Çömlekçilik

 

Çömlekçilik,Çömlek yapımında kullanılan kil, çeşitli bileşimlerde olabilir. Teknik imkânları gelişmemiş topluluklarda kil hiçbir zaman saf olarak kullanılmamıştır. Kil, önce temizlenir ve elle veya merdaneden geçirilerek toz haline getirilerek elenir.

Kilin yağlılık derecesini düşürmek için yapılan İşlemler, pişimde fireyi azaltmaya yarar; bütün mesele, saman, kül. kıl, talaş gibi pişim sırasında yanan ve çömleğin hafiflemesini sağlayan çeşitli maddeler katarak kilin özlülüğünü belli bir oranda gidermektir; özlülüğün giderilmesi için kile kum veya daha iyisi, toz halinde pişmiş çömlek parçaları da katılabilir (bu son usul Afrika’da, Güney ve Orta Amerika’da yaygındır). Sonra, şekillendirmeye geçmeden önce, hamur iyice yoğrulur ve dövülür. Şekillendirme birçok usule göre yapılabilir: modlaj, kalıplama Yeya çevirme.

Modlaj. bir hamur topağını oyup ona elle veya basit aletlerle (bıçak, taş. tokmak) şekil vermektir; bu usulde, tek bir hamur parçasından hareket edilebileceği gibi, çömleği parça parça hazırlayıp sonradan bu parçaları bir araya getirme yoluna da başvurulabilir; başka bir modlaj usulü de «kolombin» tekniğidir: hamurdan yapılan fitiller spiral şeklinde üst üste konarak çömleğe istenilen şekil verilir, sonra çömleğin yüzü kille sıvanarak fitil kabartılan giderilir (Afrika, Melanezya, Amerika). Daha az yaygın olan kalıplama usulüyle kiremitler.

İki parçalı kalıplara dökülen heykelcikler gibi nispeten kaba eşyalar yapılır. Bazen iç kalıp da kullanılır (Zenci Afrika. Hindistan’ın kuzeyi, orta Amerika); iç kalıp, pişim sırasında yanıp yok olan ve çömleğin içini şekillendirmeye yarayan bir saman topağıdır.

Çevirme tekniğinin uygulanabilmesi, çömlekçi çarkının gelişmiş olmasına bağlıdır: gerçekten de, çömlekçinin parmak temasıyla yükselip şekillenebilmesi için, çarkın tablasına oturtulan hamurun oldukça hızlı dönmesi gerekir. Bu usulle gerçi daha çok iş çıkar, daha düzgün sonuçlar alınır, fakat çevirme hiçbir zaman modlaj kadar büyük bir ustalık istemez.

Kuruma birkaç aşamada olur; hamur kurumaya yüz tutarken çömleğin kulpları takılır. Kuruduktan sonra ise zımparalanır, üzerine süs yapılır (boya, angob), su geçirmez hale getirilir (vernik, sır veya bir reçine).

Sonra sıra pişime gelir. En ilkel pişirme usulü, üst üste yığılan çömlekleri çalı çırpıyla örtüp ateşe vermektir. Fakat bu fırınlarda pişim derecesi ayarlalnamayacağı gibi yüksek ısılar da elde edilemez.

Çömlekçilik Tarihi

Avrupa ve Asya’da, çömleklerin değişik ısıdaki bölmelere yerleştirildiği uzun fırınlar kullanılır. Uzakdoğuda (Çin. Japonya) kullanılan birkaç katlı fırınlar. ısının büyük bir titizlikle kontroluna ve ayarlanmasına imkân verir.

Arkeoloji

Yüzey araştırmalarında olsun, kazılarda olsun arkeologların en çok buldukları malzeme, çanak-çömlek’tir (seramik). Bir bölgenin kültürel niteliği, höyüklerin kültür katları ve bunların zaman içindeki yeri; kazılarda ortaya çıkan mimari kalıntılar, mezarlar v.b. çanak-çömlek parçalarından yararlanılarak değerlendirilir ve tarihlendirilebilir. Bu bakımdan çanak-çömlek bilgisi arkeolojinin temelidir.

Anadolu’da Cilâlıtaş devri çömlekçiliği

Teknikçe üstündür. Mersin, Çatalhöyük ve Kızılkaya’da koyu renkli cilâlı. Hacılar’da krem renginde astarlı ve cilâlı çömlekler bulunmuştur.

Alişar çanak-çömleklerinin kalkolitik çağdan kalanları ilgi çekicidir. Elle yapılmış, cilâlanmış. içleri beyaz veya sarı boya ile doldurulmuş çizgilerle süslü, gri, kırmızı, kahverengi ve siyah renktedir.

Çok rastlanan yüksek ayaklı kadehler, iki kulplu maşrapalar Büyük Güllücek, Beycesultan ve Mersin gibi merkezlerde ele geçmiştir. Eski Bronz I çağında elle yapılmış çömlekler Truva, Yortan. Polatlı, Kusura, Beycesultan ile Güney Anadolu’daki yerleşme noktalarında bulunmuştur.

Eski Bronz II çağında çömlekçi çarkı kullanılmağa başlanır, geometrik süslemelerle boyalı çanak-çömlek görülür.

Eski Bronz 111 çağı eserlerine Kappadokia’da Truva’nın III,IV ve V şehirlerinde rastlanır; tek renkli, cilâlı ve bazen insan yüzü tasvir edilmiş seramikler görülür. İçten ve dıştan kırmızı bir haç motifiyle süslenmiş yayvan kâseler, bu dönemin ürünleridir.

Orta Bronz çağında Kültepe (Kaniş) ve Boğazköy’de geometrik desenler, üslûplaş-tırılmış hayvan figürleriyle süslenmiş boyalı kapların yanı sıra tek renkli çanak-çömlek görülür. Hitit çömleği, genel olarak, çarktan geçirilmiş, parlak kırmızı renkte sert ve çıkıntılı bir profile sahiptir. Aslan, koç. boğa, ayakkabı şeklinde içki kapları (riton) görülür.

Truva VI şehrinde gri minyas çanak-çömlekleri ele geçmiştir; kap şekilleri Yunanistan ile benzerlik gösterir. Truva VII katı sarı renkli çanak-çömlekler. gri minyas çanak-çömlekleri ve miken desenleriyle süslenmiş kaplarla temsil edilir. Frigler.

krem rengi astar üzerine kahverengi geometrik desenleri, kuş, geyik gibi hayvan figürleri yapılmış kaplar kullanmışlardır. Alişar. Gordionu, Boğazköy gibi merkezlerde yüksek kulplu kaplar ve hayvan biçiminde çanak-çömlekler bulunmuştur.

Doğu Anadolu’daki urartu çömlekleri hitit vazolarının bir devamı gibi görülür. Kırmızı ve deve tüyü renkli kaplar, şekil bakımından hitit çömleklerine benzer. İnce teknik ve malzeme, Roma devri «Terra sigillata» tipi kaplardan daha üstündür.

Aynı zamanda mahalli Anadolu tipini benimsemişlerdir. Karaz tipine uyan şekil ve işçilikte ikinci sınıf kaplar mevcuttur. Seyrek olarak boya bezekli çömlekler görülür. Çömlekçi çarkı ustalıkla kullanılmıştır.

Girit çömlekleri

Girit’te çömlekçilik Neolitik devirle beraber gelişir. Kaplar siyah veya toprak rengi, kaba şekillidir. Bazılarının üzerine kazılmış geometrik motiflerin süs olarak kullanıldığı, bazen de bu çizgilerin beyaz kalkerle doldurularak, motiflerin daha iyi belirtildiği görülür.

Çanak-çömlekler sekil ve bezek bakımından Anadolu tipidir. Bu durum M.Ö. IV. binyılda Girit’te Anadolulu veya bunlarla akraba toplumların yaşamış olduğunu gösterir.

M.ö. III. bin-yılda maden kültürüyle beraber çömlekçi çarkı kullanılmaya başlanır. Yeni teknikle beraber düzenli şekiller gösteren vazolar ve yeni süsleme sistemleri ortaya çıkar. Beyaz veya açık sarı zemin üzerine parlak siyah boya ile yapılmış geometrik süslü vazolar ve boya ile örtülü dış yüzleri alevli ateşte pişirilerek dalga halinde bezeklenmiş «benekli seramikler» tipiktir.

Bunların menşeleri Orta Asya’ya kadar uzanır. Gaga ağızlı çömlekler III. binyıl anadolu vazolarına benzer. Spiral motif, girit ticaretiyle Ege adaları ve Yunanistan üzerinden Avrupa içlerine kadar yayılmıştır. II. Binyılda çömlekçi çarkının geniş ölçüde kullanılmasıyla çömlekler üstün bir form gösterir. Madeni vazolar taklit edilmiştir.

En karakteristik olanlar İda dağının güney yamacında Kamares mağarasında bulunduğundan kamares vazoları diye anılır. Bu vazolar bazen yumurta kabuğu inceliğinde ve çoğu zaman porselen sertliğindedir, üzerleri çeşitli renkte geometrik süsler ve üslûplaşmış bitki motifleriyle bezenmiştir.

Süslemede zamanla girit sanatının bünyesinde bulunan tabiatçı eğilim başgösterir. Bu akını sonraki yüzyıllarda, geçici olarak bütün girit sanatına hakim olur ve efsanevî minos medeniyetinin tipik üslûbunu teşkil eder. M.ö. XVII. yy. sonlarında üslûplaşmağa doğru gidilir.

Bu devirde giritli çömlekçiler, daha kaba bir teknikle daha büyük vazolar yapmakta, bunların Özetlerini önceki yüzyılların alımlı çok renkliliğinden gittikçe ayrılan ve siyah vazo zemini üzerine yalnız beyaz bir boya ile yapılmış geometrik motiflerle veya üsluplaştırılmış çiçekler, vapraklar ve ağaçlarla süslemekte, vazo ile bezek arasında bir uyum elde etmeyi bilmektedirler. M.ö. XVI. yy. ortalarına doğru çömleklerde çok renklilik tamamıyla ortadan kalkar.

Resimler ve nakışlar siyah veya kahverengi parlak bir boya ile açık kül rengi zemin üzerine yapılır. Bitki, hayvan ve daha çok deniz yaratıkları tasvir edilir. Giritli sanatçılar daha çok ahtapot tasvirlerinde başarı göstermekte, bu hayvanın kollarına türlü kıvrımlar vererek vazo yüzeyini doğal ve serbest olarak bezemektedirler.

M.ö. XV.yy.da. büyük bir kısmı Knossos sarayında bulunan çömleklerde. polikrom tekniğin tamamıyla bırakıldığı, şekillerin daha büyük ve daha düzenli olarak yapıldığı ve süslemenin, vazonun şeklini gözönünde bulundurarak, tektonik bir tarzda düzenlendiği göze çarpar.

Bu yeni akım, önceki devrin motiflerini kullanmakta, fakat süsleme amaçları için gerek hayvan, gerek bitki motiflerini sistematik bir surette üslûplastırmaktadı Natüralist sanatın tersine gelişen bu akıma «saray üslûbu» denir. Bu üslûp, Girit’ sarayların yıkıldığı 1400 yılına kadar yaşamıştır.

Yunanistan’da çömlekçilik 

M.ö.IV. binyıllarda Neolitik devrin temsilcisi olan sesklo kültürü (Tesalya I) ile başlar. Sesklo vazoları düzgün şekillidir, sarımtırak beyaz zemin üzerine kırmızı boya ile yapılmış linear motifler, zigzag çizgiler, üçgenler veya basamak motifli bezekleriyle dikkati çeker, önsüz olarak gelişen bu çömlekler sonraki devirlerde ilerleyeceği yerde gerilemiştir. Tuna kültürleri) le ilgili olduğu ve Tuna ülkelerinden Yunanistan’a geldiği ileri sürülür.

Bunların ardından dimini kültürü çömlekleri gelir. Bu devir vazoları üzerinde çizgi demetleri, meandrlar. dama tahtası ve spiral motifleri görülür. Fakat sesklo örneklerine bakarak çok daha özensiz yapılmıştır. M. ö. III. binyılda maden devri başlar.

Bu devrin çömlekleri elde yapılmıştır. İnce çeperli ve düzenli şekiller gösterir. Dış yüzeyleri siyahtan kahverengi ve kırmızıya kadar değişen ve pişirildikten sonra hafif bir parlaklık gösteren bu çömleklerin üzeri basit geometrik motiflerle bezenmiştir. Şekillerinin Özelliği alçak, yuvarlak gövdeli ve uzun ağızlı salçalıklardır. Bunlar madeni vazoların taklididir, truva seramiklerine benzer. Batı Anadolu’dan Yunanistan’a geçen halk topluluklarının ürünüdür.

Aka ve Miken, M.ö. 2000’den 1200 yılına kadar sürekli bir gelişim geçiren aka kültürünün en eski ve en tipik çömlekleri minyas seramikleridir. Çömlekçi çarkında yapılmıştır. Keskin profillidir. Perdahlanarak madenî bir parlaklık verilmiştir. Dış yüzeyler bazen geometrik çizgi motifleriyle bezeklidir.

Minyas seramiklerinin menşei Orta Asya’dır. M.ö. 1600-1200 arasındaki çömlekler, tamamıyla girit vazolarının etkisi altındaysa da. Girit’ten alınan motiflere düzen vermeğe ve bunları vazo’nun biçimine uydurmaya çalışılmıştır. Son devirde süsleme motifleri yavaş yavaş soysuzlaşmakta. anlaşılmaz birtakım şekiller almakta, girit sanatının bilerek kullanmadığı insan ve bazı hayvan tasvirleri tekrar ortaya çıkmakta, fakat az bir süre sonra bozulmaktadır.

Protogeometrik ve geometrik üslûp, Dor göçlerinden (M.ö. 1200) sonra Yunanistan karanlık bir çağ yaşamış ve bu devre Yunan ortaçağı denmiştir. Bu devrin çömlekçilik sanatının temsilcileri Protogeometrik ve geometrik üslûptaki vazolardır.

Teknik bakımından üstün olan bu vazoların dış yüzü siyah parlak bir boya ile yatay şeritler veya frizlere ayrılmış ve bunlar da dikey hatlarla kara veya dörtgen alanlara (metop) bölünmüştür.

Ayrılan bu kısımların içi birtakım geometrik motifler veya geometrikleştirilmiş hayvan ve insan resimleriyle, hemen de boş yer kalmamak üzere doldurulmuştur.

Geometrik üslûbun en tipik örnekleri, Atina’da, Dipylon mezarlığında bulunan çömleklerdir (M.ö. IX.yy.). Bunlar dipylon vazoları olarak adlandırılır. Büyük boydakiler mezar anıtı olarak kullanılmıştır. Bu vazoların üzerinde geometrik motiflerden başka insan ve insan gruplan tasvir edilir.

Cenaze törenleri, türlü spor yarışmaları, deniz ve kara muharebeleri gibi o devrin günlük hayatından alınmış birtakım büyük kompozisyonlar çizilir. Bütün bu çömleklerin başlıca özelliği, süsleme ile vazo şekli arasında pek sıkı bir bağ bulunması ve her şeyin belirli oranlara göre hesaplanmış olmasıdır.

Anadolu’nun batı kıyılarında Bayraklı kazılarının gösterdiği gibi bu üslûptaki çömlekler ilk zamanlar tamamıyle Yunanistan’ın (en çok Attike’nin) etkisi altında bulunmakta, ancak sonraları bazı özellikler göstermekte’dir.

Doğu üslûbu (veya Şarkkâri üslûp). M.Ö. VIII. yy.a doğru ulaşım ve ticaretin gelişmesi sonucu, fenikeli ve yunanlı tacirler tarafından Yunan ülkelerine getirilen doğu sanat eserleri ve malları, yunan sanatını büyük ölçüde etkiledi.

Geometrik üslûbun kuru ve sert şekilleri yumuşadı, öteden beri doğu sanatında kullanılan motifler (aslan. sfenks, ejder veya lotüs-palmet rozetleri) benimsendi.

Korint dolaylarında yapılan protokorint vazoları Doğu’dan gelen kumaş ve halıları örnek alarak yapılan çömleklerdi (M.Ö. V1II-VII yy.lar). Bunların bir şaheseri olarak, üzerinde av ve harp resimleri bulunan chigi vazosu gösterilebilir.

Siyah figürlü üslûp. Yunan arkaik devrinde (M.Ö. VI1-VI. yy,) doğu üslûplu çömleklerin yanında yine aynı şekilde, figürleri açık bir zemin üzerinde siyah siluet seklinde gösteren, fakat siyah boyadan başka, kırmızı ve beyaz renkleri de kullanan siyah figürlü üslûp belirir. Bu devrin korint çömlekçiliği, atina vazolarının rekabeti karşısında yavaş yavaş ortadan kalktı.

İtalya’da Khiusi mezarlığında bulunmuş olan François vazosu, atina vazolarının bir şaheseridir ve üzerinde çeşitli frizler halinde Pelevs, Tetis ve oğulları Akhilleus’un yer aldığı zengin mitolojik resimler vardır. Vazoda, çömlekçi Ergotimos ile ressam Kritias’ın imzaları da görülür.

Karadeniz, diğer taraftan Akdeniz piyasalarına hakim olan bu çömleklerde geometrik bezekler azalmakta, buna kargılık geniş bir yer alan figürler vazonun kırmızı dış yüzeyinde, fırında pişirildikten sonra, parlak siyah bir renk alan boya ile siluet olarak yapılmaktadır. Figürlerin iç teferruatı kazılmış çizgilerle gösterilir.

Kırmızı figürlü üslûp, M.ö. 530 yılına doğru siyah figürlü vazoların yerini kırmızı figürlü vazolar alır. Bunlar siyah bir boya ile kaplanmış zemin üzerinde kırmızı figürlerle bezenmiş, bu figürlerin iç teferruatı fırça ile yapılmış siyah çizgilerle belirtilmiştir. Ferdiyetçiliğin ağır bastığı bu devirde birtakım sanatçılar, yapmış oldukları çömleklere imzalarını atmaktadırlar.

Bu çömlekler şekillerinin zarifliği ve çeşitliliği. üzerlerindeki resimlerin incelik ve zenginliği ve kompozisyonların ahengiyle dikkat çeker. Vazo ressamları, Polignotos veya büyük tabloların etkisi altında kalmakla beraber, mitolojik sahnelerden başka. Atina’nın günlük hayatından alınmış çok çeşitli sanheleri tasvir ederler.

V.yy. ortalarına doğru bu resimlere vişne kırmızısı, beyaz ve altın yaldız katılmak suretiyle kırmızı figür tekniğine daha zengin bir çok renklilik verilmek istendi. IV. yy.d a Peleponnesos harpleri sonunda çömlekçilik sürekli olarak gelişti. Bu devirde atina çömlekleri en çok Güney Rusya (Kerç) ve Kuzey Afrika’ya (Kyrene) ihraç edildi.

Etrüsk ve Roma çömlekleri

Etrüsk çömlekçiliğinin kendine has bir özelliği yoktur. Etrüsk mezarlarında bulunan yunan vazoları, çömlekçilik konusunda, ithal mallarına daha çok önem verildiğini gösterir.

Bunlar örnek alınarak kırmızı ve siyah figürlü vazolar taklit edilmiştir. Vazolar üzerindeki resimler biraz kaba, mizahi bir hava taşır. Roma devri çömlekleri de yunan sanatının bir devamıdır.

Kap şekilleri ve süslemesi klasik yunan geleneğine bağlıdır. Konular ekseriyetle mitolojiktir. Çoğu zaman zengin panoların kopyaları tercih edilmiştir. Bu arada «Terra Sigıllata» adı verilen çömlek tipleri özel bir yer tutar.

Koyu kırmızı renkte ve perdahlı olan çömlekler, madeni parlaklığa sahiptir. Profiller madeni kapların keskin hatlarını aksettirir. Bazen üzerleri damga şeklinde çeşitli motiflerle bezenmiştir.

Mitoloji kahramanları, hayvan ve bitki motifleri başta gelir. Bu çömleklerin özelliği çok sağlam ve aynı zamanda zarif bir kontura sahip olmalarıdır. Roma hâkimiyetinin yayıldığı bütün sahalarda bol miktarda bulunmuştur.

Mısır çömlekleri

Yukarı ve Aşağı Mısır’da M.ö.5000-4000 yıllarından kalma çanak-çömlek ler ele geçmiştir. Sülâleler öncesi devirde kırmızı bir çömlek cinsi yaygındır; geometrik desenler ve üslûplaştınJmış hayvan figürleriyle süslenmiştir.

M.ö. 4000 yıllarınca gerzeh kültüründe, deve tüyü renkli zemin üzerine kırmızımsı kahverengiyle süslerine yapılmış çanak-çömlekîer bulunmuştur.

M.ö. 3200 yıllarında çömlekçilik, taş ve »iaden kapların daha gözde olmasıyic gemiler, II. sülâlenin sonlarına doğru çömlekçi çarkının bulunmasıyla yeniden önem kazanır.

Saray tezgâhlarında yapılan 1 m yüksekliğinde, sert, kırmızı renkteki kiiplert ara sıra kralın adı yazılmıştır. Eski Krallık devrinde en yaygın şekil; inçe. uzun, omuzdan kulplu bir küptür: ölülere yağ sunmak için kullanıldığı sanılır. Orta Krallık devri çömleğinin pek fazla sanat değeri yoktur.

Yeni Krallık zamanında itinalı işçilikle yapılmış bir çömlek cinsi ortaya çıkar. Tabiattan alınan sahneler işlenmiştir. ince, uzun boyunlu, yayvan ağızlı, kan kırmızı renginde yuvarlak kaplar. Tutankhamon devrinde görülür.

Filistin çömlekleri

İçine saman karıştırılmış basil ve kaba kaplar bulunmuştur. Kalkolitik çağda krem renkli bir çömlek cinsi görülür.

M. ö. 4000 yılı ortalarından kalma bu kaplar, basit geometrik desenlerle süslenmiştir. M.ö. 2500 yıllarından kalma hirbet- kerak seramiği dışı parlak siyah, ağız kısmı ve içi kırmızı, kimi vakit kahverengi cilâlıdır.

Erken Demir çağının ürünü olan filistin çömleğinde Geç Miken devrinin motifleriyle yakındoğu sanatının özellikleri birlikte görülür.

İran çömlekleri

Tahran yakınlarında ve Tepehisar’da bulunan çanak-çömlekler, çoğunlukla kırmızı zemin üzerine geometrik desenler ve hayvan figürleriyle süslenmiştir.

İkinci dönem eserleri, deve tüyü renkli çanak-çömleklerdir. Susa I’de bulunan uzun kupalar, deve tüyü renkli kâseler, parlak siyah boya ile yapılmış soyut desenlerle, insan ve hayvan figürleriyle süslenmiştir.

M.ö. 4000 yıllarında başlayan susa II kültüründe parlak kırmızı üzerinde kahverengi-siyah boya ile geometrik desenler ve üslûplaştırılan hayvan figürleri yapılmıştır.

Mezopotamya çömlekleri

Irak’ta Hassuna ve Ninova’da çok erken devirlerden kalma çanak-çömlekler; kaba, elle yapılmış, deve tüyü renginde kaplardır. Bunlar, M.ö. 6000 yılı sonlarından kalmadır. Hassuna’nın üçüncü tabakasında tek renkli geometrik desenler insan ve hayvan figürleriyle süslenmiş Samarra çanak-çömleği bulunmuştur.

Teli Halaf kapları çoğunlukla krem rengi bir astar üzerine siyah veya portakal renkli boya ile yapılmış bitki motifleri, üslûplaştırılmış insan ve hayvan figürleriyle süslenmiş, porselene benzemesiyle dikkat çekicidir. Uruk çanak-çömleği, astarlı, cilâlı kırmızı renkte, siyah ve gri renktedir.

Çarkta yapılmış en eski mezopotamya çanak-çömleği olan uruk kapları M.ö. 3500 yıllarını işaretler. Er hanedan çağı kuzeydeki yerleşmelerde ve güneyde Ur şehrinde bulunmuş kırmızı çanak-çömleklerle temsil edilir. Bitki motifleri ve hayvan figürlerinin yanında hareketle ilgili sahneler de tasvir edilmiştir.

Eski Akkad (M.ö. 2360-2180) devri, Teli Brak’ta ve Çahar Bazar’da bulunmuş, üzerine özenle desenler kazınmış, cilâlı siyah ve gri çanak-çömleklerle temsil olunur.

Orta Asya çölekleri

Altaylarda, Kuyum kurganında M.ö. 3000 yıllarında yapılmış çömlekler bulunur. Afanasyevo kültüründe kaba yapılı kaplar da vardır (M.ö. 2500-1200).

Sibirya’nın Bronz çağında, Andro-novo kültüründe geniş ağızlı, düz dipli kaplar görülür. Altaylarda daha sonra M.ö. VII.-VI. yy.dan kalma kulplu ve kulpsuz çanak-çömlekler bulunmuştur.

Hun devletinde (M.ö. III.-M.S. III. yy.) Çin’in ve Batı Türkistan’ın etkisinde yapılmış çanak-çömlekler vardır. Göktürkler zamanında Altaylarda (M.S. V.-VIII. yy.) toprak kap çok azdır.

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir