Britanya İmparatorluğu

Britanya İmparatorluğu XV. yy. sonunda Batı Avrupa’yı Atlas okyanusuna veya Akdeniz’e yönelten büyük yayılma hareketine İngiltere de az ölçüde katıldı, ülke İki-gül içsayaşından yeni çıkmıştı ve ilk önce birliğini sağlaması gerekiyordu.

Britanya İmparatorluğu Kuruluşu

İngiliz denizcileri, metotlu ticarî işletme ve keşif hareketinden çok korsanlıkta tecrübe sahibiydiler. Bununla birlikte, XV. yy.ın sonlarında, Muscovy ve Cathay şirketleri kuruldu ve Henry VII emrinde cenovalı Caboto, Newfoundland’i buldu.

Manş ve Kuzey denizinin egemenlik altına alınması ve daha geniş bir yayılma siyasetinin izlenmesi için Elizabeth’in saltanatını beklemek gerekti, iberleri taklit dileği ve onlara karşı duyulan çekingenlik bu siyaseti, özellikle deniz yayılmasına yöneltti. Atlas okyanusunun orta kesimi ve Hint okyanusu Iberlerin ve kısa bir süre sonra, Felemenklilerin bölgesi olarak kaldı.

İngilizlerin XVI. yy.ın ikinci yarısındaki seferleri Kuzey Atlas okyanusunu inhisar etti. Kuzeydoğu ve kuzeybatı geçitleri araştırıldı, Kuzey Amerika’da ilk koloniler kuruldu (1583-1585).

İngilizler, İspanyolların etki bölgesinde baskınlar ve korsanlık yapmakla yetiniyordu. Bu çağ, kendileri katılmadan dünyanın paylaşılmaması için her şeyi göze alan serüvencilerin, gezginlerin, korsan ve tacirlerin çağıydı.

Britanya İmparatorluğu

Öncüler ve Zenci Esir Tacirleri

XVII yy.la sömürgeleştirme çağı açılmış oldu, özel teşebbüs esas oldu, ama krallık yasaları bu teşebbüsleri yöneltti ve destekledi.

İmtiyazlı büyük şirketler kuruldu, bunlardan ilki ve en kudretlisi Doğu Hint Adaları şirketidir (1600). Servet peşinde koşan «müteşebbisler»in ilk işgal ettiği yerler Amerika’nın Atlas okyanusu kıyılarındadır: Virginia (imtiyazı 1606’da aldı), Bermuda’nın ileri karakolu (1609) gibi.

Stuart İngiltere’sinden hoşnut olmayan bazı püriten’ler (aşırı protestanlar) Amerika yolunu tuttu. 1620’de, «Pilgrim Fathers», bakir bir arazide New England’ın çekirdeği olan Plymouth topluluğunu kurdular.

Tropik Amerika’ya komşu olan bu koloniler, ticarî ve stratejik merkezler meydana getirdi. Eldorado, şekerkamışı, ekim alanı haline gelmişti.İspanyollara ait olan bu alanda, HollandalIlar ve sonra Fransızlarla girişilen rekabet, sürekli bir uyuşmazlık yarattı ve Avrupa savaşlarının çıkmasına yol açtı.

İngiliz deniz egemenliği sınavlardan geçerek kendini gösterdi ve yeni yerler rakip devletlerin elinden alındı: Antillerin bazıları 1627’de (Bardadeos) ve 1632’de (Antigua, Montserrat), İngiliz Hondurası 1638’de, Bahama 1647’de, Jamaika 1655’te alındı.

1664’te. York dükünün kumanda ettiği donanma. HollandalIlardan Yeni Amsterdam’ı aldı. (Burası York dükünün şerefine New York diye adlandırıldı.) Böylelikle New England’ı güney sömürgelerine, Virginia ve Maryland’a, 1663’ten sonra da, Kuzey ve Güney Carolina’ya kattı.

Bu süre içinde amerikan tarımsal işletmelerinde elemeğine karşı duyulan ihtiyaç, İngiliz zenci esir tacirlerinin Gambia’da yerleşmelerine (1618) ve ünlü «üçgen ticaretinin» güçlenmesine yol açtı.

Doğu Hint Adaları şirketi de, kendi yönünden boş durmadı; 1633’te Bengal’da ve 1639’da Madras’ta ticaret merkezleri kurdu. Charles II’nin Portekiz prensesi braganzalı Catherine ile evlenmesi, İngiltere’ye Bombay’ı kazandırdı. XVII. yy. sonunda, İngiliz şirketi, Hindistan’a iyice yerleşti.

Britanya İmparatorluğu

Ticaret İmparatorluğu

1688 İngiliz ihtilâli, ticaret burjuvazisine yaradı. İhtilâli, XVIII. yy.ın ilk üç çeyreğindeki sömürge yayılması dönemi takip etti. Gerçek bir imparatorluk kuruldu ve sömürge antlaşması teorilerine göre ticarî çıkarlar noktasından metotlu bir tarzda işletildi. Deniz üstünlüğünün gerekliliği her zamankinden daha çok kendini gösterdi.

Bu gelişme başlıca iki engelle karşılaştı: Amerika kıtasının büyük kısmını kontrolü altında bulunduran İspanya ve denizaşırı bir ülke durumuna hızla gelmekte olan Fransa, 1700’de bu iki krallık arasında kurulan ittifak, tehlikeyi arttırdı. XVIII. yy. rekabet ve düşmanlık içinde geçti. Bu durum iki büyük savaşa yol açtı.

İspanya savaşı (1701-1713) ve Yedi Yıl savaşı (1756-1763). Bunlar Büyük Britanya’ya yayılma fırsatı sağladılar, ispanya savaşı, Cebelitarık ve Minorca’yı, Akadya ve Hudson körfezini; Yedi Yıl savaşı, Mississippi’nin kuzeyinde ve doğusunda kalan Fransız Amerikası’nı, Florida’yı, Antil adalarının birçoğunu (Grenada, Saint-Vincent, Tobago) ve Goree hariç, Senegal’in ticaret merkezlerini Britanya imparatorluğuna kazandırdı.

Bundan başka, Hindistan’da Fransızlara karşı girişilen savaş, İngilizlerin yayılmasını sağladı. Plassey zaferiyle (1757) bütün Bengal ele geçirilmişti. Fransızların aradan çıkarılması, Clive’in, sonra da Hastings’in enerjik hamleleri, İngilizlere basanlarından tam anlamıyla yararlanma imkânı verdi.

Birkaç yıl içinde, Circar, Agra ve Audh, Bihar, Haydarâbâd, Doğu Hint Adaları İngiliz şirketinin kontroluna alındı. Böylelikle 1770’e doğru, başlıca iki egemenlik kurulmuş oldu: Labrador’dan Guyanalara kadar uzanan amerikan grubu ve Ganj ovası ile Dekkan’dan başlayan Hindistan.

Fakat bu geniş ve uzak ülkelerin korunma ve işletilmesi, ulaştırma ve dolayısıyla deniz üsleri sorununu ortaya çıkarıyordu, öte yandan, doğuyla ticaret, genellikle hâlâ Akdeniz üzerinden yapılmaktaydı.

Bunun nedeni, Afrika’yı çevreleyen Atlantik yolunun o zaman Hollandalılarca kontrol edilmesiydi. Bundan dolayı daha o zamandan batı havzasını kontrolü altında tuttuğu Akdeniz’in Britanya için büyük önemi vardı.

Britanya İmparatorluğu

Krizler çağı

O sırada Amerikan ihtilâli patlak verdi. 1776’da ilân edilen 13 sömürgenin bağımsızlığı, Büyük Britanya deniz egemenliğini kaybetmek tehlikesiyle yüz-yüze geldikten sonra 1783’te kabul edildi. Versailles antlaşması, birçok ülkeyi (Senegal, Florida, Minorca) yeniden ele geçiren Fransa ve İspanya’nın sadece öç alması demek değildi. Bu antlaşma aynı zamanda İngiliz imparatorluğuna da ağır darbe indirmişti.

Bu aynı zamanda, sömürgeleştirmenin geliştiği geleneksel prensiplerine karşı çıkan düşüncelerin bir çağı oldu. Ne var ki, bu manevî buhran siyasetin bütünüyle yön değiştirmesine yol açmadı. Fakat, İnsanî problemlere karşı, imparatorluk içinde yeni bir tutumun belirmesine sebep oldu. İmparatorluk W. Pitt ile faal bir döneme girdi.

1784 Hindistan kanunu, çok eleştirilen şirket üzerinde tahtın bir çeşit kontrolünü sağladı. Asya’da İngiliz topraklarının çoğalması sona ermedi. 1786’da Hindistan sömürgesi denizcileri, Uzakdoğu’ya açılmayı sağlayacak bir üs elde etmek amacıyle, geleceğin Boğazlar kurumlannın (Malayalı) çekirdeği olan Penang’ı 1786’da ele geçirdi.

1788’de, iki yeni sömürge kuruldu: Afrika kıyısında bulunan ve azatlı kölelerin yerleştirildiği Sierra Leone ile Avustralya’nın güneydoğusunda New South Wales. Bu sonuncu, o zaman, kürek mahkûmlarının gönderildiği bir yerdi. Bununla birlikte kudretli Avustralya federasyonunun çekirdeği ödevini gördü ve Büyük Britanya böylece Pasifik’e iyice yerleşti.

Fakat Avrupa’da durum tekrar tehlikeli bir hal aldı. Büyük Britanya 1793’te bir ölüm kalım çatışmasına girmek zorunda kaldı ve bu çatışma 1802-1803 arasındaki kısa bir duraklama dışında 1815’e kadar sürdü.

Kıta Avrupa’sında büyük kargaşalıkların yeniden başgöstermesi Britanya imparatorluğunun yayılmasını kolaylaştırdı. Fransız dinamizminin boyunduruğu altına süratle girmiş Avrupa karşısında, İngiltere’nin deniz egemenliğine her zamankinden daha fazla önem vermesi gerekti.

Her ne kadar Fransa ve onun geçici müttefiklerine (İspanya ve Birleşik eyaletler, diğer sömürgeci devletler) karşı girişilen savaş, gittikçe şiddetlenirken yeni fetihler imkân dahiline girdi ve gerekli hale geldi.

XVIII. yy.ın son yıllarında Tippoo Sahib’in atak haıeketleri, Hindistan’da İngiliz mal ve arazisinin korunmasını, bu arazinin genişletilmesini gerekli kıldı. Trafalgar’dan sonra (1805), denizlere kesinlikle egemen olan Büyük Britanya, Atlas ve Hint okyanusunu kaplayan kuvvetli bir üs ağını kurdu.

1815’te Birleşik Krallık kendini dev gibi bir imparatorluğun başında buldu. Daha önceki sömürgelere. Malta, Ascension adası, Kap, Antil adalarının birçoğu (Trinite ve Saint Lucie), Mauritus adası, Seychelles adaları, Seylan, Malaya’da Wellesley eyaleti, Avustralya ve Hindistan’da pekçok yerler katıldı.

 

Liberalizmin İlerleyişi

Birleşik Krallık, bu çağda, derin ekonomik, sosyal ve manevî değişikliklere girişti. XVIII. yy. sonunda kölelik aleyhtarlarınca yürütülen mücadele, 1807’de zenci köle alışverişine son verdi.

Köle alışverişinin önlenmesi ve diğer İnsanî kaygılar, Birleşik Krallığın kendisini bir deniz polisi gibi görmesine yol açtı ve Afrika ile Asya’daki bazı küçük devletlerin işlerine karışmasına imkân verdi, öte yandan, Britanya adalarındaki aşırı nüfus artışı, gelişmekte olan sınaî ekonominin istihdam etme gücünün ötesine varıyordu. Onun için yeni ülkelere doğru göçler arttı.

Bu göçler, önceleri tropikal iklim bölgesinin dışındaki yerlere yöneldi. 1850-1880 Arası, Avustralya ve Kanada’da maden zenginliklerinin bulunması ve 1846-1848 yıllarındaki büyük İrlanda kıtlığı, halkın bu yer değiştirmesini çabuklaştırdı. Bununla birlikte, bu dikkate değer ilerlemeler, aynı coşkunluğu doğurmadı.

Liberaller sömürge işletmelerini kuşkuyla karşılıyorlardı. Dünya ekonomisine egemen hale gelmiş bir ülke için, sömürgelerin sağlayacağı maddî çıkar önemsizleşmişti.

Amerikan ihtilâlinden ve eskiden parlak adalarının geçirdiği İktisadî buhrandan sonra, İngiliz halkının çoğunluğu, sömürgeleri elde bulundurmak ve savunmak için girişilen masraflara karşı hassasiyet gösterdi.

Fazla olarak, metodizm ve saf hıristiyanlık hareketinin etkilediği bu millette, mensup birçok kimse, kazanç fikrinden ve kudretli olmak dileğinden nefret ediyordu.

Bu manevî tutum, başka bir devlet, Britanya imparatorluğunun menfaatlerini tehdit etmeye kalkıştığında, İngiliz halkının var gücüyle bu yabancı devlete karşı tepki göstermesine engel değildi. Bu savunucu saldırganlığın en dikkate değer elebaşısı Palmerston’du.

Yabancı talepleri etkisiz bırakma isteği ve denizaşırı toplulukların teşebbüsleri, İngiliz imparatorluğuna yeni ülkeler kattı: Malakka ve Singapur (1818-1819), Altın kıyısı (1821), Falkland’lar (1833), Aden (1839), Yeni Zelanda (1840), Hong-Kong (1841), Natal (1842), Saravak ve Labuan (1842-1848), Aşağı Birmanya (1826-1852), Hindistan’ın henüz bağımsız olan devletleri (1831’den 1854’e kadar) bu ülkeler arasında sayılabilir. 1830-1870 Devresinin temel özelliği, yayılmadan çok iç gelişmedir.

Liberalizmin zaferi, sadece Birleşik Krallığın değil (himayeci gümrük kanunlarının kaldırılması, 1846-1851), aynı zamanda imparatorluğunun fizyonomisini de değiştirdi. Liberaller, şiddetli buhranları en az giderle önlemek istediler. Kanada ortaya çıkan kargaşalık (1838-1839) sonunda, 1848’de, bu memlekete, sonra da 1855’te Avustralya’ya ve Yeni Zelanda’ya temsilî bir hükümet kurma izni verildi.

1867’de, Kanada Dominyonunun kurulmasıyla yeni ve atılgan bir denemeye girişilmiş oldu. Birleşik Krallığın en zengin sömürgesi halini alan Hindistan’da, mahallî zorluklar, 1857’de hint askerlerinin isyanına yol açtı.

Bu ayaklanmaların bastırılmasını şirketin tasfiyesi (1858) izledi. Ayrıca Hindistan sömürgesinde birtakım reformlar yapıldı. Burası, düzenli bir memur kadrosu (civil service) ve kıtlıkla savaşta değerli bir araç olan demiryolu şebekesiyle donatıldı.

Militan Emperyalizm

Denizcilikteki ilerlemelerin yanı sıra, Süveyş kanalının açılması (1869)), büyük ticaret yollarını değişikliğe uğrattı. Avrupa’nın yayılma hareketi, böylece, hummalı bir gelişme dönemine girdi. Diğer memleketler gibi, Birleşik Krallık da bu yeni atılışa katıldı. 1874’ten 1881’e kadar başbakan olan Disraeli, bu atılışa kesin bir anlam kazandırdı.

Bununla birlikte, Disraeli, Glandstone’un yönettiği, şiddetli bir liberal muhalefetle karşılaştı. Ama emperyalizm, kendi doktrinini yenileştirmekle kalmadı; Dike ve Sceley gibi kuramcılar ve Kipling gibi şairler tarafından yüceltilerek savunuldu.

İngiliz büyüklüğüne inanış ve bütün dünyada gerçekleşmesi zorunlu olduğu sanılan uygarlık görevi duygusu, bu ideolojinin özünü meydana getiriyordu. Bu coşkunluk liberaller ve radikaller (J. Chamberlain) arasında olduğu kadar, muhafazakârlar arasında da (W. Churchill) yayıldı.

İmparatorluk, stratejik, siyasî, ticarî ve İnsanî çeşitli sebeplerle kaznılmış birçok ülkeyle zenginleşti. Böylelikle Birleşik Krallık, köleliğe karşı olmaktan kudretli olma arzusuna kadar çeşitli sebepleri’ ileri sürerek Afrika’nın bölüşülmesinden büyük pay aldı.

Müteşebbis kimselerin davranışı, kimi vakit hükûmetlerinkini geçti. C. Rhodes ve sahibi olduğu British South Africa company (1889’da kurulmuştur) bunun bir örneğidir.

Elde edilen başlıca yerler şunlardı: Malaya Federal devletleri (1874, 1909), Kıbrıs (1878), Nijerya (1879), Mısır (1882) [1936’ya kadar himaye devleti olarak işgal altında bulunduruldu], Bechuanaland (1885), Okyanusta birçok ada toplulukları (Gilbert ve Ellice [1877], Cook [1888], Salomon [1893] v.b.), Rodezya’lar ve Nyassaland (1888-1889), Kenya ve Zanzibar (1890), Uganda (1894), Gana (1896-1897), İngiliz-Mısır Sudanı (1898), Oranj ve Transvaal Boer cumhuriyetleri (1900-1902).

İmparatorluk, büyüdükçe teşkilâtlandı. Hindistan sömürgelerinin ve himaye devletlerinin tümü, 1877’de Hindistan imparatorluğu payesine yükseltildi.

Kanada dominyonuna, Vereeniging barışından sekiz yıl sonra 1900’de Yeni Zelanda ve Avustralya federasyonu, 1910’da Güney Afrika birliği katıldı. İmparatorluğun bütün ülkelerini kapsayan, çıkar ve duyguları aynı olan geniş bir topluluk fikri, Ingilizlerin düşüncesinde yer bulmaya başladı.

Britanya İmparatorluğu Toprakları

Bazıları bunu, ilişkileri daha iyi düzenlenmiş ve iktisadı konuları da kapsıyan (1884’te kurulan İmperial Federation League) daha sıkı bir federal teşkilâtın kuruluşuna kadar götürmek istedi.

Milner, bu anlayışın en güçlü propagandacılarından biriydi, gerçekleşmesine katkıda bulunmuştu. Fakat, 1885’te ilk millî kongrenin toplandığı Hindistan’da, millî duygunun ortaya çıkışı, imparatorluğun geleceği konusunda bir korku yarattı.

İmparatorluktan Commonwealth’e

Bütün zorluklara rağmen, İngiliz imparatorluğu 1914-1918 savaşı sırasında dayanışma gösterdi. Denizaşırı ülkeler savaş çabasına bütün gücüyle katıldı.

1918 zaferi ve yenilen imparatorlukların miraslarının paylaşılması, İngiliz imparatorluğunu en geniş boyutlarına ulaştırdı: Güneybatı Afrika, Tanganika, Togo ve Kamerun’un parçaları, Filistin, Ürdün, Irak (1927’ye kadar İngiliz himayesi altındaydı), çeşitli okyanus toprakları (Yeni Gine’nin kuzeydoğusu, Bismarck takımadaları, Admiralty adaları, Nauru v.b.) imparatorluğun sınırları içine girdi.

Asya milletlerinin gelişmesinden ve petrolün büyük rol oynamaya başlamasından beri imparatorluğun ekseni Atlas okyanusu değil, Hint okyanusu ve Büyük okyanus oldu; Yakındoğunun önemi arttı.

Bununla birlikte, problemler üst üste yığıldı. Yeni çözümlemeler gerekti. Başlarında Kanada olduğu halde bütün dominyonlar, yaptıkları fedekârlıklarla orantılı sorumluluklara sahip olmak istediler ve Barış konferansında hükümranlıklarını zımnen belli ettiler. Birleşik Krallık bölündü.

Yüz yıldan fazla zamandan beri birliğe isyan halinde olan ve altı kontluğa indirilen İrlanda, 1922’de dominyonluk tüzüğünü elde etti. Daha uzak, fakat tehlikeli olan Hindistan imparatorluğunu karıştıran sarsıntılar, bağımsızlık fikrini hızla geliştirdi.

1919 kanunu, bu ülkeye reformlar sağladı ve reformlar 1935’te yarı bağımsızlığın elde edilmesiyle sonuçlandı. Londra’dan yönetilecek federal birlik düşüncesinden vaz geçilerek, imparatorluğun en gelişmiş ülkelerinin bağımsızlığa kavuşturulması, 1926 ve 1930 imparatorluk konferansında kararlaştırıldı ve 1931 Westminster tüzüğü ile onaylandı. İmparatorluk yaşamaya devam etti ve yerini zamanla Commonwealth aldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir