Diyarbakır

Diyarbakır Dicle’nin yukarı havzasında sağ kıyıya hâkim düzlükte kurulmuştur; yüksl. 660 m. Eski şehir Anadolu’da rastlanılan en sağlam ve heybetli bir sur ile kuşatılmıştır. Yeni şehir ise surların dışında özellikle kuzeye doğru yayılmaktadır. Şehir kara yoluyla Mardin’e 96, Elâzığ’a 159, Urfa’ya 184 km uzaklıktadır. Haydarpaşa-Kurtalan demiryolu üzerinde istasyonu ve işlek bir de havaalanı vardır. Canlı bir ticaret merkezi olduğu halde sanayi pek gelişmiş değildir

İl topraklarının büyük kısmı Güneydoğu Anadolu bölgesinde (Dicle bölümü) yer alır, yalnız kuzeyde küçük bir şerit Doğu Anadolu’ya (Yukarı Fırat bölümü) taşar. Diyarbakır ili doğuda Siirt, kuzeydoğuda Muş, kuzeyde Bingöl ve Elazığ, kuzeybatıda Malatya ve Adıyaman, batıda Ufra, güneyde Mardin illeriyle çevrilidir.

Diyarbakır Coğrafi Özellikleri

Diyarbakır, kuzeyde Güneydoğu Toroslar, güneyde Mardin eşiği adı verilen sırt, batıda Karacadağ sönmüş volkan kütlesi arasında, ortasından Dicle’nin geçtiği Diyarbakır havzası’nda yer alır. Yağışı az, fakat tahıl ekimine ve sulamalı tarıma, küçükbaş hayvan üretilmesine elverişli bir yörenin merkezi olmakla birlikte, kuzeydeki engebeli topraklarla güneydeki bozkırlar arasında önemli yollar üzerinde düğüm noktası meydana getirir.

Anadolu ve Suriye’den gelerek Irak’a yönelen yoldan Diyarbakır’da ayrılan bir kol kuzeydeki dağları birbiri ardında sıralanan geçitlerle aşıp Harput ve Sivas üzerinden Karadeniz kıyılarına (Samsun) ulaşır.

Başka bir yol da Bitlis üzerinden Van gölü havzasına oradan da Azerbaycan ve İran’a uzanır. Diyarbakır, çevresinin sağladığı çeşitli geçim kaynakları ile önemli yolların düğüm noktasında bulunuşu sebepleriyle tarih devirleri boyunca gelişme imkânı bulmuştur.

Dicle vâdisinden 100 m’ye yakın bir yükseklikteki lav yaygısı üzerine yerleşen şehir, sağlam surlarıyla saldırılara dayanmıştır. Şehrin adı, 1937 yılı kasımında Atatürk’ün direktifine göre, türkçe âhenk kurallarına uydurularak Diyarbakır’a çevrildi.

İl topraklan Diyarbakır havzası adı verilen ve boydan boya Dicle nehri ile geçilen geniş çanağın içinde yer alır. Kuzeyde Güneydoğu Torosların geniş yayı havzaya sınır olur; bu dağlar batı kesiminde az yüksek (Maden dağları, Hazar baba dağı 2 285 m), doğuya doğru daha geniş ve daha yüksektir (Muş ili sınırında 2 800 m).

Bu dağlar, kıvrılmış ve kısmen billûrlaşmış eski kayaçlardan meydana gelen ekseni dışında, dışarıya doğru eğilmiş kireçli kumlu killi kretase eosen katmanları ve aralarına girmiş volkanik kütlelerden oluşmuştur.

Bu yereyler, havzanın 1000 m’den alçak ve hafif dalgalı yayla görünüşlü ve neojen göl tortullarıyla örtülü zemini altında kaybolur ve Dicle vâdisi tabanında yükselti 500 m altına düşer. Vâdinin güneyinde yerey yükselir ve sel yataklarıyla yarılır, böylelikle Mardin eşiği eteklerine erişilir.

Nihayet güneybatıya doğru düzlükler üzerinde Karacadağ’ın basık ve geniş sönmüş volkan kütlesi (1919 m) yükselir. Karacadağ’dan etrafa yayılan lâv akıntılarından biri Diyarbakır şehrinin bulunduğu yerde Dicle vâdisine kadar uzanır.

Diyarbakır İklimi

Diyarbakır havzasında iklim şiddetli karasal, özellikle yazları çok sıcak ve kuraktır; yağışlar kuzeydeki dağlık kesimlerde bol, güneye doğru azalmakla birlikte, yine 400 mm’den yukarıdır.

Havzanın ortasına yakın bir yerde bulunan Diyarbakır şehri meteoroloji istasyonunda yapılan 37 yıllık gözlemlere göre, en soğuk ve en sıcak ayın ortalama sıcaklıkları 1°6 C ve 31°0 C; bu süre içinde kaydedilen en düşük ve en yüksek sıcaklıklar: —24°2 C ve 46°2 C’tır. Sıcaklığın kışın 0°C üstüne çıkmadığı günler sayısı (ortalama) 4, yazın gölgede 30°C’tı aştığı gün sayısı da 125’tir.

Yıllık ortalama yağış 482 mm, yağışlı günler sayısı 87’dir. Yağışların mevsimlere dağılışı (yüzde olarak) şöyledir: kış 44, ilkbahar 36, yaz 2, sonbahar 18. Kar yağışlı günler sayısı (ortalama) 6,1, karla örtülü günler 12,5’tir.

Diyarbakır ili içinde yağış gözlemleri yapılan başka istasyonların 7 ilâ 11 yıllık kayıtlara göre yıllık ortalamalar, yağışların kuzeydoğudaki dağlık kesimde pek bol olduğunu (Kulp 1 105, Lice 1 194 mm), merkeze (Silvan 730 mm) ve batıya (Ergani 721, Sermiş 702 mm) doğru biraz eksilmekle birlikte yine yeterli bulunduğunu, güneydeki ve batıdaki (Karacadağ) yüksek alanların siperi arkasında biraz eksildiğini (Bismil 446 mm) gösterir. Yıllık yağışların yeterli olmasına karşılık yazlar genellikle çok kurak geçer.

Diyarbakır Akarsuları

Diyarbakır ili toprakları, bütününe yakın kısmıyla Dicle nehri havzası içinde yer alır. Yalnız kuzeybatıda dar bir alan suyunu Fırat’a gönderir. İlden geçen başlıca akarsular Dicle ile önemli kolları olan kuzeyde Zulkar, Anbar, Pamuk ve Batman çayları ve güneyde Göksu ile Savur çayıdır.

Bütün bu akarsular yazın çok fakirleşir, bazıları kurur; kışın ve ilkbaharda ise suları yükselir. il içinde önemli göl yoktur.

Diyarbakır Bitki Örtüsü

İlde tabiî bitki örtüsü genellikle step görünüşündedir. Kuzeydeki tepelik alanda çalılıklar ve meşe ormanı kalıntıları göze çarpar.

Diyarbakır Tarihi

Diyarbakır eyaleti sınırları içinde yer alan Diyarbakır şehrinin adı asur çivi yazılarında (M.ö. 1300 yıllarından beri) Amidi olarak geçer. Bu ad daha sonra yunan ve latin kaynaklarında Amido olmuş müslümanlara Âmid şeklinde geçmiştir. Türkler surlarının ve yapılarının koyu renkli volkanik taşlardan yapılmış olmasıyla ilgili olarak buraya Kara Amid de derlerdi.

Türk devrinde şehre şüphesiz Âmid’den bozma olarak Hâmid veya Hamid denildiği de görülür. Yörenin ilk medenî halkı, bilindiğine göre M.ö. 3500 yıllarına doğru Van gölüyle Kuzey Suriye arasına yayılmış «Tel Halaf» kültürünü yaşatmış olan Hurrilerdir.

Yöre, M.ö. 2750’ye doğru Sumer-Akkad imparatorluğuna geçmiş, M.ö.775′ doğru Urartuların M.ö.736-754 asurlularun hakimiyetine giren yöre daha sonra pers imparatorluğu eline geçti bundan sonra Selefkileri Asya’dan kovan Arsaklılar yöreye sahip oldular. 338 Yılında Sasanıler Âmid’i kuşattılarsa da ele geçiremediler. Roma imparatoru Constantius şehri onarttı (349).

Şehir 359’da iranlıların eline geçti. Fakat, ,363’te geri alındı ve imparator Valentianus zamanında surlar genişletildi. 503’te Sasanilerin eline geçtiyse de 505’te yeniden Bizans’a bırakıldı. Aynı yüzyıl içinde Âmid birkaç defa İranlıların eline geçti.

Halife Ömer devrinde İslâm orduları tarafından 5 yıllık bir kuşatmadan sonra zaptedildi (639), büyük kilise camiye çevrildi ve Âmid, Diyarbakır muhassıllığının merkezi oldu. Hamdanoğulları devrinde (X. yy. ortaları) Bizanslılar Âmid’i birkaç defa kuşattılarsa da ele geçiremediler.

Daha sonra şehri zapteden Mervanoğulları 1042’de Selçuklulara bağlandılar. Melikşah devrinde selçuklu hâkimiyetine geçen (1085) şehirde yeni burçlar yapıldı. 1097-1183 Arasında inaloğulları beyliğinin elinde olan Âmid, sırasıyla Irak, Anadolu ve tekrar Irak Selçuklularının hâkimiyetine girdi.

1183’te Hasankeyf Artukoğulları şehri aldılar ve 1232’ye kadar süren hâkimiyetlerinde merkez seçtikleri Diyarbakır’a parlak bir devir yaşattılar. Âmid 1232’de Mısır hükümdarı Melik Kâmil, 1240’da konya Selçukluları tarafından zaptedildi. 1302’de Gazan Han Âmid’i Mardin Artukoğullarına verdi ve şehir 1394’e kadar onlarda kaldı.

Timur aldığı şehri kendine yardım etmiş olan Akkoyunlu Kara Yülük Osman Beye verdi ve Âmid onun tarafından Mardin ve Halep kuvvetlerine, sonra da Mısırlılara karşı başarıyla korundu. Âmid’de akkoyunlu hâkimiyeti yetmiş yıl sürdü; önce devlete başkent olduğu için gelişmeye başladı ise de Uzun Hasan başkenti Tebriz’e taşıdığı için Âmid bir eyalet merkezi durumuna düştü.

1507’de Akkoyunluların başına geçen Musullu Emir Bey bütün Diyarbakır dolaylarını Şah İsmail Safevî’ye teslim etti. Fakat yörenin sünnî beyleri Âmid’i şii Şah İsmail’in valisine vermek istemediler ve Dulkadıroğullarından yardım bekledilerse de (1507), Safevîler üstün geldiler.

1514’te Çaldıran savaşından sonra Yavuz Sultan Selim, Bıyıklı Mehmed Paşayı yörenin fethine gönderdi. 1515’te Âmid, daha sonra da bölgedeki diğer kaleler osmanlı hâkimiyetine girdi; şehirde camiler, hanlar, medreseler yapıldı ve kale onarıldı.

Kanuni Sultan Süleyman ünlü Hamravat suyunu 1543’te şehre getirtti. Âmid şehri Diyarbakır eyaleti denilen büyük bir İdarî bölüme merkez oldu ve zamanla eyalet merkezine de Diyarbekir denilmeye başlandı. Eyaletin ilk beylerbeyi halkın «Fatih Paşa» diye andığı Bıyıklı Mehmed Paşadır.

Tarikat kurucusu İbrahim Gülşeni ile tarihçi Kadı Hüseyin, Âmid’lidir; yine Diyarbakır’lı birçok şair de Âmidî mahlâsını kullanmışlardır. Yakın devirde yetişen tarihçi ve şair Said Paşa ile oğulları Süleyman Nazif ve Faik Âli, Millet kütüphanesi kurucusu Ali Emirî ve Ziya Gökalp de Diyarbakır’lıdırlar.

Diyarbakır Tarihi Eserleri

Diyarbakır’ın en dikkate değer yapısı surlar’dır. Sonradan yapılan bazı değişiklikler dışında IV. yy. bizans eseri olan ve kara bazalttan yapılmış bulunan surlar hemen hemen düz denilecek bir alanı kuşatır. Bunların çevresi A. Gabriel’in verdiği bilgiye göre 5 km’yi bulur. Surların kuşattığı alanın doğu-batı uzunluğu 1 700 m, kuzey-güney genişliği 1 300 m’dir.

Duvarın kalınlığı 3-5 m, sur üstündeki devriye yolunun yerden yüksekliği 8-12 m’dir; bu yol, dışarıya doğru 70 sm kalınlığında bir mazgal duvarıyla korunmuştur. Surlar üzerinde çeşitli boy ve biçimde 78 burç sıralanır, bunlardan kapılara yakın olanlar daha büyüktür; güneybatıda surun dirsek yerlerinde sonradan yapılan üç büyük burç daha vardır (Ulubeden, Yedi kardeş ve Keçiburç).

Surların kapladığı alanın kuzeydoğu köşesinde yay biçiminde bir duvarla şehirden ayrılan İç kale yer alır. Surlar doğuda kayalar üzerinde yükselir; diğer yönlerde bugün kısmen dolmuş hendeklerle çevrilmiştir.

Kalenin dört yönde dört kapısı vardır: kuzeyde Harput (Dağ) kapısı, batıda Urfa kapısı, güneyde Mardin kapısı ve doğuda Yenikapı (Dicle kapısı). İç kalede yer aldığı bilinen saray ve konaklardan bugüne hiç bir iz kalmamıştır.

Yalnız bir cami vardır. Bir iki yıkıntı dışında ayakta duran surların kuşattığı alanda, genellikle dar ve düzensiz yollar boyunca dizilmiş,evler yer alır.

Harput ve Mardin kapılarını birleştiren bir ana cadde şehri boydan boya keser ve batıdaki Urfa kapısından gelen başka bir cadde gelip şehrin ortasında bununla birleşir. Bu kesim Diyarbakır’ın başlıca çarşı semtidir.

Caddelerin kesiştiği yerin kuzeyinde Cumhuriyet meydanı ve onun batı kenarında da Diyarbakır Ulu camii yer alır. Eski Diyarbakır kesiminde, son yıllarda önemli modernleştirme çalışmaları yapılmıştır.

Osmanlı devrinden önceye ait yapılar arasında bir de Sincariye (Zinzirli) medresesi sayılabilir. Diyarbakır’daki diğer camilerin çoğu osmanlı devri başında yapılmıştır.

Dış duvarlar çoğunlukla ak kalker ve kara bazalt taş sıralarının üst üste konmasıyla yapılmıştır: Kasımpadisah veya Şeyhmater camii (1451), Fatih (Bıyıklı mehmed paşa), Hüsrev paşa, Peygamber, Şeyhsafa, Behranı paşa, Melek ahmet ve Nasuh paşa camileri ile kervansaraylar (Deliller ve Hasanpaşa hanları) sayılabilir.

Bugünkü Diyarbakır eski şeklini canlı bir şekilde korumakla beraber, yeni mahalleler surların dışında geniş alana yayılmıştır. Şehrin nüfusu üstüne, XIX. yy.da 35 000 ile 50 000 arasında değişen tahminler yapılmıştı.

Cumhuriyet’in ilk sayımında (1927) nüfus 30 709, 1935’te 34 652 oldu, 1940’ta 42 555’e, 1950’de 45 053’e, 1960’ta 79 888’e yükseldi, 1965’te 102 000’i aştı. Diyarbakır şehri 1935 ekiminde demiryoluna kavuştu ve daha sonra da çevresine iyi yollarla bağlandı.

Diyarbakır Müzesi

Diyarbakır’da Artukoğullarından kalma Sincariye medresesinde kurulan müze (1940). Müzede, Diyarbakır yörelerinden derlenen Asur, Hitit, Roma Bizans çağlarından kalma mezar taşları, heykeller, selçuklu-osmanlı çinileri, ağaç işi eserler, silâhlar, tekke eşyası, sikkeler, şer’iye sicilleri, etnoğrafya ile ilgili eserler yer alır.

Müzenin bir de kitaplığı vardır. Ziya Gökalp’in oturduğu ev de, eserlerinin ve özel eşyasının sergilendiği ayrı bir müzedir.

Diyarbakır

Diyarbakır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir