Beşik Alayı Nedir?

Beşik Alayı Nedir Padişahların bir çocuğu dünyaya geldiğinde bir beşik yapılır, ayrıca bir merasim düzenlenirdi. İşte bu alaya “Beşik Alayı” denirdi.

Osmanlıda Beşik Alayı

Doğum olduğu zaman harem ağası, padişahın yakınlarından ve has odanın zabitlerinden Silahdar Ağa’ya hemen müjde verilmesi âdetti. Enderun Tarihi’nde bu konuda verilen bilgi şöyledir:

“Bir şehzade doğduğunda hazine-i hümâyun kethüdası marifetiyle darphanede gümüş kabaralı ve müzeyyen bir beşik imal olunur, bu beşik kethüda önde olduğu halde başefendi, başkullukçu, nevbetçibaşı, çantacı, kaftancı denilen saray memurlarıyla enderun ve koğuş ağalarından birkaç kişi ellerinde kemal-i tâzimle tutarak harem dairesinin divan yerine muttasıl kapısına kadar isâl ederler, oradan da darüssaâde ağası, hazinedar ağa, hazine vekili, başkapı gulâmı ve nevbetçi bulunan ağalar istikbâl ederek harem-i hümâyûna götürürlerdi.”

Enderun’da evvela silahdar ağa aracılığı ile ilan olunur: Doğan çocuk erkek ise her koğuşun önünde beş kurban, kız ise üç kurban kesilerek saray mutfağına “beşinci yer” denilen ve bugün Gülhane Parkı’nın denize bakan yüksek şeddinin üzerindeki mahalde, her gün beş namaz vaktinde erkek çocuk için yedişer ve kız çocuk için üçer top atılırdı. Bu top atışları, doğum münasebetiyle düzenlenen donanma boyunca devam ederdi.

Osmanlıda Doğum Adetleri

Padişah, bir çocuğunun dünyaya geldiğini derhal bir hatt-ı hümayun ile Paşakapısına bildirirdi. Aynı zamanda özel memurlar bu haberi, diğer vezirlerle şeyhülislama, nakib efendiye, kaptan paşaya, sadaret kethudasına, defterdara, yeniçeri ağasına, reis efendiye ve çavuş başıya ulaştırırlardı.

Onlar da, kendilerine müjdeyi getirmeye memur edilen ağalara hil’at giydirir, donanmış at verir ve ihsanlarda bulunurlardı.

Ayrıca, çavuş başı müstesna olmak üzere öbürlerinin aileleri baltacılar vasıtasıyla loğusaya davet edilirlerdi. Bundan maada, saray dışında evli bulunan sultanlara da kızlar ağasının tezkeresiyle davetlere giderdi.

Loğusa için sarayda mükellef bir yatak hazırlanırdı. Yatağın üzerine, yakut, zümrüt ve incilerle işlenmiş kırmızı atlas bir cibinlik konurdu. Kırmızı renk Osmanlı hanedanına mahsus olduğundan böyle hallerde başkası tarafından kullanılmazdı.

Doğan çocuğa derhal hazine kethüdası aracılığıyla darbhanede gümüş kabaralarla süslü bir beşik yaptırılır ve bu beşik, önde hazine kethüdası bulunduğu halde, iç ağaları tarafından haremin divan-ı hümayun tarafına bitişik kapısına kadar götürülürdü.

Orada kızlar ağası, hazinedar ağa, hazine vekili gibi haremin ileri gelen ağaları tarafından karşılanıp alınır ve hareme verilirdi.

Loğusaya gelecek davetli kadınlar, sultanlar müstesna, sadrazamın evinde toplanırlar ve oradan sadrazamın ailesiyle birlikte, arabalara binip saraya giderlerdi. Loğusanın odasına girildiği zaman kadını selâmlayıp örtüsünü öperlerdi.

Sonra, yan taraftaki mevkilerine göre sıralanıp otururlardı. Sultanlar ise bu sedirlerde oturamaz, yatağın karşısında hazırlanan yüksek bir mevkide yer alırlardı. Bundan maksat, derecelerinin diğerlerinden yüksek olduğunu belli etmekti.

Çocuk ise bu sırada yatağın ayak ucunda oturan süt ninenin kucağında bulunurdu.

“Veladet-i hümayun” denilen “padişah çocuklarının doğumu” münasebetiyle yapılan en önemli merasim, biri valide sultanın, öbürü sadrazamın gönderdikleri beşik, yorgan ve sırmalı örtüler dolayısıyla düzenlenen “Beşik alayları” dır.

Çocuk dünyaya gelir gelmez padişah validesinin evvelden hazırlatmış olduğu beşik, yorgan ve puşide denilen sırmalı beşik örtüsü, merasim ve alayla bugün Üniversite merkez binasının olduğu yerde bulunan Eskir Saray’dan, Yeni saray denilen Topkapı Sarayı’na nakledilirdi.

Bunun için bir gün evvelinden Kethüda bey tarafından Miriâlem’e ve Sultan Kethüdalarına, Kızlar ağası yazıcısı tarafından da Haremeyn Evkafı memurlarına, tâyin edilen saatte Eski saray’da bulunmaları için tezkereler yazılırdı.

Davetliler tamam olunca, alayın hazır olduğu teşrifatçı vasıtasıyla haber verilir, Valide Sultan’ın başağası beşiği dışarıya çıkartıp Valide Kethüdasına verir, o da Valide kahveci başısına teslim eder, kahveci başı ise beşiği başının üstüne koyardı. Yorganı ikinci kahveci, puşideyi de üçüncü kahveci alırlar ve alay hareket ederdi.

Valide beşik alayı, Eskisaray’ın Bayezid Camii tarafındaki kapısından çıkarak Divanyolu’nu takibedip Ayasofya’ya gelir ve camiin arka tarafında, Üçüncü Ahmed Çeşmesi’nin karşısında bulunan sarayın Bab-ı Hümayun adlı birinci kapısından girer, orta kapıya (bugünkü Topkapı Sarayı Müzesi’nin giriş kapısı) gelince herkes atlarından iner ve iki sıra olarak dizilirdi

Bulunan sarayın Bab-ı Hümayun adlı birinci kapısından girer, orta kapıya (bugünkü Topkapı Sarayı Müzesi’nin giriş kapısı) gelince herkes atlarından iner ve iki sıra olarak dizilirdi.

Evvela beşiği, yorganı ve puşideyi taşıyan ağalar, sonra diğer alay erkânı orta kapıdan geçerek haremin araba kapısına giderlerdi.

Kızlar ağası onları burada karşılardı. Valide Sultan Baş ağası beşik ile yorgan ve puşideyi öperek Kızlar ağası’na teslim ederdi O da, yazıcı efendiye verirdi.

Bundan sonra Kızlar ağası önde ve haremin öbür ağaları arkada olmak üzere evvelâ puşide, sonra yorgan ve en sonra beşik götürülüp hareme teslim olunur, ağa geri dönünce alay erkânına hil’atler giydirilerek ihsanlar verilirdi.

Doğumun üçüncü günü sadrazama şerbet gönderilmesi adetti. Altıncı günü, sadrazamın yolladığı altm ve mücevherle süslü beşiğin alayı yapılırdı.

Bu merasimde bulunacak olanlardan sultan kethüdalarına bir gün evvel sadaret kethüdası tarafından tezkereler yazılır, ayrıca divan çavuşlarıyla Paşa kapısı halkına, hazır bulunmaları bildirilirdi.

Beşik,Paşakapısı’nda hazırlanarak tayin olunan saatte sadrazam tarafından kethüda beye teslim edilir, o da beşiği binek taşma kadar götürüp sadaret baş çuhadarına verirdi.

Baş çuhadar bunu başının üstüne alır, yorganı ikinci çuhadar, puşideyi mehterbaşı taşırlardı. Onları diğerleri takip ettiği halde Paşa kapısı’ndan çıkılır, arkadan da mehterhane çalardı.

Bu alayın düzeni şöyledir: En önde kılavuz çavuş, arkasında ulufeli divan-çavuşları, bunları takiben sadrazamın Enderun ağaları, daha arkada çavuşlar katibi ve çavuşlar emini, sonra sağda gedikli müteferrikalar ve solda gedikli çavuşlar, daha sonra sadrazamın bölük başısı, Kapıcılar Kethüdası ve selam ağası bulunurlardı.

Onları yemiş ve çiçek dolu tablalar takib eder, sonra Telhişçi ile Bostancı Karakulağı, Teşrifat Kafilesi, Teşrifat Kesadan, onların arkasından Teşrifatçı Efendi,, daha sonra Sultan Kethüdaları, nihayet beşik, yorgan ve puşideyi taşıyanlar gider, en arkada Sadaret Kethüdası yürür ve mehterhane, çalarak onu takibederdi.

Gerek Valide Sultan’ın ve gerekse sadrazamın gönderdikleri beşikler gelince doğru loğusanın odasına götürülürdü.

Beşik odaya geldiği zaman bir köşede oturan Valide Sultan’ın sağında sultanlarla hükümdar ailesi olan kadınlar ve solunda davetli bulunan devlet erkanı aileleri tarafından ayağa kalkılarak karşılanırdı. Evvela Valide Sultan beşiğe bir avuç altın atar, sonra bütün hazır bulunanlar onu taklid ederlerdi.

Bu iş bitince de ebe dua ederek çocuğu beşiğe yatırır, üç kere salladıktan sonra tekrar kucağına alır, bu sırada davetliler beşiği kıymetli kumaşlara boğarlardı. Beşiğe atılan paralarla bu kumaşlar, ebe kadınlara verilirdi.

Loğusaya çağırılanlara şerbet ikram olunur ve her iki beşik alayı merasimi sona erinceye kadar sarayda misafir edilirlerdi.

Buna karşılık, davetliler yeni doğan çocuğa, annesine, dairelerinde misafir oldukları kadın efendilere kıymetli hediyeler verirler ve hizmetlerine tahsis olunan cariyelere ihsanlardan bulunurlardı. Yalnız şeyhülislâmların aileleri bu masraftan istisna edilmişlerdi.

Davetlilere de padişah tarafından hediyeler gönderilir, loğusalık münasebetiyle sarayda eğlenceler, kına geceleri düzenlenildi.

Haremde bulunan cariyeler çalgılar çalıp şarkılar söyleyerek, raksederek, taklitler yapıp türlü hünerler göstererek davetlileri eğlendirirler, Valide Sultan tarafından hepsine saray mutfağının en âlâ ve nadide yemekleriyle, turfanda yemiş ve meyvalarla ziyafetler çekilirdi

Doğum, halka dellallarla ilan edilir ve Paşa kapısında mehterhane çalınırdı. Bu münâsebetle padişahın emrettiği müddetçe şehir donanır, şenlikler yapılır, herkes eğlenir ve geceleri fener alayları düzenlenirdi. XVIII.

Yüzyıldan itibaren doğum donanmalarında Topkapı Sarayının birinci kapısı olan Bâb-ı Hümayun’un önüne içi en kıymetli avizeler, kandillerle süslenir, aynalarla bezenir, geceleri her tarafına odun ambarından has ahır kapısına kadar duvarlara gümüş ve altınla işlemeli ağır kumaşlar getirtılirdi.

Orta kapının iki tarafına da aynalar ve kıymetli avizeler konur, sarayın içi de böyle süslenirdi. Birinci kapıdan, orta kapıdan üçüncü kapıya kadar iki taraflı meşaleler dizilir, harem bahçesinde aynalı sütunlar dikilip mahyalar kurulurdu.

Donanma, sırasında bütün ekabir konaklan süslenir, halka ziyafetler çekilir, çalgıcılar, çengiler, maskaralar şehri neşe ve eğlenceye boğardı.

Nihayet donanma gene bir emirle sona erer, herkes işiyle gücüyle meşgul olmaya başlar, zevk ve safaya düşkün İstanbul halkı ise böyle bir yeni vesileyi daima dört gözle bekler dururdu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir