Divan Edebiyatı,Biçimleri ve Türleri

Divan Edebiyatı Hakkında Ansiklopedik Bilgi,Türklerin İslamlıktan sonra kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları edebiyat,Edebî türler.

Divan Edebiyatının Tarihi Gelişimi

Divan edebiyatı çerçevesinde meydana getirilen başlıca edebî eserler şunlardır: şairlerin türlü nazım şekilleriyle kaleme aldıkları manzumelerini belli bir düzen içinde sıralayan divan’lar; divan nesrinin özelliklerini gösteren münşeat derlemeleri; çeşitli mesleklere mensup kimselerin hayat ve eserleri hakkında bilgi veren ve konularına göre tezkiret-ül-evliya, tezkiret-üş-şuara, tezkiret-ül-meşayih, tezkiret-ül-hattatin gibi adlar alan tezkire’ler, manzum veya mensur olabilen hususî tarihler ve vakanüvis tarihleri; Leylâ vü Mecnun, Yusuf u Züleyha, Hüsrev ü Şirin, Vamık u Azra, Hüsn ü Aşk, Gülşen-i Aşk, Can u Canan gibi ortak hikâye konularını genellikle manzum olarak ifade eden mesneviler (beş tanesi bir arada olursa hamse denir), name genel başlığı ile anılan çeşitli konulardaki manzum-mensur eserler (gazavetname, miraçname, menakıpname, surname v.b.), münazara tarzında yazılmış (Münazara-i Bahar ü Şita [Bahar ve Kışın Münazarası], Münazara-i Gül ü Mül [Gül ve Şarabın Münazarası] gibi) eserler, bir şehrin güzelliğini tasvir eden şehrengizler, ansiklopedik bilgi veren didaktik eserler, manzum ve mensur maktel’ler, mevlid’ler, hilye’ler, siyerler, mevize’ıer, öğüt ve eğitim amacındaki (Hayriye-i Nabi, Lûtfiye-i Vehbi gibi) eserler ile manzum sözlükler.

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri ve Türleri

Divan şairleri en çok gazel, kaside, musammat, tercii bend*, terkibi bend gibi nazım şekillerini kullandılar. Arap edebiyatından aldıkları bu şekillere İran edebiyatının mesnevî ve rubaî gibi şekillerini eklediler.

Ayrıca tuyug ve şarkı gibi halk şiirinin etkisiyle geliştiği tahmin edilen nazım şekilleriyle de eser verdiler. Genellikle nazım şekilleri, konuların seçimi ve anlatılışını da belirlediği için şairler bu sıkı geleneğe bağlı kaldılar.

En yaygın şekillerden biri olan gazel; sevgi, özlem, içki, coşkunluk, sevgilinin güzelliği, talihin iyi ve kötü etkileri gibi konuların anlatılışında kullanıldı, övgü şiiri olan kaside çoğunlukla nesip kısımlarında gazel konularına yer vererek övülen şahsa karşı iyilik temennilerini dile getirdi.

Mesnevilerde uzun hikâye konuları yer aldı. Hikmetli ve özlü düşünceler, kıta, rubaî şekilleri ile ifade edildi.

Türk halk edebiyatındaki mani’den aruz veznine uygulandığı sanılan tuyug da aynı amaçla kullanıldı.

Halk edebiyatının besteli türlerinin Divan edebiyatındaki aksi kabul edilen ve murabbadan çıkan şarkı genellikle hafif aşk konularını, günlük maceraları, şuhça tavırları anlatmakta kullanılmıştır.

Divan Edebiyatı Vezinler

Esas bakımdan arap şiirine mahsus bir vezin olan aruzu Türkler, İranlılardan geliştirilmiş şekliyle alarak kullandılar.

İslamiyetten önceki Türk edebiyatında hece sayısına dayandırılan vezne uygun olarak ilk divan şairlerinde hece vezninin 11 li kalıplarına yakın bahirler kullanıldı (msl. feûlün feûlün feûlün feûl).

Arap şiirinde sayıları birkaç düzineye varan aruz kalıplarından, divan şiirinde ancak 8 tanesi yaygınlaştı: hezec, recez, remel, seri, hafif, muzari, müctes, mütekarib.

İlk divan şairleri, aruz veznini türkçeye uygulayarak âhenk sağlamakta uzun süre güçlüklerle karşılaştılar. Bu yüzden ilk devir eserlerinde büyük ölçüde vezin bozukluklarına rastlanır.

XV. yy.dan itibaren gelişen nazım tecrübesiyle birlikte Türkçede çoğalan arapça ve farşça kelimeler, şiirde vezin başarısızlığını azalttı.

Aruz vezniyle yazılan divan şiiri Baki, Fuzuli, Nef’i, Nedim, Şeyh Galib gibi temsilcileriyle en olgun şekline ulaştı.

Dil ve üslûp. Divan edebiyatında dil bakımından Arapça ve Farsçanın geniş etkisi görülür.

Divan şiir ve nesrinde bu dillerden alınma kelimeler, ibareler ve gramer kuralları kullanılır.

Nesir cümleleri edatlarla ve gerundiumlarla bağlanarak sayfalarca uzatılır. Anlamı derinleştirmek yerine, sadece şekil güzelliği sağlamak için eş anlamlı sözlere yer verilir.

Divan edebiyatı üslûp bakımından belâgat kurallarına bağlıdır, üslûbun esasını meydana getiren sanatlar arasında mecaz-ı mürsel, mübalâğa, iltifat, tekrir, rücu, hüsn-ü talil, tecahül-ü ârif, kat’, nida, tariz, teşbih, istiare, teşhis ve intak, irsal-i mesel, telmih, müraat-ı nazir, tezat, iham, cinas, akis, terdit gibi söz oyunlarına sık sık başvurulur.

Divan edebiyatının sanat anlayışında hüner ve marifet gösterme esaslarına dayanılır. Edebî sanatlar bu ustalığa erişmek için sanatçının en çok başvurduğu yollardır.

Divan şairleri, tabiattaki varlıkları idealize ederek mutlak güzellikler halinde anlatırlar.

Meselâ sevgiliden bahsederken boy, göz, ağız, burun, saç, yanak ve çeneyi en kusursuz güzellikler şeklinde tasvir ederler.

Sevgilinin boyunu servi ağacına, elife; ağzını goncaya, hokkaya, noktaya, mime; gözünü nergise, bademe, âhûya, câdûya, katile; kirpiğini neştere, tire, kılıca, kemana, temrene benzetirler.

Anlamın böyle benzetmelerle verilmesi divan şiirinde kalıplaşmış mazmunlar meydana getirmiştir.

Bu mazmunlar divan şiirinin estetiğine ve mecaz sistemine bağlıdır. Meselâ sevgilinin saçı tasvir edilirken görünüşü dolayısıyla sünbül, yılan, büklüm, zincir, kement; rengi bakımından kâfir, gece, gölge, karanlık; kokusu bakımından misk, amber v.b. mazmunlar kullanmak ortak bir tutum olur.

Divan Edebiyatının Dünya Görüşü

Divan edebiyatı dünya görüşü bakımından şeriat esaslarına ve tasavvuf anlayışına bağlıdır.

Tanrı’ya ulaşmaya çalışan tasavvuf inancı, kalıplaşmış yargılara, kuralcılığa, biçimciliğe de karşı çıkar.

Bu yönüyle divan edebiyatının dünya görüşünü geniş ölçüde etkilemiştir. Divan şairi aşk anlayışında, rintlik düşüncesinde, ölüm ve hayat karşısında genellikle tasavvuf inançlarına bağlıdır.

Divan şiirinde işlenen ölüm, tabiat, din, toplum, rintlik, kahramanlık gibi konular arasında aşk ön planda gelir.

Divan şairinin aşk anlayışı çağın mutlak hükümdarlık sistemine ve tasavvuf felsefesine dayanır. Tasavvufa göre aşkın hedefi mutlak güzelliğe sahip olan Tanrıynın kendisidir.

Dünya bağlarından kendini kurtaran âşık, Tanrı’dan başkasını göremeyecek hale gelir.

Bunun için nefsini yenmesi gerekir. Divan şairi bu anlayışa bağlı olarak asıl değeri platonik aşka verir. Günlük maceralarla ilgili aşka da mecazî aşk görünüşü vererek tasvir eder.

Bu edebiyatta daima âşığın bahtsız, sevgilinin ise mutlak iktidar sahibi fakat zalim ve vefasız oluşu genel ve ortak bir tasarıdır. Aşk ve duygu, akıl ile şuura tercih edilir.

Divan edebiyatında stilize edilmiş bir tabiat anlayışı yer alır. Tabiat unsurları nakış ve motif şeklinde kullanılır.

Yaz, kış, bahar manzaraları, kır dekoru canlandırılırken tasvirden çok motiflerin ustalıkla anlatılmasına çalışılır.

Sanatın hedefi daha önce söylenenleri bir defa daha en güzel şekliyle anlatmaktır.

Divan şiirinde genellikle dünya nimetlerine sırtını çeviren, maddeye değer vermeyen insan anlayışı hâkimdir.

Rint adı verilen bu ideal insan tipi başkasının hükümlerine bağlı olmayan, geniş görüşlü, filozof yaratılışlı bir kimsedir.

Mal, mülk, ün gibi konulara önem vermez. Zahit diye adlandırdığı ham sofunun düşmanıdır.

Divan şairi kendisini daima rint olarak tasvir ederken sırasını getirip sık sık zahid’e çatar.

Günlük olaylardan kaçışı esas tutan divan şairi, şahsî sevinçleri gibi acılarına da şiirinde yer vermez. Hayat karşısında kötümser bir tavrı vardır.

Dünyanın geçici olduğundan, feleğin çevrinden, zamanın kötülüğünden yakınır.

Divan Edebiyatının Kaynakları

Divan şiir ve nesrinin yararlandığı kaynakların en önemlileri şunlardır:

a) Kur’an. Kur’an’ın inanışlar, ibadetler, örfler ve Hz. Peygamber’den önceki peygamberlerle ilgili ayetleri divan edebiyatının her kolunda değişik biçimlerde kullanıldı.

b) Hadis. Divan edebiyatında hadisler ya arapça metinleriyle ya da türkçe tercümeleriyle yer alır. Ayrıca kırk hadisin türkçeye manzum ve mensur çevrilmesiyle meydana gelen hadis-i erbainler de vardır.

c) Peygamber hikâyeleri (kısas-ı enbiya). Divan edebiyatında adları Kur’an’da geçen peygamberlerin hikâyeleri ya telmih yoluyla belirtilir ya da bütünüyle işlenir. Hz. Peygamber’in hayat hikâyesini anlatan eserler siyer (veya sîre) adını alır.

Şiirde daha çok telmih yoluyla peygamber kıssalarına işaret edilir. (Âdemin cennetten kovulması, Nuh’un gemisi, İbrahim’in ateşe atılması, İsmail’in kurban edilmesi, Yakub’un oğlu Yusuf’un hasretiyle ağlaya ağlaya gözlerinin kör olması v.d.)

d) Evliya menkıbeleri (menakıb-ı evliya). İslâm tarihindeki birçok ünlü velinin menkıbeleri, divan şiirinde konu olarak işlenir.

Bu menkıbelerin mensur olarak anlatıldığı tezkiret-ül-evliya’lar da vardır. (Menkıbeleri divan şiirinde çokça anılan velilerin başında, tahtını tacını bırakarak bir mağaraya çekilen Belh hükümdarı İbrahim Edhem, ünlü sofi Hallacı Mansur, Bayezid-i Bistami, Cüneyd-i Bağdadî, Şeyh San’an gelirler.)

ç) İran mitolojisi. Divan şiirinin ana kaynaklarından biridir, özellikle nazım veya nesir olarak türkçeye birçok defa çevrilen Şehname’deki iranlı kahramanlar, divan şiirinin de kahraman kadrosunu meydana getirirler.

(Divan şiirine İran mitolojisinden geçen başlıca kahramanlar şunlardır: Kakraman, Cemşid, Feridun ve Dahhak, Efrasiyab, Keykubad, Behmen, İskender ve Dara, Şapur, Behram-ı Gur, Zal, Rüstem, Bihzat. v.d.)

f) Tasavvuf. Divan şiirinde tasavvufla ilgili terimlere geniş ölçüde yer verilir. Bu terimlerden en çok kullanılanları şunlardır: âşık (Allah’ın cemal ve celâline arzu duyan), mâşuk (Allah), kemâlât (tam bir cezbe ve vecd içinde bulunmak), şîve (İlâhî cezbe), vefa (Allah’ın inayeti), naz (kalbe kuvvet verme) v.d.

g) Yerli hayat. Divan şairleri İran şiirinden alarak kullandıkları ortak malzemenin dışında, şiirlerinde çevrelerini ve çağlarını yansıtan yerli malzemeye de eserlerinde yer verdiler, özellikle XVIII.yy. dan itibaren Ramazan, bayram eğlenceleri, düğünler, doğum dolayısıyla yapılan eğlenceler, merasimler, mahalle baskını, kadınlar hamamı, helva geceleri gibi hayatın çeşitli safhaları edebî eserlere konu oldu. Bu edebiyatta yer yer zamandan ve zamaneden şikâyete ve devrin tenkidine de rastlanır.

h) Batıl ve hakikî bilgiler. Divan edebiyatında Ortaçağ bilimiyle ilgili birtakım bilgi dallarından geniş ölçüde yararlanılır, özellikle ilm-i kimya (kimya), ilm-i tencim (astronomi), ilm-i tabir-i rüya (rüya yorumu), ilm-i musiki ve ilm-i mantık gibi bir gerçeğe dayanan ve dayanmayan ilimlerin terimleri divan şiirinde çokça kullanılır.

Divan Edebiyatının Tarihi Gelişimi

Maveraünnehir’de XI. yy. dan itibaren gelişen İslâmî-Türk edebiyatında meydana getirilen eserler, Doğu Türk edebiyatı çerçevesi içinde yer alır. (azerî edebiyatı, çağatay edebiyatı.) Anadolu’da divan edebiyatının ilk örnekleri XIII. yy.da meydana geldi (Yunus Emre, Ahmed Fakih, Sultan Veled, Şeyyad Hamza).

XIV. yy.dan itibaren gelişen örnekler daha çok dinî nitelikte oldu. Âşık Paşa (1272-1333), Gülşehri, Hoca Mesud. Hoca Dehhanî, dindışı konularda ilk örnekleri verdi.

Tasavvufî alanda eser veren Nesimî (öl. 1404) coşkun din duygularını işledi ve hurufîlik tarikatının öncülerinden oldu. Ahmedî (1334-1413), divan edebiyatında zekâya dayanan ölçülü bir şiir anlayışının temsilcisidir.

Eski türk nazım şekillerini geliştiren Kadı Burhaneddin (1344-1398), divanında tuyug adı verilen aruzla yazılmış dörtlükleri toplar.

Osmanlı imparatorluğunun gelişme dönemi olan XV. yy.da Şeyhî (1371-1431), Ahmed Paşa (öl. 1497) gibi sanatçılar divan şiirini konu ve şekil bakımından İran edebiyatından alınan örneklere göre zenginleştirirken Necatî (öl. 1509) başta gelmek üzere Kemal Ümmî (öl. 1475), Ahî (öl. 1517) gibi şairler, Türk şiir geleneğini devam ettirmeye çalışırlar.

Mahallî hayatla ilgili günlük yaşayış sahnelerini konu edinen sehrengiz adlı mesnevilerin ilk örneğini Mesihî (1470-1512) verdi. Kadın şairler arasında Mihri Hatun (öl. 1506) ve Zeynep Hatun, hiç yabancı kelime ve tamlama kullanmadan sade türkçeyle ve aruz vezniyle eser veren Aydınlı Visalî dikkati çekerler.

XV. yy.da sade nesir geleneği devam ederken Neşrî (Çihannüma [1492]), Sinan Paşa (1437-1486 [Tazarruname]) gibi yazarlar divan edebiyatının sanatlı nesir eserlerini vermeye başladılar (inşa). Bu yolda divan şiirinin mazmunları ve sanatları ile seci adı verilen nesir kafiyesinden geniş ölçüde faydalanıldı.

XVI. yy.da Baki (1526-1600) İstanbul türkçesini yaygın şiir dili haline getirdi, ince bir zevk ve geniş bir kültürle divan şiirini İran şiirinin seviyesine yükseltti.

Aynı yüzyılın bir başka büyük sanatçısı Fuzuli’dir (öl. 1556). Leylâ ile Mecnun adlı tasavvuf! aşk mesnevisinde ve şiirlerinde zengin bir lirizmi ustalıklı bir söyleyişle birleştirdi.

Hayalî Bey (öl. 1557), Kanunî’nin şehzadesi sultan Mustafa’nın öldürülmesi üzerine yazdığı mersiye ile büyük etki yapmış olan Taşlıcalı Yahya (öl. 1582), Nevî (1533-1599), Terkib-i Bend’iyte ün kazanan Bağdatlı Ruhî (öl. 1605), Lâmiî Çelebi (1472-1532), Zatî (öl. 1546), Figanî (1505-1532), Hakanî (öl. 1606) bu yüzyılın önemli sanatçılarıdırlar.

Türkî-i basit denen sade Türkçeyle ve aruz vezniyle şiir yazan Tatavlalı Mahremi, Edirneli Nazmî, XV. yy.da Aydınlı Mahremi ile başlayan geleneği devam ettirdiler.

Tarih alanında Lûtfî Paşa (öl. 1586) gitgide sanatlı nesre yönelen bir üslûbu geliştirdi. Künh-ül-Ahbar yazarı Ali (1542-1599), Tac-üt-Tevarih yazarı Hoca Sadeddin (1536-1599) divan nesrinin bu yüzyıldaki başlıca temsilcilerindendir.

Sehî (öl. 1548), Lâtifî (öl. 1582), Âşık Çelebi (1520-1572), Hasan Çelebi (1547-1604) tezkire alanında eser veren nesir yazarlarıdır. Divan nesrinin resmî inşa örneklerini toplayan eserler arasında Feridun Beyin Münşeat’ı tanınır.

XVII. yy.da Nef’i (1582-1636) divan edebiyatının en büyük temsilcilerindendir. öğretici şiirin temsilcisi olan Nabi (1640-1712), lirik şiirlerinde temiz bir dille ince buluşlara yönelen Şeyhülislâm Yahya (öl. 1592) ve mesnevileriyle anılan Sabit, etkili kişilerdir.

İran şiirinde «sebk-i hindi» denen üslûp özelliği bu yüzyılda Nailî’den (öl. 1666) itibaren kendisini gösterdi. Neşatî’nin (öl. 1674) şiirlerinde de hâkim rol oynadı. Nev’izade Atayı (1583-1635), Hamse’ siyle tanındı. Azmizade Haletî (1570-1631), özellikle rubaî türünde eser verdi.

XVII. yy.da nesrin en önemli temsilcileri sade dil ve çok canlı bir ifadeyle yazılmış olan Seyahatname’nin sahibi Evliya Çelebi (1611-1681); coğrafya, tarih, bibliyografya alanlarında eser veren Kâtip Çelebi (1609-1656), tarih yazarı Peçevî (1574-1650), Murad IV’e devlet idaresinin düzeltilmesi hakkında bir risale veren Koçi Bey’dir.

Sanatlı divan nesrinin en tanınmış yazarlarından biri Nergisî’dir (öl. 1633). Uzun ve karışık cümlelere, arapça ve fârsça kelimeler ve edebiyat oyunlarına çok fazla yer veren mensur hamsesinde osmanlı hayatından alınmış mahallî hikâyelere, dikkat çekici tiplere de rastlanır. Aynı yolun temsilcilerinden Veysî’nin (1561-1627) Habname ve Vakıaname’si siyasî, ahlâkî, sosyal bozukluklar üzerinde durur.

XVIII. yüzyılda divan şiirinde günlük yaşayışa ait sahneler çoğalmıştır. Lâle devrinin zevk ye safa hayatını canlandıran Nedim’in (öl. 1730), sevgi ve eğlenceden bahseden gazelleri ile şarkılarında, temiz bir İstanbul şivesiyle yerli hayattan canlı levhalar tasvir edilir. Nedim’in hece vezniyle de bir şiiri vardır.

Hüsn ü Ask adlı alegorik aşk hikâyesinin yazan olan Şeyh Galib (1757-1798), «sebk-i hindî» tarzındaki söyleyişe geniş ölçüde yer verdi. Zengin hayal gücünü ifade ederken divan şiiri geleneği için yeni sayılan imajlar kullandı.

Enderunlu Fazıl (öl. 1810), Koca Ragıb Paşa (öl. 1762), Sümbülzade Vehbi (öl. 1809) de bu yüzyılın önemli sanatçıları olurlar. Nesir yazarları arasında Naima (1655-1716), Raşit (öl. 1735), Silâhtar Fındıklılı Mehmed Ağa (1658-1723) gibi tarihçiler, Ahmed Resmî (1700-1783), Yirmisekiz Çelebi (öl. 1732) gibi sefaretname yazarları, Salim (öl. 1743), Safayî gibi tezkireciler yer alır. Giritli Aziz Efendinin (öl. 1798) Muhayyelât adlı hikâyesi Doğu-islâm geleneğine dayanan unsurları gerçekçi gözlemle zenginleştirir.

Batı medeniyetinin etkisi altında yeni bir edebiyat anlayışının meydana geldiği XIX. yy.da eser veren Vâsıf (öl. 1824), İzzet Molla (1785-1829), Leskofçalı Galib (1828-1867), Hersekli Arif Hikmet (1839-1903), Yenişehirli Avni (1826-1883) v.d. divan şiirinin son temsilcileridir.

Bu yüzyılın nesir yazarları arasında tıp ve tarih eserleriyle tanınan Şanizade Ataullah Efendi (1711-1826), Tabsıra yazarı Âkif Paşa (1787-1845), Mütercim Asım (1755-1819) yer alır.

Tanzimattan sonra gelişen yeni edebiyat anlayışı karşısında divan edebiyatı tarzında eserler verildiyse de başarılı olmadı. Divan edebiyatına hâkim dünya görüşü bırakıldıktan sonra bu edebiyatın üslûp özellikleri, söz sanatları, edebî türleri de tarihe karıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir