Büyük Selçuklu Devletinin Parçalanması

Büyük Selçuklu Devletinin Parçalanması Sultan Melikşah’ın ölümü ve onun ölümünden bir ay önce de 30 yıldan beri Selçuklu vezirliğinde bulunan Nizamülmülk’ün batıniler tarafından öldürülmesi sonunda imparatorluk birbirini takip eden karışıklıklar ve taht kavgaları yüzünden dört kısma bölündü:

1. Irak ve Horasan Selçukluları (1194’e kadaı [Büyük Selçuklular’ın devamı]).

2. Kirman Selçukluları (1092-1187).

3. Suriye Selçukluları (1092-1117).

4. Anadolu Selçukluları (1092-1308).

Irak ve Horasan Selçukluları

Melikşah’ın ölümü üzerine Terken Hatun bazı kumandanları para karşılığı elde etti ve henüz beş yaşında olan oğlu Mahmud’u sultan ilan ederek adına hutbe okuttu; bu sırada, veliaht Berkyaruk da Rey’de sultan olarak tanındı.

Terken Hatun, Berkyaruk ile Berucird’de yaptığı savaşı kaybedince Azerbaycan’a kaçtı ve bölgenin meliki Kutbeddin İsmail ile evlenerek onu sultan yapmak istedi; fakat İsmail de yenilgiye uğradı.

Bu sırada Tutuş, Şam’da kendisini Selçuklu sultanı ilân ederek adına hutbe okuttu ve Berkyaruk taraftarı Halep valisi Aksungur ile Urfa valisi Bozan’ı yenerek öldürttü; ordusunun başına geçerek El-Cezire ve Diyarbekir’e doğru ilerledi.

Bu arada Terken Hatun bir suikast sonucunda öldürüldü (1094). Tutuş da 26 şubat 1095’te Berkyaruk ile yaptığı savaşı kaybederek ortadan kaldırıldı.

Fakat onun Suriye’de bıraktığı oğulları Rıdvan ile Dokak, Berkyaruk’u tanımayarak kendi adlarına hutbe okutmaya devam ettiler. Daha önce Melikşah’a karşı iki defa isyan etmiş olan amcası Tekiş, Tutuş ile işbirliği yaparak Belh’te isyan etti; fakat Berkyaruk tarafından yenilgiye uğratıldı ve, boğduruldu (1094). Bu karışıklıklardan yararlanan Süleyman şah’ın oğlu Kılıç Arslan I büyük bir oğuz Türkmeri topluluğunun başında Iznik’e geldi (1092) ve babasının kurduğu devletin başına geçti.

Mahmud’un bir hastalık sonucu ölümü Berkyaruk’a yaradı; fakat kısa bir süre sonra amcası Arslan Argun, Horasan’da bağımsızlığını ilân etti.

Kardeşi Sencer’i Horasan’a gönderdi; sonra, kendisi de oraya gitti. Arslan Argun 1097’de bir suikast sonucu öldürüldü. Berkyaruk, kardeşi Sencer i Horasan meliki tayin ederek ülkesinin doğu eyaletlerinin yönetimini ona verdi; Harizm’e de Anuş Tekin’in oğlu Muhammed Harizmşah tayin edildi.

1099’da Azerbaycan meliki olan kardeşi Muhammed Tapar, Berkyaruk’a isyan etti. Topladığı kuvvetlerle kardeşini yendi ve imparatorluk merkezi İsfahan’ı işgal etti. Muhammed, bir yıl sonra Berkyaruk tarafından Hemedan yakınında yenildi, iki kardeş ocak 1101’de üçüncü defa karşılaştılar.

Fakat halifenin aracılığıyle savaş önlendi ve Muhammed’e Azerbaycan, El-Cezire ve Diyarbekir bölgeleri verilerek, ülke ikiye bölündü.

Fakat bu anlaşma uzun sürmedi ve Muhammed Tapar kendisini sultan ilân etti. Yapılan ilk iki savaşı kazanan Berk-yaruk, Muhammed’in kuvvetli bir ordu topladığını ve ittifaklar kurduğunu görünce, ülkeyi yeniden bölüşmek zorunda kaldı.

Azerbaycan, Kafkaslar ve Suriye’ye kadar bütün bölgeler Muhammed’e verilerek adına hutbe okundu. Daha çocuk yaşta mücadeleye atılan ve yıpratıcı bir hayat geçiren Berkyaruk, 26 yaşında öldü (aralık 1104).

Yerine oğlu Melikşah II geçtiyse de, Muhammed Tapar onu kolaylıkla ortadan kaldırarak Selçuklu tahtına oturdu (1105). Melikşah’ın ölümünden sonra ortaya çıkarı taht kavgalarının yanı sıra, iki büyük tehlike daha belirdi.

Anadolu ve Suriye’nin Türkler tarafından fethi, Bizans imparatorluğu için tehlikeli olduğundan, İstanbul’un doğusundaki bütün topraklarını kaybeden imparator Aleksios Komnenos, Batı hıristiyan dünyasına başvurdu ve Hıristiyanlığın Doğu’da mahvolduğunu, kutsal şehir Kudüs’ün bile elden çıktığını belirterek onları kışkırttı.

Ayrıca papaya da başvurarak iki kilisenin birleşebileceğini belirtti, imparatorun yardım teklifini papa Urbanus II kabul etti ve Doğu’ya karşı yapılacak sefer için batı hıristiyanlarını yardıma çağırdı. Batı hıristiyanlarının tarihte Haçlı seferleri olarak bilinen saldırıları 1096’da başladı.

Düzenli birlikler yanında, çeşitli başıbozuk grupların da katılmasıyla meydana gelen haçlı kafileleri, büyük kayıplar vererek Anadolu’yu geçtiler; Antakya önlerine geldikleri zaman, Büyük Selçuklu imparatorluğu taht kavgalarıyla sarsılmış bir durumdaydı.

Yağı Sıyan tarafından savunulan Antakya, 21 ekim 1097’de, haçlılar tarafından kuşatıldı. Kuşatma yedi ay kadar sürdü. Fakat Antakya’daki kuvvetlere yardım gelmeyince şehir haçlıların eline geçti. Berkyaruk tarafından Antakya’ya yardıma gönderilen kuvvetler, Kürboğa kumandasındaydı.

Yanında Şam meliki Dokak, atabek Tuğ Tekin, Kudüs-EI-Cezire hâkimi Artukoğlu Sökmen ve birçok kumandan bulunuyordu. Selçuklu ordusu, haçlılar eline geçen Urfa’yı kurtarmak için şehri kuşattı, fakat bu sırada, Antakya düşmüştü.

Urfa’yı almaktan vaz geçen Selçuklu kuvvetleri Antakya’ya gelerek haçlıları kuşattılar. Fakat Türk kumandanları arasında çıkan anlaşmazlık yüzünden ordu dağılmaya başladı. 5 Haziran 1098’de yapılan savaşta Kürboğa kuvvetleri yenildi.

Haçlılara Suriye ve Kudüs yolu açıldı. Kıyı yolundan geçen haçlılar T5 temmuz 1099’da Fatımîlerin elinde bulunan Kudüs’ü ele geçirerek şehirde bulunan bütün müslümanları öldürdüler.

Böylece bu topraklarda Urfa kontluğu, Antakya prensliği, Kudüs krallığı ve Trablus kontluğu gibi haçlı devletleri kuruldu. Haçlıları Suriye’den atmak için Türklerin yüzyıllarca mücadele etmeleri gerekti.

Selçukluları tehdit eden ikinci tehlike, Melikşah’ın son yıllarında kuvvet kazanan batınıler idi. Bunlar Alamut kalesini ellerine geçirdikten sonra (1090), özellikle Haşan Sabbah’m önderliğinde büyük bir kuvvet oldular. Selçuklu şehzadeleri arasındaki taht kavgaları batınilerin işini kolaylaştırdı.

Genellikle yeraltı faaliyetinde bulunan batıniler, devlet ilerigelenlerine suikastler düzenleyerek ülkede karışıklıkların yayılmasına sebep oldular.

Muhammed Tapar, bu arada Anadolu’da bağımsızlığını ilân etmiş olan Kılıç Arslan I ve Musul üstünde hak ileri süren Çavlı, Çökürmüş, Aksungur ve Hille arap emiri Seyfüddevle Sadaka ile uğraşmak zorunda kaldı (1105-1108) ve bâtınîlere karşı mücadeleye girişti.

1107’de bâtını reislerinin önde gelenlerinden Ahmed İbni Abdülmelik Attaş’ı yenerek sığındığı kaleyi ele geçirdi ve burada bulunan batınîleri Öldürttü. Sonra Alamut üstüne yürüdü, kaleyi ele geçiremediyse de batınilere büyük kayıplar verdirdi (1108).

Sultan Muhamemmed Tapar ülke içinde güvenliği sağladıktan sonra llll’den itibaren haçlılarla mücadeleye başladı. Ahlat şahı Sökmen Kutbi ve Porsuk’un iki oğluyla birlikte Musul atabeki Kürboğa’nın yeğeni Mevdud’un kumandasında gönderilen birlikler, Urfa’yı kuşattı. Burada başarı kazanamayan Türk birlikleri, Halep önlerine geldi.

Fakat şehrin emiri Rıdvan, kale kapılarını Mevdud’a kapadı. Atabek Tuğ Tekin’in ve Mardin artuklu birliklerinin katılmasıyla kuvvetlenen Mevdud, haçlıların elinde bulunan Taberiye’yi kuşattı; fakat Türk kumandanları arasında birlik ve karşılıklı güven olmadığı için kuşatmadan bir sonuç alınamadı. Kısa bir süre sonra (ekim 1113) Mevdud, Şam’da batıniler tarafından öldürüldü.

Sultan, 1115’te Aksungur kumandasındaki bir orduyu tekrar haçlılara karşı gönderdi. Mardin hakimi Artukoğlu llgazi, Halep naibi Lülü ve Tuğ Tekin tarafından desteklenen bu ordu da yine kumandanlar arasındaki anlaşmazlık yüzünden başarıya ulaşamadı. Bu başarısızlıklar yüzünden haçlılar, Suriye’nin bütün kıyı bölgesine yerleşti. Sultan, Enuş Tekin kumandasında, kuvvetli bir birliği Alamut üstüne gönderdi; fakat nisan 1118’de ölünce hareket de yarım kaldı.

36 Yaşında ölen Sultan Muhammed Tapar’ın yerine geçen oğlu Mugisüddin Mahmud, kardeşi Tuğrul’un isyanıyla uğraştığı sırada, Horasan meliki Sencer, kendisini sultan ilan ederek yeğeninin üstüne yürüdü ve 11 ağustos 1119’da yapılan Save savaşını kazanarak Mahmud’u esir etti.

Yapılan antlaşmaya göre Rey, Sencer’de kaldı; imparatorluğun batı tarafları, sultan unvanını taşımakla birlikte, Sencer’e bağlı olan Mahmud’a verildi. Böylece merkezi önce Isfahan, sonra Hemedan olan Irak Selçukluları devleti ortaya çıktı.

Sencer de Büyük Sultan (es-Sultanu’I-Â-zam) unvanını alarak babasının ölümünden sonra imparatorluktan ayrılmış olan devletleri ve Gurluları kendine bağladı; Irak, Azerbaycan, Teberistan, Iran, Sistan, Kirman ve Gazne sultanlığı bölgesiyle, Afganistan, Kaşgar ve Maveraünnehir’de hakimiyet kurdu. Merv şehri, imparatorluğunun . merkezi oldu.

Sultan Mahmud küçük yaşta tahta çıkınca, kendisinden küçük kardeşleri Tuğrul ve Mesud ile, daha doğrusu onların atabekleriyle karşı karşıya kaldı. Hakim olduğu ülkelerde iç karışıklıklar devam ediyordu. Bu durumdan yararlanan Gürcüler 1121’de Tiflis’i işgal ettiler.

Abbasi halifesi Musterşid de tekrar siyasi nüfuzunu kazanmak için faaliyete geçtiği için Sultan Mahmud ile’ arası açıldı; Bağdat’ta Selçuklu kuvvetleri ile Araplar arasında kanlı olaylar birbirini takip etti. Bütün bu karışıklıklara rağmen günlerini avcılık ve eğlenceyle geçiren Sultan Mahmud, 31 yaşında öldü (10 eylül 1131).

Kardeşi Melik Rükneddin Tuğrul’u tahta geçirmek için gelen Sultan Sencer, kendisine karşı gelen Melik Mesud’u yendikten sonra, Tuğrul’u Irak Selçuklularının başına geçirdi (mart 1132). Kısa bir süre sonra Tuğrul ölünce (ekim 1134) Scncer’in de onayını alan Mesud, sultan oldu (hük. 1134-1152).

Bu karışık dönemde, Tuğrul Bey devrinden beri selçuklu sultanlarının himayesi altında bulunan halifeler, tekrar eski kuvvet ve kudretlerini ele geçirmeye çalıştılar.

Halife Musterşid, Tuğrul ile Mesud arasındaki anlaşmazlığı körükleyerek onların daha çok zayıflamasına çalıştı ve Irak’ı Arab’ın kendisine verilmesi şartıyla Mesud tarafını tuttu; ona yardım sağlamak için Harizmşah Atsız’a hil’at gönderdi.

Sonra da Mesud’un, isyan eden Kızıl, Sungur ve Çavlı gibi kumandanlarıyla uğraştığı sırada, Musul’u kuşatarak iktidarını kuvvetlendirmek isteyen halife, mayıs 1135’te sultan tarafından Bağdat’tan sürüldü.

Halife Musterşid, topladığı kuvvetlerle 24 haziran 1135’te Mesud ile savaştı; fakat kumandasındaki Türklerin karşı tarafa geçmeleri üzerine yenilgiye uğrayarak esir edildi.

Böylece Bağdat tekrar Selçuklu hakimiyetine girdi; yeni halife Raşidbillah, Mesud’un Bağdat’ı kuşatması sırasında İmadeddin Zengi ile anlaşarak Musul’a gidince azledildi, halifeliğe Muktefi getirildi (1136).

Sultan Mesud’un saltanat üstünde hak ileri süren Davud’a karşı gönderdiği ve aynı zamanda Azerbaycan’ı Gürcülere karşı koruyan Kara Sungur’u ortadan kaldırmak istemesi, kendisi için olumlu sonuç vermedi. Kuvvetleri az olduğu için bazı emirlerin baskılarına boyun eğmek zorunda kaldı.

Hemedan çevresine hakim olan beyleri yenerek baskıdan kurtuldu; Sultan Mesud’un Bağdat’ta ölümüyle (2 ekim 1152) Irak Selçuklu hanedanının siyasî nüfuzu ortadan kalktı. Musul’da Zengioğulları, Azerbaycan’da’ İldenizoğulları ve Fars’ta Salguriular hüküm sürmeye başladılar.

Merv’de bulunan Sultan Sencer, Irak’taki karışıklıkları yatıştırmak için birkaç kere Rey’e gelmiş, fakat doğudaki seferleri yüzünden burada kesin bir sonuç alamamıştı. 1121’de Gurlulara karşı bir sefer yaparak, onları kendine bağladı.

Muhammed Tapar’ın bâtınîlere karşı açmış olduğu mücadeleyi devam ettirdi. 1130’da Semerkand’da Kartukların çıkardığı karışıklıkları bastırdı, sonra oraya yeğeni Mahmud Hanı yerleştirdi. Kuzeyden gelecek tehlikeleri de Harizmşah Kutbeddin Muhammed ve oğlu Atsız’ı destekleyerek önledi.

Böylece Sencer, bütün kaynakların belirttiği gibi, doğu İslam dünyasında hüküm süren, her yerde adı hutbelerde okunan tek büyük hükümdar olarak kendini gösterdi. Fakat Orta Asya’da Karahıtayların ortaya çıkışı, durumu değiştirdi.

Asya içlerine Türklerin çabasıyla yayılan İslamlık karşısında ilk engeli meydana getiren Karahıtaylar, moğol asıllıydı. Bunlar 1128’de karahanlı hükümdarı Ahmed Han tarafından Kâşgar yalanlarında yenilgiye uğratıldı; fakat kısa bir süre sonra Maveraünnehir’deki Kartuklarla işbirliği yaparak, 1137’de Semerkand hanını yendiler.

Bunun üzerine Sultan Sencer, duruma karışmak zorunda kaldı. 9 Eylül 1141’de kumandasındaki ordudan başka birçok müslüman gönüllüyle birlikte, Katavan’da Karahıtaylar ile karşılaşan Sultan Sencer, ağır bir yenilgiye uğradı ve bütün Maveraünnehir’i kaybetti.

Bu yenilgi, doğudaki selçuklu hâkimiyetini oldukça sarstı. Daha önce Sencer’e karşı iki defa isyan eden ve her seferinde de yenilerek Selçuklulara bağlanmak zorunda kalan Harizmşah Atsız, Hatavan yenilgisinden sonra Horasan’ı istilâ ederek Serahs ve Nişapurtu eline geçirdi. Bunun üzerine Sultan Sencer Harizm’e karşı yaptığı iki seferde Atsız’ı yenerek geri çekilmek zorunda bıraktı.

Sultan Sencer Selçuklu imparatorluğunun kuzey sınırlarını güven altında tutabilmek için Atsız’ı tekrar affederek ülkesine gönderdi.

Katavan yenilgisinden sonraki on yıl içinde kazandığı başarılar Sultan Sencer’e eski kuvvet ve kudretini kazandırdı; fakat Dinar, Tuti, Korkud ve Arslan gibi reislerin kumandasındaki soydaşları Oğuzlar karşısında Belh yakınında yapılan savaşı (nisan 1153) kaybetmesi ve esir edilmesi Sultan Sencer ve Selçuklu imparatorluğu için ağır bir darbe oldu.

İhtiyarlık çağında üç yıl esirlik hayatı yaşayan Sultan Sencer 1156’da kurtuldu; fakat imparatorluğu toparlamayı başaramadı ve bir yıl sonra öldü (9 mayıs 1157). Merv’de yaptırdığı, büyük bir sanat eseri sayılan türbesine gömüldü. Sencer’in oğlu yoktu.

Gurlular, Alaeddin Cihansuz’un kendini sultan ilân etmesiyle bağımsızlıklarını kazandılar. Harizmşahlar da, Atsız’ın oğlu 11 Arslan devrinden itibaren bağımsızlıklarını kazanma yolunda hızla ilerlediler. Sencer’in asıl ükesi olan Horasan, Oğuzlar tarafından işgal edildi.

Irak Selçukluları, Mesud’un oğlu Melikşah’ın devrinde çok zayıflamıştı. Melikşah, amcası Muhammed ile yaptığı savaştan sonra tahtım kaybetti.

Amcası Gıyasüddin Muhammed (hük. 1153-1159), bir yandan Harizmşahlar tarafından desteklenerek Hemedan’a giren Sultan Sencer’in yeğeni Süleyman Şah; Öte yandan Hille, Küfe, Vasıt ve Tekrit’i ele geçirerek bir halifelik devleti kuran halife Muktefi ile uğraşmak zorunda kaldı.

Bağdat kuşatmasında (1155) başarısızlığa uğrayan Muhammed’e karşı, halifenin teşvikiyle Sultan Tuğrul’un dul karisiyle evlenmiş olan Azerbaycan atabeki İldeniz Tuğrul’un oğlu Arslan Şahı 1161’de Hemedan’da tahta çıkardı.

Fakat birbiri arkasından Muhammed, Melikşah ve Süleymanşah ölünce İldeniz, Irak Selçuklu devletine hâkim oldu.

Gürcülere karşı kazandığı başarılara da güvenerek Sultan Arslan Şahı, oğullan Cihan Pehlevan ve Kızıl Arslan vasıtasıyla baskı altında tutuyordu.

Bunun üzerine valiler ve beyler Harizmşahlara başvurarak, Arslan şahı bu durumdan kurtardılar. ildeniz’in ölümü üzerine (1174) babasının yerine Azerbaycan atabeki olan Muhammed Cihan Pehlevan, 1175’te Arslan Şah ’ ölünce, onun 7 yaşındaki oğlu Rüknedin Tuğrul’u tahta çıkardı ve kendisi de ülkesini Gürcü ve Kıpçaklara karşı korudu.

Atabek Cihan Pehlevan 1185’te ölünce, Tuğrul ile Kızıl Arslan arasında taht kavgaları başladı. Halife, Bağdat’taki Sultan sarayını yıktırarak atabek Kızıl Arslan’ın tarafını tuttu, önemli kumandanlarım öldürten Sultan Tuğrul, Kızıl Arslan karşısında tutunamadı.

Irak Selçuklu tahtına oturan Kızıl1 Arslan, ekim 1191’de bir suikast sonucu öldürüldü. Bundan sonra tekrar tahtı ele geçiren Sultan Tuğrul, Harizmşah Sultan Alaeddin Tekiş ile Rey yakınında yaptığı savaşı kaybetti ve öldürüldü (25 mart 1194). Böylece Irak Selçuklu devleti ortadan kalktı.

Kirman Selçukluları

Çağrı Beyin oğullarından Kara Arslan Kavurd 1043’te Sultan Tuğrul Bey tarafından Kirman’ı ele geçirmekle görevlendirilmiş, Kirman ve Uman bölgelerini fethederek büyük sultana bağlı olmak şartıyla, bu yerlerde hüküm sürmeğe başlamıştı.

Adına sikke bastıran ve hakim olduğu yerlerde oldukça geniş imar faaliyetinde bulunan Kavurd, sultan olmak amacıyla iki defa isyan etti ve başarı kazanamadı. önce affedildi, fakat 1073 isyanında Melikşah tarafından idam edildi.

Kavurd’un ölümünden soma sırasıyla oğulları Kirmanşah, Miranşah, Sultanşah, Turanşah ve İranşah, Kirman meliki oldular.

Büyük Selçuklu sultam Melikşah, zaman zaman Kirman işlerine karıştı, önce Kirmanşah’ı ve bir süre soma da Sultanşah’ı meliklikten uzaklaştırarak yerine Turanşah’ı getirdi. Turanşah, melikliği sırasınd(1085-1097) imar faaliyetine girişti ve ülkesinde sürekli bir düzen sağladı.

1092’de Melikşah’ın ölümü üzerine Turanşah daha bağımsız hareket etmeye başladı. Turanşah’tan sonra melik olan İranşah eğlenceye düşkündü. Baskı hareketleri ve bilim adamlarına karşı kötü davranışlarıyla halkın nefretini kazandı. Sonunda, ulema, onun öldürülmesi için fetva verdi.

Halkın isyarına karşı koyamayacağını anlayarak devlet merkezinden kaçan İranşah, yakalanarak öldürüldü. İranşah’ın öldürülmesinden sonra devlet ilerigelenleri toplanarak onun baskısından kaçan Arslanşah’ı buldular ve kasım 1101’de tahta çıkardılar. Arslanşah’ın kırk yıl süren (1101-1141) meliklik dönemi, Kirman Selçuklularının en parlak devriydi.

Sultan Sencer’in yüksek hâkimiyetini tanımakla birlikte Arslanşah ülkesinde bağımsız hareket ediyordu. Yerine geçen yeğeni Mugisüddin Muhammed (hük. 1141-1156) ve oğlu Muhyiddin Tuğrulşah (hük. 1156-1169) devirleri oldukça düzenli geçti.

Fakat Tuğrulşah eğlenceye düşkün olduğu ve bu yüzden devlet işleriyle yeteri kadar uğraşmadığı için atabekler nüfuz kazanmağa başladılar; atabek ve kumandanların kışkırtmaları ve dış etkiler yüzünden Kirman melikleri arasında mücadeleler; Tuğrulşah’ın üç oğlu, Arslanşah II, Behramşah ve Turanşah arasındaki anlaşmazlıklar Kirman Selçuklularını zayıf düşürdü.

Bunlar 1175’te bir aralık Gurlu devletine bağlandılar. Sultan Sencer’e karşı isyan etmiş olan oğuz reislerinden Dinar Bey, 1187’de son melik Muhammedşah II’yi yenilgiye uğratarak Kirman’ı ele geçirdi ve böylece Kirman Selçukluları sona erdi. Oldukça uzun süre hüküm sürmelerine rağmen, bu ailede fazla bir hareket görülmedi.

Suriye Selçukluları

Bu hanedan sultan Melihşah’ın, kardeşi Tacüddevle Tutuş’u, 1078’de Şam’a melik tayin etmesiyle kuruldu ve Melikşah’ın ölümüne kadar ona bağlı kaldı.

Tutuş, Suriye’ye geldikten sonra bazı yerleri ele geçirdi; Atsız’ı öldürerek onun elindeki bölgeleri kendine bağladı. Daha sonra Anadolu fatihi Süleymanşah ile mücadeleye girişerek onu da Halep önünde yenilgiye uğrattı (1086).

Tutuş böylece sınırlarını genişletti; fakat Sultan Melikşah’ın Suriye’ye gelerek bazı şehirleri öteki Türk beylerine vermesi üzerine, elinde yalnız Şam ve çevresi kaldı. Melikşah’ın ölümü üzerine sultanlığını ilân eden Tutuş, daha önce elinden çıkan şehirleri geri aldı ve Selçuklu tahtını elde etmek için Berkyaruk’un üstüne yürüdü.

Rey yakınında yapılan savaşta (24 şubat 1095), yenilerek öldürüldü. Tutuş öldüğü zaman oğullarından Rıdvan Halep’te, Dokak da Şam’da bulunuyordu. Rıdvan, Kınnesrin’de kardeşini yendi ve Halep’te adına hutbe okuttu.

Antakya valisi Yağı Sıyan ile işbirliği yaptı; fakat kısa bir süre sonra Yağı Sıyan, Dokak’ın tarafına geçti, iki kardeş arasında mücadele tekrar başladı. Bu karışıklıklardan yararlanan Fatımiler, Kudüs ve Filistin’i işgal ettiler. İki kardeş arasındaki savaşlar Suriye Selçuklularının ikiye ayrılmasına sebep oldu.

Rıdvan Halep’te, Dokak ise Şam’da hüküm sürdü. Suriye’de bu karışıklıklar devam ederken, haçlılar Antakya önlerinde göründüler. Antakya’nın haçlılar eline düşmesi (1098) ve Rıdvan’ın onlara yenilmesi Suriye’de haçlıların yerleşmesini kolaylaştırdı.

Dckak’ın hakim olduğu yerleri üvey babası ve atabeki Tuğ Tekin yönetiyordu Dokak 1104’te ölünce yerine Tuğ Tekin tarafından Tutuş’un on yaşındaki oğlu Bektaş getirildi Bu sırada Suriye’de bulunan Türk emirleri arasında birlik olmadığı için, haçlılarla yapılan savaşlardan başarılı sonuçlar alına mıy or-Bu hanedan sultan Melihşah’ın, kardeşi Tacüddevle Tutuş’u, 1078’de Şam’a melik tayin etmesiyle kuruldu ve Melikşah’ın ölümüne kadar ona bağlı kaldı.

Tutuş, Suriye’ye geldikten sonra bazı yerleri ele geçirdi; Atsız’ı öldürerek onun elindeki bölgeleri kendine bağladı. Daha sonra Anadolu fatihi Süleymanşah ile mücadeleye girişerek onu da Halep önünde yenilgiye uğrattı (1086).

Tutuş böylece sınırlarını genişletti; fakat Sultan Melikşah’ın Suriye’ye gelerek bazı şehirleri öteki türk beylerine vermesi üzerine, elinde yalnız Şam ve çevresi kaldı. Melikşah’ın ölümü üzerine sultanlığını ilân eden Tutuş, daha önce elinden çıkan şehirleri geri aldı ve Selçuklu tahtını elde etmek için Berkyaruk’un üstüne yürüdü.

Rey yakınında yapılan savaşta (24 şubat 1095), yenilerek öldürüldü. Tutuş öldüğü zaman oğullarından Rıdvan Halep’te, Dokak da Şam’da bulunuyordu. Rıdvan, Kınnesrin’de kardeşini yendi ve Halep’te adına hutbe okuttu.

Antakya valisi Yağı Sıyan ile işbirliği yaptı; fakat kısa bir süre sonra Yağı Sıyan, Dokak’ın tarafına geçti, iki kardeş arasında mücadele tekrar başladı. Bu karışıklıklardan yararlanan Fatımiler, Kudüs ve Filistin’i işgal ettiler. İki kardeş arasındaki savaşlar Suriye Selçuklularının ikiye ayrılmasına sebep oldu.

Rıdvan Halep’te, Dokak ise Şam’da hüküm sürdü. Suriye’de bu karışıklıklar devam ederken, haçlılar Antakya önlerinde göründüler. Antakya’nın haçlılar eline düşmesi (1098) ve Rıdvan’ın onlara yenilmesi Suriye’de haçlıların yerleşmesini kolaylaştırdı.

Dokak’ın hakim olduğu yerleri üvey babası ve atabeki Tuğ Tekin yönetiyordu Dokak 1104’te ölünce yerine Tuğ Tekin tarafından Tutuş’un on yaşındaki oğlu Bektaş getirildi Bu sırada Suriye’de bulunan Türk emirleri arasında birlik olmadığı için, haçlılarla yapılan savaşlardan başarılı sonuçlar alına mıy ordu.

Bu yüzden haçlılar Kudüs’e doğru ilerlediler. 1113’te Halep’te ölen Rıdvan’ın yerine oğlu Alparslan geçti; fakat o da bir yıl sonra öldü. Meliklik tahtına getirilen Ye Alparslan’ın kardeşi olan Sultanşah devrinde (1114-1117) ülkeyi babasının kölelerinden Lü’lü yönetiyordu.

Böylece
Halep’te Lü’lü ve Şam’da Tuğ Tekin hâkim oldukları için Suriye’deki Selçuklu hanedanının hâkimiyeti fiilen sona erdi. Lü’lü Halep’te adamları tarafından öldürülünce, şehir halkının isteği üzerine haçlılara karşı başarıyla şavaşan Artukoğlu llgazi şehre geldi ve idareyi ele geçirdi (1117).

Şam’da 1128’de öldürülen Tuğ Tekin’in yerine oğlu Taceddin Böri geçti ve onunla Börioğulları kolu meydana geldi; fakat bunlar kendi aralarındaki anlaşmazlıklar yüzünden, özellikle haçlılara karşı bir varlık gösteremediler.

Anadolu (Türkiye) Selçukluları

Selçukluları. Selçuklu devletleri arasında en uzun ömürlüsü ve en önemlisidir. Bu devlet Arslan Yabgu’nun torunu Süleyman Şah tarafından kuruldu ve aynı aile tarafından devam ettirildi. Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış, Alparslan’a karşı giriştiği saltanat mücadelesinde, yenilgiye uğrayarak öldürülünce (1064), oğullarının herhangi bir harekete girişmelerini önlemek için, Anadolu seferine gönderildikleri veya sürgün edildikleri ileri sürülür. Bunlar, Urfa çevresinde sönük bir hayat geçirmeye başladılar.

Alparslan’ın ölümü ve Melikşah’ın sultan olması üzerine meydana gelen taht kavgalarında, Kutalmış’ın oğulları da Anadolu’ya yerleşmiş olan Türkmenleri çevrelerinde toplamaya başladılar. Bu sırada Suriye’de gelişen olaylar ve Kutalmış’ın oğullarından birinin yakalanarak Melikşah’a gönderilmesi üzerine Süleymanşah, Halep ve Antakya kuşatmasını yanda bırakarak yanındaki Türkmenlerle birlikte Anadolu’ya girdi.

Konya ve çevresini ele geçirdikten sonra İznik önlerine geldi. Bu sırada kötü durumda olan Bizans imparatorluğu, iznik’in fethine karşı tepki göstermedi. Süleymanşah fazla direnmeyle karşılaşmadan şehri aldı ve burasını kendisine merkez yaptı (1078). Böylece 1078’de Andolu Selçuklu devleti kurulmuş oldu.

Süleymanşah kısa bir süre sonra, Bizans’ta başlayan taht kavgalarına karışarak Bataniates’e, imparator olması için yardım etti ve nüfuzunu artırdı.

Selçuklu birlikleri Üsküdar’a kadar ilerleyerek orada karargâh kurdular. Sultan Melikşah, Kutalmış’ın oğullarını yok etmek amacıyla Porsuk kumandasında bir ordu gönderdiği zaman, Süleymanşah, Bizans’ın desteğini sağlamıştı. Porsuk ile yapılan savaşta Süleymanşah’ın kardeşi Mansur öldürüldü.

Halifenin araya girmesiyle savaş durduruldu. Böylece büyük bir tehlike atlatan Süleymanşah’ın daha sonra Bizans imparatoruyla arası açıldı ve bazı yerleri ele geçirdi. Bizans imparatoru 1080’de Iznik’e karşı bir sefer yaptı; fakat Selçuklulara yenilerek İstanbul’a döndü.

Türk birlikleri Boğaziçi’nin Anadolu kıyılarını ele geçirerek Boğaz’dan geçen gemilerden vergi almağa başladılar.

1081’de imparator olan Aleksios Komnenos, Süleymanşah ile bir anlaşma yaparak Balkanlardaki düşmanlarına karşı hareket ederken, Süleymanşah da doğuda hakimiyetini genişletme imkânını buldu.

1083’te Kilikya çevresinde bir prenslik kurmaya yeltenen ermeni asıllı bizans generali Philaretos üstüne yürüdü ve Adana, Tarsus, Misis, Anazarba ve Antakya’yı ele geçirdi. Süleymanşah’ın bu fetihleri, Tutuş ile arasını açtı ve Halep önünde yapılan savaşı kaybedince kendini öldürdü (haziran 1086).

Süleymanşah’ın ölümü üzerine henüz genç olan oğulları yakalanarak Sultan Melikşah’a gönderildi ve Selçuklu tahtı bir süre boş kaldı. İznik’te devletin başında Ebul Kasım bulunuyordu. Ebul Kasım, devletin dağılmasını önlediği gibi Marmara kıyılarına da akınlar yaptı.

Sultan Melikşah, Bozan kumandasında İznik üstüne bir ordu gönderince, Ebül Kasım imparator Aleksios ile birleşti. İznik Bozan tarafından kuşatıldı. Savaşa son vermek için Melikşah’a giden Ebül Kasım yolda öldürüldü, iznik’in yönetimi kardeşi Ebül Gazi’nin eline geçti (1092).

Aynı yıl içinde Melikşah’ın öiümü sonucu meydana gelen taht kavgaları yüzünden İznik kuşatması kaldırıldı. Bu arada Süleymanşah’ın oğulları da serbest bırakıldı ve Kılıç Arslan I, İznik’e gelerek babasının kurmuş olduğu devletin başına geçti (1092).

Kılıç Arslan, İznik’te tahta geçtiği zaman Sivas’ta Danişmendliler, Erzincan’da Mengücükoğulları ve Ahlatşahlar, İzmir’de Çaka Bey, Efes’te Tanrıbermiş Bey, bağımsız beylikler kurmaya çalıştıkları için Anadolu’da birlik yoktu. Ayrıca bizans kuvvetleri de İznik’e akınlar yapıyordu.

Sultan Kılıç Arslan, Aleksios Komnenos ile anlaşarak her iki devlet için tehlikeli olan Çaka Beyi ortadan kaldırdı (1094).

Batı sınırlarını güven altına alan Kılıç Arslan, sonra doğuya yönelerek devletinin sınırlarını genişletmek için seferlere girişti. 1096’da ermeni Gabriel’in elinde bulunan Malatya’yı kuşattı. Şehri ele geçireceği^ sırada haçlı ordularının Anadolu’ya girdiğini haber alarak hemen iznik’e döndü.

Başında Pierre l’Ermite’in bulunduğu çapulcu haçlılar Kılıç Arslan’m kardeşi Davut tarafından İznik yakınında yok edildiler; fakat kısa bir süre sonra kontların, düklerin ve şövalyelerin kumandasında bulunan düzenli haçlı ordusu İznik’e doğru ilerlemeye başladı.

İznik, Haçlılar tarafından 7 ay kuşatıldı. 26 Haziran 1097’de şehir bir antlaşma ile Bizans’a bırakıldı. Eskişehir yakınında, Danişmend Gazi ve Kayseri hakimi Hasan Beyin kuvvetleriyle takviye edilmiş olarak haçlıların önüne çıkan Kılıç Arslan, onlara ağır kayıp verdirdi, fakat kesin bir zafer kazanamadı.

Bundan sonra haçlı ordularının geçeceği yollardaki ekinleri yakan ve su kuyularını tahrip eden Selçuklular, onların, Anadolu içlerinde sıkıntı çekmelerine sebep oldular, iznik’in düşmesinden sonra Kılıç Arslan merkezini Konya’ya nakletti.

Batıdaki şehirlerin çoğu Bizans’ın eline geçtiği gibi, Kilikya’da da bir ermeni krallığı kuruldu (1096-1374).

Buna karşılık Antakya prensi Bohemond, Danişmend Gazi tarafından esir edildi, intikam almak için tekrar Anadolu içlerine girip Ankara’yı tahrip ederek, halkını toptan öldüren yeni haçlı küvetleri Amasya yakınlarında; başka bir haçlı ordusu da Konya Ereğlisi yakınında Kılıç Arslan tarafından yok edildi (1102).

Haçlılardan kurtulan ve Bizans ile barış yapan Kılıç Arslan, 1102’de Malatya’yı Danişmendlilerden geri aldı. Bundan sonra Harran’ı ve Suriye meliki Dokak’ın elinde bulunan Meyyafarıkin’i (Silvan) ülkesine kattı; Diyarbekir ve Musul çevresine hakim oldu. Fakat Artukoğlu llgazi, Suriye meliki Rıdvan ve Çavlı’nın birlikleri ile Habur ırmağı kıyısında yaptığı savaşı kaybetti ve ırmakta boğularak öldü (1107).

Sultan Kılıç Arsîan’ın ölümü ve oğlu Şehinşah’ın yakalanarak İsfahan’a gönderilmesi üzerine, Selçuklu tahtı yine boş kaldı. Bu durumdan yararlanan bizans kuvvetleri harekete geçerek birçok şehir ve kaleyi ele geçirdiler.

Şehinşah’ın iki yıl sonra serbest bırakılarak Malatya’ya gelmesi üzerine (1110) Anadolu Selçuklularının durumu biraz düzeldi; fakat Şehinşah’ın, küçük kardeşi Mesud ile giriştiği mücadeleler, Anadolu Selçuklu devletini oldukça zayıf düşürdü ve üstünlük Danişmendlilere geçti.

Mesud kayınbiraderi danişmendli emîri Emir Gazi’nin yardımıyla Bizanslılardan geri alınan Konya’da tahta çıktı (1116). Sultan Mesud I, uzun süre Emîr Gazi ile işbirliği yapmak zorunda kaldı.

Emir Gazi Bizans’a ve Haçlılara karşı yaptığı seferler sonunda ülkesini oldukça genişletti ve halifeden «melik» unvanını aldı.

1134’te ölümünden sonra yerine oğlu Mehmed Gazi geçti. Sultan Mesud onunla da işbirliği yaptı. Bizans imparatorunun ermeniler ve haçlılar ile uğaşmasından yararlanan Selçuklular ve Danişmendliler harekete geçerek, sınırlarını Bizans aleyhine genişletmeye başladılar.

Bizans imparatoru 1140’ta Niksar yakınlarında Danişmendliler tarafından yenilgiye uğratıldı. Mehmed Gazi 1142’de ölünce, Mesud daha serbest hareket etti; 1143’te Ankara, Çankırı ve Kastamonu’yu geri alarak ülkesini yeniden birliğe götürmeye başladı.

1144’te Elbistan’ı işgal ederek, oraya oğlu Kılıç Arslan’ı tayin etti. Haçlıların elinde bulunan Göksu ve Maraş üstüne yürüdüğü sırada, imparator Manuel Komnenos da Konya’ya karşı harekete geçti. Sultan Mesud, Konya önünde imparatoru ağır bir yenilgiye uğratarak geri çekilmek zorunda bıraktı.

Musul ve Halep atabeki İmadeddin Zengi ile oğlu Nureddin Mahmud’un Urfa kontluğunu ortadan kaldırması (1144-1146) Avrupa’da büyük heyecan uyandırdı, imparator ve krallların katıldığı ikinci Haçlı seferi hazırlandı.

Alman imparatoru Konrad III ile Fransa kralı Saint Louis VII kumandasındaki ordular harekete geçtiler. Bunlardan çekinen Bizanslıların gösterdiği yollardan Anadolu’ya giren alman birliklerini, Ceyhan yakınında Selçuklular ağır bir yenilgiye uğrattı (25 ekim 1147); imparator hayalını zor kurtardı. Fransa kralı bu haberi alınca Ege kıyılarından ilerlemeye başladı.

Fakat Yalvaç yakınında ordusu yıpratıldı; Antalya’ya varıncaya kadar çok kayıp verdi ve buradan gemilerle Suriye’ye gitti. Sultan Mesud’un Bizans imparatorunu ve haçlıları yenmesi Anadolu Selçuklu devletinin gücünü artırdı. Halife ona hil’at ve sancak gönderdi.

Sultan Mesud, ermeni Stephan’ı kendisine bağladı; 1149 ve 1150 yıllarında da haçlıların elinde bulunan Maraş, Göksu, Antep, Raban ve Delük’ü aldı. Danişmendli beyi Yağıbasan’ı kendisine bağlayan Sultan Mesud 1156’da öldü, ölümünden kısa bir süre önce ülkesini üç oğlu arasmda paylaştırmıştı.

Mesud’un yerine, daha önce veliaht tayin ettiği oğlu Kılıç Arslan II sultan oldu (hük. 1156 -1192); fakat kardeşlerinin muhalefetiyle karşılaştı. önce ortanca kardeşini ortadan kaldırdı.

Bunun üzerine küçük kardeşi Şehinşah kendisine ait olta Ankara ve Çankırı taraflarına kaçarak uzun süreden beri Selçukluların rakibi olan Danişmendli emiri Yağıbasan ile işbirliği yaptı; Danişmendlilerle Selçukluların çatışmasından yararlanan Kilikya Ermenileri selçuklu ülkesine saldırdı, öte yandan Bizans imparatoru Manuel ile Musul atabeki Nureddin Zengi, Kılıç Arılan aleyhine birleştiler.

Bütün bunlardan yılmayan Sultan Kılıç Arslan, Ermenileri yendikten sonra, Nureddin’i geri çekilmek zorunda bıraktı; bizans kuvvetleri de Eskişehir yakınlarında püskürtüldü (1159).

Kılıç Arslan 1162’de, Anadolu’da Türkleri birbirine düşünmek isteyen ve bütün siyasi tahriklerin merkezi olan İstanbul’a gitti ve büyük itibar görerek imparator Manuel ile bir antlaşma yaptı. Batı sınırlarını böylece güven altına alan Kılıç Arslan, Anadolu’da birliği kurmaya girişti.

1163’te Yağıbasan ve kardeşi Şehinşah’ın kuvvetlerini yenerek Elbistan, Darende, Kayseri, Zamantı ve Malatya’yı ele geçirdi. Şehinşah’ın elinde bulunan Ankara ve Çankırı’yı de ülkesine kattı. Danişmendlilerin Selçuklulara karşı müttefiki olan Nureddin Mahmud’un ölümünden. (1174) sonra, Sivas, Niksar ve Tokat’ı ele geçirerek Danişmendli beyliğine son verdi (1178).

Sultan Kılıç Arslan II, doğuda kazandığı zaferlerle ülkesini genişletirken, batıda Bizans sına bölgesinde yerleşmiş olan Türkmenler de kısa bir aradan sonra alanlarına başladılar; Denizli, Kırkağaç, Bergama ve Edremit’e kadar ilerleyerek tahrip ve yıpratma faaliyetinde bulundular, împarator Manuel, tehlikeyi sezerek hazırlıklara başladı.

Sultan Kılıç Arslan’ın tekliflerini reddeden imparator, Danişmendli Zünnun’u Amasya taraflarına göndeıdi; bizans kuvvetleriyle frank, sırp, macar ve peçeneklerden meydana gelen 10 000 kişilik ordusuyla de Selçukluları Anadolu’dan atmak için harekete geçti.

Kılıç Arslan, Türkmen kuvvetlerinin ustaca uyguladığı sahte geri çekilme harekatıyle, bizans kuvvetlerini Denizli çevresinde Hoyran gölü yakınındaki sarp ve dar Myriokephalon vadisine getirmeyi başardı. Eylül 1176?da yapılan savaşta bizans ordusu yok edildi.

İmparator Batı Anadolu’daki bizans istihkamlarını yıkmak ve ağır bir tazminat vermek şartıyla İstanbul’a dönebildi. Ayrıca Türkferin eline çok sayıda silah ve ganimet geçti. Myriokephalon zaferi, Bizans’ın Malazgirt savaşından sonra kaybetmeye başladığı Anadolu’yu geri almak ümidini yok etti.

Bizanslıların «Türklerin işgali altında bulunan bir ülke» olarak gördükleri Anadolu’nun gerçek bir türk yurdu olduğunu ortaya koydu.

Bizanslılar bu savaştan sonraki yıllarda Türklere karşı herhangi bir saldırıda bulunamadılar; Selçuklular da Uluborlu, Eskişehir ve Kütahya çevresini ele geçirerek sınırlarını Denizli’ye kadar genişlettiler.

1184’te türk kuvvetleri, Ege kıyılarına ulaştıktan bir yıl sonra imparator îsaakios, yıllık vergi vermek zorunda kaldı.

Öte yandan Türkmen kuvvetleri Kilikya’yı istila ederek Suriye ve El-Cezire’ye kaışı alanlara başladılar. Uzun ve başarılı bir mücadele hayatından sonra yaşlanan ve yorulan Sultan Kılıç Arslan, 1185’te ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırdı.

Kendisi Konya’da oturuyor ve devleti, veziri Ihtiyarüddin Hasan yönetiyordu. Oğullan arasında daha babalan hayattayken iktidar mücadelesi başladı. Bazen babalarına karşı bile silahlı mücadeleye giriştikleri oldu.

Anadolu’da bu karışıklıklar devam ederken Salahaddin Eyyubî’nin 1187’de Kudüs’ü alması üzerine yeni bir haçlı seferinin hazırlığı başladı.

Alman imparatoru ile İngiltere ve Fransa krallarının kumandasındaki üçüncü haçlı ordusu Anadolu Selçuklu devletini bu kötü durumda yakaladı.

Sultan Kılıç Arslan, Anadolu’dan geçen alman imparatoru Fredrich Barbarossa ile dostluk kurdu, onların Suriye’ye inmelerini uygun karşılayarak haçlıları mümkün olduğu kadar zararsız duruma getirmeye çalıştı.

Fakat Akşehir’de Türkmenler ve sultanın oğlu Kutbeddin Melikşah, haçlıların önüne çıktılar. Burada yapılan savaşta Türkmenleri yenen alman ordusu, Konya’ya girerek şehri tahrip etti. Bu sırada oğlu Kutbeddin Melikşah’ın baskısı altında bulunan 80 yaşındaki hastalıklı sultan, oğullarının birbirleriyle mücadeleye giriştikleri sırada, küçük oğlu Uluborlu meliki Gıyaseddin Keyhüsrev’in yanma sığındı, orada öldü (1192).

Sultan Kılıç Arslan II’nin ölümü üzerine, onun sağlığında oğullanrı arasında başlamış olan taht kavgaları şiddetlendi. Uluborlu meliki Gıyaseddin Keyhüsrev I, Konya’yı kardeşi Kutbeddin Melikşah’tan alarak kendisini sultan ilan etti (hük. 1192-1196).

Fakat onun sultanlığı bütün kardeşleri tarafından kabul edilmedi. Bir yandan kardeşleriyle mücadele edeb Keyhüsrev, aynı zamanda Bizans imparatoru Aleksios III ile savaşıyor ve batıya doğru fetihlerine devam ediyordu. Aynı şekilde kardeşlerinden Tokat meliki Rükniddin Süleymanşah da Selçuklu tahtını ele geçirmek için uğraşıyordu. Süleymanşah da Samsun yöresindeki kıyılarda bazı yerleri ele geçirdi.

Gıyaseddin Keyhüsrev, askerî bakımdan kendisinden üstün olan Süleymanşah’ın Konya’ya yürümesi üzerine ona karşı koyamayacağını anlayarak 1196’da İstanbul’a sığındı.

Kısmen birliği sağlayan Süleymanşah, Bizans’ı vergiye bağladıktan sonra, taht kavgalarından yararlanarak Selçuklular aleyhine faaliyete geçmiş olan ermeni Levon’u yenilgiye uğrattı.

Mengücükoğullarının ve Artuklulardan bazılarını kendisine bağladı ve 1201’de Erzurum’u alarak Saltukoğullaıına son verdi. Böylece Gürcülere komşu olan Süleymanşah, ülkesine saldıran Gürcü krallığını ezmek için Gürcistan üstüne yürüdü.

Fakat Sarıkamış’ta baskına uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldı. Kısa bir süre sonra Ankara’yı kardeşi Mesud’dan aldı ve tekrar Gürcistan üstüne yürüdü. Süleymanşah 1204’te ölünce sefer sonuçlanamadı.

Konya Selçuklu tahtına oğlu Kılıç Arslan III geçti. Yeni hükümdar küçük yaşta olduğu için, özellikle uçlarda bulunan Türkmenler, Gıyaseddin Keyhüsrev’in Konya’ya dönerek sultan olmasını istediler.

Bu sırada İstanbul’un haçlılar tarafından işgal edilmesi (1204) ve Bizans imparatorluğunun zayıflamasından yararlanan Keyhüsrev, Konya’ya gelerek yeğenini tutukladı ve ikinci defa Selçuklu tahtına geçtiarşılayarak haçlıları mümkün olduğu kadar zararsız duruma getirmeye çalıştı.

Fakat Akşehir’de Türkmenler ve sultanın oğlu Kutbeddin Melikşah, haçlıların önüne çıktılar. Burada yapılan savaşta Türkmenleri yenen alman ordusu, Konya’ya girerek şehri tahrip etti.

Bu sırada oğlu Kutbeddin Melikşah’ın baskısı altında bulunan 80 yaşındaki hastalıklı sultan, oğullarının birbirleriyle mücadeleye giriştikleri sırada, küçük oğlu Uluborlu meliki Gıyaseddin Keyhüsrev’in yanma sığındı, orada öldü (1192).

Sultan Kılıç Arslan II’nin ölümü üzerine, onun sağlığında oğullanrı arasında başlamış olan taht kavgaları şiddetlendi. Uluborlu meliki Gıyaseddin Keyhüsrev I, Konya’yı kardeşi Kutbeddin Melikşah’tan alarak kendisini sultan ilan etti (hük. 1192-1196).

Fakat onun sultanlığı bütün kardeşleri tarafından kabul edilmedi. Bir yandan kardeşleriyle mücadele edeb Keyhüsrev, aynı zamanda Bizans imparatoru Aleksios III ile savaşıyor ve batıya doğru fetihlerine devam ediyordu.

Aynı şekilde kardeşlerinden Tokat meliki Rükniddin Süleymanşah da Selçuklu tahtını ele geçirmek için uğraşıyordu. Süleymanşah da Samsun yöresindeki kıyılarda bazı yerleri ele geçirdi.

Gıyaseddin Keyhüsrev, askerî bakımdan kendisinden üstün olan Süleymanşah’ın Konya’ya yürümesi üzerine ona karşı koyamayacağını anlayarak 1196’da İstanbul’a sığındı.

Kısmen birliği sağlayan Süleymanşah, Bizans’ı vergiye bağladıktan sonra, taht kavgalarından yararlanarak Selçuklular aleyhine faaliyete geçmiş olan ermeni Levon’u yenilgiye uğrattı.

Mengücükoğullarının ve Artuklulardan bazılarını kendisine bağladı ve 1201’de Erzurum’u alarak Saltukoğullaıına son verdi. Böylece Gürcülere komşu olan Süleymanşah, ülkesine saldıran Gürcü krallığını ezmek için Gürcistan üstüne yürüdü.

Fakat Sarıkamış’ta baskına uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldı. Kısa bir süre sonra Ankara’yı kardeşi Mesud’dan aldı ve tekrar Gürcistan üstüne yürüdü.

Süleymanşah 1204’te ölünce sefer sonuçlanamadı. Konya Selçuklu tahtına oğlu Kılıç Arslan III geçti. Yeni hükümdar küçük yaşta olduğu için, özellikle uçlarda bulunan Türkmenler, Gıyaseddin Keyhüsrev’in Konya’ya dönerek sultan olmasını istediler.

Bu sırada İstanbul’un haçlılar tarafından işgal edilmesi (1204) ve Bizans imparatorluğunun zayıflamasından yararlanan Keyhüsrev, Konya’ya gelerek yeğenini tutukladı ve ikinci defa Selçuklu tahtına geçti(1205) .

Sultan Keyhüsrev I, kardeşi Süleymanşah’ın kurduğu birliği kuvvetlendirdikten sonra İstanbul’un Latinler tarafından alınması üzerine, Trabzon’a kaçan ve burada kuvvet kazanan imparator Aleksios Komnenos III üstüne yürüdü ve yine işgalden sonra İznik’te yeni bir devlet kuran Thedoros Laskaris’in ya edimıyla onu yendi (1206) .

Böylece Karadeniz yolunu güven altına aldı ve bir yıl sonra da Antalya’yı ele geçirerek Akdeniz’de bir üs kazandı.

Gıyaseddin Keyrüsrev 1209’da ermeni Levon’u yendi ve Eyyubilerin Anadolu’ya karşı akınlarını da durdurdu. Sonra, İznik kralı Laskaris ile arası açıldı ve ona karşı biı sefer yaptı; fakat Alaşehir yakınlarında yapılan savaşta yenilerek öldürüldü (1211).

Gıyaseddin Keyhüsrev I’in ölümünden sonra Konya tahtına oğlu izzeddin Keykavus geçti (1211-1219). Tokat meliki Keykubad tahtı ele geçirmek için harekete geçtiyse de bir başarı elde edemedi.

Keykavus:, babasının siyasetini benimseyerek Kıbrıs kralıyla antlaşmayı yeniledi ve 1214’te Karadeniz ticaretini güven altına almak için Sinop üstüne yürüdü, burayı ele geçirdi.

Trabzon imparatoru Aleksios ile yaptığı savaşı kazanarak imparatoru esir aldı ve kendisine bağlanmayı kabul ettiğini belirten bir antlaşma imzaladıktan sonra serbest bıraktı.

1216’da Kıbrıslıların kışkırtmasıyla isyan etmiş olan Antalya’yı tekrar kendisine bağladı. Sonra, kardeşi Keykubad ile mücadele ederken, Ermenilerin işgal etmiş, olduğu Larende (Karaman), Ereğli ve başka bazı bölgeleri geri aldı ve Ermenileri vergiye bağladı (1218).

Eyyubilerin içişlerine de karışan Keykavus, önceleri bazı başarılar kazandıysa da 1218’de eyyubi hükümdarı Melik Efdal’ın ihanetine uğrayarak eyyubi hükümdarı Melik Eşrefe karşı düzenlediği sefer sırasında Malatya’da öldü (1220).

İzzeddin Keykavus’tan sonra, daha önce giriştiği mücadelelerde başarı kazanamayan ve bir seferinde esir edileıek Malatya yalanında bir kaleye sürülen Alaeddin Keykubad, Anadolu Selçuklu tahtına geçti (hük. 1220-1231).

Yeni sultan önce güney sınırlarını güven altına almak için Mısır Eyyubilerine karşı Urfa ve Harran eyyubi hükümdarı Melik Eşref ile anlaştı. Bir sırada. Asya içlerinde ortaya çıkan moğol tehlikesi hızla batıya doğru ilerliyordu.

Kısa bir süre sonra bu tehlikeyle karşılaşacağını anlayan Alaeddin Keykubad, askerî hazırlıklara girişti. Bir yandan ülkedeki kale ve şehirleri tahkim ederken, öte yandan fetihlerine devam etti.

1223’te Kalonoros (bugünkü Alanya) kalesini karadan ve meydana getirdiği ilk selçuklu donanmasıyla denizden kuşatarak ele geçirdi. Şehir ve kale yeniden inşa edildi. Bir tersane kuruldu. Sultanın adiyle ilgili olarak Alâiye adı verilen bu kale, selçuklu sultanların kışlık merkezi durumuna geldi. Alaeddin Keykubad ülkede kendisine karşı olanları ortadan kaldndıktan sonra, 1226’da Sinop’ta yapılan bir donanmayı, Kastamonu beyi Emir Hüsameddin Çoban kumandasında, Kırım’da Soğdak’a karşı sefere gönderdi.

Çoban Bey, Soğdak’ı ele geçirdi ve çevrede bulunan birçok rus ve kıpçak beyini Selçuklulara bağladı. Devletin öteki kuvvetleri de Anamur’u ve Silifke’ye kadar olan yerleri aldılar ve ermeni Hetum’u, sultana asker göndermek, vergiyi iki katma çıkarmak ve parayı sultan adına bastırmak şartıyla barış yapmaya zorladılar. Ele geçirilen topraklara Türkmenler yerleştirildi.

Sultan Alaeddin Keykubad, Diyarbekir Artuklularının Mısır Eyyubîlerine bağlanmaları ve Moğolların önünden kaçarak Selçukluların doğu sınırlarında faaliyet gösteren Celaleddin Harizmşah ile ittifak yapmaları üzerine doğu seferine çıktı (1226). Kahta, Hısnı Mansur (Adıyaman) ve Çemişkezek’i ele geçirerek üstüne gelen müttefik kuvvetlerini yendi. Bundan soma Eyyubilerle bir antlaşma yaptı.

1228’de Mengücükoğullarının elinde bulunan Erzincan, Kemah ve Şebinkarahisar’ı ülkesine kattı. Sultanın savaşta olmasından yararlanan Trabzon imparatoru Andronikos, Samsun ye Sinop’a saldırdı. Bunun üzerine Alaeddin Keykubad, Bayburt-Maçka üzerinden Trabzon’a giderek şehri kuşattı.

Fakat havaların çok kötü gitmesi Trabzon’un fethine engel oldu. Sultan Alâeddin Keykubad ile Celâleddin Harizmşah arasında başlayan iyi ilişkiler, Harizmşah’ın Ahlat’ı ele geçirerek tahrip etmesi ve halkını öldürmesi üzerine bozuldu.

Ağustos 1230’da Erzincan yakınlarındaki Yassıgemen’de Celâleddin Harizmşah’ın ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Kısa bir süre sonra da Erzurum ele geçirildi. Celâleddin Harizmşah’ın 1231’de ölümü üzerine, Moğollarla Selçuklular komşu oldular.

Moğolların bazı yağma hareketleri Malatya’ya kadar uzandı. Moğol tehlikesini daha önce fark etmiş olan Alaeddin Keykubad, ülkesini bu tehlikeden uzak tutmak için Ogeday’ın oldukça ağır tekliflerini kabul etmiş gibi göründü ve sınır bölgelerini tahkime başladı, ümeradan Kemaleddin Kamyar’ı, Van gölü çevresinin ye Kuzey Tiflis’e kadar olan yerlerin alınmasıyla görevlendirdi. Bir yandan da kaleleri tahkim ettirerek içine askerî birlikler yerleştirdi.

Celaleddin Harizmşah’ın ölümünden sonra selçuklu hizmetine giren harizmli askeri birlikleri de bu sınır kalelerine naklediliyordu.

Büyük stratejik önemi olan Ahlat’ın Selçuklular tarafından ele geçirilmesi (1232), Mısır Eyyubileriyle Anadolu Selçuklularım karşı karşıya getirdi. Melik Kamil’in Anadolu’ya gönderdiği birlikleı yenilgiye uğradı.

Sonra Harput, Urfa, Harran ve Rakka selçuklu hakimiyetine girdi; fakat karşı harekete geçen Melik Kamil’in Mardin’i alarak tahrip etmesi, Alaeddin Keykubad’ı Eyyubîler üstüne bir sefer yapmağa zorladı. Selçuklu ordusu Kayseri yakınlarında toplandı.

Hareketten önce ülkenin kaderi üstüne bazt önemli kararlar alındı; fakat verilen bir ziyafette Alaeddin Keykubad’ın zehirlenerek ölmesi (1237) üzerine bu kararlar uygulanamadı.

Sultan Alaeddin Keykubad devrinde Anadolu devleti siyasî, askerî ve İktisadî balamdan en parlak devrini yaşadı. Alaeddin Keykubad’ın ölümü, Anadolu Selçuklularının bir dönüm noktasıdır.

Moğol tehlikesinin çok yaklaştığı bir sırada ölen sultanın yerine yeteneksiz bir kimse olan Gıyaseddin Keyhüsrev II’nin geçmesi çöküntünün başlamasına ve hızla artmasına yol açtı.

Yeni sultanı baskısı altına alan Sadeddin Köpek, devlet ileri gelenlerini yavaş yavaş ortadan kaldırmağa başladı, özellikle harizm beyi Kayır Hanı öldürtmesiyle Selçuklu hizmetine girmiş olan harizmli kuvvetlerin isyanına sebep oldu.

Sadeddin Köpek, devlet büyüklerini ortadan kaldırdıktan sonra Selçuklu tahtını kolaylıkla ele geçireceğini düşünüyordu; fakat bu düşüncelerini uygulayamaman durumu anlaşıldı ve öldürüldü (1239). Onun ölümünden sonra devlette bir düzelme başladı.

Bazı şehirler ele geçirildi; fakat sarsıntı hâlâ devam ediyordu. Moğol istilâsından kurtularak, büyük topluluklar halinde Anadolu’ya giren Türkmenler, Baba İshak adlı bir türkmen şeyhinin önderliğiyle isyan ettiler.

Bu isyan 1241’de zorlukla bastırıldı. Baba İshak isyanını moğol istilâsı takip etti. 1241’de Erzurum’u ele geçiren Moğollar, karşılarında dayanabilecek bir kuvvetin olmadığını anladılar.

Baycu Noyan kumandasındaki moğol ordusu Anadolu’ya girerek temmuz 1243’te Sivas’ın doğusunda bulunan Kösedağ’da, selçuklu ordusuyla karşılaştı; yapılan savaşta selçuklu ordusu Moğollar karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Sultan Keyhüsrev II, Antalya’ya kaçarak Anadolu’yu Moğollara bıraktı.

Kösedağ yenilgisi siyasî çöküntüyü hızlandırdı. Keyhüsrev’in 1246’da ölümünden sonra, küçük yaştaki üç oğlunun ve devlet ileri gelenlerinin mücadeleleri, Moğolların da karışmasıyle devleti yıprattı. Vezir Muinüddin Süleyman Pervane’nin 1277’ye kadar iktidarda kaldığı devre, bir bakıma düzenli geçtiyse de, moğol baskısı devam etti. Sultanın zayıf durumda olması yüzünden Karamanlılar isyan ederek Konya üstüne yürüdüler (1260); fakat bir sonuç alamadılar.

1277’de Cimri (Gıyaseddin Siyavuş), Selçuklu tahtını elde etmek için isyan etti; Karamanoğlu Şemseddin Mehmed Bey ile birlikte hareket ederek Konya’yı eline geçirdi. Fakat Moğolların müdahalesi üzerine başarılı olamadı. Anadolu halkı, bu başarısızlıklar üzerine Meliküzzahir Baybars’a başvurarak onu Anadolu’ya çağırdılar.

1277’de Kayseri’ye kadar gelen Sultan Baybars, Selçuklu geleneklerine göre ve törenle Selçuklu tahtına oturdu. Fakat Baybars Anadolu’da kalmadı ve Mısır’a döndü; bunun üzerine Anadolu’ya giren ilhanlı hükümdarı Abaka Han, Selçuklulara oldukça sert davrandı ve birçok kimseyi öldürttü.

Bu arada Muinüddin Süleyman Pervane de öldürüldü. Anadolu Selçuklu devletinin toparlanması imkanı kalmamıştı.

Aynı aileye mensup sultanlar vardı; fakat onların hiç biı nüfuz ve siyasî önemleri kalmamıştı. Bu durum 1308’e kadar devam etti; gittikçe zayıflayan moğol baskısı karşısında, Türk beyleri yer yer direnişe geçtiler ve böylece Anadolu beylikleri meydana çıkmaya başladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir