büyük bir ilerleme sağladı. II. Leopold Orta Afrika’da kendi girişimiyle, özel bir mülk olan Kongo Bağımsız Devleti’ni kurdu. Bu yöre 1908’de Belçika Kongosu olarak tanındı. Kongo’nun Katanga bölgesindeki bakır, çinko ve öteki maden yataklarının yanı sıra, kauçuk ve fildişi ticaretini de ele geçiren Belçika, bu yolla büyük bir servet sağladı. Bu sömürge 1960’ta, Zaire Devleti olarak bağımsızlığını kazandı.

İki Dünya Savaşı ve Belçika

1914’te Almanlar’ın Belçika’yı ele geçirmesinden sonra I. Dünya Savaşı’nın yıkım ve çatışmalarının çoğu bu ülkede yaşandı. Belçika, dört yıl süren Alman işgalinin ardından, 1918’de yapılan ateşkes antlaşmasıyla 1940’a kadar barış ve bolluk içinde yaşadı. II. Dünya Savaşı başladıktan kısa bir süre sonra, Alman birlikleri uyanda bulunmaksızın Belçika’ya saldırdı. Ne Belçikalılar, ne de Fransız ve İngiliz müttefikleri Alman saldırısının şiddeti karşısında direnebildiler. 18 gün süren savaştan sonra Kral III. Leopold, işgal koşullarını kabul ederek Almanlar’a boyun eğdi.

1945’te Almanya yenilgiye uğradı. Ne var ki, Belçika parlamentosu Kral Leopold’un ülkeye dönmesine izin vermedi. 1940’ta di renmeksizin Almanlar’a boyun eğdiği için eleştirilen kral, 1950’de küçük bir farkla kazandığı halkoylaması sonucu yeniden ülkeye girmeyi başardı. Fakat halkın hoşnutsuzluğu nedeniyle tahtı çok geçmeden 19 yaşındaki oğlu Prens Baudouin’e bırakmak zorunda kaldı. 1951’de tahta çıkan Baudouin halkın desteğini sağladı. Ülke yönetiminde parlamentoya gittikçe daha çok söz hakkı verildi. Belçika, II. Dünya Savaşı’nın olumsuz etkilerini oldukça hızlı bir biçimde ortadan kaldırmayı başardı. Bunun nedeni ise, büyük kayıplar vermelerine karşın, Belçika direniş güçlerinin ve Müttefik ordularının, Almanlar’ın çekilirken belli başlı sanayilere ve ulaştırma araçlarına zarar vermelerini engellemek için hızla ilerlemeyi başarmalarıdır. Savaş sonrasında, özellikle kimya ve maden sanayilerinde önemli gelişmeler sağlandı.

Belçika, 1922’de Lüksemburg ile, 1948’de de Hollanda ile birleşerek Benelüks adıyla bir gümrük birliği kurdu. Böylece daha büyük bir gümrük birliği olan Avrupa Ekonomik Topluluğu ya da Ortak Pazar’a katılmadan önce, bu üç ülke arasındaki ticaret engelleri kaldırılmış ve ülkeler arasında ticaret kolaylığı sağlanmış oldu. Ortak Pazar’ın merkezi Brüksel’dedir. 1967’de, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ nün (NATO) merkezi de Brüksel’e taşınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir