Birinci Dünya Savaşına Neden Girdik

Birinci Dünya Savaşına Neden Girdik Sorusuna bugünkü istihbarat Teşkilâtı (MIT) demek olan o zamanın Teşkilât-ı Mahsûsa’sında uzun müddet çalışmış oıan süvari albayı Hüsamettin Ertürk’ün anlattıkları şöyledir.

Birinci Dünya Savaşına Neden Girdik?Hüsamettin Ertürk bir müddet bu teşkilâtın başında bulunan ve hadiselerin içyüzüne hakkıyle vakıf olan bir şahsiyettir.

Enver Paşa ile de çok yakından temaslarda bulunduğu için söylediklerinin birinci derecede önem taşıdığına şüphe yoktur. Hüsamettin Ertürk, imparatorluğun harbe girişiyle alâkalı olarak şşöyle demektedir

“28 Haziran 1914’te Saraybosna suikasdı muvaffak olup Avusturya- Macaristan imparatorluğu’nun veliahdı Fransuva Ferdinand, karısıyla beraber bir Sırplı tarafından vurulunca, yer yerinden oynamış, devletler birbirlerine şiddetli ültimatomlar yağdırma ve 28 Temmgz sabahı Avusturya orduları,K üçük Sırbistan’ı imha etmek üzere hudutları muhtelif noktalardan geçmişti.

Rusya’nın bu tecavüze seyirci kalacağı umulamazdı. Nitekim, Rusya’nın, Avusturya- Macaristan’a Almanya’nın da, müttefikini korumak maksadıyla Rusya’ya harb ilân etmesini, İngiltere ve Fransa’nın da üçlü anlaşma gereğince Almanya’ya harb ilânı takib etmişti. Karşılıklı ilân-ı harb olayları, bir hafta içinde olup bitmişti, bu suretle Birinci Dünya Harbi başlamıştı.

Osmanlı imparatorluğu’nun bu durum karşısında üçlü zümrelerden birini, ya Almanya tarafını, yahut da İngiltere grubunu tercih etmesi lazım gelecekti.

Teşkilât-ı Mahsüsa’tia çalıştığım bu dört harb yılında vazifemin icabı Enver Paşa ile pek sıkı temas ettiğim için Harbiye Nâzırı ve Başkumandan vekili sıfatlarını şahsında birleştirmiş olan bu cesur kumandanın hemen bütün düşünce ve maksadını pek iyi biliyordum..Enver Paşa’nın maksadı, harp başlamadan evvel, Çarlık Rusya’sı ile samimi bir anlaşmaya varmaktı. O, Balkan Harbi’ni bir türlü hazmedemiyor, Rumeli’nin kaybına çok üzülüyor, doğduğu yer olan Makedonya’nın müstesna şehri Manastır’ı asla unutamıyordu. Kaç defa bana:

-Hüsam, demişti, ecdât kanıyla sulanmış o ovaları, o yaylaları insan nasıl unutur? Tam dört yüz sene Türk akıncılarının at koşturduğu o meydanları, camilerimizi, türbelerimizi, tekkelerimizi, köprülerimizi, kalelerimizi dünkü uzaklara bırakarak Anadolu’ya geçmek insanın tahammül edemeyeceği birşeydir.

Bulgarlardan, Yunanlılardan, Karadağlılardan intikam almak için, ömrümün bundan sonraki yıllarını seve seve fedaya hazırım.

Evet, Enver Paşa bunları bana söylerken heyecanlanıyor, yüzü kızarıyor, gözlerinde şimşekler çakıyordu. Gerçekten de Balkan Harbi’nin intikamını almak istiyordu. Bunun için de her şeyi göze alıyordu.
Fakat gene pek iyi biliyordu ki, bunun için Alman ve AvusturyalIlarla beraber harbe girmek lazım geliyordu. Ancak o zaman da bu küçük devletlerin hamisi sıfatiyle İngiliz ve Fransızlarla çarpışmak gerekecekti. Şöyle: Rusya ile iyi bir anlaşma yapılabilirse Kafkasya’daki kıtaları batıya nakledecekti.
O zaman Alman kurmay subaylarını gemilere bindirip gönderecek ve bir müddet tarafsızlığı muhafaza edecekti. Enver Paşa bu maksatla Rus sefiri ve Rus ataşemi-literi ile İngilizce görüşüyordu. Hatta bazı meselelerde bunlarla anlaşmış bulunuyordu. Bundan sadrazam Said Halim Paşa’nın malûmatı vardı.
Alman sefiri bunu haber alınca, imparatoruna telsizle bildirmiş ve bir emrivâki yaratılmasına lüzum görülmüştü. Almanların planladığı bu emrivâki gereğince Alman harb gemilerinin yurdumuza sığınması temin edilmişti.
Goeben ve Breslau, İstanbul limanına girdikten sonra Alman Amirali Şuson gemileri enterne etmeye yanaşmamıştı. Ortaya çıkan diplomatik zorluk karşısında Talât Paşa’nın bulunduğu bir formül tatbik edildi.
Gemilerin Türk hükümeti tarafından muvakkaten kiralandığı ilân edildi. Bu suretle gemilerle beraber Alman subay ve erleri de Osmanlı imparatorluğu emrine girmişlerdi. Rus, Fransız ve İngiliz sefirlerinin birçok kereler yaptığı müracaatlar para etmeyince sefirler memleketimizi terketmişlerdi.
İşin nereye vardığını gören ve bizim İtilâf devletleriyle bir anlaşmaya girebileceğimizden korkan Alman Amirali Şuson Paşa, donanmamızın manevrasını Karadeniz’e nakletmiş ve Türk bayrağı altında seyreden bu harb gemileriyle bir Rus nakliye gemisini batırmış sonra Rus torpidolarını takiben Sivastopol harb limanını bombardıman ettirmişti.
Bu Karadeniz faciası meydana gelmekle Alman Genelkurmayının Osmanlı imparatorluğu’nu harbe sokma planı kuvveden fiile çıkarılmıştı.
Harb evvela bir kurban bayramı arifesinde 29 Ekim 1914’te Rusya ile aramızda başlamış, buna Rusya’nın müttefikleri sıfatıyle İngiltere ve Fransa da katılmıştı. Fakat tarihlerde görülen bunu Enver
Paşa’nın düşündüğü ve dostu Alman İmparatoru ikinci Wilhelm’e bir cemile olsun diye imparatorluğu harbe soktuğu, şeklindeki düşüncenin tamamen yalan ve yanlış olduğunu söylemek zorundayım.
Çünkü Sivastopol’ün bombardıman edildiği haberinin Harbiye Nezâreti’ne geldiği gün, en çok hiddetlenen ve şaşıran gene Enver Paşa olmuş:
-Bunu niçin yaptılar? Buna niçin meydan verildi? diye bağıra bağıra odasında bir aşağı bir yukarı gezinmişti.
Teşkilât-ı Mahsûsa’nın eline geçen Çar Rusya’sı hâriciyesinin mahrem dosyalarından birinde Rusya’nın Roma Büyükelçisine çektiği telgrafta aynen şöyle denilmekte idi: Goeben ve Breslau isimli Alman harp gemilerine, sığınacak yervermek suretiyle Osmanlı hükümetinin Merkezî devletler tarafına eğilim göstermesi, İstanbul’da mevcut ve uğursuz bir cereyanın, Almanya tarafından harbe girmek hevesinin inkişâfına yer vermiştir.
Bâbıâli üzerinde Büyük Britanya, Fransa vebizimdevamlı ısrar ve teşebbüslerimiz tesir etmemiş, Türkiye böylece Alman sekâvetine kapılmıştır.
Bu olay, gelecekte Osmanlı imparatorluğu’nun çökmesine sebep olacağından, Akdeniz ve Karadeniz sahillerinin emniyetini sağlamak ancak Boğazların Rusya elinde kalması ile mümkün olacaktır.
Müttefiklerimiz tarafından Türkiye’ye toprak bütünlüğü ve bağımsızlığının sağlanması teklif edilmiş olup buna karşılık Osmanlı İmparatorluğu’nun tarafsız olması şart koşulmuştur.
Fakat maalesef, 29 Ekim 1914’te sabahın erken saatlerinde Türk bayrağı çekilmiş, Alman harp gemilerinin Odesa ve Sivastopol limanlarını bombalamış olmaları, ortada hiçbir tahrik yokken ve dostluk devam ederken bu feci suikasdın yapılmış bulunması, Türkiye’yi sonu gelmez bir maceraya sürüklemiştir.
Bu tehlikeye kendisini düşürmemesi için İtalya hükümet adamlarına.. Bu misalin anlatılmasını ve bugüne kadar muhafaza ettikleri tarafsızlığa devamın onlar için ne kadar hayatî olduğuna işaret edilmesini ve İtalya’nın, İtilâf zümresine katılmasını teminini gayretimizden, bekler ve bu hususun gözönünde tutulmasını rica ederim.)
Çarlık Rusya’sının o zamanki başvekili ve hariciye nâzırı Sazanof’tan Rusya’nın Roma Büyükelçiliğine gelen bu telgraf, itiraf edelim ki, sefirin de gayretiyle hakikat olmuş ve Almanya’nın bu çürük müttefikini cephe değiştirmeye sürüklemiştir.
Fakat olaylar inkişâf ettikçe, Enver Paşa’mn Bulgarlardan intikam almak arzusu, yerini Alman baskısıyla, Bulgaristan’ı Alman tarafını tutmağa teşvik etmeye bıraktı. Enver Paşa, Teşkilât-ı Mahsusa Reisi Süleyman Askerî Bey’i çağırdı:
-Askerî Bey, dedi, derhal Sofya’ya hareket edeceksiniz, sefirimiz Fethi Beyefendi’ye ve ataşemiliterimiz Erkan-ı Harb Binbaşı Mustafa Kemal Bey’e Bulgaristan’ın bizim tarafta mevki alması için gerekeli bütün gayret ve teşebbüsü sarfetmelerinin hükümetimizin ısrarlı arzusu olduğunu tekrarlayacaksınız.
Süleyman Askerî Bey, bu kat’î karar karşısında bir şey söyleyemedi; birçok kereler Sofya’ya gitti. Sefirimiz ve ataşemiliterlerimizin bulunduğu konuşmalara kendisi de şahit oldu. Bu temaslarımız, Rus gizli istihbaratı tarafından öğrenildi.
Çarlık Rusya’sı da mukabil harekete geçmesi için Sofya elçişine emir verdi. Eğer Bulgaristan Rusya tarafına geçerse Doğu Trakya’nın harb sonunda Bulgarlara bırakılacağını bildirdi. Teşkilâtımız sayesinde bunu haber alan Enver Paşa telâşa düştü.
Piyade yüzbaşısı Manastırlı Çolak İbrahim Bey’i hemen Sofya’ya gönderdi. Üstelik Teşkilât-ı Mahsusamızın becerikli bir elemanı olan İbrahim Bey’in yanına çeteciler ve kap-tanlar verdi.
Bu kafilenin Sofya’ya gelmesini sefirimiz Fethi Bey ve a+aşemiliter Mustafa Kemal Bey hoş görmediler. Henüz ortada bir anlaşma mevcut bulunmuyordu. Fakat Enver Paşa bir emrivâki ile Bulgaristan’ı İtilâf devletlerine karşı bir harbe sokmak istiyordu. Nitekim bu planında da muvaffak da olmuştur.
İbrahim Bey idaresindeki çeteciler, plan gereğince Sırpların Valandova’daki köprülerinin ayaklarına dinamit yerleştirerek köprüyü havaya uçurdular. Bu hadise üzerine Sırbistan, Bulgaristan, Almanya grubu içinde harbe girmiş oldu. İttihat ve Terakki liderleri, Birinci Cihan Harbi’ne uluorta girmemişlerdir.
Hiç kimse neticesi belli olmayan bu macerayı hoş görmemiştir. Rus limanlarının bombardıman edildiği haberini aldığı zaman sadrazam Prens Said Halim Paşa hüngür hüngür ağlamış ve:
Bu kundançılıktır, bu alçaklıktır. Başımızı ateşe yaktılar, yazık oldu, Osmanlı Devleti’ne! diye bağırmıştı.
Esasen Said Halim Paşa, İngiliz sefiriyle mektuplaşmıyordu. İngiliz sefirinin dostça ve tarafsızlık tavsiye eden satırları sadrazamın kafasında yer etmişti. O da samimi olarak bunların doğruluğunu tasdik ediyordu.
Ne Dahiliye Nazırı Talât Bey’de ne Bahriye Nâzırı Cemal Paşa’da herhangi bir harbe girmek hevesi ve arzusu mevcut değildi. Enver Paşa da haoeri duyduğu zaman son derece sinirlenmişti. Bizim emrimizde olan fakat kendi memleketine faydalı olmaya çalışan Şuson Paşa, bu emrivakiyi kasten yapmıştı. Nitekim hatırâtında bunu itiraf etmiş:
-Bu bombardımanı yapmaya mecburdum. Öteki vatandaşların kan ve ateş içinde anavatanını savunurken, ben burada Bosfor’un mavi sularında güzel mehtaplarına bakarak koskoca harp yıllarını boş geçiremezdim.
Benim yapacağım, anavatanın yükünü hafifletmekti. O da işte bu suretle yapılırdı; Türkleri yanıbaşımızda harbe mecbur etmekle olurdu, demiştir.
Birinci Dünya Savaşına Neden Girdik?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir