Cerrahi

Cerrahi Tıbbın en eski dallatından biridir. İlaçla ya da başka tedavi yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı bozukluklarının ameliyatla onarılmasına ya da hastalıklı organı kesip çıkararak iyileştirilmesine dayanır.

İnsanlar tunç ve demiri kullanmaya başladıktan sonra makas, iğne ve daha karmaşık aletler yaparak, hastalıkları ameliyatla iyileştirmenin yollarını aradılar.

Ama kullandıktarı aletleri ne kadar geliştirseler de hastaların çoğu ameliyat sonrasında ölüyordu. Ölüm nedeni bazen hastanın ameliyat sırasında duyduğu ağrıya dayanamayarak şoka girmesi, bazen de yaraların yeterince temiz tutunmamasından kaynaklanan kan zehirlenmesiydi.

Doktorlar ameliyat sırasında duyulan ağrıyı azaltmak için, ameliyattan önce çeşitli bitkilerden elde edilen esrar, afyon gibi uyuşturucu ilaçlar ya da alkol vererek hastaları uyuşturmaya çalıştılar. Ama bu önlemlerden hiçbiri tam anlamıyla çare olmadı. İlaç verilince hasta ağrı duyamayacak kadar derin bir uykuya dalsa bile, bu kez ilacın etkisiyle ölebiliyordu.

Pek çok cerrah, nedenini bilmeksizin, yaraları temiz tutmanın iyi sonuçlar verdiğini fark etti. Hayvanların çoğu bir yerleri yaralandığında dilleriyle yalayarak yarasını temizler.

Belki bu davranıştan esinlenerek yaraları emip olabildiğince temiz bezlerle kapatmayı denediler. Ama gözle görülemeyen ve varlığı bilinmeyen bakterilerin ya da mikropların yol açtığı enfeksiyonlar hâlâ önlenememişti.

Anestezi ve Antiseptikler

Çağdaş cerrahi yöntemleri 19. yüzyılda, anestezinin ve mikropların keşfedilmesinden sonra başladı. Hastanın eter ve kloroform buharları ya da güldürücü gaz denen diazot monok sidi soluduğunda bilincini tümüyle yitirdiğini, sonra da hiçbir zarar görmeden uyandığını gören cerrahlar 1840’lardan sonra bu maddeleri ameliyattan önce hastalara uygulamaya başladılar. Böylece hastanın üzerinde daha uzun süre ve daha özenle çalışıp değişik yöntemleri deneyebildiler.

Ne var ki, anesteziklerin bulunmasıyla hastanın ağrı duyması ve şoktan ölmesi önlenmiş, ama ameliyat sonrası enfeksiyonlardan kaynaklanan ölüm oranı düşürülememişti.

En sonunda Fransız bilgin Louis Pasteur bakterileri keşfetti; İngiliz cerrah Joseph Lister da yaralardaki iltihaplanmanın bu mikroplardan ileri geldiğini fark etti.

Eğer bu mikroplar öldürülür ya da yaralardan uzak tutulurlarsa hastanın iyileşme şansı daha yüksek olacaktı. Lister mikropları öldürmek için değişik antiseptikleri denedikten sonra en uygununun fenol (karbolik asit) olduğunda karar kıldı.

Başlangıçta Lister’ın bu düşüncesi benimsen-mediyse de, 1860’larda, hastalarından çoğunun ameliyattan sonra iyileştiği görülünce diğer doktorlar da bu yöntemleri benimsediler. Böylece cerrahinin altın Çağı başlamış oldu.

Çağdaş Cerrahi

Günümüzde, mikropların yaraya yerleştikten sonra öldürülmesi yerine, ameliyat salonu ve kullanılacak bütün gereçler önceden uygulanan asepsi yöntemleriyle mikroptan arındırılır, yani steril duruma getirilir.

Çağdaş bir ameliyat salonunda, bütün yüzeyler en küçük bir kiri bile gösteren ve kolayca temizle nebilen sert, beyaz maddelerden yapılmıştır. Salonun duvarları, ameliyat masası ve öbür mobilyalar genellikle fayanstan, camdan, krom ya da paslanmaz çelik gibi metallerden yapılır ya da emaye kaplanır.

Kullanmadan önce bütün aletler kaynatılarak, morötesi ışınlara tutularak ya da kimyasal maddelerle yıkanarak mikroptan arındırılır. Cerrahlar ellerini ve kollarını önce su ve sabunla, sonra hafif antiseptiklerle yıkarlar. Ameliyat ekibi yaraya mikrop bulaştırmamak için steril giysiler, kep ve maske kullanır.

Bu sırada hastanın ameliyat yerindeki kıllar temizlenir, o bölüm yıkanır ve ameliyat masasına alınmadan önce sakinleştirici ve uyutucu ilaçlar verilerek hasta ameliyata hazırlanır.

Daha sonra hastanın bilincini yitirerek hiç ağrı duymaması için solunum yoluyla eter ya da etilen gibi anestezik gazlar verilir. Kalan mikroplan öldürmek için ameliyat yeri antiseptik maddelerle temizlenir ve vücudun öbür bölümleri steril örtülerle kapatılır.

Bir ameliyat ekibi, ameliyatı yürütecek olan cerrah ile aletlerin verilmesinde ve öbür işlerde ona yardımcı olan asistan cerrahlar ve hemşirelerden oluşur. Anestezi uzmanı ameliyat süresince hastayı yakından izleyerek kalp atışlarını, solunumu ve bilinç yitimini denetler.

Cerrah, ameliyatın yapılacağı organa ya da bölgeye ulaşıncaya kadar, neşter denen küçük ve keskin bir bıçakla deriyi keser. Bu arada kesilen kan damarlarının açık uçlarını kıskaçlarla tutturarak kanamayı engeller ve gerekli cerrahi işlemleri yapar.

Ameliyat bitince, neşterle açtığı yarayı penslerle düzgün biçimde birleştirip iğne iplikle diker. Bunun için genellikle katşüt denen özel bir iplik kullanılır. Bu iplik hayvan bağırsaklarından yapılmıştır; adı da “kedi bağırsağı” anlamındaki İngilizce catgut teriminden dilimize geçmiştir.

Kesik kan damarları da uç uca getirilip dikildikten sonra hasta odasına götürülür; burada anestezinin etkisinden kurtularak ayılır ve yeterince iyileşinceye kadar hastanede bakım altında tutulur.

Vücudun bütün bölümleri ve organlan kesilip çıkarılamaz, ama hepsi ameliyatla iyileştirilebilir. Bağırsakların yalnızca bir bölümü, sindirimi engellemeyecek biçimde kesilip çı karılabilir ve uçlan birleştirilerek dikilir. Kalınbağırsağa bağlı olan apandis ve karaciğere bağlı olan safra kesesi genellikle bütünüyle çıkarılıp alınır. Midenin yaklaşık üçte birinin çıkarılması da yaşamı tehlikeye atmaz.

Diğer ameliyat türleriyle karşılaştırıldığında, deri, kas ve kemik cerrahisinde çok daha rahat çalışma olanağı vardır. Derinin büyük bölümü yandığında ya da yaralandığında, vücudun başka bölümlerinden alınan sağlam deri parçaları örselenmiş bölüme aşılanabilir. Buna deri aşılama ya da deri nakli denir..

Kafatasının açılması cerrahinin ilk uygula malarından biridir, ama beyin ameliyatlarının başlangıcı oldukça yakın zamanlara rastlar. Beyin, omurilik ve bütün sinir sistemiyle ilgili cenahi dalma nöroşirurji ya da sinir cenahisi denir. Cerrahlar kafatasını açarak beynin bazı bölümlerini kesebilir, ur ya da metal parçalar gibi yabancı maddeleri çıkarabilirler,

Bugün kalp cerrahisiyle çok iyi sonuçlar alınıyor. Özellikle doğuştan olma yapı bozukluklarının bebeklik ve erken çocukluk çağında onarılması ya da yetişkinlerde uygulanan açık kalp ameliyatları kalp-akciğer makinesinin bulunmasından sonra gerçekleştirilebilmiştir. Ameliyat sırasında kalp durduğu zaman kan dolaşımı bu makine aracılığıyla sağlanır.

Böylece kalp cerrahları hasta kalp kapakçıklarını değiştirebilir, hasta atardamarların yerine sağlam damar parçalan aşılayabilir. Hatta gerektiğinde yeni ölmüş birinden aldıkları organı “naklederek” hastalıklı kalbi tümüyle değiştirebilirler.

Yeni Yöntemler 

Her gün yeni cerrahi teknikleri geliştiriliyor’. Laser cerrahisinde, istenen yere odaklanan, yüksek enerjili, ince bir laser demeti kullanılır. Bu ışınlar yumuşak dokulan çok keskin bir bıçak gibi keserek ilerlerken, bir yandan da kesilen kan damarlarını ısıyla kaynaştırdığı için çok az kanama olur. Laser ışınları özellikle göz gibi çok hassas organların ameliyat edilmesinde kullanılır.

Mikro cerrahide özel büyüteçler ya da iki gözle bakılabilen mikroskoplar cerrahın dokuları en ince ayrıntılarıyla görmesini sağlar.

El titremesini önleyerek cerrahın kusursuz çalışabilmesi için bıçaklar, kıskaçlar emici borular ve öbür aletler kaldıraçlara ya da küçük dişli çarklara tutturulur. Mikro cerrahi, vücudun kopan parçalarının yeniden yerine yerleştirilmesine, kopan kan damarlarının ve sinirlerin birbirine eklenmesine olanak verir.

Cerrahlar bazen yaralanan ya da iş göremeyecek durumda olan organların yerine genellikle çeşitli metallerden ve plastikten yapılan yapay organlar takarlar. Bu yapay organlann tasarımlanması ve geliştirilmesi biyomühen-disliğin konusudur .

Kalp atışlarının düzenli olmasını sağlayan elektronik uyarıcılar (kalp pilleri), yapay kan damarları ve kalp kapakçıkları; yapay kalpler; yapay soluk borusu ve akciğerler; göz mercekleri; kırılan kemikleri birleştirmek ve desteklemek için takılan metal iğneler; diz, dirsek, bilek ve parmak eklemleri; takma dişler, takma kol ve bacak biyomühendisliğin sağladığı olanaklardan bir bölümüdür.

Bazı takma kol ve bacaklara sinir iletilerini alabilen elektronik alıcılar eklenir; bu alıcılar da uyanları küçük bir elektrik motoruna aktararak kol ya da bacağın beyinle eşgüdümlü olarak hareket etmesini sağlar.

Bugün cerrahinin en büyük gelişmelerinden biri, vücudu kesip açmadan iç organların görülebilmesini sağlayan çeşitli argıtlardır.

Uzun, esnek bir boru olan endoskop, sindirim boşluğuna ve öbür vücut boşluklarına girebilen ve dönemeçlerde yönünü değiştirebilen bir teleskop gibidir. Ucunda içeriyi görmek için bir ışık ve mercek, ilaç ya da başka bir madde akıtmak için bir boru ve doku örnekleri almak için küçük bir kıskaç olabilir.

Bir başka aygıt, kasıktaki bir toplardamardan sokularak kalbe kadar uzatılabilen ince, uzun, esnek bir borudur. Kateter ya da sonda denen bu aygıt yardımıyla, kan basıncı ölçülebilir, kan ve doku örnekleri alınabilir ve X ışınlarına tutulduğunda kan damarlarını gösteren özel boyalar verilebilir.

X ya da röntgen ışınlan iç organların radyografi ve tomografi gibi ileri tekniklerle incelenmesine, sesüstü (ültrason) dalgalar da iç organların hareketli görüntüsünü bir ekran üzerine yansıtan ültra sonografi yöntemine olanak sağlayarak cerrahinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir