Birinci Düzce Ayaklanması

Birinci Düzce Ayaklanması (13 Nisan-31 Mayıs 1920).Düzce yakınlarında bulunan Ömer efendi Köyü de, 1920 yılının başlarında silâhlı bazı kimselerin toplandığı bir yerleşim merkezi olarak görülmeye başlandı. Bu köydeki kişiler, Düzce’nin güvenliğini sağlamakla görevli Süvari Yüzbaşısı Avni Bey’i bulundukları yere çağırdılar.

Yüzbaşı bu çağırmaya bir anlam vermediğinden gitmedi. Bunun üzerine bu silahlı kişiler, ilçe dışında bulunan birlik karargâhını bastılar.

Birlik komutanı Mahmud Nedim teslim oldu. Fakat iki süvari subayı, birkaç er İle birlikte gece oluncaya kadar Düzce’yi savundular. Süvari Yüzbaşısı Avni yaralandı ve süvari Teğmeni Ruhsar şehit oldu.

Asilerin sayısı gittikçe arttı ve dört bin kişi oldu. Bunun üzerine Düzce’ye baskın düzenlediler. Hükümet binasını, Jandarma komutanlığını ve telgrafhaneyi işgal ettiler. Birliğin diğer subaylarını da tutukladılar. Silâhlarını aldıkları erleri, serbest bıraktılar. Hükümeti ve jandarma dairesini İşgal ederken, Ceza Mahkemesi başkanını ve Jandarma Bölük Komutanı Yüzbaşı Fuad’ı yaraladılar.

Asilerin elebaşıları, Kafkasya’nın ileri gelen ailelerinden Berzeg Safer, Düzce Çerkez beylerinden Vahap, Emekli Jandarma Yüzbaşısı Çerkez Koçbey, Emekli Jandarma Binbaşısı Maan Ali idi. Bunlardan Berzeg Safer, İlçe kaymakamı, Maan Ali Jandarma Komutanı, Vahap iaşe ve ikmalci, Koçbey de belediye başkanı görevlerini paylaştılar.

Asiler göreve başlayınca Bolu Masarrıfı Haydar Bey’e telgrafla gönderdikleri haberde:”Düzce’ye gelip, halka öğütte bulunursa ortalığın yatışacağını” bildirmişlerdi. Mutasarrıf Haydar Bey, bu maksatla Ankara’dan izin alarak 18 Nisan 1920 günü Düzce’ye hareket etti. Daha Düzce’ye gelir gelmez, asiler tarafından tutuklandı.

Bununla da yetinmeyen asiler, Mutasarrıf Haydar Bey’i, Ankara nezdinde, kendi lehlerine konuşmaya zorladılar.

Haydar Bey, böyle bir konuşmayı yapmadı. Ankara hükümeti, Düzce ayaklanması İçin aşağıdaki önlemleri aldı

a) Bolu’daki jandarma kuvveti İle Bolu Dağı geçitleri tutuldu

b) Zonguldak’tan 32. Alay, Bolu’ya hareket ettirildi

c) 24. tümenin topçu ve süvari İle güçlendirilmiş iki taburunun tümen karargâhı ile birlikte, Geyve’den Düzce’ye hareketi emredildi

ç) İstanbul’dan Kandıra’ya henüz gelmiş olan Binbaşı Çolak İbrahim’in 60 kişilik birliğinin Adapazarı’na hareketi bildirildi

d) Afyon-karahisar dolaylarında bulunmakta olan Karakeçili Milli kuvvetlerinin Yarbay Arif komutasında Afyonkarahlsar’da toplanmasına karar verildi

e) Çerkez Ethem ve kuvvetlerinin Balıkesir’den Geyve-Adapazarı doğrultusunda yola çıkması kararlaştırıldı,

f) Trabzon milletvekili Hüsrev Bey (Gerede)’in başkanlığındaki bir öğüt heyetinin Bolu’ya doğru yola çıkarılması kararlaştı.

Düzce ayaklanmasının bir anda Bolu ve dolaylarına kadar genişlemesi Ankara’da üzüntü ile takip ediliyordu. Onun için hava gergindi. Ayaklanma bölgesinin daha fazla büyümemesi için, ele geçen birlikler acele olarak asilerin üzerine gönderiliyordu. Asilerin Düzce’ye girdikleri 13 Nisan 1920 günü, bölgeye civar köy, bucak ve ilçelerde ayaklanma hazırlıkları da gelişmiş, yer yer kaynaşmalar başlamıştı. 14 Nisan 1920 günü Beypazarı halkı toplanarak:

Asiler Boluya Girdi “Halk ve padişah nerede ise, biz oradayız” diye bağırarak ilçenin içindeki askeri depoyu basıp silâhları yağma ettiler. İlçe de ellerine geçti. 18 Nisan 1920 günü Bolu yakınlarındaki asiler, Bolu Dağı’nı tutmuş olan jandarmalara saldırdılar. Onları dağıtarak Bolu’ya girdiler.

20 Nisan 1920 günü, Gerede’de de aynı hal oldu. 21 Nisan 1920’de Mudurnu’nun etrafındaki köyler ilçeye saldırdılar. Üst üste süren bu olaylar, Ankara’daki yöneticileri haklı olarak kaygılandırmıştı. 18 Nisan 1920 akşamı Mustafa Kemal imzasıyla Geyve’de 24. Tümen komutanı Kurmay Yarbay Mahmut’a; “Düzce ayaklanmasını bastırmak üzere emrindeki kuvvetlerle vakit kaybetmeden Düzce’ye hareket etmesi” emri verildi. Emri alan Tümen komutanı, 143. Alay’dan iki tabur, bir kuvvetli dağ bataryası ve süvari takımından kurulu bir kuvvetle 19 Nisan 1920 günü, sabah erken saatlerde Geyve’den hareketle, aynı akşam Adapazarı’na geldi.

İlçe halkı gelen askerleri kaygı ile seyrediyor, esnaf, sanatkâr dükkânını kapatıyordu. Komutan durumdan bir ayaklanma olacağını sezinledi. Bu kritik zamanda bütün emniyet önlemlerini alarak, istanbul-Adapazarı bağlantı ve haberleşmesini kesti. Bir gün sonra da Hendek’e hareket etti. Yolda giderken önceden hazırladığı tamimleri köylere dağıttırdı.

Bu tamimlerde: “Padişah ve halife ingilizlerin eline tutsak olmuştur. Padişahımızı kurtarmak için ölünceye kadar çalışacağız. İstanbul hükümeti, ingilizlerin elinde bir oyuncaktan başka bir şey değildir. Padişahı ve milleti kurtarmak için harekete geçen Kuva-yı Milliye’ye yardım ediniz” deniyordu.

Tümen Komutanı Yarbay Mahmud, 21 Nisan 1920 günü akşamı, karargâhı ve süvari takımı ile Hendek’e vardı. Adapazarı’nda olduğu gibi burada da dükkânlar kapanmıştı. Halk, askerlere fena gözle bakıyordu, ilçe halkı tellâlların bağırması ile hükümet alanına davet edildi. Ancak halktan kimse gelmedi.

Gelenler çocuklar olmuştu. Tümen Komutanı Yarbay Mahmud, şartların ağır olduğu böyle bir günde geceyi Hendek’te geçirmeye hazırlandı. Hendek halkı geceyarısı, karanlıktan yararlanarak yakındaki köylere dağıldılar. Halkı milli kuvvetler aleyhine kışkırttılar. Artık kanlı olaylar başlamak üzere idi.

22 Nisan 1920 sabahı I.Tabur önde, batarya ortada, II.Tabur arkada olmak üzere Nuhveren (Müflen) boğazı içinden Düzce yönünde yürüyüşe geçti. Tümen karargâhı daha arkadan gelecekti.

Hareketten yarım saat sonra öncü taburu komutanından gelen bir raporda; “Hendek’ten çıkılır çıkılmaz karşı tepelerden ateş edildiği ve üç taraftan ateşe devam olunduğu” bildiriliyordu.

24. Tümen Komutanı Yarbay Mahmud raporu okuyunca, karargâhı ile birlikte yürüyüşe geçti. Bu esnada da ihtiyar bir adam, Çerkezce bir şeyler söyledi. Tümen komutanı, süvarilerden birisini indirerek bu ihtiyarı ata bindirdi, beraberce kasabadan çıkıldı. Kasabanın dışındaki dere üzerinde bir köprü vardı.

Tümen komutanının gördüğü durum şu idi: Toplular olduğu yerde sıkışıp kalmış, hayvanlardan da birkaçı vurulmuştu. P

iyade bölükleri mevzi almış, asilere ateş ediyordu. Tümen komutanı köprü başında süvari takımını ve karargâhını bırakarak yanına yaverini, mülhakını ve ihtiyar adamı alarak mevzi almış I. tabura doğru koşar adımlarla ilerledi.

Ateş altında 300 metre kadar yol aldıktan sonra, ihtiyarı asilere doğru gönderdi. Bu esnada iki tarafta ateş ediyordu. Tümen komutanının amacı kardeş kanı dökülmeden, barışçı bir yaklaşımla anlaşmaktı.

Onun için ihtiyar, asilere yaklaştığında boru ile ateş kes emrini verdi. Bu emri duyan erler, duymayanlara da bağırarak ateş kestiriyorlardı. I. tabur hemen ateşini kesti. II. tabur bu esnada yeni mevzi almış henüz ateşe başlamıştı.

Tümen komutanı bu sefen II. tabura ateş kestirmek için giderken I. taburdan yedek Teğmen Muhsin’in komutasında bulunan I. bölüğün silâh çatarak Abaza ve Çerkezlerle kucaklaştıklarını, erlerin gafletinden yararlanan asilerin ise, bölüğün silâhlarını toplamaya başladıklarını gördü. Bunun üzerine Tümen kurmay başkanı, ateşe devam önerisinde bulundu.

Tümen komutanı boş yere kardeş kanı dökülmemesini ve kardeşler arasına kin ve nefretin girmemesini, biraz dayanıklılık ve sabır gösterilmesini, soğukkanlılıkla çarpışmanın önü alınabileceğini söyledi.

Sağdaki II. tabur da ateş kesmişti. Ateş kesilir kesilmez, bu taburun içine de Çerkez ve Abazalar girivermişlerdi. Bir aralık 15-20 adım kadar bu uzaklıkta göğsü ve bağrı açık bir Abaza, Tümen komutanına doğru fırlamış ve Yarbay Mahmud raporu okuyunca, karargâhı ile birlikte yürüyüşe geçti.

Bu esnada da ihtiyar bir adam, Çerkezce bir şeyler söyledi. Tümen komutanı, süvarilerden birisini indirerek bu ihtiyarı ata bindirdi, beraberce kasabadan çıkıldı.

Kasabanın dışındaki dere üzerinde bir köprü vardı. Tümen komutanının gördüğü durum şu idi: Toplular olduğu yerde sıkışıp kalmış, hayvanlardan da birkaçı vurulmuştu.

Piyade bölükleri mevzi almış, asilere ateş ediyordu. Tümen komutanı köprü başında süvari takımını ve karargâhını bırakarak yanına yaverini, mülhakını ve ihtiyar adamı alarak mevzi almış I. tabura doğru koşar adımlarla ilerledi.

Ateş altında 300 metre kadar yol aldıktan sonra, ihtiyarı asilere doğru gönderdi. Bu esnada iki tarafta ateş ediyordu. Tümen komutanının amacı kardeş kanı dökülmeden, barışçı bir yaklaşımla anlaşmaktı.

Onun için ihtiyar, asilere yaklaştığında boru ile ateş kes emrini verdi. Bu emri duyan erler, duymayanlara da bağırarak ateş kestiriyorlardı. I. tabur hemen ateşini kesti. II. tabur bu esnada yeni mevzi almış henüz ateşe başlamıştı.

Tümen komutanı bu sefen II. tabura ateş kestirmek için giderken I. taburdan yedek Teğmen Muhsin’in komutasında bulunan I. bölüğün silâh çatarak Abaza ve Çerkezlerle kucaklaştıklarını, erlerin gafletinden yararlanan asilerin ise, bölüğün silâhlarını toplamaya başladıklarını gördü. Bunun üzerine Tümen kurmay başkanı, ateşe devam önerisinde bulundu.

Tümen komutanı boş yere kardeş kanr dökülmemesini ve kardeşler arasına kin ve nefretin girmemesini, biraz dayanıklılık ve sabır gösterilmesini, soğukkanlılıkla çarpışmanın önü alınabileceğini söyledi.

Sağdaki II. tabur da ateş kesmişti. Ateş kesilir kesilmez, bu taburun içine de Çerkez ve Abazalar girivermişlerdi. Bir aralık 15-20 adım kadar bu uzaklıkta göğsü ve bağrı açık bir Abaza, Tümen komutanına doğru fırlamış ve Yarbay Mahmud’a hitaben “Teslim ol, teslim ol” diye bağırmıştı.

Tümen komutanı aldanmış olduğunu anladı ve yanındaki yaverin filintasını alarak asilerin üzerine ateş etti. Ancak isabet ettiremedi. Hazırlıklı olan asilerden beş tüfek aynı anda patladı.

Tümen komutanı yaveri ile mülhakının ortasında iki yerinden ağır surette yaralı olarak yığıldı. Mülhakı, komutanının başını dizine koydu ise de birkaç dakika içinde o haliyle can verdi.

Bu olay ortalığı büsbütün karıştırdı. Asiler ve köylüler birliğin gerisinde bulunan ağırlıklara saldırarak yağmalamaya başladılar. Abazalar duruma hâkim olmuşlardı. Subaylar tutuklandı. Erlerin silâh ve cephaneleri alınarak serbest bırakıldı.

Hendekliler Adapazarı’nı almak ve oradaki taraftarlarıyla birleşmek üzere karar verdikleri sırada 23 Nisan 1920 günü, Adapazarı ileri gelenlerinden Sait Bey başkanlığında bir öğüt heyeti Hendek’e doğru yola çıktı.

Budaklar köyünde âsîlere rastlandı. Fakat asiler öğüt heyetini iyi karşılamadılar. Heyetten Sait ve Kâzım beyleri öldürdüler.

Durumun bu şekilde gelişmesi Batı Cephesi Komutanı Ali Fuad Paşa’nın önlemler almasını gerektirdi. Cephe komutanı derhal Geyve’ye geldi. Toplayabildiği kuvvetlerle Geyve Boğazı’nı kapamaya çalıştı.

Taraklı çarpışması (27 Nisan 1920)

Binbaşı Çolak İbrahim, İstanbul’dan kaçarak 13 Nisan 1920’de Kandıra civarında Çala köyünde, yanlarında 60 kişi bulunan Kuşçubaşı Eşref ve Rauf’la birleşmiş bulunuyordu.

Kandıra telgrafhanesi aracılığıyla Ankara ile temasa geçmiş, kendisine Adapazarı üzerinden mümkün olan süratle Geyve Boğazı’na gelmesi ve burasını asilere karşı tutması emredildi.

Çünkü Düzce asilerinin o günlerde güneye yürüyecekleri haberi alınmıştı. Bu esnada Bulgar Sadık takma adı ile anılan birisi beraberinde 32 araba cephane ile birlikte, Çolak İbrahim kuvvetlerine katıldı. Bu cephane İstanbul’dan Maltepe atış okulundan alınmıştı.

Bu kuvvet 16 Nisan 1920 günü Kandıra’dan hareketle henüz asilerin eline geçmeyen Adapazarı’na geldi. Oradan trene binerek 19 Nisan 1920 günü Geyve’ye vardı. Bu esnada da Göynük’ten gelmiş olan bazı gericiler de Taraklı’yı işgal edip, halkı kışkırtmaya başlamışlardı.

Çolak İbrahim

Geyve’ye gelmiş olan Binbaşı Çolak İbrahim, Taraklı’daki durumu öğrenir öğrenmez, 25 Nisan 1920 günü, yanında bulunan 60 kişiden 29 kişiyi iki makineli tüfek ve bir havan topu ile güçlendirerek yanına Mudanyalı Yüzbaşı Vasfi’yi alarak Taraklı’ya geldi. Geride kalan kuvveti, Kuşçubaşı Eşrefin emrine vererek Geyve’de bıraktı.

Taraklı’da bulunan gericiler, bu kuvveti görünce karşı koymadan kaçtılar. Ancak 27 Nisan 1920 günü sabahı 300 kadar gerici, Taraklı’yı sardı. Binbaşı Çolak İbrahim bunlara karşı 29 Kişi ile iyi bir savunma yaptı. Özellikle makineli tüfek ve havan topunu iyi kullandı.

Bütün gün süren çarpışmadan sonra âsîler 42 kişi kaybettiler. Noksanlarını gideren Çolak İbrahim, 1 Mayıs 1920 günü sabahı Taraklı’dan hareketle akşama doğru Göynük Boğazı’na geldi. Dört, beş gün Göynük’te kalan Çolak İbrahim, halkın milli duygusunu geliştirecek konuşmalar yaptı.

5 Mayıs 1920 günü hareketle 6 Mayıs günü Mudurnu’ya geldi. Buradaki kuvvetlerini güçlendirme yollarını aradı. Kuva-yı Milliyecilerin sayısı 120’yi bulmuştu.

Bu arada Piriepeli Hamdi, dâvâ vekili İsmail Hakkı Bey, yanlarında bulunan Rumelili 200 kişi ile Mudurnu’ya gelip Binbaşı Çolak İbrahim kuvvetlerine katıldı. Bu suretle kuvvetlenen birlik, Mudurnu’da savunma hazırlıklarına başladı.

Ali Fuad Paşa da 11 Mayıs 1920 günü 15 sandık cephane, 15 er göndererek birliğe yardımda bulundu. Ancak çevrede milli kuvvetlere karşı olan gericiler de vardı. Bunlar aldatılmışlardı. Çolak İbrahim birliklerini Mudurnu’da sıkıştırmak için çalışmalar yapıyorlardı.

Mudurnu Çarpışılası

(12 Nisan-16 Nisan 1920) 12/13 Mayıs 1920 günü üçyüz kadar asi, Mudurnu’ya, özellikle kuzeyinden ve kuzeydoğusundan saldırıya geçtiler.

Öğleden sonra şiddetini arttıran saldırı, altı saat sürdü. Sayısı çok olan asilerin saldırısına dayanamayan Çolak İbrahim birlikleri, önceden hazırladıkları mevzilerini terkederek, gerideki ikinci mevzilerine çekildiler. Asiler bunun üzerine Mudurnu’ya hakim sırtlara egemen oldular.

13/14 Mayıs gecesi asiler, ikinci mevzilerine çekilmiş Binbaşı Çolak İbrahim birliklerine yeniden hücuma geçtilerse de Mudurnu’ya girmeye muvaffak olamadılar.

Binbaşı Çolak İbrahim, Mudurnu telgrafhanesi aracılığıyla Ankara ile temasını sürdürüyordu. Aldığı direktiflere göre Nallıhan’a çekilmesi önerildi. Fakat bu cesur komutan, yanında bulunan çok az adamı ile Mudurnu’yu terketmek istemediğinden yapılacak yardımları bekliyordu.

Nitekim 14 Mayıs 1920 akşamı Nallıhan’dan Binbaşı Nazım komutasında 250 zeybek ile zayıf bir piyade taburu geldi. Bundan sonra asilerin, saldırılarına karşı konuldu. asiler bunun üzerine çekilmeye başladılar.

Çekilirlerken sıkı bir şekilde izlendiler. Milli kuvvetlerin süvarileri tarafından izlenen âsîler hiçbir yerde tutunamayarak, dağılmış olarak kaçtılar.

Bu çarpışmalar sonucu asilerin 100 kadar ölü ve yaralı bıraktıkları görüldü. Bu çarpışmalarda asilere yardım eden köylülerin bazılarının evleri yakıldı.

19 Mayıs gününe kadar önemli bir olay olmadı.O gün 150 kadar asi, iki makineli tüfekle güçlendirilmiş olduğu halde Göynük’e girdiler. Binbaşı Çolak İbrahim, birlikleriyle Göynük’e ulaştı. Asiler Saraçlar ve Bulanık köylerine doğru kaçtılar.

Düzce’nin İşgali

Binbaşı İbrahim Çolak, 25 Mayısta Mudurnu’dan hareketle 28 Mayısta çevredeki köyleri taraya taraya Düzce’ye geldi. Ancak buraya gelince Düzce’nin Çerkez Ethem kuvvetleri tarafından işgal edilmiş olduğunu gördü.

Beypazarı, Nallıhan, Gerede, Bolu Olayları

Nisan 1920 ortalarından Mayıs 1920 ayları süresince Düzce, Hendek, Taraklı, Göynük, Mudurnu olayları olurken 19 Nisan 1920 günü Beypazarı halkından milli mücadeleye karşı, kalabalık bir topluluk kaymakamın yanına geldiler. Kaymakama; “Bugün İstanbul’dan gelen postada ,bir fetva-yı-şerif suretiyle padişah efendimizin fermanı vardı.

Bunları alacağız, postayı bize teslim edin.” dediler. Aynı zamanda daha kalabalık bir grup da postaneye geldiler. Daha sonra saldırgan bir tutum içine girerek posta müdürüne sert bir dille, aynı istekte bulundular.

Kaymakam kötü bir olayın çıkmasını önlemek için, asi topluluğunun isteğini yerine getirdi. Milli kuvvet kurmak amacıyla daha önce hazır bulundurduğu 30 kadar tüfeği de asilere dağıttı.

Bu istekleri yerine gelen asiler, bu sefer Beypazarı sokaklarında “İstanbul’un ve padişahın emirlerini dinlemeyen Ankara’yı biz de dinlemeyiz. Padişahımızın fermanı olmadan 1313 doğumlu erler silâh altına alınamaz. İslâm’ın İslâm’a karşı kavgaya sürüklenmesine razı olamayız…” diye bağırıyorlardı.

Aynı gün Zonguldak’ta da gerici bir bölüm halk da telgrafhanelere giderek, padişaha sadık olduklarını bildiren telgraflar çektiler. Beypazarı’ndaki olayları bastırmak için Ankara hükümeti Binbaşı Şemsettin komutasında 80 mevcutlu bir birliği yola çıkardı. Birlik ilçeye yaklaştığı zaman asilerin ateşiyle karşılaştı.

Bu nedenle de kasabaya giremedi, geceyi açıkta geçirdi. Bunun böyle devam edemeyeceğini, bir şeyler yapmak gerektiğini, eldeki birlikleri Düzce olaylarıyla ilgilendiğini herkes biliyordu.

Bozkır’daki olayları bastıran ve bunda başarı sağlayan Yarbay Arif’e Karakeçili birliğiyle 22 Nisan 1920 günü, Afyon’dan trenle Ankara doğrultusunda yola çıkması bildirildi. Birliğin 210 atlı, 55 piyade eri vardı.

Ancak etraf hâlâ oturmamıştı. Yarbay Arif birlikleri yola çıktığı gün Nallıhan asiler tarafından işgal edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı gün (23 Nisan 1920), Safranbolu halkı; “Padişahı isteriz…” diye ayaklandılar. Gerede’de de buna benzer bir olay oldu ve 200 kadar asi ilçeyi işgal etti.

Düzce ve Bolu ayaklanmalarının kısa zamanda Beypazarı, Gerede, Safranbolu’ya sıçraması; bu yerlerin Ankara’ya yakın olmasından Mustafa Kemal Paşa endişelenmeye başlamıştı. Ertesi gün Bursa’da buiunan XX. Kolordu Komutanı Ali Fuad Paşa’ya Nazilli’de bulunan Albay Refet’e endişelerini bildiren telgraflar çekerek fikirlerini öğrenmek istedi.

Yarbay Arif (Karakeçili) 24 Nisan 1920 günü Ayaş’a geldi. O sıralarda Çankırı’ya gelmiş bulunan 58. Alay’ın Çerkeş’e gitmesini istedi. Yarbay Arif Ayaş’a geldiği 24 Nisan 1920 günü, Beypazarı asileri kasabaya giremeyen ve kasabanın dışında bekleyen Binbaşı Şemsettin birliklerine saldırarak, birliği 12 kilometre geriye atmışlardı.

Yarbay Arif yorucu bir yürüyüşten sonra bu bölgeye ulaştı. Birliği ve kendisi yorgundu. Görev aşkı bu değerli komutanı hemen çalışmaya itti. İki gün içinde birliğini toparladı.

25 Nisan 1920 günü Beypazarı’na saldırıya geçti. Bir saatlik bir çarpışmadan sonra asileri tamamen bozmuş, ilçeye girmişti, ilçe halkı Yarbay Arif’i ve birliklerini coşku ile karşıladılar.

Hasta hasta birliğinin başına geçen ve onları asilere karşı hazırlayan Yarbay Arif’i bundan başka bir şey mutlu edemezdi. Beypazarı halkının iyi davranmasının nedeni, ayaklanmayı yapanların ilçe dışından olmasındandı. Şimdi sıra Nallıhan’da idi.

Genelkurmay Başkanlığı bu hususta verdiği emirde; “Buradaki asiler, hükümet ve telgrafhanede çalışan memurları kovarak kendilerine adamlar getirtmişler, bundan dolayı 26 Nisan 1920’de Nallıhan’a yürüyüp, ayaklanmayı bastırma işini yapınız” deniyordu.

Bu sırada Nallıhan’da asiler, Kuva-yı Hilafet kurulu seçmişler, Mudurnu, Düzce asilerine telgrafla bu kurulun kurulduğunu ve üyelerinin adları bildirilmişti. Nallıhan kadısı Ahmet Hamdi Efendi, ilçe kaymakamı olarak atanmış, Beypazarı’na da 50 süvari ve 50 piyadeden oluşan bir asi kuvvet gönderilmişti.

Yarbay Arif, 26 Nisan 1920’de Beypazarı’ndan Nallıhan’a doğru emniyet düzeni alarak yola çıktı. ikindi üzeri Beypazarı-Nallıhan arasında Softa Boğazı’nda asilere rastlayarak saldırdı ve onları dağıttı.

Çok sayıda ölü veren asiler, aynı zamanda çok sayıda da tutsak verdiler. Tutsaklardan edinilen bilgilere göre asilerin elebaşıları Çarşamba köyündendi.

Bu çarpışmadan sonra Nallıhan müftüsü, Yarbay Arif birliğine yolda katılarak asilerin Nallıhan’dan kaçtıklarını, halkın milli kuvvetleri karşılamaya hazır beklediklerini bildirdi. Yarbay Arif bunun üzerine Nalılhan’a gitmekten vazgeçerek,asilerin yuvası haline gelen Çarşamba köyü üzerine yürüyüşüne devam etti.

29 Nisan 1920’ye kadar yollarda, özellikle Çarşamba köyü yakınlarında rastladığı 400 kadar asi ile çarpıştı. Onlardan pek çok ölü, bir o kadar yaralı verdirerek, büyük bir başarı kazandı. Herkesin çıkarı için çalıştığı bugünlerde Yarbay Arif tam bir Türk olarak görevini yaptı.

Yarbay Arif, Çarşamba’daki başarısından sonra 1 Mayıs 1920’de Ayaş’a döndü. Birliğinin büyük bölümünü Çarşamba’da bırakmıştı.

Ertesi gün sabahleyin erkenden 6 binek arabası ve yanındakilerle Beypazarı’na gidecek ve Çarşamba’da bıraktığı birliğiyle asileri temizlemeye devam edecekti. Bu sırada Bolu’da Üçtepeler mevkiinde bir asi grubunun saldırıya hazırlandığı haberini aldı.

1 Mayıs 1920 günü Yarbay Arif birlikleri Bolu’nun güneyinde bulunan Seban Dağı’nda Yanık mevkiine geldi. Birlik ile âsîler arasında meydana gelen çarpışmalar sürerken asilerin üçtepeler’e yerleştirdiği top ancak üç mermi atabildi.

Yapılan şiddetli ateş dairesiyle topun çevresindeki 15 kişi ölü ya da yaralı olarak kayıp verince, diğerleri kaçtılar. Topu kullanan lokantacı Ahmet Çavuş, topun kamasını alarak yakındaki Yozgat köyüne sığındı.

Yarbay Arif birliği, Seben Dağı’ndaki asileri dağıttıktan sonra Bolu’ya doğru hareketini yürüttü. Birliğin bir bölüm kuvvetleri sanat okulu yakınlarına geldiklerinde orada mevzilenmiş Çerkez Yar çetesinin ateşine maruz kaldı. Kısa bir çarpışmadan sonra asiler püskürtülmüş, orada Bolu’daki olayları bastırmak için gelmiş olan 32. Kafkas Alayı ile temas sağlanmıştı.

32. Piyade Alayı Zonguldak, Çaycuma, Devrek bölgesinden Bolu’ya yöneltilmişti. Alay komutanı kaçmış bulunan 32. Alay’ın subaylarından binbaşı ihsan’la konuşan Yarbay Arif, binbaşıya elinde kalan kuvvetlerle şehrin düzenini korumasını istedi.

Birliğini Bolu’ya sokmayan Yarbay Arif, kuvvetlerini şehir dışında bir yere yerleştirdi. Binbaşı İhsan, gevşek bir komutandı. Görevini bırakarak kaçmış olan alay komutanının emri komutasına alışmış, bunun dışında inisiyatifi olmayan bir subaydı.

2 Mayıs 1920 günü Düzce asileri Bolu’ya yürüdüler. Bu saldırıya Bolu ve yörelerindeki köyler ile, Düzce köyleri de katılmışlardı. Ayrıca Mudurnu’dan itibaren toplanan büyük asi grubu, Bolu üzerine yürümeye başladı.

Yarbay Arif emrindeki kuvvetleri yayarak Büyüksu Köprüsü- Ilıca şosesi ve Yozgat köyü-Değirmenözü üzerinden avcı kolları halinde Bolu’ya ilerlemeye, ateşle de desteklemeye başladı.

Halkın bir bölümü minarelere çıkarak beyaz bayrak sallıyor, ateşin kesilmesini istiyordu. Bir bölümü de Yarbay Arifin yanına gelmeye başladılar.

Halk temsilcisi olarak Hoca Süreyya adındaki zat, halkın bir suçu olmadığını, işin Mutasarrıf Haydar Bey’in beceriksizliğinden bu hale geldiğini ve elebaşıları olan eski milletvekillerinden Abdülvahap ile Boyacıoğlu Hacı Emin, Çubukçuoğlu Sabri, Mengenli Avukat Nuri ve Müftü Ahmet’in Düzce’ye kaçmış olduğunu söyleyerek Yarbay Ariften af diledi, onu yatıştırmaya çalıştı.

Yarbay Arif de elindeki az kuvvetle Bolu gibi asilerin kalesi olan büyükçe bir şehre girmeyi emniyet bakımından uygun bulmadı.

3 Mayıs 1920 sabahı asiler her yandan Bolu’ya saldırdılar. Binbaşı İhsan emrindeki kuvvetlerle Bolu’yu savunma hazırlığını sürdürüyordu.

Birliklerini ortaokul ve Uğurlunalp mezarlığına yerleştirmişti. Bu yerleşmeyi görmek üzere atı üstünde giderken, alnına gelen bir kurşunla şehid olmuştu. Binbaşıyı vuran Çarşamba köylülerinden eşkıya Kara Ali idi.

Bunlar yetmez gibi birkaç çapulcu şehit binbaşının üstüne atılarak parasını ye kıymetli eşyalarını aldılar. Öyle ki şehit çıplak kalmıştı. Her yandan saldıran asiler kısa sürede Bolu’ya girdiler. Hükümet binasını basarak, görevli askerleri şehid ettiler.

Asiler bununla da yetinmediler. 32. Kafkas Alayı’ndan Bolu’da kalan Abdülkadir adında genç bir subayı da soydular ve işkence yaparak Bolu sokaklarında dolaştırdılar. Daha sonra da bıçakla vücudunu delik deşik ettiler. O haliyle belediyenin önüne attılar.

Pek çok yarası olmasına rağmen genç subay ölmemişti. Ertesi gün ölü gibi yatan subayın kımıldadığını gören bir doktor hanımı, kocasına durumu haber verdi. Doktor korka korka sabahın tenhalığından yararlanarak subayı hastaneye kaldırttı.

Fakat gözü dönmüş asiler durumu öğrendiler. Hastaneye giderek subayın boynuna bir ip geçirerek, sokaklarda sürükleyerek öldürdüler.

4 Mayıs 1920 sabahı asiler, Yarbay Arif birliklerinin işgalinde bulunan Karacasu yakınlarındaki sırtlara saldırıya geçtiler.

Gün batıncaya kadar çarpışma sürdü. Karanlık basınca Yarbay Arif birlikleri, çok sayıda olan asilere karşı savaşmanın anlamsız olduğunu kabul ederek ve geceden yararlanarak düzenli bir şekilde Karadoyan bucağına çekildiler.

Yarbay Arif daha önceden durumu Ankara’ya bildirmiş, yardım isteğinde bulunmuştu. Ancak beklediği yardımı alamayınca 6 Mayısta Kızılcahamam’a döndü.

Gerede’de de 58. Alay’dan Yüzbaşı Memduh komutasında, daha önce gönderilmiş bir bölük bulunuyordu. Gerede jandarma komutanı, bölüğün Gerede’ye geldiği gün yolda karşılamış ve ilçe halkının bölüğü iyi karşılayacağını haber vermişti.

58. Alay’ın yürüyüş kolunun önünde “Çerkeş Akıncı Birliği” diye birlik bulunuyordu. Bu birliğin Gerede’ye girmesi için hiçbir önlem alınmamıştı. Çünkü birliğin bir bölüğü Yüzbaşı Memduh komutasında Gerede’de idi.

Ancak “Çerkeş-Akıncı Birliği” kasabaya 100 metre kala, sokaklardan birlik üzerine şiddetli bir ateş açıldığı görüldü. Birlik ve alay dağıldı. Alay Komutanı Binbaşı Vasfi, alayını ilçenin bir saat uzağındaki Değirmendere’de güçlükle toplayabildi.

Moralleri bozulmuş erlerle, yeni bir harekete geçmeyi uygun bulmayan Binbaşı Vasfi, elinde kalan 85 erle Çerkeş’e döndü.

Bir gün sonra 6 Mayıs 1920 günü, Kızılcahamam Birliği 400 er ve dört makineli tüfekle Binbaşı Rüştü komutasında Gerede’ye sevkedildi.

Gerede’nin güneyindeki sırtlarda o da Binbaşı Vasfi’nin akibetine uğradı. 89 erle Kızılcahamam’a güçlükle çekildi. Birbirine yakın yerlerde ayrı ayrı komuta yönetimindeki birliklerin bu hali, üzücü idi.

Birlikleri üzerinde gereken disiplini kuramamış komutanlar, başarılı olamıyorlardı. Durumun kötü bir hal alması üzerine Mustafa Kemal Paşa, Geyve’de bulunan Ali Fuad Paşa’ya yeniden bir telgraaf çekerek: “Ayaklanmanın Kızılcahamam ve Çerkeş yönlerinde genişlediğini, Ankara’yı dışardan tehdit eder hale geldiğini” söyledi.

Ankara, Keskin ve Haymana gibi, yöresi ile beraber ancak maddi baskı altında kendisini gösteremeyen bir fesat yuvası olduğu için bugün Ankara, yani bütün milli varlık tehlike altında sayılmak gerekir. Konya ayaklanmasını da bütün ayrıntılarıyla bilmektesiniz.

Bundan dolayı her şeyden önce Ankara’da tam anlamıyla güvenlik sağlamak için bu fesat alanını çevreleyen Safranbolu-Çerkeş-Kızılcahamam Beypazarı-Mudurnu- Geyve hattında savunmaya geçilmesi gerekmektedir. Bundan dolayı Adapazarı’na saldırıdan vazgeçilebilir.”

Mustafa Kemal Paşa, aynı gün (8 Mayıs 1920), Konya Ereğli’sindeki 11. Tümen’in de bütün kuvvetleriyle Ankara’ya gelmesini emretti.

Bütün bunlar olurken, Kızılcahamam’da bulunan Kuva-yı Tedibiye Komutanı Yarbay Arif, Kızılcahamam köylülerini ilçeye çağırarak millî kuvvetlere gönüllü yazmaya uğraşıyordu.

11/12 Mayıs 1920 gecesi Yarbay Arif bir suikaste uğradı ve çadırında şehid oldu. Bu büyük Türk kahramanı, Türk istiklâl Savaşı’nın adsız kahramanlarındandır.

Girdiği bütün ayaklanmaları bastıran bu büyük asker, kalleşçe bir saldırı ile şehid olmuştu. Onu çok seven ve kendisine içten bağlı bulunan Karakeçili Birliği, köylerine dönmek için izin istediler.

Suikastte kusurlu görülen Kızılcahamam Birlik Komutanı Binbaşı Rüştü tutuklandı. Binbaşı Rüştü, Gerede’de birliğini iyi yönetememiş, Yarbay Arif tarafından asılmak istenmişti. Araya giren bazı hatırlı kimseler Yarbay Arif’i bu fikrinden vazgeçirmişlerdi.

Düzce ayaklanması başladığı zaman, Ali Fuad Paşa, Anzavur ayaklanması yüzünden moralleri bozulmuş olan halkı görmek maksadıyla Bursa’ya gitmiş bulunuyordu. Düzce’deki ayaklanma haberini alır almaz, yanındaki süvari bölüğüyle birlikte acele olarak Geyve’e dönmüştü. Bu sırada Bursa yöresinde İkinci Anzavur Ayaklanması bastırılmış bulunuyordu.

Geyve’ye gelen Ali Fuad Paşa,. 143. Alay’ın kalan III. Tabur’unu iki sahra topu ile güçlendirerek Geyve Boğazı’na yerleştirdi. 24. Tümen komutanı şehid olunca, birlikleri sarsıntı geçirmiş, bir bölümü de dağılmıştı. Geyve Boğazı elden çıkacak olursa, Bilecik-Eskişehir yolu asilere açılmış olacaktı. Ali Fuad Paşa’-ya bu çabalarında Kurmay Başkanı Saffet (Arıkan) ile İzmit milletvekili Fuad (Carım)’ın büyük yardımları olmuştur.

Ali Fuad Paşa (Cebesoy), Mustafa Kemal Paşa’dan telgrafı alınca, Çerkeş- Kızılcahamam- Ayaş hattındaki kuvvetlerle önce savunmada kalmak veya asıl tenKil kuvvetlerini teşkil eden Çerkez Ethem kuvvetleri gelince her iki taraftan Düzce- Bolu üzerine yürüyerek asileri yok etmeyi düşündü.

Düzce,Bolu Ayaklanmasında Çerkez Ethem

Düzce ayaklanması 13 Nisan 1920’de patlak vermiş, ancak kırk gün sonra bastırma çalışmaları başlamıştı. Çerkez Ethem kuvvetleri o sıralarda Balıkesir ve yöresinde bulunuyordu. Kırk gün süre ile Düzce’de başlayan ayaklanma, bu süre içinde genişlemiş, gönüllüleri artmış, asiler diledikleri gibi bir yönetim düzeni kurmaya hazırlanmışlardır.

Asiler 24. Tümen’in birliklerini dağıtmış, Hendek-Müflen yakınlarında kalleşçe komutanını şehid etmişlerdi. 32. ve 58. alayların harekâtları başarısız olmuş, bir şey yapamamışlardı.

Kızılcahamam Birliği de aynı başarısızlığı göstermiş, binbaşısı, Yarbay Arif tarafından öldürülmek istenmişti. Bütün bu başarısızlıkların yanında başarı gösteren ve asileri sindiren yalnız Yarbay Arif kuvvetleri olmuştur. Yarbay Arif’in de suikaste kurban gitmesi ile yapılması istenen işleryarıda kalmıştı.

Başarılı çalışmalarıyla bölgede asileri sindiren bir komutan da Binbaşı Çolak İbrahim’di. Asilerin yenilgilerinde Çerkez Ethem kuvvetlerinin de önemli roller oynadığını belirtmekte yarar vardır.

Çerkez Ethem, iki Anzavur ayaklanmasında başarı sağlamıştı. Bu nedenle de itibarı artmıştı. Bu başarılarından dolayı gurura kapılmış, yanındakileri ve muvazzaf subayları küçük görmeye başlamıştı. Nitekim Çerkez Ethem kuvvetleri, Düzce ayaklanmasını bastırma görevini almıştı.

Bursa’dan geçerken, Bursa Merkez Komutanı Süvari Binbaşısı Eşref, Ethem’in kardeşi yüzbaşı aşamasındaki Tevfik’e selâm vermediği için, Tevfik’in adamları tarafından tartaklanmış ve Bursa Askeri Cezaevi’ne gönderilmişti.

Bu olay Bursa’daki subaylar üzerinde kötü etki yaptı.Çerkez Ethem, bütün geçtiği köylerden, iiçe ve illerden para topluyor ve öyle gidiyordu. Jandarma komutanları Ethem’in kuvvetlerini şehrin çok uzağından karşılıyor ve uğurluyorlardı.

Bunları gören Ethem ve arkadaşları gurura kapılıyor, ünleri her gün biraz daha etrafa yayılıyordu. İşte bu ruh hali içinde Geyve’ye geldi. Daha önce Geyve’ye gelmiş olan Ali Fuad Paşa, 22 Mayıs 1920 günü şu emri verdi:

“1. 23 Mayıs 1920 gününden itibaren asilerin temizlenmesine başlanacaktır. 2. Bugün işgal etmekte olduğunuz Geyve Boğazı’nın her iki tarafındaki araziden Sakarya doğusunda Değirmendere- Hamidiye (Çınardibi)-Kumbaşı ve Sakarya batısında ikramiye (Bıçkı) İlmiyye hattının ve Geyve kuzeydoğusundaki Saraçlıüstü- Celâller – Taraklı ve Bolu’nun kuzeyindeki bütün bölge muhalefet ve ayaklanma bölgesi kabul edilmeli ve temizlik yapılmalıdır.

Çataltepe yöresindeki Boztepe Lazlarından hiç olmazsa bir bölümünün asilerle birlikte hareket ettikleri anlaşılmıştır.

3.Genel harekâtı Ethem Bey komutasındaki kuvvetler yapacaktır.4.Genel harekâtın ilk hedefi Adapazarı,Sapanca şehir ve bölgelerini ve ondan sonra gecikmeksizin Hendek ve yöresini işgal etmektir.

Mudurnu grubunun Bolu Dağı’ndan Düzce üzerine hareketi esnasında aynı hızla Hendek’ten Düzce’ye ilerleyerek en önemli ayaklanma bölgesi bu suretle iki taraftan kuşatılarak ele geçirilecek ve yola getirilmesi sağlanacaktır.

Bunun için Ethem Bey tedip kuvveti, 23 Mayıs 1920 günü Sakarya’nın her iki tarafından Adapazarı’na ilerleyecek ve Adapazarı ile Sakarya ve Yavaş Çayı kanalı ve köprülerini işgal edecektir. Ethem Bey’in Sakarya doğusundan ilerleyecek olan koluna, Eskişehir’in Albayrak Birliği ile Konya’nın Arnavut Birliği katılacaktır.

Bu iki birlik bu geceden itibaren Yeniköy’de Kışla Çayı’nda toplanacak ve birliklerin komutanları 23 Mayıs 1920 günü sabahleyin saat 5.30’dan itibaren Doğançay’da Sakarya doğusundan ilerleyecek Ethem Bey birliğinin komutanından emir alacaktır.

Ali Fuad Paşa 23 Mayıs 1920 günü yanındaki süvari bölüğü ile Yürük köyünde bulunacaktı.Mudurnu’daki kuvvetlerle işbirliğini sağlamak üzere, Albay Refet de durumu bildirmişti.Çerkez Ethem kuvvetleri bu emir üzerine 23 Mayıs 1920 günü akşamı, Sapanca ve Adapazarı’nı hiçbir direniş görmeden işgal etti.

Mudurnu bölgesinde toplanan ve Albay Refet’in emrine verilmiş olan kuvvetlerin Bolu ve Düzce yönünde saldırıya geçmelerini Genelkurmay Başkanlığı emretmişti. Çerkez Ethem kuvvetleri, Sakarya Nehri ile ikiye ayrılmış olmasının tehlike ve önemi hakkında Albay Refet (Bele)’in dikkati çekilmişti.

Köyler Yakılıyor

Çerkez Ethem kuvvetleri asilerden üç subay, 40 kadar er tutsak etti. Ayrıca dört top, dört makineli tüfek ve bol miktarda cephane elde etti.

Çerkez Ethem kuvvetleri Adapazarı’na doğru ilerlerken, karşı koyan köyleri yakmıştı. 24 Mayıs 1920 günü Adapazarı’nda dinlendi. 25 Mayıs 1920 günü Adapazarı’ndan hareketle aynı gün Hendek’e girdi.

Ayaklanmanın merkezi olan Düzce, 25 Mayıs 1920 günü Albay Refet (Bele) komutasındaki kuvvetler tarafından doğudan, Çerkez Ethem kuvvetleri tarafından da batıdan olmak üzere çevrilmiş bulunuyordu.

Düzceliler Çerkez Ethem kuvvetlerinin ilçelerine girmesinden çok ‘ korkuyorlardı. Çünkü Ethem halka hiç iyi davranmıyor, parasını ve kıymetli eşyasını alıyor, küçük bir suç işlemiş olanı_öldürmekten çekinmiyordu.

Asileri ele geçirdiği zaman hemen öldürtüyordu. Bunun için Düzceliler ellerinde tutsak olarak tuttukları Osman Bey’le Hüsrev Bey’i (Gerede) aracı olarak Mudurnu’ya gönderdiler. Burada Albay Refet ile temasa geçtiler.

Hüsrev ve Osman beyler hemen asilerin yanından ayrılarak, hürriyetlerine kavuştular.Hüsrev Bey Ankara’ya çektiği telgrafta; “Düzce’deki olayın elebaşısı Berzak Safer Bey’dir.Bunu kandırmak mümkündür. Sıkı yönetim nedeniyle bölgede silâh taşınması yasaktır.

Eşref ve Şükrü beylerin silâhlı dolaşmaları Düzce ayaklanmasının başta gelen nedenlerinden” diyordu. Osman bey ise; “Düzce’de halk korkuyor. İstanbul’dan ümit kesilmiştir. Asiler İstanbul’dan ve ingilizlerden yardım gelir ümidi içindeler.”

Albay Refet kuvvetleri ve Çerkez Ethem kuvvetleri 26 Mayıs günü Düzce üzerine yürüdü. Düzce hiçbir karşı koyma olayı olmadan teslim oldu. Asilerin elebaşlarından Safer Bey, Koç Bey ve Abdülvahab Çerkez Ethem tarafından hemen idam ettirildi.

İstanbul’dan asi hareketlerini yönetmek üzere gönderilen ve yanındaki 9 subayla birlikte Akçakoca’ya kaçan Kurmay Yarbay Hayrı, oradan İstanbul’a kaçarken izlendiğinden yakalandı ve Düzce’ye getirilerek o da idam edildi.

Ayaklanma Sürüyor

Kritik günlerden sayılabilecek günlerde, ayaklanmaların birbirini izlemesianlamlı idi. Ancak ayaklanma sürüyordu. Düzce ayaklanmasının bastırıldığı gün, Çerkez Ethem ve diğer birliklerimiz bu sefer Yozgat ayaklanmasını bastırmaya çağrılmışlardı.

Çerkez Ethem Yozgat ayaklanmasına giderken, Düzce ailelerinden pişmanlık duyan birçok Çerkez ve Abaza’yı birlikte götürdü. Düzce’de normal yaşam sağlanmıştı ama Bolu’da ayaklanma sürüyordu.

Zeybeklerin Yardımı

Albay Refet durumu yakından izlediği için, görüşlerini Genelkurmay’a yazdığı şifreli telgrafta bildirmişti. Albay Refet emrinde şu birlikler bulunuyordu. Kurmay Binbaşı Nazım emrinde iki piyade taburu, dört dağ topu, beş makineli tüfek, üçyüz Aydın zeybeği atlı.Binbaşı Çolak İbrahim emrinden 300 atlı, iki makineli tüfek ve iki bomba topu bulunuyordu.

Albay Refet’in emrindeki bu kuvvetlerden Kurmay Binbaşı Nazım emrindeki kuvvetler, 27 Mayıs 1920 günü Bolu’ya girdiler. Bu kuvvetlerin Bolu’da ördüğünü haber alan Mudurnu ve yakınlarındaki âsîler, Mudurnu’da bulunan Çolak İbrahim kuvvetlerini kuşattılar. Bunlar Bolu ile olan bağlantıyı da kestiler.

Bunu haber alan Binbaşı Nazım emrindeki zeybeklerden Posta köyünden Mustafa Efe, Yiğenli köyünden Deli İsmail, Adagide köyünden Mustafa, Bozdağ’dan Mehmet Kara erkek, İzmirli İsmail, Şartlı Deli Mustafa, Çaburhamam köyünden Mehmet, Kurucaova köyünden Mustafa adlarında sekiz gönüllü seçerek, gece karanlığından yararlanarak, bunları Mudurnu’ya irtibat sağlamak üzere gönderdi.

Bu gözüpek zeybekler, kuşatma çemberini yararak Mudurnu’ya girdiler. Arkadan 50 zeybekle Binbaşı Nazım yetişti.

Mudurnu’yu saran asilere saldırı düzenledi. İki ateş arasında kaian âsîler, kısa sürede dağılmak zorunda kaldılar. Binbaşı Çolak İbrahim serbest kalınca 28 Mayıs 1920 günü Bolu’ya girdiler. Bolu’ya giren birlikler herhangi bir direnişle karşılaşmadılar. Bolu halkı askeri iyi karşıladı.

Birlikler Bolu’da üç gün kaldılar. Binbaşı Nazım, bir zeybek süvari bölüğü, dört toplu bir dağ bataryası, bir makineli tüfek takımı ve 50 piyade ile 30/31 Mayıs gecesi Bolu’dan Gerede’ye hareket etti. Gerede’de 31 Mayıs 1920 günü giren birliklerle, asilerden dört makineli tüfek ve birçok tutsak alındı.

13 Nisan 1920’den başlayan ve 31 Mayıs 1920’ye kadar süren ayaklanma olayları bastırılmış ve bölge huzura kavuşmuştur.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir