Cinci Hüseyin Hoca

Cinci Hüseyin Hoca,Osmanlı sarayında entrıkalarıyla tanınmış Anadolu kazaskeri (Safranbolu ? – Mihalıç 1648).

Cinci Hüseyin Hoca Hayatı

Şeyh Sadreddin Konevî’nin torunlarından, Karabaş ibrahim Efendizade Şeyh Mehmed Efendinin oğlu, ilk öğrenimi sırasında, babasından sihir ve büyü ile ilgili bilgiler edindi; bir süre bu işlerle uğraştı.

İstanbul’da Süleymaniye medreselerinden birine devam etti. Efsunculukla aşırı ilgisinden dolayı kendisine müderrislik diploması verilmedi. Fakat efsunculukta büyük ün kazandı. Sultan İbrahim’in cülûsundan (1640) sonra, valide Kösem Sultan tarafından, oğlunu okuyup efsunlaması için, saraya davet edildi. Yaptığı telkinlerle bir süre için olsa da, İbrahim’in sinirlerini yatıştırabildi. Bu başarısından dolayı kendisine hariç payesi verildi.

Devrin şeyhülislâmı Yahya Efendi itirazda bulunduysa da, Cinci Hoca bir hattı hümayun île Fatih’in Sahn medreselerine müderris tayin olundu. Ayrıca kendisine bir konak ile ek görevler de verildi. Süleymaniye müderrisliğinden İstanbul payesiyle Galata kadılığına getirildi (şubat 1643). Daha sonra da Muallim-i Sultanî oldu. Saraydaki nüfuzu ve artan servetiyle şeyhülislâm Yahya Efendinin ve sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşanın durumlarını sarsacak kadar devlet işlerine karışmaya başladı.

12 Şubat 1644’te, sadrazam Kara Mustafa Paşanın öldürülmesinden sonra, tamamen serbest kaldı. Diğer taraftan, kazasker Kara Çelebizade Mahmud Efendinin kızıyla evlendi; böylelikle, ulema arasında kendine taraftar buldu.

19 Mayıs 1644’te, Anadolu kazaskerliğine yükseldi. Bu görevi sırasında dairesine bağlı kadıları, görev süreleri bitmeden azledip yerlerine rüşvetle başkalarını gönderdi. 16 Nisan 1646’da, kazaskerlikten azledildi. Kumkapıda devlet parasıyla yaptırılan konağı elinden alınarak sultan İbrahim’in kızı Gevher Han Sultan’a verildi. Kasım 1646 ve haziran 1647 ile ağustos 1647 tarihlerinde yeniden çok kısa «ürelerle kazaskerlik yaptı.

Kasım 1647’de İzmit’e, sonra da Gelibolu’ya sürüldü. Affedilince ‘ İstanbul’a döndü. Mehmed IV’ün padişah olduğu sırada, cülûs bahşişi verecek para bulunamadığından kendisinden 200 kese akçe istenildi.

Bu parayı vermediği için önce Paşakapısı’na hapsedildi, malı müsadere olundu; daha sonra, İbrim’e (Mısır’da) sancakbeyi tayin edildi. Ancak yolda hastalandığından Mihalıç’ta kaldı. Bir süre sonra, Kırım Hanını aracı koyup tekrar İstanbul’a dönmeye çalıştı ise de muvaffak olamadan, 29 ekim 1648’de öldürüldü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir