Çeşmeler

Çeşmeler,Bunlar daha çok tapınakların bütünü içinde yer alan kutsal temizlenme yerleridir, önlerinde yine kutsal bilinen bir yalak vardır.

Çeşmelerin Tarihçesi

Bu temizlenme yerinden yalnız kral, başrahip ve rahipler faydalanabilirler. Ancak, ele geçirilen bazı künk parçaları ve taş yalaklar doğal pınarlardan halkın faydalanması için suyun künklerle çeşmelere aktarıldığını göstermektedir. Günümüze kadar sağlam kalan en eski çeşmeler Urartu devrine aittir (M.ö. IX.-VIII. yy.). Van’da, Çavuştepe Urartu kalesinde sarayın kadınlar dairesinde ve mutfak kesimlerinde meydana çıkarılan çeşmeler dikkat çekicidir.

Taştan muntazam oluklarla aktarılan su, ana kayaya oyulmuş yuvarlak yalaklara dökülmektedir. Diğer Urartu kalelerinde de çeşmelerle ilgili kanal ve künklere rastlanmıştır.

Anadolu’nun tipik çeşmeleri M.ö. X. yy.dan itibaren Grek yerleşme yerlerinde, agoralarda görülür. Çeşme binaları bu pazar yerlerini süsleyen ve aynı zamanda halkın ihtiyacını karşılayan tipik yapılardır. Batı Anadolu İon şehirlerinde güzel çeşme örnekleri vardır.

Çeşmelerin abide niteliğin,de yapılması helenistik devirle başlamış ve roma devrinde esas karakterini kazanmıştır. Şehrin genel su ihtiyacını karşılamak üzere çevreden kanal veya kemerlerle getirilen su büyük havuzlara aktarılmakta ve şehre dağıtılmaktadır, Nimpheum adı verilen bu çeşme binaları çok zengin mimari tezyinat gösteren iki veya üç katlı bir cep’he ile, önünde yer alan havuz ve çeşmelerden kuruludur. Cephe, sütunlarla desteklenen bir yarım çatıyla örtülür.

Nişlerin içinde. tanrı, tanrıça, kahraman veya şehrin önemli şahsiyetlerinin heykelleri yer alır. Efes, Bergama”, Side ve Perge” v.b. antik şehirlerde bu yapıların canlı Örnekleri vardır.

Bu eserler Roma’nın zengin çeşme binalarıyla boy ölçüşecek niteliktedir. Çeşme ve çevresi daima sosyal faaliyetlerin kaynaştığı bir yer olarak da önemlidir. Bu durum Eskiçağdan bu yana günümüzde de hâlâ canlılığını muhafaza etmektedir.

Eski Yunanda çeşmelerin, din hayatına katıldığı ölçüde önem kazandığını gerek vazolar üstüne yapılmış resimler, gerekse edebi eserler göstermektedir. Atina’daki Kallirhoe, Korinthos’taki Peirene, Siracusa’daki Arethusa böyle ünlü çekmelerdendi. Eski Roma’da da topraktan fışkıran suya karşı aynı saygı duyuluyordu. Su, bir hayvanın burnundan, bir perinin taşıdığı testiden veya bir çocuğun taşıdığı amfordan, süslü bir hazneye dökülürdü. Ostia’da, Pompeii’de, Timgad’da değişik çeşme kalıntıları görülür.

Roma’da koni biçiminde yüksek bir yapı olan Meta sudan çeşmesi imparatorluk çağından kalmadır.

İtalya Çeşmeleri

Şehircilikte anıt şeklinde çeşmelere İtalya’da her çağda büyük Önem verildi. Halk, çeşmeleri o kadar benimsemişti ki, bunlar bir şehrin canlılığının ve güçlülüğünün sembolü olarak kabul ediliyordu. Ortaçağ boyunca Siena’da, Perugia’da anıt Şeklinde çeşmeler yapıldı. Siena’daki Fonte Branda’nm adına 1081’den kalma metinlerde rastlanır. 1198’de büyütüldü, 1246’da elden geçirilerek üç kemer eklendi. I275’te Niccolo Pisano, Perugia’da ünlü Maggiore çeşmesinin yapımına başlıyordu. Bu çeşmeyi oğlu Giovanni 1278’de bitirecekti. Bu iki katlı çokgen yapı, çağının sanatını her yönüyle yücelten heykel ve kabartmalarla süslenmişti.

XIV. yy.da Siena’yı birçok güzel çeşme süslüyordu: gotik bir revak biçiminde yapılmış Fonte Nuova ve 1343’te yapılan Fonte Gaia. Bu çeşme için Jacopo Della Quercia 1409’dan 1419’a kadar çalışarak kabartmalar hazırlamıştı.

Floransa en güzel çeşmelerini özenticilik (manierismo) akımını temsil eden heykeltıraşlara borçludur: Ammannanti, Signoria alanında, sonradan P, Tacca ve Giambologna’nın tamamladığı Nettuna çeşmesi’ni yaptı (1563-1575).

Barok sanat Roma’yı çeşme yönünden daha da zenginleştirdi. Bu çeşmelerde çeşitli su oyunları yaratıldı; mübalâğalı heykellerle görülmemiş kompozisyonlar yapıldı. Bunlar arasında en güzeli Navona alanındaki Çeşmedir.1647-1651 Yılları arasında Bernini tarafından yapıldı. Barberini alanındaki Triton da aynı sanatçınındır (1640). Setlerinden dökülen sularının arkasında bir zafer takı ile gerçek bir sarayın ön yüzü yükselen Trevi çeşmesi Salvi ve Maini’nin eseridir (1735-1763)

Fransa Çeşmeleri

Ortaçağda anıt şeklindeki çeşmelere Fransa’da pek rastlanmazdı. Jean Goujon’un 1550’de biçimlerinde değişiklik yaptığı Saint-Lazare ve İnnocents çeşmeleri Paris’te XIV. yy.in başından beri akıyordu. Rönesans, eskiçağ sevgisini çeşmelerde yeniden canlandırdı (Gaillon, Blois, Verneuil. Anet şatoları). Arcueil su kemerinin yapımından sonra, özellikle XVII. yy.da Paris’te çekmeler çoğaldı. XVIII. yy.da sayıları yetmişi buluyordu. Bunlardan mağara biçimindeki Medicis çeşmesi ve Palais-Royal’deki su şatosu gerçek anıtlardı. Bouchardon’un Grenelle sokağında yaptığı çeşmeyi de sayalım, Louis XIV, Versailles sarayının bahçesinde çok sayıda çeşme yaptırdı.

Paris dışında da fransız sanatı, bütün anlatım tarzlarıyla bu faydalı yapı türünü uyguladı. Nancy’de Stanislas alanındaki çeşmeler bu türün örnek eserleri sayılır. XIX. yy.da da bu zevk sürdü (Concorde alanındaki çeşmeler, Saint-Michel çeşmesi). 1925’te yapılan milletlerarası sergide Rene Lalique’in preslenmiş camdan yaptığı çeşme ışıklandırılmıştı. Ortaçağda, seyyar çeşmeler çok boldu. Hemen hemen her büyük bayramda meydanlara ve köşe başlarına kurulur, kurnalarından su yerine şarap akardı. Bazı şatolarda, çeşmelerden güzel kokulu sular fışkırırdı. XIV. yy.da kralların sofralarını süsleyen, değerli madenlerden, üzerine mine, bazen de değerli taşlar işlenmiş küçük çeşmecikler yapıldı. Aynı yy.da «Jouvence» adı verilen çeşmelerin hangi amaçla yapıldığı pek bilinmiyor. Bu tür çeşmelerin hepsi XV. yy.da, gümüşten yapılma saray eşyasıyla birlikte kayboldu. Gümüşten yapılan süs çeşmeleri XVI. ve XVII.yy.larda daha az görülmeye – başlandı, XVIII. yy.da da ortadan kalktı.

Avrupa Çeşmeleri

Anıt şeklindeki çekmeler günümüzde de ünlüdür: Almanya’da Nürnberg’deki çeşme, Ispanya’da Granja şatosundaki çeşmeler, Granada’da Aslanlı bahçedeki çeşme.

Türk Çeşmeleri

Eski Türk mimarisinde çeşmeler’in önemli yeri vardı. Bunlar bulundukları yere ve yapılış sebeplerine göre,, mahalle çeşmeleri, oda çeşmeleri gibi çeşitlere ayrılırdı.

Mahallelerin su ihtiyacını karşılayan çeşmelerin arkasında kâgir bir su deposu bulunur; su. musluksuz bir lüleden akardı. Cepheleri oyma tezyinatla süslenir ve üstlerinde geniş, süslü bir saçak bulunurdu. Her çeşmenin taştan bir kitabesi vardı. Buraya çeşmeyi yaptıranın adı ve yapı tarihi yazılırdı. Anadolu’da, Selçuklular devrinde yapılan çeşmelerin en güzeli Sivas’ta Gök medrese çeşmesidir (1271).İki sıralı bordürün çevrelediği duvar yüzeyinde mermerden yapılmış, yonca yaprağı biçiminde bir niş içine alınmıştır. Niş kemeri iki renkli taştandır. Köşelerde plastik geçme motifleri ve üstte iki satırlık selçuk nesihiyle yazılmış bir kitabe vardır.

Yine Selçuklulardan kalma. Konya’da Sahibatâ camii (1258) ile’ Afyon’da Çay medresenin (1278) yanında iki önemli çeşme vardır.

Silivrikapı’daki Davutpaşa çeşmesi (1485) klasik devir çeşmelerinin en güzellerindendir. İstanbul’un meydan ve caddelerinde halkın yararlanması için yapılan âbidevî çeşmeler, Mimar Sinan’ın yaptığı su yoluna bağlıydı. Bu çeşmeler genellikle Lâle devrinde yapıldığından, o devrin üslûbu hâkimdir. En çok tanınanı Topkapı sarayının dış kapısı önünde Sultan Ahmed III’ün 1728’de yaptırdığı çeşmedir. Fatih’te Nevşehirli İbrahim Paşanın yaptırdığı çeşme (1730, yanyana iki bloktan meydana gelir) klasik Türk çeşmesi özelliklerine sahiptir.

Galata’da 1732’de yapılan Bereketzade çeşmesi Lâle devrinin eşsiz örneklerindendir. Sultan Mahmud I’in annesi adına yapılan bu çeşme tek cephelidir. Cephenin ortasında bir büyük, yanlarda iki küçük çeşme vardır. Taş üzerine oyma olarak lâle, gül, meyve gibi çeşitli motifler işlenmiştir.

Üsküdar’da Ahmed III tarafından yaptırılan 1729 tarihli çeşme, Mahmud 1 devrinde ve daha sonraki devirlerde onarım görerek şekil değiştirmiştir. Dörtgen bir plan üzerine dört cepheli, mermerden yapılan çeşmenin üzeri geniş saçaklı ahşap bir çatıyla örtülüdür. Eski resimlerinde, üst örtüsü üzerinde fener şeklinde küçük bir kubbe görülür. Her cephenin ortasında yer alan çeşmelerden başka her köşede birer küçük çeşme nişi bulunur. Köşelerin üst kısmında stalaktitli ve dilimli bindirmelikter yapılmıştır. Her cephe kabartma çiçek motifleriyle. sülüs ve tâlik yazılarla süslüdür. Denize bakan cephenin iki yanında, kenarları kabartma çiçeklerle süslü ve yarım kubbesi dilimli birer mihrap bulunur.

Ahmed III tarafından yaptırılan, 1732 yılında Mahmud I devrinde onarım gören Tophane çeşmesi de dört köşe planlı ve dört cephelidir. Her cephede, bir büyük niş ve iki yanda mihrap nişleri bulunur. Eski resimlerinden, geniş saçaklı ve küçük kubbelerle süslü ahşap bir çatısı olduğu anlaşılmaktadır. XVIII. yy. şair ve hattatlarından Nahifî’nin sülüsle yazılı tarih kitabesi, çeşmenin dört cephesini çevreler.

Lâle devrinin diğer önemli bir eseri Galata’daki Azapkapısı çeşme ve sebilidir. 1735 Yılında Mahmud I’in annesi Saliha Sultan tarafından yaptırılmıştır. Yer darlığı sebebiyle köşeli bir şekilde mermerden yapılan çeşmenin cepheleri oyma çiçeklerle bezelidir. Sebil ortada, çeşmeler yandadır.

1730 Yılından sonra yapılan çeşmeler barok üslûptadır ve çok sayıdadır. Bunlar arasında Beykoz’da İshakağa çeşmesi (1746) değişik pekliyle dikkati çeker. Çeşmenin önü sütunlu ve kemerli bir revakla örtülüdür. Kemerler ve tavan süslemeleri zengindir. Mermerden bir mihrap nişi içine alınmıştır. Barok üslûpta yapılan diğer önemli çeşmeler Fatih’te Yusufefendi çeşmesi (1757), Koska’da Ragıppaşa çeşmesi (1762), Kâğıthane köyünde Silâhtar Yusufpaşa çeşmesi (1764), Emİnönü’nde Abdülhamid I çeşmesi (1777), Gedikpaşa’da Şevkinihalusta çeşmesi (1780), Davutpaşa’da Hekimoğlu ali paşa çeşmesi (1782), Sultanahmet’te Nakşikadın çeşmesi (1788), Fatih’te Ebubekirağa çeşmesi (1793), Eyüp’te Mihrimah sultan çeşmesi (1801), Mısır çarşısında Hatice sultan çeşmesi (1806). Fatih’te Nakşidil sultan çeşmesi (1814), İmaret çeşmesi (1817). Kocamustafapaşa’da Mahmud II çeşmesi (1825), Yusuf paşa’da Ahmet ağa çeşmesi (1845), Aksaray’da Kethüda Halif efendi çeşmesi (1852), Sirkeci’de (1877), Tophane’de (1892) Abdülhamid 11 çeşmeleri ve Kadırga’da Esmasultan çeşmesi.

Saray ve konaklarda oda içlerinde, yüz yıkanması için yapıl an çeşmeler ise son derece süslü olurdu. Bunlardan en ünlüleri Topkapı sarayında Murad III odasındaki çeşme ile Abdülhamid I’in yatak odasındaki çeşmedir. Anadolu’nun diğer şehirlerindeki eski evlerde de buna benzer çeşmeler görülür. Bunlar daha çok barok veya mahalli üslûba göre yapılmış eserlerdir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir