Devrim

Devrim,Genel geçer anlayışa göre devrimler, kurulu düzeni alt üst eden karşı konulmaz değişim güçlerinin neden olduğu köklü dönüşümlerdir.

Amerikan Devrimi de denen Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda, Fransız Devrimi’nde ve 1917 Rus Devrimleri’nde olduğu gibi, bu güçler öncelikle siyasal ve toplumsal olabilir.

Ayrıca,Sanayi Devrimi’nde ve Yeşil Devrim’de olduğu gibi, ekonomik ve teknolojik olabilir. Bazı tanımlara göre, felsefi ya da düşünsel de olabilir: Sözgelimi, modern fizikte mekanik modelin yerine görececi modelin benimsenmesinin neden olduğu düşünce devrimi.

Devrim Nedir Neyi Savunur

Tanımlar: Herhangi bir olguda yeterli bir tanımın yapılabilmesi için, dönüşüme katkıda bulunan bütün etmenlerin (ekonomik, siyasal, düşünsel, bazen de ruhsal) göz önüne alınması gerekir.

Yapılan tanımlardan biri şöyledir: “Devrim, bağımlı durumda bir topluluğun, zor kullanarak (1) hükümeti ya da uyguladığı siyaseti değiştirmek, (2) bir rejim değişikliği gerçekleştirmek ya da (3) toplumu değiştirmek amacıyla başlattığı bir girişimdir; geçmişteki koşullar ya da henüz ulaşılmamış gelecekteki ülkü açısından bu girişimin haklı olup olmadığı, bu bağlamda önem taşımaz.”

Bu mantığa göre, bir devrim başarılı olabilir ya da olmayabilir ve amaç olarak siyasal bir dönüşümü, toplumsal bir dönüşümü ya da yalnızca yöneticiyi değiştirmeyi hedef seçmiş olabilir. Böyle bir devrim her zaman amaca yöneliktir; ideolojik gerekçeler geliştirir (bunlar büyük ölçüde ütopya özelliklidir) ve hemen her zaman şiddeti de birlikte getirir.

Öyleyse bir genelleme yapılarak, devrimlerin, siyasal gücün toplumsal temellerini dönüşüme uğratmak için bağımlı topluluklar tarafından girişilen çabalar oldukları söylenebilir.

Bu tür çabalar, nitelikleri gereği, iktidarı ellerinde bulunduranlarla çatışmayı zorunlu kılar ve sivil itaatsizlik gösterileri ya da terörist eylemler gibi yalnızca başkaldırı eylemlerinden ayırt edilmelerini sağlayacak bir başarı şansı taşırlar.

Bu bakış açısını açıklayan ünlü bir öykü vardır. Öyküye göre, Fransa kralı Louis XVI, 1789’da Paris caddelerindeki göstericileri izlerken, arkadaşı La Rochefoucauld’ya dönerek, “Aman Tanrım, bu bir ayaklanma!” demiş.

La Rochefoucauld’ysa, “Hayır efendimiz, bu bir devrim,” diye yanıt vermiştir. La Rochefoucauld’nun bu yanıtı, işlerin durdurulamayacak biçimde çığırından çıktığını dile getirmektedir.

Devrimin niteliğine ilişkin ciddi bir sorgulamada şu sorunun da sorulması gerekir: Değişen nedir? Kuşkusuz toplum değişir, ama bu son sonuçtur. Bazı uzmanlar, devrimi tanımlayan özelliğin, siyasal dönüşüm olduğunu ileri sürmektedirler.

Bazılarına göreyse, devrimci olayları belirleyen güçler ekonomiktir; hattâ ulusal sınırların dışında yer alabilirler (yani, çokuluslu şirketler gibi uluslararası yapılar ve kurumlar devrimde belirleyici olabilirler) bu nedenle de, değişikliğin gerçek etkeni bunlardır.

Benzer biçimde, askerî rekabet nedeniyle eldeki kaynaklar aşırı kullanılarak ve devlet zayıf düşürülerek, hükümetin devrilmesine zemin hazırlanmış olabilir.

Gerçekte devrimin gelişmesini çeşitli ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel, dinsel ve ideolojik güçler etkileyebilir ve bu güçlerin özgül birleşimi, her devrime benzersiz tarihsel özelliğini kazandırır.

Yalnızca ekonomik bunalım nedeniyle, yalnızca bir din önderinin kendisine inananları devlete karşı ayaklanmaya çağırması nedeniyle, yalnızca bir grup yurttaşın apansızın hükümetin uyguladığı siyasetlerden hoşnutsuzluk duymaya başlaması nedeniyle ya da yalnızca bir ulusun savaşta yenilmesi ve bundan hoşnutsuzluk duyması nedeniyle devrim olmaz.

Devrimlerin, toplumun geçmişine uzanan derin yapısal kökleri vardır ve tarih içinde, üç bölümleme yapılabilir. Önkoşullar, yani toplumun temellerinde oluşan uzun dönemli yapısal değişmeler; hızlandırıcı etmenler, yani bu yapısal değişmelerin göze batmasını sağlayarak hoşnutsuzlukları harekete geçiren daha kısa dönemli tarihsel olaylar; başlatıcı etmenler, yani devrim sürecini başlatan güncel tarihsel olaylar.

İngiltere’deki püritanlar devrimi olgusunda, ekonomik gücün uzun dönemde geleneksel toprak sahibi çevrelerden ve krallık sülalesinden, yeni yeni gelişen kent burjuvazisine ve daha küçük toprak sahiplerine geçmesi, bu arada da “anglokatolik” bir devlet kilisesine karşı protestan başkaldırının gerçekleşmesi, devrimin önkoşullarını oluşturmuştur. Başlıca hızlandırıcı etmenler, taht ile parlamento arasındaki iktidar savaşımında kral Charles l’in, büyük bölümü presbiteryen olan İskoçya’ya anglikanlığı zorla kabul ettirmeye çalışması ve gereksinme duyduğu fonların sağlanmasını parlamentodan istemesidir. Başlatıcı etmense, Charles’ın savaşı resmen başlatmasıdır.

Not: Sokağa dökülen Parislilerin 14 Temmuz 1789’da BastiHe’i yıkmaları, Fransız Devrimi’ne halkın katılmaya başladığını gösteren bir olaydı. Parisliler, 1795’te Direktuvar yönetimi kuruluncaya kadar Fransız Devrimi’nde anahtar bir rol oynadılar.

Güdüler: İnsanlar niçin başkaldırırlar? İnsanları bireysel olarak ya da topluluklar halinde devrime katılmaya yönelten nedir? Bazı kuramcıların ileri sürdükleri varsayıma göre, insanlar mantıklarıyla hareket ederler; önceden hesapladıkları çıkarlara göre davranırlar.

Bazı kuramcılarda insan davranışında, özellikle de topluluklar halindeki davranışta, yapısal bir mantıkdışılık bulunduğunu ileri sürmektedirler.

Herhangi bir devrim modeli, hem seçkinlerin, hem de seçkin olmayanların katılımına bir açıklama getirmek zorundadır; ama bu çözümleme güçtür. Çünkü devrimler, siyasal iktidarı elinde bulunduran bir sınıfa karşı birleşerek eyleme geçen, siyasal ayrıcalıklardan yoksun bir sınıf tarafından yapılmaz.

Tam tersine, ortak bir dava uğruna toplumun çeşitli kesimlerinden insanları bir araya getiren siyasal muhalefet gruplarının oluşturduğu ittifaklar tarafından gerçekleştirilir.

Bu ittifaklar, bir ölçüde, rejimin eylemleri nedeniyle kurulur. Bir sınıf tek başına devleti ele geçirmek için savaşıma girişmez; daha çok, çeşitli sınıflardan topluluklar arasında devlete karşı ittifaklar kurulur ve bunlar devletle savaşıma girişir. Başarıyla sonuçlanan devrimlerin sık sık yozlaşıp fraksiyonlara ayrılmasının nedeni budur.

Devrimlerdeki insan etmeni, iki temel duyguda, yani umarsızlık ve umut duygularında en çarpıcı biçimde ortaya çıkar. Ne ekonomik yoksulluğun ve siyasal baskının verdiği ezici acı, ne de hayalcilerin yaydığı akıl çelici ütopyacı ülkü, devrime katılımı tek başına açıklayabilir.

Umarsızlık, devrimci etkinliği ortaya çıkarır; umutsa, başkaldırıyı amaçlı ve geleceğe yönelik bir harekete, yani bir devrime dönüştürür.

Dolayısıyla, kurulu yönetimler değişikliğe karşı direndikleri ve halkların daha iyi bir yaşam özlemini bastırdıkları sürece, devrimlerin gerçekleşmesi kaçınılmaz görülmektedir.

 

 Devrim
Devrim
Devrim
Devrim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir