Cezayir Tarihi

Cezayir Tarihi Bugünkü berberîler bu yerlilerin soyundan gelmiştir. Tirliler’in Kartaca’yı kurmalarından (M.Ö. 814-813) sonra Cezayir kıyıları Kartacalıla rın eline geçti; Kartacalılar kıyılarda ticaret tesisleri kurdular ve ülkenin iç kısmındaki önderler arasında beliren rekabeti kışkırtmak ve Kartaca’nın metbuluğunu kabul edenleri desteklemekle yetinerek iç kısımlara yayılmadılar.

Roma, Zama zaferinden (202) sonra Kartaca yıkılıncaya (146) ve Numidialı kral Jugurtha bozguna uğrayın caya kadar (105) aynı siyaseti izledi. Thap’sus savaşından sonra (46), Sezar, Numi dia’yı bir roma eyaleti haline getirdi.

Oc tavius, Mauritania’da koloniler kurdu, ama ülke ancak M.S. 42’de ilhak edilerek Mau-ritania Caesariensis ve Mauritania Tingitana şeklinde ikiye bölündü: iki Mauritania’yı Muluya ayırıyordu, imparatorluk yönetimi o tarihten itibaren Cezayir’in ve berberi ülkesinin öbür kısımlarının zenginleşmesini sağladı. Cezayir romalılaştı ve Hıristiyanlığı kabul etti.

Müslüman Cezayir

Müslümanlar VII.yy.ın ikinci yansında İf rikiye’yi aldıkları sırada, Cezayir’e de geldiler. İslâm orduları kumandanı Ukbe bin Nafi 670 yılında Kayrevan şehrini kurdu. Bu tarihten itibaren Batı Berberîleri İslâmlaşmaya başladılar.

Ukbe bin Nafi’den sonra kumandan olan Ebul-Muhacir, Tlemsen’e kadar ilerledi, Avraba’lar birliği ile yapılan savaşta birliğin başkanı Kuseyle’yi esir aldı. Daha sonra İfrikiye valiliğine getirilen Ukbe bin Nafi, Atlas okyanusu kıyılarına kadar bütün Kuzey Afrika’yı aldı.

Fakat dönüşte, Tehuda’da bir baskın sonucunda öldürülünce Berberiler bağımsızlıklarını elde etmek amacıyla ayaklandılar ve kısa süren bir devlet kurdular.

Kâhine’nin idaresinde Avras bölgesinde patlak veren ayaklanmalar büyük zorluklarla bastırıldı ve VIII. yy.da Fas’ın orta bölgesi Arapların idaresine girdi.

Berberîler de müslüman oldular ve özellikle müslüman olmayanlar gibi haraca bağlanmalarından hoşlanmayan Berberîler doğudan gelmiş olan haricî mezhebini kabul ettiler ve arap valilerinin kötü idaresi yüzünden 740 yıllarında Maysa ra’nın kumandasında isyan ettiler, önceleri Tanca’da başlayan ve sonraları bütün Mag rıp‘a yayılan isyan, VIII. yy.ın sonlarına kadar sürdü.

Arap kumandanı Kulsum’un Bagdura’da yenilmesi üzerine Berberîler if rikiye’ye kadar olan yerleri ellerine geçirdiler, Olayların doğuda Abbasi devletinin kuruluşu sıralarına rastlayışı yüzünden Ber berilere karşı bir harekette bulunulamadı.

Her ne kadar halife Mansur tarafından gönderilen Yezid bin Hatim kumandasın hakimiyetine almışlarsa da Fas’ın orta ve batı bölgelerine giremediler.

Buralar VIII. yy.ın son yıllarına kadar yerli kumandan ve başkanların İdaresinde kaldı, idris bin Abdullah, Avraba’ların da yardımını alarak Tlemsen şehrini ele geçirdi (809).

Daha sonra oğlu İdris II, Fas ülkesini idaresi altına aldı ve Fas şehrini kurdu. Buna rağmen Harun-ür-Reşid’in Afrika’ya vali olarak tayin ettiği İbrahim bin el-Agleb soyundan gelen Aglebiler, Fas’ın orta ve batı bölgelerini zaptedemediler.

Sadece ifrikiye ve Konstantin eyaletlerini aldılar. Aglebîlerin X.yy.da Fatımîlere yenilmesiyle buradaki aglebı hâkimiyeti sona erdi.

Fatımîler X.yy.ın ortasında çeşitli savaşlardan ve ayaklanmaların bastırılmasından sonra hemen bütün Afrika’yı ellerine geçirdiler.

Bu arada Endülüs Emevîleri, Afrika kıyılarında birkaç şehre hakim oldularsa da kısa bir süre sonra bu şehirleri yeniden Fatımîlere bırakmak zorunda kaldılar.

Fatımî halifesi El-Mansur, Fas’ın orta bölgesinin idaresiyle Berberî Sanhace’leri başkanı Zirî bin Menad’ı görevlendirdi.

Bunun oğlu olan Bülukkin. Cezayir, Medea ve Milyana şehirlerini kurdu. Fatımîler Mısır’ı aldıktan (969) sonra başkentlerini buraya taşıdılar. Bu durum Fas bölgesindeki berberi valilerinin başkaldırmalarına sebep oldu.

Berberî valisi Hammad Benî Hammad kalesini başkent yaparak denizden Ziban’a ve Hodna’dan Tiaret’e kadar olan toprakları içine alan bir devlet kurdu. Hammadîler, Zirîler ve Murâbıtlarla uzun süren savaşlar yaptılar. Hammadîlerden el-Nâsır hükümet merkezini Hammad kalesinden Bicaye’ye nakletti.

Ayrıca, papa Gregorius VII ve İtalyanlarla iyi geçinmeye dikkat etti. Oğlu El-Mansur (1022-1105) Cezayir yakınlarına kadar gelmiş olan Murâbıtları batıya sürdü. XI.yy.ın başlarında Cezayir ülkesi berberî hükümdarları arasında bölünmüştü.

Bu sırada İfrikiye’deki Zirîlerle, Mısır’daki Fatımîlerin arası açıldı. Bu durumdan faydalanan Hilâlîler, kuvvetli çeteler kurarak ifrikiye’yi yağma edip, Fas’a girdiler.

Hilâlîler, Fas’ın dağlık ve iyi tahkim edilmiş kaleleri dışında bütün ova ve yaylaları ellerine geçirdiler. Cezayir’in etnografyası ve tarihi üzerinde derin etkiler yapan hilâlî istilâsı XII. yy.ın sonunda sona erdi. Buna rağmen yerleşmeler ve kaynaşmalar XIV.yy.a kadar sürdü.

Hilâlîlerin bu kararsız idaresi, ülkeyi Batidan gelen istilâlara açık bir duruma soktu. Nitekim. Murâbıtlar Fas’ı istilâ ederek Agadir’i (eski Tlemsen) aldılar ve Tagrart (şimdiki Tlemsen) şehrini kurdular. Ayrıca Cezayir yakınlarına kadar bütün toprakları elde ettiler.

Fakat buralarda hâkimiyet devam ettirilemedi. Daha sonra Muvahhitlerden Abdülmümin, Murâbıtlardan birçok yeri aldı. Bunlar içinde Cezayir ve Bicaye şehirleri de dahil olmak üzere birçok yer vardı.

Benî Hammad kalesini yıkarak halkını dağıttı. Setif yakınlarında Hilâlîlerle yapılan ve dört gün süren savaşta Hilâlîlere karşı kesin bir zafer kazanıldı.

Sicilyalılar, İçinde bulundukları karışık durumdan istifade ederek aldıkları limanlan zaptettiler ve ülkenin sınırlarını Atlas okyanusuna kadar uzattılar.

Bütün Berberistan’ı hâkimiyeti altına almasına rağmen, Abdülmümin’den sonra gelenlerin zamanında da uzun süren savaşlar oldu.

1237 Yılında Muvahhitler devleti parçalandı ve Tunus’ta Hafsî’ler hanedanı kuruldu. Bu sırada Hilâlîler, Berberîleri Sahra’dan sürdüler. Berberîler de Zeyyâninin başkanlığında Tlemsen’de yerleştiler ve Zeyyanîler adını aldılar.

Merinîler 1269’da Murâbıtların hâkimiyetindeki Magrıp’ı ve Fas’ı ele geçirdiler. Fas bölgesi XIV. yy.da Hafsî. Merinî, Zeyyanîlerin sürekli ve sonuçsuz savaşlarına sahne oldu. Bu durumdan yararlanmak isteyen İspanyollar Cezayir.

Oran, Bicaye, Tlemsen gibi şehirleri idarelerine aldılar (1505-1512). Cezayir’de osmanlı idaresi Oruç Reis ve Hızır Reis (Barbaros Hayreddin Pasa) ile başladı. 1516 Yılında Oruç ve Hızır Reisler İspanyolları Bicaye’den çıkartmak istedilerse de bunu başaramadılar.

Bicaye’nin 60 mil doğusundaki Çiçel’i alıp,’ sonra da kara yoluyla kendilerinden yardım isteyen Cezayir üzerine gidip şehri işgal ettiler (1516).

İspanyollar Karl V’ten yardım istediler. Karl V’in gönderdiği donanma Oruç Reis’i buradan çıkaramadı. Oruç Reis Cezayir’e sahip olunca hükümdarlığını ilân etti ve içerilere doğru ilerlemeye çalıştı. Cezayir’i savaşla geri alamayan ispanyollar. Tlemsen emîrini bu işe memur ettiler.

Fakat durumu vaktinde haber alan Oruç, Tlemsen’i zaptetti; burada müdafaaya girişti ve yedi aylık kuşatmadan sonra bir yarma hareketinde öldü.

Yerine kardeşi Hızır Reis geçti. Hızır Reis daha sonra Yavuz Sultan Selim’e baş vurarak yardım talebinde bulundu.

Yapılan askerî yardımın dışında emîrlik beratı ve iki üç bin kadar da asker yollandı. Cezayir’in Hızır Reis’in eline geçmesi üzerine rahatları kaçan Tlemsen ve Tunus hükümdarları Cezayir halkını isyana kışkırttılar.

Tlemsen hükümdarlarının, Fas’a kaçmış olan Mesud ve Abdullah isimlerindeki iki kardeşinden Mesud bir ara Tlemsen hükümdarı oldu. Daha sonra Tunus hükümdarının teşvikiyle isyan eden ibnülkadı mağlup edildi.

Fakat Türkler ile Araplar arasında ikilik çıkması üzerine Hızır Reis. Cezayir’i terk edip deniz seferleri yapmak üzere Çiçel’e çekildi (1524). 3 Yıl sonra yeniden Cezayir’e sahip oldu.

Akdeniz’e açılarak İspanyollar ile deniz savaşları yaptı. 1530 Yılında Penon veya Adakale’yi aldı. Aynı zamanda Cenevizli amiral Andrea Doria ile uzun süre deniz savaşları yaptı. Hattâ bir ara ispanya kıyılarındaki müslümanları Afrika yakasına nakletti.

70 000 Endülüs müslümammn taşınması sırasında gemilerin yolu İspanyollar tarafından kesilince Koyunluca’da bir deniz savaşı yapıldı. Sultan Süleyman kendisine bir ferman göndererek İstanbul’a çağırdı. 1532 Ağustos ortalarında yola çıkan Barbaros birçok gemi ve ganimetle 1533’te İstanbul’a vardı.

Sultan Süleyman, Barbaros’a beylerbeyilik rütbesiyle bütün tersane işlerinin idaresini verdi. Daha sonra Barbaros Güney İtalya kıyılarını vurdu ve Cezayir’e gitti. Tunus’u İşgal etti.

Tunus hükümdarı Mevlây Hasan’ın Tunus’u geri alma çabaları sonuç vermedi. Barbaros’un İstanbul’da olduğu sıralarda Cezayir beylerbeyliğine vekâlet edenler, serbestçe korsanlık ediyorlardı. Karl V bunun önüne geçmek için 1541 yılının sonbaharına doğru Andrea Doria ile birlikte Cezayir üzerine yürüdü. Fakat kaleyi savunan Barbaros’un ekili ve evlâtlığı Hadım Hasan Ağa karşısında çaresiz kalarak 1541 aralık ayında geri çekilmek zorunda kaldı.

Barbaros’tan sonra Cezayir beylerbeyiliğine kaptanıderya Piyale Paşa ve daha sonra Mü*ezzinzade Ali Ağa getirildi. Bunlar ve diğer kumandanlar zamanında da Karl V ve daha sonra oğlu Philippe II arasında uzun yıllar mücadele oldu. Fas hükümdarı İspanyollarla iyi geçinerek mevcudiyetini devam ettirmişti.

Bu da Osmanlıların Afrika’da yayılmasına engel oldu. Bunun üzerine Kılıç Ali Paşanın etkisiyle Ramazan Paşa, Abdülmelik‘i yanına alarak Fas’a yürüdü ve Abdülmelık’i hükümdar ilân etti. İspanyolların elinde Oran’dan başka bir şehir kalmamıştı.

Cezayir XVIII. yy.a kadar sınırlarını aynı şekilde korudu XVIII. yy.da Cezayir Türkleri Tunus’a karşı savaştılar ve onları da vergiye bağladılar.

Fransa’nın Cezayir’e Yerleşmesi 1830-1870

1827 Yılında son Cezayir dayısı Hüseyin Paşa ile fransız kumandanı Pierre Deval arasında geçen sert münakaşa Fransızların Cezayir’i kuşatmasına sebep oldu.

Osmanlı devletinin Cezayir’e yardım edememesi üzerine Fransızlar burasını üç yıllık bir mücadeleden sonra aldılar. Amiral Duperre’nin kumandasındaki 37 000 kişilik kuvvet Sidi Ferruş’ta karaya çıktı {14 haziran 1830).

Ayrıca seferin başkumandanı general Louis de Bourmont’un kuvvetleri Straveli ovasında Türk-Arap kuvvetleriyle savaştıktan sonra 5 temmuzda Cezayir şehrine girdi.

Fransa’daki siyasi güçlükler yüzünden Louis-Philippe, Cezayir’de kısmî bir işgalle yetindi. General Clauzel, Cezayir’i korumak amacıyla yalnız Blida ve Medea’yı işgal etti. Beş yıl içinde sırasıyla Berthezene. Savary. Votrol. Drouet d’Erlon Cezayir’i yönettiler.

Oran. Annaba ve Bicaye’ye fransız garnizonları yerleştirildi. Kumandanlık, emrindeki askerleri çoğaltabilmek için birbiri ardına yeni birlikler kurdu: zuavlar, lejyon, sipahiler, avcılar v.b. Bunlar yerli halktan meydana geliyordu. Bu sırada «arap büroları» da ülkenin iç kısmındaki halklarla ilişkiyi sağlıyordu.

Bununla birlikte 1832’de Maskara emîri Abdülkadir ve Konstantin beyi Hacı Ahmed Fransızlara karşı ayaklandılar; Fransızlar önce görüşmeler yapmak istediler: 26 şubat 1834 antlaşmasıyla Desmichels, Abdülkadir’ın bütün Batı Cezayir üzerinde otoritesini tanıdı. Ama emîr savaşa devam etti ve Makta yakınında Trezel alayını yok etti (1835).

Bu başarısızlıktan heyecanlanan Fransa yardım gönderdi; mareşal olan Clauzel ve Orleans dükü, Maskara’yı aldılar;, ama Konstantin önünde başarısızlığa uğradılar. Abdülkadir’in harekâtını etkisiz bırakmak isteyen Damremont.

Bugeaud’yu emîrle müzakereye gönderdi; Bugeaud Tafna antlaşmasını yaptı (1837); antlaşma arap önderinin limanlarla kıyı şehirleri hariç bütün ülkeyi yönetmesini onaylıyordu, Damremont bu sırada gücünü Konstantin üzerinde topladı ve şehir 13 ekim 1837’de Valee tarafından alındı. Ama fransız kumandanı kısa süre sonra yeniden Abdülkadir ile uğraşmak zorunda kaldı.

Abdülkadir iki yıl içinde 50 000 kişiden kalabalık gerçek bir ordu kurdu ve Fas sultanının desteğini sağladıktan sonra (kendini sultanın vekili ilân etti) 18 kasım 1839’da Fransa’ya açıkça savaş ilân etti.

Bunun üzerine Fransa fetih hareketine girişti: fethi 1840’ta Cezayir valiliğine tayin edilen Bugeaud geıçekleştirdi.

Emrindeki 100 000 kişiyi Afrika savaşının hareketli şartlarına uygun hale getiren Bugeaud hareketli birlikler’inin sürekli hücumlarıyla Abdülkadiri çöle doğru sürmeye girişti.

1841’den itibaren emîrin elindeki her yer ele geçirildi ve 1843’te Aumale dükü Tagin’de emîrin smola’sını yıktı. Cezayir’den kovulan emîr, Fas’a sığındı ve sultan Abdurrahman’a davasını benimsetti.

Emîri ülkesinden kovmayı kabul etmeyen sultana Bugeaud hücum etti ve İsli’de yendi (1844); bu sırada fransız donanması Tanca ve Mogador’u topa tutuyordu. Bunun üzerine sultan. Abdülkadir’i ülkeden çıkardı.

Abdurrahman daha üç yıl savaşa devam etti: fransız avcı kuvvetlerini Sidii İbrahim’de kılıçtan geçirdi (1845), yeniden sultanın yanına sığınmak istedi, başaramadı ve sonunda Lamoriciere’e teslim oldu (1847).

Abdülkadir in boyun eğmesiyle Cezayir savaşı sona erdi. İkinci imparatorluk zamanında askerî çaba berberî bölgelerine yöneltilerek, Berberîlere boyun eğdirilmeye uğraşıldı: Zaaça’nın alınmasından (1849) sonra Saint Arnaud, Küçük Kabiliye’ye hücum etti (1849-1852); ama Fransa’nın Büyük Kabiliye’ye yetkisini kabul ettirmesi ancak mareşal Randon zamanında (1857) İşeridenden alınmasından sonra Fort-Empereur’ün kurulmasıyla gerçekleşti.

Barışı sağlama hareketi iki ayrı yönde daha uygulandı; önce güneyde (Laguat ve Tuggurt [1854] vahalarının işgalinden sonra) kâşif Duveyrier Tuaregler bölgesine girdi; sonra Güney Oran bölgesinde Benî Snassenlere karşı birçok seferden sonra Cezayir-Fas sınırlarına general Wımpfen 1870 savaşı eşiğinde boyun eğdirdi.

Ama barışın kesinlikle sağlanabilmesi için ülkenin iyi yönetilmesi gerekiyordu. Fransa’nın Cezayir’i kansızlaştırma veya yarı muhtariyet siyaseti uygulama arasında kararsızlığı daha o zaman ortaya çıktı.

1852-1858 Yıllarından itibaren Napolyon III, II. cumhuriyetin sivil rejiminin yerine askerî bir rejim kurdu. General Randon. Cezayir genel valisi olarak bu rejimi yürütmekle görevlendirildi.

Randon. parlamentodaki Cezayir temsilciliğini kaldırdı; ama II. Cumhuriyet tarafından kurulan ve valiler tarafından idare edilen iiç idare bölgesini muhafaza etti; oysa güneydeki askerî topraklar valilerin yetkisi dışında kalıyordu.

Randon sömürgeleştirmeyi kolaylaştırmak için yerlilerin yerleşmesini sınırladı; ama kolonların ordu denetlemesine düşmanlıkları, müslümanlann çok işine yaradığından 1858’de genel valiliğin iptaline yol açtı.

Genel valilik yerine Fransa’da bir Cezayir ve Sömürgeler bakanlığı kuruldu. Bakanlığın başına getirilen prens Napolyon başarı gösteremediğinden 1859’da yerine Chasseloup-Laubat markisi tayin edildi.

1860 Eylülünde Napolyon III’ün Cezayir yolculuğu müslümanlann soyluluğuna hayran kalan ve avrupa sömürgeleştirme hareketinin aşırılıklarından hoşnut olmayan imparatorun sömürgeleştirmeden vazgeçmesine ve «Arap krallığı» düşüncesine bağlanmasına yol açtı. Arap krallığı sömürülmek yerine anavatan seviyesine yükseltilecekti (Pelissierye mektup, 1863).

Bu yüzden genel valiliği ve askerî rejimi yeniden kurdu (Pelissier 1863-1864-Mac Mahon 1864-1870) ve yerlileri korudu (kabilelere toprak mülkiyeti tanınması 1863).

Bu siyasete karşılık olarak Avrupalıların küçük çapta yerleşmeleri (1860-1870 arası ancak 4 500 yeni kolon) büyük kapitalist şirketlerin yerleşmesi lehine geriledi: Setif çevresinde Cenevre şirketi, 1853‘ten itibaren 20 000 hektar; Makta ve Habra şirketi, 1865’te Sig ovasında 25 000 hektar; 1877’de Cezayir kumpanyası adını alan Cezayir şirketi, Konstantin bölgesinde 100 000 hektar.

1870-1919 Devresi

İmparatorluk idaresinden cumhuriyete geçiş sırasında güçlüklerle karşılaşıldı; kolonların orduya düşmanlığı; İsrailliler meselesi; Kabiliye meselesi.

Avrupalıları hoşnut etmek için sivil rejim yeniden kuruldu; Cezayir Yahudileri fransız tebaası oldular (24 ekim 1870 kararnamesi); barışın tam olarak sağlanamadığı Kabiliye’de Yahudiler yararına alınan tedbirler ve fransız bozgunu ayaklanmaya yol açtı.

Ayaklanmayı Mokrani yönetiyordu; 150 000 kişilik ordusuyla Hodna’ya kadar uzanan bölgeyi (Hodna dahil) ele geçirdi.

Ama mayıs ayında Mokrani öldürüldü ve amiral Gueydon yedi ay içinde isyanı bastırdı: Kabiliye’nin silahsızlandırılması, bölgedekilerin 36 milyon para cezasına çarpılması ve 500 000 hektara el konulmasıyla Kabiliye’de barış kesinlikle sağlandı. 1873-1879 Arası genel vali olan Chanzy ülkede Fransa’nın durumunu daha da sağlamlaştırdı.

O tarihten itibaren Cezayir sükûnete kavuştu; Fransızların toprak genişlemesini Mzab’ın ele geçirilmesi ve fransız-ingiliz antlaşması kolaylaştırdı: antlaşma Fransa’ya bu yönde hareket serbestliği sağlıyordu. Fas sınırı ise 1903’te Lyautey kumandasında bir cezayir-fas sınırı askerî kumandanlığı kurulmasıyla çizildi.

1919-1954 Dönemi

Cezayir’in zenginliği. Sömürge devrinde kara yolları açıldı, demiryolları döşendi, yeni topraklar sürüldü. Tahıl tarımı ve özellikle bağcılık hızla gelişti; demir ve fosfat çıkarıldı; Cezayir Fransa’nın ikinci limanı oldu.

Kolonların sayısı arttı ama yabancıların yüzdesinin (Konstantin bölgesinde italyanlar, Oran’da İspanyollar) çoğalması gerçek bir Cezayirli kişiliğinin meydana gelmesini açıklar. Sağlık malzemesi ve doktorların çoğalmasıyle yerlilerin nüfusu da arttı.

1919’dan sonra yerliler zaman zaman, zengin olarak şehirlere göçen kolonların topraklarını satın aldılar. 1933’te kurulan yerli şirketleri sayesinde geleneksel tarım, özellikle köyleri verimli kılma kesimi çerçevesinde, gelişti.

Muhalefetin onaya çıkışı. Ama müslüman oldukları için fransız kültürünü benimsemeyen yerliler, kolonlarla kaynaşmamıştı. öte yandan okul açma çabası yetersiz, Hıristiyanlığı yayma çabaları etkisiz kalıyordu.

Ayrıca fransız idaresi merkeziyetçilik kaygusu ve bürokrasi yüzünden Kabiliye gibi henüz işgal edemediği bölgelerde Müslümanlığın Berberiler arasında yayılmasını destekledi; Fransızlar camiler yaptılar, berberî dili ve geleneklerinin yerine Arapçayı ve şeriat hukukunu geçirdiler; böylece Cezayir’de başlangıçtan beri olmayan din ve dil bütünlüğünü sağlamaya çalıştılar.

Bununla birlikte 1910’dan itibaren, fransız okullarını bitiren genç Cezayirliler özel statülerini korumak şartıyla fransız vatandaşı olmayı kabul etmek istediler ama hem kolonların, hem de «Eski sank»ların (her türlü kaynaşmaya düşmandılar) çifte muhalefetiyle karşılaştılar; kolonların muhalefeti 1937 Blum Yiolette kanun tasarısının başarıya ulaşmasını engelledi.

Cezayir 1914-1918 arasında sakindi; ama savaş ertesinde Abdülkadir’in torunu emîr Halid. bağımsızlık için ilk harekâta girişti. Harekât başarısızlığa uğrayınca Halid ülkeden göçmek zorunda kaldı.

Ama 1931’den itibaren şeyh Bin Badis (Cezayir ulema meclisi başkanı) İslâmiyet anlayışına uygun olarak Cezayir’i bir millet haline getirmek.

1789 ilkeleri anlayışına uygun olarak da Avrupalılarla eşit haklar, sonra da Fransa himayesinde demokratik bir devlet kurulmasını istedi; Ye bu istekleri ölünceye kadar (1940) savundu.

Ama daha o zaman Badis’-in düşüncelerini daha dinamik partiler aştı: 1935’te Villeurbanne kongresinde kurulan Cezayir Komünist partisi (milliyetçi bir programı destekledi) ve Messali Hac’ın partisi.

Messali Hac’ın partisinin temeli 1926’da Ali Abdülkadir tarafından kurulan Afrika yıldızı hareketidir (başlangıçta komünist partisine bağlıydı). Harekât çözülünce Messali Hac tarafından Kuzey Afrika Müslümanları Millî birliği adıyla yeniden kuruldu (1929); birlik 1937’de Nanterre’de Cezayir Halk partisi haline getirildi.

Parti üyeleri Paris bölgesinde çalışan Cezayirli işçilerden meydana geliyordu; amaçları Cezayir’e tam bağımsız lık sağlamaktı. Ama ikinci Dünya savaşı başlangıcında milliyetçi meseleler ikinci plana düştü ve Cezayir Halk partisi dağıldı.

Cezayir ve ikinci Dünya savaşı. a) Siyasî durum. 1940 Ateşkesi ve Mers el Kebir olayından sonra Petain, Weygand’ı «Kuzey Afrika’da devletin genel temsilciliğine» tayin etti (eylül). Millî devrim programı Cezayir’de sıkı sıkıya uygulandı (Cr£mieux kararnamesinin kaldırılması).

Dışta, Cezayir yeri dolayısıyla büyük önem kazandı; Weygand, Cezayir’de nispeten bağımsız bir siyaset uyguladı ve 1941 şubatında Afrika’ya Amerikalıların yiyecek yardımı yapmasıyla ilgili «Weygand-Murphy» sözleşmelerini imzaladı.

Almanların isteklerini kabul etmeyişi yüzünden ertesi yıl ekim ayında görevden alındı.

1942 İngiliz-Amerikan çıkarmasından itibaren Cezayir Fransa geçici hükümetinin merkezi oldu. Birbiri ardına Fransa yüksek komiseri Darlan (24 aralık 1942’de öldürüldü) ve general Giraud, Petain hükümetine bağlılık ile savaşa yeniden başlamak düşüncesini bağdaştırmaya çalıştılar.

Bununla birlikte 3 haziran 1943’te Fransız Millî Kurtuluş komitesi kuruldu; De Gaulle ve Giraud bu komitenin başkanıydılar; sonunda De Gaulle, Giraud’yu bertaraf ederek komitenin tek başkam oldu. Cezayir 1944 sonuna kadar savaş halindeki Fransa’nın başkenti kaldı.

Weygand ve Juin, Cezayir’de yeni fransız ordusunun ilk unsurlarını yeniden kurdular; bu ordu 1942’de çok sınırlıydı (Cezayir’de 60 000 kişi).

özellikle Şerşel’deki gizli görüşmeler sırasında hazırlanan amerikan çıkarması 8 kasım 1942’de Oran ve Cezayir şehirlerinde gerçekletti; Juin hemen Cezayir’de mahallî bir ateşkes imzaladı; 9 kasımda general Clark ve general Giraud Cezayir şehrine geldiler.

Cebelitarık’ta Eisenhower ile görüşen Giraud, afrika ordusuna kumanda etmek ve bu orduyu müttefikler safında savaşa sokmak için gelmişti. Fransızların denizde ve karada ciddî direnişinden sonra Oran’da 10 kasımda Darlan’ın emriyle savaş durdu.

Kasımın 12’sinde ingilizler Annaba’ya çıkarma yaptılar ve 13’ünde Darlan, Giraud’ya fransız birliklerini Mihver kuvvetlerine karşı savaşa sokmak emrini verdi. 15 Kasımda amerikan paraşütçüleri Tebassa’yı işgal ettiler.

Bütün Tunus seferi sırasında, sonra da 1944’te Cezayir’de (başkenti Eisenhower’in genel karargâhının merkeziydi) büyük bir askerî faaliyet hüküm sürdü; bu faaliyet sonunda yeni fransız birlikleri kurularak İtalya ve Fransa’ya gönderildi.

1943-1945 Arasında Kuzey Afrika’da 560 000 kişi (260 000‘i kuzey afrikalı) silâh altına alındı ve Fransa’yı kurtarmak i-çin yapılan muharebelerde 30 000 fransız ve müslüman öldü.

Anayasanın ve siyasetin Gelişmesi (1943-1954)

1940 Bozgunu sonucunda Fransa’nın itibarının kaybolması, Cezayirlilerin Millî Kurtuluş cephesi hareketine katılmaları müslüman siyaset liderlerinin iktidar sorumluluğundan pay istemelerine yol açtı.

Başlıca rolü Ferhat Abbas oynadı. Abbas, 1938’de Cezayir Halk birliğini kurdu.

Avrupalı ve müslüman cemaatlar arasında eşitliğe karşı olan parlamentonun ve fransızlaştırmaya karşı olan messalicilerin muhalefetine rağmen birlik, müslümanların fransız vatandaşlığına kabul edilmesi İçin mücadele etti.

1942 Aralığında Ferhat Abbas, fransız yetkililerine bir bildiri yayımladı; bu bildiri cevapsız kalınca 10 şubat 1943’te 28 müslüman temsilciyle Cezayir Halkının bildirisini imzaladı; bu bildiri hem kültürü savunuyor, hem de fransız sömürgeleştirme hareketini eleştiriyor ve kaldırılmasın! istiyordu.

Bu belge ayrıca müslümanlarm hürriyet ve eşitliğini teminat altına alacak ve Cezayir hükümetine gerçekten katılmalarını sağlayacak bir anayasa hazırlanmasını da istiyordu.

Bu programın yayılmasını sağlamak amacıyla Ferhat Abbas, Cezayir Bildirisi Demokratik birliğini kurdu.

Sömürge halklarının hürriyete kavuşturulmasını ve «Fransız birliği» çerçevesine katılmalarını vaadeden Brazzaville konferansı (1944) yeni umutlar doğurdu. Ama Berberîler için mutlak bağımsızlık anlamı taşıyan bu muhtariyet verilmeyince, mayıs 1945’te Babor Kabiliye’sinde ve Konstantin bölgesinde ilk ayaklanma başladı. Birçok fransız öldürüldü ama ayaklanma şiddetle bastırıldı.

Müslümanlara birkaç taviz verildi: Daha o zaman 7 mart 1944 kararnamesiyle açık fikirli müslümanlara fransız vatandaşlığı hakkı verilmişti; müslümanlar bu arada özel statülerini de muhafaza ediyorlardı: özellikle Cezayir organik statüsü (20 eylül 1947) 120 üyeden meydana gelen bir Cezayir meclisi kuruyordu; bu meclis üyelerinin yarısı fransız vatandaşları (464 000 fransız ve 58 000 müslüman fransız), yarısı da fransız vatandaşı olmayanlar (1 200 000 Cezayirli) tarafından seçilecekti; özellikle malî meselelerle uğraşacaktı.

Ama siyasî karar verme yetkisi genel valideydi; yalnız bir hükümet konseyi tarafından (6 danışman) denetlenecekti. Hükümet konseyinin görevi meclislerin aldığı kararların uygulanmasını sağlamaktı. Çeşitli seçimlerin yapılış şartları yüzünden meclis birçok müslüman gözünde temsilî özelliğini kaybetmişti.

Cezayir Bildirisi Demokratik birliğinin 1946’da parçalanmasından sonra milliyetçi hareketi, özellikle Demokratik Hürriyetleri Kazanma hareketi temsil etti.

Bu hareket aslında Cezayir Halk partisini yeniden kuruyordu; başkanı Messali Hac idi. Bununla birlikte Demokratik Hürriyetleri Kazanma hareketinin bütünlüğü kısa süre sonra bozuldu; yaşlı liderin otoriter kişiliği, merkez komitesinin çoğunluğunu toplayan (merkezciler) bir muhalefetin gelişmesine yol açtı, öte yandan üçüncü akımı Demokratik Hürriyetleri Kazanma hareketinin özel kuruluş üyeleri meydana getirdi; özel kuruluşun görevi yeraltı faaliyetiydi.

Kanunî milliyetçi hareketin giderek felce uğraması özel kuruluş üyelerinin 1954 yazında bir ihtilâlci birlik ve eylem komitesi kurmalarına yol açtı; üyelerinden üçü, Ayt Ahmet.

Bin Bella ve Hıdır Kahire’de yeni kuruluşun «Dış temsil heyetini» meydana getirdiler ve kurulmakta olan gizli birliklere silâh sağlanmasına büyük ölçüde katkıda bulundular.

O tarihte Cezayir beş vilâyete bölündü. 10 Ekimde vilayet reisleri komitesi Cezayir’de toplandı ve ayaklanmanın 1 kasımda başlamasını kararlaştırdı.

Ayaklanma (1954-1962)

1954 Yılının 31 ekimi I kasıma bağlayan gecesi kışlalar, jandarma kumandanlıkları, küçük askerî karakollar ve belli başlı kimselere karşı elli kadar harekât yapıldı.

Ayaklanma hareketi bir çağrıda bulunarak «Cezayir milliyetinin» tanınmasını istedi. Ayaklanma Avras’da. Nemenşa dağlarında. Kabiliyelerde ve Kuzey Konstantin’de hızla yayıldı.

Fransız yetkilileri kısa süre sonra kütle halinde yardım göndermek ve önemli askerî harekâta girişmek zorunda kaldılar. 31 Mart 1955’te «olağanüstü durum» ilân eden bir kanun çıkarıldı ve mayıs ayında ilk ihtiyatlar silâh altına alındı.

Mendes France hükümetinin askerî tedbirlerine paralel olarak yeni genel vali Jacques Soustelle, Cezayir’i Fransa’ya katma siyasetini hızlandırmağa çalıştı.

Ama Cezayir meselesi Bandung konferansı (nisan 1955) ve Birleşmiş Milletler teşkilâtı gündemine alınmasıyla (eylül) milletlerarası bir olay haline geldi. 1955 Yılında çarpışmalar şiddetlendi.

1956’da Guy Mollet’nin iktidara gelmesiyle (şubat) Cezayir’e yeni bir genel vali (Robert Lacoste) tayin edildi ve «ateşkes, seçimler, müzakere» güçlü sloganıyla özetlenen bir Cezayir siyasetine girişildi. Yeni askere almalarla fransız askerî gücü 400 000 kişiye yükseldi.

22 Ekimde, Millî Kurtuluş cephesinin başlıca liderlerini (Bin Bella, Ayt Ahmet. Hıdır) Tunus’a götüren uçağın Fransızlar tarafından ele geçirilmesi siyasî çözümlerin zararına bir sertleşmeye yol açtı.

Cezayir’de ise ağustos ayındaki Summam kongresinde ayaklanmanın başlıca sorumluları biraraya gelerek önemli bir teşkilâtlanma  gerçekleştirdiler.

Ülkede bir siyasî-idarî kuruluş kurmaya karar verdiler ve Cezayir ihtilâlinin en büyük karar verme organını Millet meclisi) seçtiler.

Millet meclisi otuz dört üyeden meydana geliyordu; yürütme organı Bağdaştırma ve Yürütme komitesiydi. Bin Hedda ve Ebulkasım Kerim de bu komitedeydiler.

1957’de fransız ordusu yeni bir harekâta girişti («Cezayir muharebesi»); Fas’tan ve özellikle Tunus’tan gelen silâhlı kuvvetlerin Cezayir sınırını geçişini güçleştirmek için barajlar kurmağa başladı.

Millî Kurtuluş cephesinin yurt içi çarpışması güçleşti; Bağdaştırma ve Yürütme komitesi ile Millet meclisi Tunus’a yerleşti. Ama ayaklanmanın hazırlayıcıları kısa süre sonra yurt dışında yeni başarılar kazandılar.

Millî Kurtuluş ordusu birliklerinin bulunduğu sınır yakınındaki Tunus köyü Sakiet’in fransız uçakları tarafından bombalanması A.B.D.’nin Fransa’ya baskı yapmasına (bir çözüm yolu bulunması için Tunus ve Fas’ın «aracılığını» kabul etmesini isteyerek) yol açtı.

Bir «terk etme, elden çıkarma siyasetiyle karşılaşacağını sanarak heyecanlanan avrupalı halkın kayguları ordu yöneticilerininkiyle birleşince Cezayir şehrinde 13 mayıs 1958 olaylarına yol açtı. Bu olaylar, general de Gaulle’ün Fransa’da yeniden iktidara gelmesinin hazırlayıcısı oldu.

Cezayir Savaşının Sonu

General de Gaulle 15 mayıs 1958 olayları sonunda tam yetkiyi alır almaz (2 haziran 1958) millî birliği yeniden yaratmak için Cezayir’e gitti (4-7 haziran).

İktisadî ve sosyal meselelere öncelik tanıdı. 3 ekimde Cezayir’in beş yıllık (Konstantin planı adı verilen) gelişme planını hazırlattı.

Siyasî açıdan endişe havası ortadan kalkmamıştı. 9 Eylülde Ferhat Abbas’ın başkanlığındaki geçici bir Cezayir hükümeti 1955’te kurulmuş Bağdaştırma ve Yönetim komitesinin yerini aldı.

Devlet başkanı De Gaulle 23 ekim 1958’de Cezayirlileri «Yiğitler barışana çağırdı, fakat çağrısı karşılıksız kaldı. Oysa 16 eylül 1959’da Cezayirlilere, kendi kaderlerini kendileri tayin etmek: fransızlaşmak veya üçlü bir hal çaresine varmak konularında yaptığı teklif büyük yankı uyandırdı.

Geçici Cezayir hükümeti bir yandan kendini tek muhatap olarak tanıtmaya çalışırken, Cezayir’deki Avrupalıların kurduğu çeşitli topluluklar Georges Bidault başkanlığında, Fransız Cezayiri için Birleşme teşkilâtında bir araya geldiler.

13 Mayıs olayının sembolü sayılan general Massu’nün Paris’e tayin edilmesi 22 ocak 1960’ta avrupalı Cezayirlilerde şiddetli bir tepki yarattı.

Bu kızgınlık 24 ocak günü kanlı olaylara sebep oldu. Bunu «Barikatlar haftası» (25 ocak-1 şubat) izledi. Fakat bu muhalefet gösterileri, De Gaulle iktidarını tuttuğu yoldan geri döndüremedi.

Cezayir’de temsilci kurulları çalışmalara başladı, öte yandan Melun’de (temmuz 1960) Fransa ve Millî Kurtuluş cephesi arasında resmî görüşmeler yapılıyordu.

Bu arada Cezayirliler karşı koyma davranışlarını daha da sertleştirdiler. Birleşmiş Milletler teşkilâtına çağrıda bulunarak, Geçici Cezayir hükümeti başkanını Moskova ve Pekin’e göndererek uyuşmazlığı milletlerarası alana götürmeye çalıştılar.

General de Gaulle 4 kasım 1960 konuşmasında «Cezayirli Cezayir», hattâ «Cezayir cumhuriyeti» deyimlerinden ne anladığını kamuoyu önünde açıkladı, bu konuşmayla Cezayir’deki gergin hava daha da ağırlaştı.

Evian’da resmî görüşmelere başlanacağı haberinin duyulması üzerine Challe, Jouhaud, Salan ve Zeller adlı fransız generallerinin yönetiminde ordunun bazı birlikleri hükümete baş kaldırdı (22 nisan 1961), fakat anavatanda fransız halkının büyük çoğunluğu ve ordu tarafından desteklenen hükümetin kararlı davranışı karşısında bu baş kaldırma sonuç vermeden bastırıldı, «Cezayir Fransızlarındır» görüşü taraftarları Gizli Ordu teşkilâtı içinde bir araya geldiler.

Fransa ile Millî Kurtuluş cephesi arasındaki görüşmeler 20 mayısta Evian’da. sonra da Lugrin’de (20 temmuz) yeniden başladı.

Cezayir Millî İhtilâl konseyinin (F.L.N. Yüksek teşkilâtı) Trablus’da dağılması (ağustos 1961), kurulması düşünülen yeni devletle ilgili projelerin sosyalist yöne kayması sonucunu verdi, böylece Bin Hedda, Geçici Cezayir hükümeti başkanlığına getirildi.

Terör eylemlerinin artmasına, avrupalı ve müslüman topluluklar arasındaki sert çatışmalara rağmen, Cezayir halkının kendi kaderini kendisinin tayin etmesi konusunda Evian’da genel bir anlaşmaya varıldı (18 mart 1962).

13 Martta ateş kesildi. 1956’dan beri tutuklu bulunan Cezayirli liderlerden Bin Bella ile arkadaşları serbest bırakıldı.

Antlaşmanın imzalanmasından sonra terör hareketleri bir ara yeniden alevlendi (23 martta Bab-elVad’da A.O.S isyanı; Cezayir’de Avrupalılarm gösterisi. 26 martta İsli sokağında halkı kurşunlama olayı.) Bütün bunlar Cezayir Geçici Yönetim kurulunun çalışmasına engel olamadı. Kurul A. Fares başkanlığında 7 nisandan itibaren faaliyete geçti.

1 Temmuz 1962’de yapılan Autodetermination (kendi kaderini kendisinin seçmesi) referandumu büyük bir çoğunlukla Cezayir’in bağımsızlığı lehinde sonuçlandı. F.L.N. bünyesindeki ciddî buhran da tam bu sıralarda patlak verdi.

Bağımsız Cezayir

Mayıs 1962’den beri Bin Hedda ile Bin Bella arasında bir kuvvet gösterisi başlamıştı. Khider, Bumencel, Bumedyen gibi kendinden yana olan liderleri Tlemsen’de yerleşen bir «siyasî büro»da toplayan Bin Bella, daha etkili olmaya başladı.

20 Eylülde seçilen millî bir kurucu meclis ilk Cezayir hükümeti başkanlığına Bin Bella’yı seçti (29 eylül).

Çok geçmeden, 8 ekimde Cezayir, Birleşmiş Milletler teşkilâtına kabul edildi. Yeni devleti bekleyen iki görev vardı: iç muhalefeti azaltmak (Messali Hac taraftarları, Komünist partisi ve yeni kurulan Sosyalist partisi),aynı zamanda Avrupalıların yığın halinde ülkeden ayrılmalarından doğan ağır İktisadî zorlukları gidermek.

Çalışan nüfusun yüzde 7Ö’i işsizdi (2 milyondan fazla insan) ve bir milyon hektardan fazla arazi ekilmiyordu. Devlet böylece kendine has sosyalist çözüm yolları aramak zorunda kaldı (meselâ, fellahların seçtiği «çalıştırma komiteleri »nin büyük tarım işletmelerinin yönetimiyle görevlendirilmeleri). 8 Eylül 1963 halk oyuyla onaylanan anayasa tek partili (F.L.N,) bir başkanlık rejimi getirdi.

Cumhurbaşkanı seçilen Bin Bella (15 eylül) çok geniş yetkileri elinde tutuyordu. Bin Bella’ya karşı liberal bir muhalefet belirdi. Bu muhalefetin lideri Ferhat Abbas. anayasa tasarısına karşı çıktı, bu yüzden de ağustos ayında Millet meclisi başkanlığından ayrıldı.

Tizi-Uzu’da eylülde bir kongre toplandı, ertesi günü Kabiliye’de Ayt Ahmet taraftarları Bin Bella’nm şahsî yönetimine karşı ayaklandılar.

Fas ile Cezayir arasındaki bir sınır anlaşmazlığı (ekim 1963) barışçı bir vatansever akımının doğmasına yol açtı, ülkenin büyük eğilimlerinin ortaya dökülmesini sağlayan F.L.N.’in ilk kongresi Cezayir’de toplanınca (16-21 nisan) aynı yönde görüşler belirdi. Bu toplantı rejimin yerleşmesinde bir dönüm noktası oldu.

Parti ile ordu arasında görüş ayrılıkları iyiden iyiye ortaya çıkmıştı. Bin Bella, temmuz 1964’te Biskra’da patlak veren bir isyanı bastırdı, elebaşısı albay Şabani’yi idam ettirdi. Fakat albay Bumedyen yönetimindeki askerler 16 haziran 1965’te Bin Bella’yı devirdiler, bir ihtilâl konseyi işbaşına geçti.

Ortak yönetim biçimindeki bu yeni hükümet. her şeyden önce ülke ekonomisini düzeltmeye çalıştı (vergilerde ve yatırım yasalarında reform yaparak: muhtar sektörü sağlam bir şekilde çalışır hale getirerek; yeni devletleştirmelere giderek; ekonomiye karşı işlenen suçları cezalandırarak).

Temmuz 1965’te Cezayir ile Fransa arasında önemli bir petrol anlaşması imzalandı, iki ülke aralık 1966’da Cezayir’in genel borçlarını azaltmak konusunda da anlaşmaya vardılar.

Bumedyen, Cezayir’in Birleşik Arap cumhuriyeti ile ilişkilerini sıklaştırdı (kasım 1966’daki Kahire gezisi). Haziran İ967’deki İsrail-Arap çatışmasında, İsral’e karşı girişilen savaşta Cezayir, öteki arap ülkelerinin yanında yer aldı, bu konuda Bumedyen kararlı bir siyaset izledi.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir