Cemaleddin Afgani Kimdir,Hayatı

Cemaleddin Afgani Kimdir,Doğduğu yer hakkında, Afganistan’da Kâbil yakınlarında Esedâbâd veya İran’ın Hemedan yöresindeki Esedâbâd olarak iki söylenti vardır.

Cemaleddin Afgani Hayatı

Ailesi yarı bağımsız bir emirliğin başında idi. Afgan kralı Dost Muhammed Han bu emîrliği ortadan kaldırarak 1845’te Cemaleddin Afgani ve ailesini Kabil’e götürdü; İslâmi ilimleri en ileri safhalarına kadar Kâbil medreselerinde okudu, islâm dünyasında geçerli felsefe ve müspet ilimlerle ilgilendi.

1897’de Hindistan’a gitti ve orada Batı kültürü ile temasa geldi; 1858’de hacca gitti, daha sonra Dost Muhammed Hanın hizmetinde çalıştı.

Bu hükümdarın ölümünden sonra Muhammed A’zam’ın emirliği sırasında ona vezirlik etti; A’zam tahttan indirilince hacca gitmek bahanesiyle Afganistan’dan Hindistan’a kaçtı (1868), Bir süre sonra Kahire’ye gitti; burada kaldığı 40 gün içinde Ezher medresesi çevreleriyle ilgi ve dostluk kurdu.

1870’te İstanbul’a geçti. Burada yakınlık gördü. Kendisine Meclisi Kebiri Maarif ve Encümeni Dâniş üyeliği verildi. Dârülfünun’da da ders verdi.

Fakat bu dersler ve konferanslarda zararlı fikirler yaydığı, şeyhülislâm tarafından ileri sürüldü; aleyhine bir risale yayımlandı. Bunun üzerine hükümetin de emri ile Mısır’a gitti. Hidiv hükümeti kendisine dolgun bir aylık bağladı.

Etrafına toplanan gençlere felsefe ve kelam ilminden bahsederek eser yazmalarını teşvik ediyordu. Çevresinde bulunanlara milli cereyan fikrini aşılayarak meşrutiyet yönetimi ve kurumlarına ilgi uyandırmaktan da geri kalmamıştı.

Mısır’daki İngiliz komiseri bu durumdan hoşlanmayarak kendisini buradan uzaklaştırdı (1879). Cemaleddin Hindistan’a gitti, fakat orada uzun süre hapsedildi. Mısır’daki Arabi Paşa isyanı bastırıldıktan sonra serbest bırakıldı.

Hindistan’dan Amerika’ya, sonra Londra’ya (1883), oradan da Paris’e gitti.

Burada Renan ile birlikte Journal des Debats’da siyasetle ilgili makale ve çeşitli kalem tartışmaları yayımladı. İngiltere’nin islâm memleketleri üzerindeki nüfuz ve hakimiyetini şiddetle tenkit etti.

1879’da İngiltere’den sınırdışı edilince Hindistan’da oturmaya mecbur edildi. Burada materyalizm üzerine bir inceleme yazdı. Serbest bırakılınca Amerika, İngiltere ve Fransa’ya gitti.

Düşüncelerini Muhammed Abduh ile birlikte bir hint-müslüman cemiyetinin parası İle çıkardıkları El-Urvet-ül-Vuska (Çözülmez Bağ) adındaki dergide yayımlamıştı. Bu dergi islâm dünyasında çok etkili oldu.

İran şahı Nasirüddin tarafından davet edilen (1886) Cemaleddin, sağlık sebebi ie oradan ayrılıp Rusya’ya gitti. İran şahının tekrarlanan davetleri üzerine 1889’da yine İran’a döndü.

Gittikçe artan etkileri karşısında sadrazam Mirza Ali Asgar Hanın kışkırtmasıyla şahın gözünden düştü. Bir ara Şah Abdülazlm türbesine sığınmak zorunda kaldı.

1891’de İran’dan çıkanldı. Bağdat’a ve Basra’ya gitti, izzet Paşa kendisini iyi karşıladı, fakat Cemaleddin, hükümetten gelecek cevabı beklemeden İngiltere’ye geçti.

Oradaki yazılarıyla İran hükümetini güç durumlara düşürdü. 1892’de Abdülhamid II tarafından İstanbul’a yerleşmek üzere davet edildi; İstanbul’a geldi. Kendisine Beşiktaş’ta bir konak verildi.

Nasirüddin Şah’a yapılan suikastten sonra göz hapsine alındı. 9 Mart 1897’de kanserden öldü. Eserleri arasında, maddecilik aleyhindeki Dehriye, Afganistan tarihi olan Tetim-met-ül-Beyân, Makalât-ı Cemaliye, Elbeyân fil-ingiliz ve l’Afgan tanınmıştır.

İslâmi bilgisi geniş olduğu halde, daha çok el-Seyyid ve el-Seyyidül-Hüseynı takma adıyla siyasi makaleler vazdı. Ziya-ül-Hâfıkeyn adlı ingilizce-arapça derginin de kurucularından ve yazarlarındandı.

Bir cevap yazın