Bioritm

Bioritm Hakkında Bilgiler,Canlının kendisinde bulunan bir mekanizma tarafından ayarlanan biyoritmin, evrim sonucu oluştuğu ve gitgide genetik yapının bir parçası durumuna geldiği ileri sürülmektedir.

Ancak bu konuda bir görü; birliği sağlanamamıştır. Bir grup) bilim adamı biyoritmi içsel nedenlere Bioritimbağlarken (Bioritm canlının yapısında vardır ve fizyolojik işlevler dış değişikliklere tam uymaz), bir grup bilim adamı da dışsal nedenlere bağlar (canlının, dış değişiklikleri algılayabilen, duyabilen alıcıları vardır ve bu değişiklikler biyoritmi başlatır).

Yapılan araştırmalar her iki görüşü belli ölçülerde doğrular. Yakın bir geçmişe kadar biyoritmin kimyasal maddelere, uyarıcı ve baskılayıcı ilaçlara karşı dirençli olduğu düşünülüyordu; bunların, ritmin yeğinliğini değiştirebileceği ama periyodunu fazla etkileyemeyeceği sanılıyordu. Ancak yapılan son laboratuvar çalışmalarıyla biyoritmin, biyokimyasal mekanizmasında görevli maddelerin uyarıcıları aracılığıyla uzatılabileceği ya da kısaltılabileceği anlaşıldı.

Biyortmin başlatılmasında etken olan dış uyarıcılar üzerinde yürütülen çalışmalar da belli bir sonuca ulaştı: ortam sıcaklığı, aydınlık karanlık olayı, kozmik radyasyon, jeomanyetizm, elektromanyetizm, elektrik alanı, Ay’a ilişkin periyodik olaylar, barometrik basınç gibi etkenlerin belirleyici olduğu saptandı. Kimi hayvanlar, uzun süre laboratuvarda yapay ışık ve değişmez iklim koşulları altında) denendi; gece-gündüz ve mevsim farkları ortadan kaldınldı.

Bu yapay koşullar altında da denek hayvanı, günlük saatlere uyarak ritmik hareketlerini sürdürdü; laboratuvar dışında olduğu zamanlardaki düzene göre uyudu, uyandı ve öttü.

Aynı şekilde, kış uykusuna yatan hayvanlar da laboratuvarın bu tekdüze yaşam koşulları karşısında şaşırmadı; doğal ortamdaki gibi önce yağ bağladı, ardından kış uykusuna yattı.

Bu konuda yapılan bir başka denemede de, gün uzunluğunun değişimine göre ayırt edici etkinlikler gösteren hayvanların gözleri bağlandı: bu hayvanlar, ışığı görmedikleri halde, kendilerine özgü gunlük hareketleri, gece ve gündüzün başlangıç saatlerine göre düzenli olarak sürdürdüler.

Bu deneyler sonucunda, bilim adamları hayvanların kendi biyolojilerine bağlı olarak bir içsel takvime sahip olduğu kanısına vardılar. Bunu kanıtlamak için de, seçilen bir deney kuşunun epifizbezi çıkarıldı ve kuşun artık gündüz uzunluğuna bağlı ritmik hareketler yapmadığı saptandı. Bu kez kuşa, melatonin hormonu enjekte edildi, ritmik hareketlerin yeniden başladığı görüldü.

Böylece, epifizbezi tarafından yalnız gündüzleri salgılanan melatonin hormonunun bir zaman bildirici olarak etki ettiği anlaşıldı. Deney biraz daha ileri götürülerek kuşa, başka bir türe ait bir kuşun epifizbezi nakledildi; yine ritmik hareketler başladı; ancak bu hareketlerin, organ nakledilen kuşun zaman etkinliğiyle aynı olduğu görüldü.

Yapılan bu deneylerin tümü, biyoritmin yalnız dış etkenlerden değil, aynı zamanda genetik etkenlerden de kaynaklandığını ortaya koyar.

Sıcaklık ve ışık gibi çeşitli çevre etkenleri gerek yeğinlik gerekse süre bakımından günlük değişimler gösterir; etkinlikler üzerinde çeşidi etkiler yapan gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farklılıklarına bağlı olarak canlıların gösterdiği tepkiye “termoperiyodizm”, ışıklı sürenin uzunluğuyla ilgili olarak gösterdiği tepkiye de “fotoperiyodizm” denir.

Kimi bitkiler, gündüzlerin gecelere göre daha uzun olduğu dönemlerde (uzun gündüz bitkileri), kimi bitkiler de gecelerin gündüzlerden daha uzun olduğu dönemlerde (kısa gündüz bitkileri) çiçek açar.Işık periyodunun uzunluğu ve ışık yeğinliği hayvanlar üzerinde de etkilidir: göçler, çiftleşme. yumurtadan çıkma gibi olaylar gündüz uzunluğuyla ilgilidir. insan ve hayvanlarda, uyku ve uyanıklık durumu da günlük olaylara bağlı değişimlerdir. Retiküler kurama göre, uyku ve uyanıklık olaylarını, beyin korteksi ve arabeyin merkezleri yönetir.

Uykuya dalma durumunda retiküler etkinleştirici sistem, beyin korteksine uyana tepkiler göndermeyi azaltır ve buna bağlı olarak korteksten organlara gelen uyancı tepkiler yeğinliğini yitirir.

Organizmanın birçok işlevi, uyku ve uyanıklık durumuna göre ayarlanır: Uykuyla birlikte kalp atışlan ve solunum yavaşlar; beden ısısı düşer. Bu işlevlerin gece ve gündüze göre bir ritim göstermesine karşın, ritmin nedenini uykuya bağlamak zordur, çünkü, tam uykusuzluk durumunda bile günlük bir ritim vardır.

Canlıların en çarpıcı yaşam olgularından biri de mevsim değişikliklerine kendilerini uyarlamış olmasıdır.

Bitkiler ve hayvanlar beslenme, üreme, göç gibi fizyolojik etkinliklerini mevsim değişikliklerine göre ayarlar. Sonbaharda geniş yapraklı ağaçlar yapraklarını döker: Bu yolla ışığın az olduğu karanlık kış mevsiminde ve erken ilkbaharda tomurcukların daha çok ışık alması sağlanır; fizyolojik buharlaşma yüzeyi azaltılır; kar baskısından korunulur; yapraklarda biriken kimi zararlı maddeler atılır.

Hayvanlar da mevsime bağlı bir fizyolojik düzen kurar: Doğum, yavrunun kendisi için en uygun sıcaklıkta ve besin bulabileceği mevsimde olur, örneğin karacalar,en iyi beslendikleri temmuz-ağustos aylarında çiftleşir, döllenmiş yumurta kasım ayına kadar dinlenir; kasım-mayıs arasında ana karnında gelişir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir