Brezilya,Tarihi,Coğrafi Özelikleri

Brezilya
Brezilya,Amerika kıtasındaki en büyük ülkedir.

Brezilya Resmi olarak Brezilya Federasyonu,Hem Güney Amerika’da hem de Latin Amerika’da. Hem alan hem de nüfus bakımından dünyanın beşinci en büyük ülkesi,resmi dili Portekizce,Amerika kıtasındaki en büyük ülkedir.

Brezilya Bayrağında sarı, topraklarından bol miktarda çıkartılan altını, mavi denizi ve yeşil, ormanları temsil eder.

Resmî dili Portekizce olan Brezilya’da başkan, milletvekilleri, senatörler, valiler, belediye başkanları, eyalet ve şehir meclisleri üyeleri dört senede bir yapılan seçimlerle belirlenir.

110 milyon seçmenin katıldığı 2002 yılı seçimlerinde tüm bölgelerde elektronik seçim sandıkları kullanılmıştır.

Nüfusu 1 milyonun üzerinde on üç şehri olan Brezilya’nın en büyük şehirleri São Paulo (11 milyon) ve Rio de Janeiro’dur (6,6 milyon).

Itaipu barajı (Itaipu Hidroelektrik Santrali, Paraná) – Paraguay ve Brezilya hükümetleri tarafından ortaklaşa yaptırılan dünyanın en büyük hidroelektrik santrallerinden biri – Modern Dünyanın 7 Mühendislik Harikası.

Kişi başına gelirin 13.000 dolar olduğu nüfusunun %81’i Katolik, %18’i Protestan, %1’i ise Müslüman ve Musevidir.

Katoliklerden 20 milyon kadarı aynı zamanda Afrika kökenli dinlerin ayinlerine de gitmektedirler.

Brezilya’da 8 senelik zorunlu eğitim devlet okulları tarafından ve ücretsiz sağlanmaktadır.

Bunun yanında, yüksek öğretim de dahil olmak üzere, devlet okullarının yanı sıra özel okullar da etkinlik göstermektedirler.

Beş kez Dünya şampiyonu olduğu futbolun yanı sıra voleybol, basketbol, tenis, yüzme, plaj voleybolu, sörf, otomobil yarışları ve yelkencilik Brezilya’nın Dünya çapında başarılar elde ettiği spor dallarıdır.

Ayrıca Capoeira ve samba, özellikle ülkenin Afrika kökenli kültürünün, bütün dünyada dikkat çektiği folk etkinlikleridir.

Dünya Futbolu’na önemli oyuncular katmıştır ve katmaktadır.

Brazilya’da tropik bir iklim mevcuttur.

Yazlar doğu ve kuzey doğu bölgsinde sıcak,kışlar kıyıda 20 dereceye kadar ulaşabilir.

Brazilya’nın dağlık arazisin’de daha soğuk.

Güney’de nemli ve astropikal bir iklim vardır.

Brezilya Tarihi

Brezilya, 1500 yılı nisanında portekizli gemici Cabral tarafından keşfedildi; Cabral, alize rüzgârlarıyla sürüklenerek bugünkü Salvador’un (Baia) güneyindeki Porto Seguro kıyılarına çıktı.

Saragossa antlaşmasıyla (1529) kesinleşen Tordesillas (7 haziran 1494) antlaşması uyarınca, keşfedilen yeni arazi, Portekiz’e ayrılan bölgeye katılıyordu.

XVII. yy. başlarına kadar, sömürgeleşme, kıyı ovalarından öteye geçmedi.

Bunlar çeşitli araştırıcılar (bugünkü Sao Paulo bölgesinde yerleşen Joao Ramalho [1509], daha güneye [bugünkü Santa Catarina] yerleşen [1526] Aleixo Garcia v.b.) tarafından kurulan birbirinden uzak yerleşme merkezleri meydana getirdiler.

Yerlilerin (Tupi Guarani) Portekizlilere karşı direnmelerinin çok yetersiz olması da bu dağılmayı kolaylaştırdı.

Bununla birlikte XVI. yy.ın sonlarında devamlı oturulan ancak on kadar tesis sayılabilirdi; kuzeydoğuda (Nordeste) Baia yakınında (Salvador) ve Pernambouc’daki (Recife) tesisler başlıca merkezlerdi.

Buralarda şekerkamışı ekimi, 1532’de, Martim Afonso de Sousa’nın yönetimindeki kolonların gelişiyle başladı.

Anayurdun ve zenci köle sağlayıcısı Afrika’nın nispeten yakın ölüşüyle iklimin bu kâr getiren tarıma elverişli olması, bu bölgeyi XIX. yy. sonuna kadar Brezilya’nın başlıca yerleşme merkezi haline getirdi.

Daha güneydeki Portekiz merkezleriyse tahkim edilmiş basit konaklama yerleriydi ve sürekli olarak yerli kabilelerin tehdidi altındaydılar.

Portekiz kralının Doğu Hindistan’a gösterdiği ilgi, XVI. yy. ortalarına kadar Brezilya’daki topraklarına önem vermemesine yol açtı.

Bu toprakların yönetimi, deniz kıyısında herbiri 180-600 km uzanan on iki kıyı savunma çevresini yöneten donatarios’lara (bağış alıcılar) bırakılırdı.

Donatarios’lar kolonlara çok geniş şeker üretim alanları dağıttılar; bu alanların merkezi şeker değirmeni yöneticisinin oturduğu casa grande’dir; değirmenin yöneticisi alanın da sahibidir; casa grande’nin çevresinde senzala’yı meydana getiren zenci kulübeleri toplanır.

Sonunda Brezilya’nın değerini anlayan kral Juan III, ülkenin İktisadî ve toplumsal yapışma ilişmeksizin, donatarios’lara görevden el çektirdi ve yetkilerini bir «Brezilya genel valiliğine devretti; bu valilik kıyıdaki dağınık kolon gruplarının sağlam bir biçimde kaynaşmasını sağladı (1538).

Bahia’da (Salvador) daha sonra Rio de Janeiro’da oturan bir vali veya genel donatarios yönetimindeki bu valilik 13 kıyı savunma çevresine ayrıldı.

Çevrelerin yönetimleri ouvidores’lere verildi; bunlar XVII. yy.da aşırı bağımsızca davranan valilerin yerini aldılar.

İlk vali Tome de Sousa oldu (1549-1553); mecburi askerlik hizmeti koyarak yeni şehirler yaptırdı; bu şehirler, senadores de câmara’ların yönetiminde geniş bir özerkliğe sahiptiler.

Bu sistemli merkezîleştirme siyaseti fransız Villegaignon ile Coligny’nin Guanabara körfezine (1555-1560) ve La Ravardiere’in Sao Luis do Maranhao’ya (1594-1615) yerleşme teşebbüslerinin başarısızlığa uğramasını sağladı.

Bu teşebbüslerin tekrarlanmasını önlemek için Brezilyalılar yeni kıyı kaleleri yaptılar: Rio de Janeiro (1565), Fortaleza (1609).

Bununla birlikte Hollandalılar Bahia (1624) ile Pernabmouco’yu (Recife) ele geçirdiler ve bir tesis kurdular; Maurice de Nassau’yu buraya vali yaptılar (1636-1645).

Hollandalılar ancak portekizli kolonların ayaklanması sonucunda kovuldular (1654).

Bu Hollanda müdahalesinin nedeni, Portekiz ile İspanya’nın geçici olarak birleşmesidir (1580-1640).

Bu birleşme Brezilya için bir tektan meclisinden örnek alınarak bir Conselho de İndia’nın (1604) kurulması; bu teşkilât, Breziya’nın İktisadî hayatını ve yönetimini Lizbon’dan denetlemekle görevliydi.

1554’ten itibaren Cizvitler Sao Paulo’yu kurarak ülkenin iç kesimlerinin fethine başlamışlardı.

Böylece Brezilya’nın gelecekteki fatihlerine yol gösterdiler; Cizvitlerin ülkenin içine sokulmak istemelerinin nedeni yerlileri hıristiyanlaştırmaktı.

Aslında yaylaların işgali yüzyıllık evreler halinde gerçekleşti; başlangıçta serüvencilerin (bandeirantes) eseriydi.

Bandeirantes’ler XVII. yy.da köle avcılığı yaparak batıya Sertao’nun iç bölgelerine girdiler, su yolları boyunca ilerleyerek stratejik noktalarda tahkimli karakollar meydana getirdiler.

Bu karakolları kurmalarının nedeni Bandeirantes’lerin sömürgeleştirme yöntemlerine düşman cizvitlerin teşebbüslerine karşı koymaktı.

XVIII. yy. da Minas Gerais, Ouro Preto (1696), Mato Grosso (1718) Goias’ta (1726) altın bulunması üzerine Bandeirantes’ler altın ve değerli taş arayıcısı oldular.

Brezilya o tarihte dünyanın en çok altın üreten ülkesiydi; madenlerin yakınında şehirler Diamantina (1728), Sabara doğuyor; şehirlerin çevresinde de besin maddeleri tarımıyla uğraşan büyük tarım işletmeleri (fazendas) kuruluyordu.

Katır yolları açıldı, halk, ordu konak yerlerine yerleşti.

Ama maden yaylalarının değerlendirilmesi ancak Sao Paulo ile Nordeste’den sürekli olarak yeni halk topluluklarının gelmesiyle sağlanabildi.

Bu yüzden Sao Paulo ve Nordeste’deki şekerkamışı çiftlikleri tenhalaştı ve terkedildi, ama buna karşılık sürekli çalıştırılabilecek yataklar sağlanamadı.

Gerçekten, maden işçilerinin ihmalciliği zorla maden çıkarma ve krallık idaresinin maden işçilerine uyguladıkları sıkı denetim XVIII.yy.ın ortalarında yatakların tükenmesine ve terkedilmesine yol açtı.

Yalnız Rio de Janeiro bölgesi bu işletmeden gerçekten yararlanabildi.

Çünkü coğrafî konumu bakımından maden ülkelerinin en kestirme pazarını meydana getiriyordu, Rio de Janeiro 1763’te Bahia (Salvador) şehrinin yerine başkent oldu.

Şeker (XVI.-XVII. yy.) ve altın ile değerli taş (XVIII. yy.) dönemlerini hayvancılık dönemi izledi.

Çobanlık uğraşılarına bağlanan nüfus yoğunluğu düşüktür ama aynı kaynaktan gelir.

Bu nüfus XVII. yy. da Nordeste’den XVIII. yy. sonunda da güneyden (Azor kolonlarının çağırılması) başlayarak, Brezilya topraklarının sürekli ve düzenli olarak işgal edilmesine yol açtı.

İşgal edilen topraklar maden bölgesini hattâ daha öteleri içine aldı.

Geniş hayvancılık bölgeleri (Estancias) ve tüketim merkezleri arasındaki bağlantı, sığır sürülerinin açtığı yollarla (Boiadas) sağlanıyordu.

Başıboş kalmayı ve geniş alanlara yayılmayı seven sürü sahipleri (Vaqueiros’lar) resmî makamlara bağlı bölgelerden mümkün olduğu kadar uzaklaştılar ve dericiliğe dayanan bir medeniyet kurdular.

Bu medeniyetin temeli taze et ve deri ticaretiydi (yerini XVIII.yy.da kuru et ticaretine bıraktı).

Amazon ovası ise’ Brezilya’nın İktisadî alanının dışında kaldı ama aslında Portekiz sömürgesine katılmıştı.

Bu katılma önce Cizvitlerin Hıristiyanlığı yerleştirme çabaları, daha sonra Lizbon hükümetinin işe karışması ve 1661’de Cizvitlerin ülkeden atılmaları sayesinde gerçekleşti.

Lizbon hükümeti, Hollandalıların (Orinoco’dan), İspanyolların (Peru’dan) ve Fransızların (ırmağın yukarı kesimine doğru çıkarak) sızma teşebbüslerinin Negco ile Amazon’un kavşağındaki birleşme noktasına (bugünkü Manaus’un bulunduğu yer) 1669’da bir kale yaptırdı.

Brezilya topraklarının işgali ve değerlendirilmesi gerçekleştiyse de siyasî bakımdan olaylara yol açtı, önce, Portekiz 1703’te, Brezilya ticaretinin İngiltere tekeline girmesini onaylayan Methuen antlaşmasını imzaladı.

Bu durum İspanya veraset savaşları sırasında Fransa’nın iki müdahalesine yol açtı.

Özellikle Brezilya’nın güney kesimlerinde çözümlenmesi güç sınır sorunları ortaya çıktı.

Uruguay devletinin kaynağı olan Sacramento sömürgesi Portekizliler tarafından bu kesimde, Plata ırmağı kıyısında kurulmuştu (1680).

İspanyollar bu sömürgeyi önce tahrip ettiler, sonra Utrecht antlaşmasıyla (1713) bırakmak zorunda kaldılar; ama reducciones kurmak isteyen İspanyol Cizvitleri buraya kanunsuz olarak yerleştiler (1750-1763).

Sonunda Portekiz, San lldefonso (1777) ve Pareto (1778) antlaşmalarıyle bu topraklardan kesinlikle vazgeçmek zorunda kaldı.

Buna karşılık, Rio Grande do Sul’ün çobanlık yönünden değerlendirilmesi işine güçlüklerle karşılaşmaksızın girişilebildi.

Bu devrede Brezilya’nın zenginliği sağlam temellere dayandı; Brezilya Methuen antlaşmasıyla Britanya ile İktisadî dayanışma kurdu.

Böylece pirinç, tütün, boya elde edilen bitkiler, özellikle de şekerkamışı tarımında yeni bir atılım yaptı; şekerkamışı Rio ve Sao Paulo eyaletlerinde yetiştirilmeye başlandı.

Maranhas’dan, Goias’a kadar pamuk, Paro’dan Bahia’ya kadar ise kakao yetiştiriliyordu.

Joao I zamanında (1750-1777) Pombal, Portekiz gibi Brezilya’da da bir yenileştirme siyasetine girişti.

Bu siyasetin amacı büyük toprak sahipleri yönetiminin son izlerini ortadan kaldırmak, devlet memurlarının ahlâk bozukluğunun önüne geçmek, tarım ve maden üretimini artırmaktı.

Amacını gerçekleştirebilmek için göç olayını, kamu hizmetlerini ve öğretimi düzenledi.

Yerlilerin köle olarak alınıp satılmasını yasakladı (1775), ama Angola’dan getirtilen bayağı hizmet işçilerinin sayısını giderek artırdı; ticareti geliştirmek için şirketler kuruldu.

Ticaret tekelleri ancak boya elde edilen ağaçlara, tuza, balıkçılığa ve içkilere uygulandığı için bu son teşebbüsün kısmen başarısızlığa uğramasına rağmen Portekiz, Büyük Britanya’nın yanı sıra bu işten sömürge paktı uyarınca büyük kazanç sağladı.

Yalnız cizvitlerin ülkeden kovulması birkaç güçlük doğurdu.

Cizvitlerin kovulmasının sebebi kolonlar tarafından yerlilere yardım etmekle (yerli köyleri v.b.) suçlanmalarıydı.

Bununla birlikte, bu iktisadi gelişmeye rağmen Brezilya’nın siyasî ve sosyal dengesi tehlikeye düştü.

Amazon ormanlarına ve Mato Grosso campos’larına sığınan yerlilerin sayısı azdı ve pek tehlikeli değildiler; ama nüfusun büyük kısmını meydana getiren kütlenin durumu böyle değildi.

Bu kütle çok karışık bir toplum meydana getiriyordu ve ırkların karışması sonunda yeni bir insan tipi (caboclo) ortaya çıkmıştı.

Caboclo terimi ilk anlamıyla Portekizlilerle yerlilerin karışmasından meydana gelen melezleri ifade ediyordu.

Ama geniş anlamıyla zencilerle beyazların ve zencilerle yerlilerin karışmasından doğan melezleri de kapsıyordu.

Gerçekte Caboclo’lar genellikle çiftçilik, bazen de madencilikle uğraşırlar ve yoksulluk içindedirler.

XVIII. yy.dan itibaren büyük toprak sahipleri ve kurnaz tüccarlar hızla büyük servetler kazandıkça Caboclo’ların yaşama şartları ağırlaştı.

İdarenin yüklediği ağır vergiler ve XVIII. yy. sonunda Minas Gerais yaylalarını kırıp geçiren madenlerle ilgili buhran yüzünden Caboclo’ların hoşnutsuzluğu daha da arttı.

Fransız yazarlarının felsefî ve siyasî eserlerini okumanın aydın sınıf arasında doğurduğu akımın yanısıra devrimci bir hareket ortaya çıktı; ama devrimin önüne geçildi.

Devrim hareketinin bastırılmasında hükümetin enerjik bastırma kararları almasından çok (1792’de Tiradentes’in idamı) ülkeye eskiden yerleşmiş beyazlarla, zengin melezlerin etkisi büyük oldu.

Bunlar Brezilyalıların enerjisini milli kavrama yönelttiler.

Napolyon I’in Portekiz başkentini işgalinden sonra Portekiz kraliyet ailesi ve başkentinin 1808’de Rio de Janeiro’ya aktarılması sırasında Brezilya milliyetçiliği daha somut bir hale geldi.

Ülkede bir basımevi, gazeteler, bankalar kuruldu, özellikle, 1816’da kral Joao VI adıyla tahta çıkan naip, İngiltere ile bir antlaşma imzaladı (Bahia antlaşması, 1810).

Bu antlaşma Brezilya ürünlerinin satış imkânını artırdı ve ülke limanlarını dış ticarete açtı; böylece Portekiz’den çok Brezilya’nın işine yarayan bir siyaseti benimsedi.

Joao VI, 1820 Portekiz devriminden sonra Avrupa’ya dönünce (1821) Brezilya naipliğini ortanca oğlu dom Pedro’ya bıraktı.

1808’den 1821’e kadar özgürlük yolunda ilk adımları atan Brezilya, yeniden basit bir Portekiz sömürgesi olmayı kabul etmedi.

Bunun üzerine için için hazırlanan devrimin İspanyol sömürgelerinde olduğu gibi başarıya ulaşmasından korkan dom Pedro, brezilyalı büyük toprak sahiplerinin de ısrarıyla Brezilya halklarının savunucusu olmayı kabul etti.

Kısa süre sonra bağımsızlık ilân edildi (7 eylül 1782) ve dom Pedro 12 ekimde imparator oldu.

Bağımsız Brezilya

Brezilya imparatorluğu

Amiral Cochrane kumandasındaki britanya filosunun baskısıyla 1823’te portekiz birlikleri ülkeden ayrıldılar.

1824’te Anayasa yürürlüğe girdi; Anayasa imparatora yasama gücünü kontrol etme hakkını sağlayarak «ılımlaştıtırıcı» bir güç verir.

Ama Pedro I, 1826’da Joao VI nın yerine geçmek için Portekiz’e gitmek isteyince ülkede bir buhran başladı. Brezilya Lizbon’dan değil, Rio’dan yönetilmek istiyordu.

7 Nisan 1831 ayaklanmasıyla imparator tahtı oğlu Pedro I’e bırakmak zorunda kaldı.

Pedro I, Brezilya’da doğmuştu; ama yaşının küçüklüğü (beş yaşındaydı) bir naiplik kurulmasını gerektirdi (1831-1841), bu naiplik kurumu Nordeste’de, sonra da güneyde karışıklıklara yol açtı.

1834’ten itibaren ek bir antlaşmayla taşra imtiyazlarına tavizler verildi ve gerçek bir parlamento rejimi kuruldu; iktidarın muhafazakâr ve liberal partiler arasında el değiştirmesi bu rejimin özelliğidir.

Pedro II, çok kültürlü bir hükümdar ve orta bir siyasetçiydi; şartlara göre Brezilya’daki iki partiden birini veya öbürünü destekleyerek özellikle 1834’ten itibaren (Parana kabinesi) büyük bir İktisadî kalkırıma siyasetini (kara yolu ve demiryolları yapımı) kabul ettirmeyi başardı.

Bu siyaset, yatırımları yapan soylu sınıfın işine yaradı; bu sınıf 1860’tan itibaren büyük ölçüde kahve tarımına girişti.

Kahve tarımı Guyana’da başlamış, XVIII. yy. sonunda Peru’ya girmiş, sonra Rio ve Sao Paulo’ya ulaşmıştı; Sao Paulo da 1880’den 1929’a kadar sürekli olarak Sao Paulo yaylalarında gelişti.

Ülkenin değerlendirilmesini çabuklaştırmak için Pedro II, 1830’dan itibaren Avrupalıların ülkeye göçmelerini destekledi; bu göçüş güney Brezilya’nın kalabalıklaşmasına katkıda bulundu (alman kolonilerinin kurulması).

Ama Paraguay’a karşı yok edici bir savaşa girişmek zorunda kaldı (1865-1870); bu savaş Brezilya ordusuna ve kumandanları Caxias’a temsil ettikleri gücün bilincine varmak fırsatını verdi.

Bu yüzden Pedro II’nin liberal ama zorbaca siyaseti, rahip sınıfının (medeni durumun basitleştirilmesi, masonluğun desteklenmesi), muhafazakârların (genel oylama sistemi), liberallerin (otoriterlik) ve yatırımları elinde tutan soylu sınıfın (köle ticaretinin 1871’de yavaş yavaş başlanarak 1888’de tamamıyla yasaklanması)’hoşnutsuzluklarını imparatora karşı birleştirince rejimi değiştirmek ve cumhuriyeti ilân etmek için (15 kasım 1889 pronunciamento’su) araç olarak ordudan yararlanıldı.

Hükümet darbesinin başarıya ulaşmasında Auguste Comte pozitivizminin aydın çevrelerdeki etkisinin payı büyüktür.

bu etki öylesine yaygındı ki yönetici sınıflarda hiç kimse, hattâ kral bile artık monarşinin erdemlerine inanmıyordu.

Subayların (Fonseca) ve pozitivist’lerin (Magalhaes) yardımıyla hazırlanan ve 22 şubat 1891’de yürürlüğe giren cumhuriyet Anayasası uyarınca laik (kilise ile devlet işlerinin ayrılması) ve federalist (A.B.D.’ninkilere benzer kurumlar yaratılması) bir devlet kuruldu.

Brezilya öbür Güney Amerika devletlerinin tersine ordu ve donanmanın çalkantılarına (1803) karşı koymayı başardı.

1894’ten (cumhurbaşkanlığa Barros’un seçilişi), 1930’a kadar tamamıyla yasalara uygun olarak on iki cumhurbaşkanı birbirini izledi; bu sırada Monroe’nin doktrininden ayrılmayan Brezilya özellikle kahve ihracatının artması sayesinde zenginleşiyordu.

Kahve ihracatının artmasında sayılan gitgide çoğalan avrupalı göçmenlerin (İtalyan, İspanyol ve Portekizliler) katkısı oldu.

Brezilya iktisadında kahvenin, yani Sao Paulo eyaletinin, hep başlıca rolü oynaması hükümet memurlarının çoğunun Nordestelilerden değil de Sao Paulo’lulardan seçilmesini açıklayabilir ve devletin 1906 aşırı üretim buhranı sırasında kahve üreticilerine yaptığı malî yardımı da haklı çıkarır.

Brezilya’nın ağırlık merkezi güneye doğru kayarken Amazonas topraklarının Brezilya sınırları içindeki bölümünün ülkeye katılmasına girişildi.

Spix ve Martius’un Amazon ırmağı boyu ve Japura’da (1817-1820), Castelmau kontunun Paraguay ırmağı kaynaklarında (1843-1847), Dr. Crevaux’nun iç kesimlerdeki büyük yaylalarla (1876-1882), H. Meyer’in Xingu kıyılarında (1900) yönettikleri bir dizi ilmî araştırma seferi sayesinde bu birleştirme hareketi başlatıldı.

1914’te Brezilya’nın Latin Amerika’da en güçlü devlet olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

A.B.D.’nin İtilâf devletleri yanında savaşa girmesinden hemen sonra Birinci Dünya Savaşına Almanya’ya karşı katılması üzerine İktisadî faaliyeti daha da arttı.

Güneyde yetiştirilen buğday ve amazon ormanlarından (seringueiros’lerin rolü) elde edilen kauçuk üretimi geliştirildi ve ihraç edilmeğe başlandı.

Ama avrupa pazarlarının kapanması, kauçuk fiyatlarının özellikle de kahve fiyatlarının düşmesi (1929) rejimin yıkılmasına yol açtı.

Güneyli bir doktor olan liberallerin önderi Getulio Vargas gerici bir dikta hükümeti kurdu.

1891 Anayasasını yürürlükten kaldırdı, Sao Paulo’da bağımsızlık isteyen bir ayaklanma hareketini bastırdı (1932), kendini dört yıl süreyle cumhurbaşkanı seçtirdi ve yeni bir Anayasayı meclisten geçirmeyi başardı (1934).

Bu Anayasa kısmen temsilî (milletvekillerinin yüzde 80’i), kısmen korporatif sistemle (milletvekillerinin yüzde 20’si) bir parlamento seçilmesini öngörüyordu.

1937’de cumhurbaşkanı Vargas kongreyi dağıttı, eski partileri kapattı ve bir plebisit sonunda altı yıl için Brezilya diktatörü oldu; böylece rejimin dikta özelliği artıyordu.

Başlangıçta bu rejim Avrupa’daki faşist devletlere benzer bir görünüş aldıysa da Vargas Brezilya’yı İkinci Dünya savaşına müttefikler safında soktu (1942’de 25 000 kişilik birlik).

Bununla birlikte 1945’te bir generaller topluluğu tarafından devrildi ve 1946’da yeni bir demokratik ve federatif Anayasa kabul edildi.

Ama general Dutra yönetimi zamanında Brezilya komünist partisinin hızla gelişmesi (oysa parti kanun dışıydı) tehlikesiyle karşılaştı.

Sovyet ideolojisi etkisini olduğu kadar Kuzey Amerika’nın malî müdahalesini de savuşturmak isteği 1950’de Getulio Vargas’ın ezici bir çoğunlukla yeniden seçilmesini sağladı.

Vargas’ı marmiteiros hareketi destekliyordu; bu hareket birçok bakımdan general Peron’un descamisados’larının benzeridir.

Ama Vargas bir muhalif gazeteciye tertiplenen suikastin kışkırtıcısı olmakla suçlanınca ordu, görevinden ayrılmasını istedi.

Vargas kendini öldürdü (24 ağustos 1954). J. Cafe Filho’nun kısa süreli cumhurbaşkanlığından sonra (1954-1955), yerine geçen J. Kubitschec Kuzey Amerika ve Sovyet denemelerinden eşit ölçüde yararlanarak ülkenin değerlendirilmesine girişti: sınaî donatımın hızlandırılması (Volta Redonda’daki demir tesisleri); yeni sanayi veya maden işletmelerinde yabancı şirketlere en çok yüzde 49 oranında hisse senedi verilmesi yoluyla Brezilya’ya zenginliklerini dilediği gibi kullanma özgürlüğünü verme isteği, federal organlarda toplanan iktidarın bir bölümünü eyalet hükümetlerine vererek ülkenin İktisadî ve siyasî teşkilâtını merkeziyetçilikten uzaklaştırma çabaları; Brezilya’nın siyasî birlik ve bütünlüğünü sembolleştirmek üzre Goias’ın merkezinde yeni bir başkent kurma (Brasilia) isteği.

Böyleşine geniş bir programın gerçekleşmesi bir ulaşım şebekesinin kurulmasına bağlıdır.

Ulaşım kıyılarda aşırı yoğunlaşan nüfusun, ülkenin iç bölgelerine dağıtılmasını sağlayacaktır.

Kıyılardaki aşın kalabalığın az beslenmişliği ve gizli yoksulluğu toplumsal kargaşalıklara gebedir.

Üstelik gelecekte bir zenginlik kaynağı olabilecek bu nüfus yoğunluğu XX. yy.ın ortasında Brezilya mâliyesi için ağır bir yük meydana getirmektedir.

1961’de Janio Quadros cumhurbaşkanlığına seçildi, aynı yıl içinde istifa etti ve yerine başkan yardımcısı J.Goulart geldi.

Goulart, 1 nisan 1964’te devrildi ve mareşal Castello Branco cumhurbaşkanı oldu.

21 Nisan 1960’ta, yeni başkentin Brasilia olduğu, şehrin kurucusu başkan Juscelino Kubitschec tarafından resmen açıklandı.

Ama bu olağanüstü başarı, daha az şirin, hemen hemen çöl görünüşlü, sıkıcı yaylalar üzerinde kaybolmuş böyle bir yere gelmek için Rio’yu bırakmak zorunda kalan memurlar başta olmak üzere, şiddetli tenkitlere uğradı.

Gerekmiş olan muazzam masraflar, artmakta olan enflasyona ve iktisadın bozulmasına hedef oldu.

Bu nedenle, ekim başkanlık seçimleri, Kubitschec’in desteklediği mareşal Lott’u 1 700 000 oy farkla yenen (oyların yüzde 48’i) Sao Paulo eski valisi Janio Quadros’a ezici bir zafer sağladı.

Seçim sembolü bir süpürge olan Quadros, idaredeki bozukluk ve hesapsız plansız masraflara karşı mücadele önderi olarak ortaya çıktı ve hükümet giderlerinde 100’de 30 bir indirim yapılmasını emretti.

Gerçekteyse Quadros’un düzensiz politikası, enflasyonu artırmaktan başka işe yaramadı.

Askerî çevreler ve Guanabara devletinin nüfuzlu valisi Carlos Lacerda tarafından komünizme şirin görünmekle suçlanan Quadros, «karanlık güçlerin kurbanıyım» diyerek, ağustos 1961’de ‘ansızın istifa etti.

Büyük mülk sahibi, Vargas’ın eski işbirlikçisi başkan yardımcısı Jao Goulart’ın başkan olması gerekti.

O sırada Goulart Çin’deydi.

Ancak Goulart başkanlığa onun başkanlık yetkilerinin meclisler tarafından kısıtlanmasını kabul etmesinden sonra getirildi (ekim, 1962).

Ama 6 ocak 1963’te, bir referandumla, başkana yetkilerinin hepsi geri verildi.

J. Goulart, halk kütlelerinin gitgide daha şiddetle istemekte oldukları sosyal reformları gerçekleştirmeyi denedi ve başlıca hedef olarak, toprak reformunu ele aldı.

Mart 1964’te, köylülerle toprak sahipleri arasında olaylar patlak verdi.

Bazı ordu çevrelerinin, özellikle deniz subaylarının endişeleri, 31 mart askerî isyanına yol açtı.

Halk kütlelerinin başıboşluğu, Goulart’ı ordu şeflerinin ültimatomuna boyun eğip sürgüne gitmeye zorladı (1 nisan 1964).

Milletvekilleri Meclis başkanı Ranieri Mazzili’nin geçici hükümeti, birçok kimsenin tutuklanmasına yol açtı ve önemli sayıda tanınmış kişiyi medenî haklarından yoksun bırakan bir «antikomünist» temizlik çabasına girişti.

Sindirme hareketi, özellikle işçi sendikalarına, köylü birliklerine ve üniversite çevrelerine dokundu.

9 Nisanda yayımlanan 1 numaralı esas kararname, 1946’nın liberal Anayasasını katılaştırdı ve altı ay süreyle devlet başkanına çok geniş yetkiler tanıdı.

15 Nisanda, mareşal Castelo Branco cumhurbaşkanı oldu.

Birleşik Amerika’nın önemli malî yardımından faydalanan yeni hükümet, etrafına C. L. Cerda’nın öngördüğü «Linha Dura»nın aşırı sağ temsilcilerine muhalif ılımlıları topladı.

Bununla birlikte, yıkıcı diye bilinen unsurlara karşı şiddetli bir temizleme siyaseti güttü.

Brezilya’nın dış siyaseti, Dominik sorununda Amerika Devletleri Teşkilâtına vermiş olduğu olumlu cevapta açıkça görülür; Brezilya ordusu, Kuzey Amerikalıların her zaman yanındadır.

İçte ise enflasyon 1964’te en yüksek noktasına ulaştı.

O yıl hayat yüzde 87 oranında bir artış gösterdi.

Planlama bakanı Roberto Campos, 1967’ye kadar görevde kalarak, bunu yavaşlatmayı başardı.

Bir «istikrar planı» sayesinde, hayat 1965’te ancak yüzde 45 ve 1966’da yüzde 38 oranında pahalılaştı.

Brezilya ekonomisi o zaman bir çeşit malî sağlamlık kazandı.

Vergi reformu yapıldı, yolsuzluklarla mücadele edildi.

Fakat bu ekonomik ve sosyal politika, özellikle dar gelirlilerin ve Minas Gerais demir madeninin işletilmesi için Amerikalılarla yapılan anlaşmayı hoş görmeyen milliyetçilerin karşı çıkmasına yol açtı.

Rejim 1965 seçimlerinde, liberal muhalefeti tutan bir valiler çoğunluğunun iş başına gelmesinden sonra, ciddî zorluklarla karşılaştı.

Bu nedenle, 2 sayılı Esas Kararname (27 ekim) mareşale, halefini seçme hakkına kadar varan olağanüstü yetkiler tanıdı.

Milletvekilleri yeni hükümet partisine (Millî Yenileşme birliği «Arena») yazılacak veya izin verilmiş tek başka siyasî teşkilât olan Brezilya Demokrat hareketine katılacaktır.

Bu düzenleme rejimin evrimini sağlamış oluyordu.

3 Eylül 1966’da, rejim taraftarlarının iş başına gelmesini sağlayan (iki dereceli seçim) bir usule göre yeni valiler seçildi.

3 Ekimde, parlamento, bir başka mareşali Castelo Bronco’ya halef olarak tayin etti.

Bu, eski savaş bakanı ve tek aday Cosla e Silva idi.

Aynı ekim ayında, Castelo Branco, üyelerinden beşinin dokunulmazlığının kaldırılmasına karşı gelen parlamentoyu kasıma kadar tatil etti.

15 Kasım genel seçimleri, Arena’nın parlamento çoğunluğunu muhafaza etmesini sağladı.

Yeni bir Anayasa, yürütme organını daha da güçlendirdi: başkan, kararname yayımlayabilecek ve acil durumlarda, millî meclise (kongreye) danışmadan, altmış gün süreyle sıkı yönetim ilân edebilecekti.

Mareşal Costa e Silva, 15 mart 1967’de iş basına geldi; bu tarihten iki gün önce, millî menfaatlere aykırı sayılarak faaliyetlerle savaşmada sert bir araç olmak üzre, bir devlet güvenliği kanunu yayımlanmıştı.

Nisan 1964 olaylarından doğan rejim, muhalefeti sindiremedi; en etkin temsilcileri katolik kilisesinin bazı üyeleriyle öğrenci çevreleri idi.

Geleneksel siyasî çevrelerden gelen başka unsurlar da 1966 ve 1967’de, Carlos Lacerda’dan Kubitschek’e kadar uzanan bir «Geniş cephe» meydana betirdiler.

J. Quadros da kendi hesabına, eski işçi partisinden gelen muhalifleri bir araya toplamaya gayret etmektedir.

Brezilyadaki Tarihi Eserler

Brezilya’da Kolomb öncesinden kalma önemli bir kültür merkezi yoktur.

Yerli sanat; birkaç kabilenin eserinden ibarettir; Tupi’lerin keramikleri; Kaduveos ve Katukinas’ların tahtadan maske ve bebekleri; Amazon yerlilerinin tüyden süsleri.

Sömürge dönemi sanatı bütünüyle Karşı-Devrim döneminin barok üslubuna bağlanırsa da aslından ayrılan yeni özellikler gösterir.

Gelişmesi oldukça geç oldu; en parlak dönemi XVII.; özellikle de XVIII. yy.dır.

İnşaat yapma izni, hattâ bazı malzemeler Portekiz’den geldiği için, bu ülkenin başkentiyle sürekli ilişkiler kurulmuştu.

O kadar ki, bu ilişkiler Brezilya eyaletlerinin karşılıklı ilişkilerinden de daha sıkıydı.

Bu yüzden her eyalet kendine has eğilimler gösterir: Bahia (Salvador) büyük boyutlara, Recife süslemeye, Minas Garais klasik sadeliğe yönelmiştir.

Öte yandan, tamamıyla dini olan brezilya sanatı halka dayanan, soylu sınıfı olmayan, dinî dernekler çevresinde merkezîleşen, akıl almaz zenginlikte bayramların coşturduğu bir toplumun ürünüdür.

Brezilya XVIII. yy.ın ortasında Ortaçağ dönemini yaşayan bir dünyadır.

Zenci ırk geniş hayal gücüyle önemli rol oynar.

Kiliseler özel bir plana göre yapılır: hıristiyan topluluğunun dinî hayatına ayrılan çok sayıda oda iki yanlı bir koridorla birbirine bağlanır.

Kapı, merdiven ve tribünler diktörtgen paralelyüzün dış sadeliğini ve iç bütünlüğünü bozmaksızın çeşitli bölümlerden öbürlerine geçişi sağlar.

Cepheler, tek kapılı, üstünde üçgen bir alınlık bulunan bir dikdörtgen veya karelerden meydana gelir; sadelik bakımından, bildiğimiz kilise planına uygundur.

Barok çizgilerin fantazisi süslemede, özellikle kilisenin içindeki tahta oymalardadır.

Ama kilise bütünüyle sadedir ve ritim bütünlüğü bozulmaz.

En ünlü anıtlar Recife’dedir (Pernambuco eyaleti): Concepcion kilisesi, ünlü yaldızlı mihrabıyla San Francisco kilisesi tavanları, zengin süslemelerle kaplı katedral ve manastır; ayrıca Rio de Janeiro’da San Benito ve San Francisco kiliseleri, Minas Gesais eyaletinde melez Antonio Francisco Lisboa tarafından yapılmış ve süslenmiş Ouro Pr6to (San Francisco), Mariana, Congohas do Compo kiliseleri.

Antonio Francisco Lisboa «Sakat» (1730-1814) en ünlü sanatçılardandır.

Valentim da Fonseca e Silva ve değerli sanatçılar yuvası Baia okulundan yetişen Inacio da Costa Brezilya’nın başlıca heykeltıraşlarıdır.

İlgi çekici ressamlar da çoktur: Joao de Deus Sepulveda (Recife’de çalıştı), rahip Ricardo do Pilar (Rio’da. San Benito kilisesindeki Yaralı İsa adlı tablosu ünlüdür).

Bu yapılardaki Azulejos denen keramik süslemeler, göz aldatıcı biçimlerle süslü tavanlar ve yaldızlı tahtadan oymalar çok değerli sayılır.

XIX.yy.da Brezilya sanatı dinden uzaklaştı ve Avrupa,özellikle de fransa okulunu izledi.

Fransız enstitüsü üyelerinden meydana gelen bir fransız sanat misyonu (aralarında ressam Taunay de bulunuyordu) 1816’da Brezilya’ya gitti.

Bu misyon öğrenciler yetiştirdi ve faaliyetini gösteren işler bıraktı.

İmparator Pedro II sanatçıları korudu.

Mimarlık, tek katlı sömürge tipi evlerden amerikan üslubunda gökdelenlere hiç bir geçiş dönemi tanımadan atladı.

XX.yy.da Brezilya’da yeni ve kendine has nitelikler gösteren bir resim okulu gelişti.

Lasar Segall (1885-1957) ve Candido Portinari (doğ. 1903) bu okulun en ünlü iki temsilcisidir.

1954’ten beri iki yılda bir düzenlenen Sao Paulo sergileri milletlerarası sanat hayatında rol oynar.

1960’ta Brezilya’nm başkenti Brasilia’nın kurulmasıyla, mimarîde gözle görülür bir gelişme oldu.

Şehrin planını ve yapımını Lucio Costa (doğ. 1902) ve Oscar Niemeyer (doğ. 1907) gerçekleştirdiler.

A. Eduardo Reidy’nin (1909-1964) kurduğu Rio

Modern Sanat müzesi de 1960’ta açıldı.

Sergio Bemardes (doğ. 1919), «M.M.M. Roberto» (Marcelo, 1908-1964; Mauricio, doğ 1913; Milton 1914-1953), Rino Levi (1901-1965), Jorge Machado Moreira (doğ. 1904) gibi mimarlar çok geniş ve modern bloklar kurdular.

Bahçe mimarı Roberto Burle-Marx (doğ. 1909) ilgi çekici bahçeler yarattı (Rio’daki, do Atirro da Gloria bahçeleri).

 Brezilya
Brezilya
Brezilya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir