Efes Antik Kenti

Efes Antik Kenti EFES, yun. Ephesos.Anadolu’da şehir. Batı Anadolu kıyılarının orta kısmında, Küçük Menderes (Kaystros) nehrinin sularının döküldüğü işlek bir körfezin kenarında kurulmuştur.

Efes Antik Kenti ve Özellikleri

Burası Sardeis’ten geçen Kral Yolu’nun başlangıç noktası olduğu gibi, güneyindeki Maiandros (Büyük Menderes) ve kuzeyindeki Hermos (Gediz) vâdileri boyunca Anadolu’nun içlerine doğru uzayan büyük ticaret ve kültür yollarının ortasındaydı.

İkinci derecede yollarla Maiandros ve Hermos’a bağlı bulunduğundan ticaret, kültür ve siyaset alanındı her türlü gelişme ve ilerleme imkânına sahipti.

Efes Antik Kenti Tarihi

Bundan başka, şehrin yanında, başlangıcı efsanevî devirlere kadar çıkan büyük bir tanrıça tapınağının bulunuşu ve bu kutsal yerin bütün Eskiçağ süresince dinî önemini kaybetmeyişı, Efes’in gelişmesinde büyük bir rol oynamıştır.

Efes Antik Kenti şehrinin yeri Küçük Menderes ırmağının alüvyonlarla limanı doldurması tehlikesi karşısında zaman zaman değiştirildi.

Efes (Ephesos) adının kesin etimolojisini yapmak mümkün değildir. Antik yazarlardan bazıları bir amazon adı olduğunu, bazıları da Yunancadan geldiğini ileri sürerler. Yeni dil araştırmaları bu adın Anadolu kaynaklı olduğunu göstermiştir.

Şehrin kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu kesin olarak belli değildir. Ancak daha M.ö. II. binyılın ikinci yarısında sonradan Artemis adını alacak olan Ana-Tanrıça’nın tapmağı yanında bir iskân sahasının bulunduğu bilinmektedir.

Strabon’a göre tapınak ve şehir Amazonlar tarafından kurulmuştur ve ilk şehir halkı Karia’lılar ile Leleg’lerdir. Pausanias ise halkın Leleg’ler ve Lydia’lılar ile diğer topluluklardan meydana geldiğini bildirmektedir.

Son yıllarda Selçuk şehrinde bulunan Aka devrine ait mezarlar ve bol miktarda Aka seramiği Efes ve çevresinde Akalar’m yerleşmiş olduğunu gösterir.

Ton’ların, Efes Antik Kenti ve dolaylarını M.0. XI. yy.ın başlarında ele geçirdikleri bilinmektedir. Bu tarihten önce Hitit hâkimiyeti sahasına girdiğini ise bölgenin yakınındaki Hitit kralı Tudhalia IV’e ait olduğu sanılan Karabel kaya kabartması göstermektedir.
Efes’e gelen ton’ların kumandanı Kodros oğlu Androklos’u, Efesliler şehirlerinin kurucusu ve ilk kralları olarak tanıyorlardı. En eski şehrin mevkii hakkında antik yazarların verdiği bilgiler yeteri kadar aydınlatıcı değildir.
Son zamanlarda yapılan araştırmalar sonucunda bu şehrin Panayır dağının kuzey eteklerinde kurulduğu anlaşıldı, önceleri krallık Basilid’ler diye anılan Androklos’un sülâlesi tarafından idare edilirken, sonraları asiller ve nihayet (M.ö. VII. ve VI. yy.) tiranlar tarafından yönetildi.
Lydia’daki Vasilike Odos (Kral yolu) başlangıcında kurulan Efes Antik Kenti, iktisadi ve ticarî faaliyeti, Doğu ile kurduğu geniş ilişkiler sayesinde zenginleşti. Daha M.ö. VIII. yy .da Küçük Asya’nın en büyük para merkezi olmuştu.
Kaynağını eski Sümer’den alan Babil geleneklerine göre çalışan bankerler büyük güç kazandılar, özellikle, erkek çocuklarını daima Lydia prensesleriyle evlendiren Melas ailesi, Mermand’lar hanedanına, monarşi siyasetlerini yürütmeleri için gerekli kredileri açıyordu. Böylece Efes, ticaret ilişkileriyle Sardeis’lilere bağlandı.
Şehir en büyük tehlikeleri M.ö. VII. yy.da geçirdi. Bu devirde önce yeni kurulan ve Mermand’lar hanedanının başa geçmesiyle kuvvetlenen Lydia krallarınca tehdit edildi, M.ö. 652 yıllarında da Kimmer saldırılarına uğradı; bir Kimmer saldırısında Efes Artemis tapınağı Kimmer kralı Lygdamis tarafından yıktırıldı.
Fakat şair Kallinos’un yurttaşlarını kahramanca savunmaya teşvik etmesiyle bu hücum püskürtüldü. Bundan sonra Efes ticaretle gittikçe gelişti ve daima Lydia krallarına karşı kendini korumak zorunda kaldı.
Lydia krallarının sonuncusu ve en ünlüsü olan Kroisos tahta geçince diğer ion şehirleriyle beraber Efes’i de vergiye bağladı ve Herodotos’a göre yeğeni tiran Pindaros’a düşmanlığı yüzünden Efes’e hücum etti. Pindaros şehri terk etmek zorunda kaldı.
Efes halkını tepe kalelerinden ayrılıp ovada yerleşmeğe zorlayan Kroisos yüzyıl önceki Kimmer istilâsından beri yapımına devam edilen tanrıça tapınağı için geniş ölçüde para yardımında bulundu. Bu yüzden Artemis tapmağının sütunları üzerinde «Kral Kroisos vakf etti» şeklinde yazılar vardır.
Şehrin yeriyle birlikte idare tarzında da ieğişiklik yapıldı. Aristarkhos adında soyla bir atinalı Efes’e çağrılarak şehrin siyasî ve İdarî durumunu düzeltmesi istendi. Aristarkhos, Efes’te beş yıl süren görevi sırasında birçok reform yaptı.
M.ö. 546 yılında pers kralı Keyhüsrev, Kroisos’u yenip Lydia devletini ortadan kaldırınca M.Ö. 540 tarihine kadar bütün Anadolu’da hem Yunanlılar, hem de yerliler Keyhüsrev’in hâkimiyeti altına girdi. Efes de ionia satraplığına bağlandı.
Şehir M.ö. 500-499 yıllarında Perslere karşı yapılan tonia ihtilâline katılmadığı için rakibi Miletos şehrinin aksine bu ihtilâlden hiç bir zarar görmedi.
Yunanlıların M.ö. 480 ve 479 yılarında Perslere karşı kazanmış oldukları Salamis ve Plataia zaferleri üzerine Efes, Attike-Delos deniz birliğine katıldıysa da, peloponnesos savaşında Ispartalıların tarafını tuttu. Bu savaşlar sırasında İsparta inanmasının bir limanı olarak kullanıldı.
M. Ö. 407 tarihinde Efes’te üslenen Lisandros kumandasındaki 90 gemilik bir İsparta doanması Alkibiades kumandasındaki Atina donanmasını burada bozguna uğrattı. Atina’nın deniz üstünlüğünü sona erdiren deniz savaşında Efes Ispartalılann yanında yer aldı (M. ö. 405).
Peloponnesos savaşlarından sonra Perslere karşı, İsparta kralı Agesilaos’a hareket üssü görevini yaptıysa da, M.ö. 387 yılındaki Antialkidas barışıyla Perslere haraç vermeyi kabul etmek zorunda kaldı.
Büyük İskender M.ö. 334 tarihinde kazandığı Granikos zaferiyle Efes şehrinde demokrasi yönetiminin yeniden kurulmasını sağladı.
İskender’in ölümünden sonra generalleri arasında meydana gelen savaşlarda Efes birkaç kere el değiştirdi. Nihayet M.ö. 287’de Lysimakhos’un adamlarından Lykos, şehri zaptetti.
Bu devirde şehrin limanının, nehrin getirdiği alüvyonlarla dolma ve bataklık haline gelme tehlikesi arttığı için Lysimakhos şehri daha batıya nakle karar verdi. Böylece şehrin hayatında yeni bir devir başladı.
Yeni şehrin limanı için Efes Artemis tapınağından 2,5 km güneybatıda, güneyi Bülbül (Koressos) dağı, doğusu Panayır (Pion) dağı tarafından korunan derin bir alan seçildi. Limanın yanında kurulan yeni şehrin etrafı Panayır ve Bülbül dağlarının yüksek noktalarından geçen kuvvetli surlarla çevrildi.
Şehir, Helenistik devrin birçok şehrinde olduğu gibi düzenli bir plana göre kuruldu ve halk bu şehre taşınmaya zorlandı. Kolophon ve Lebedos halkı da bu şehre nakledilerek Efes’in nüfusu çoğaltıldı.
Lysimakhos şehre, karısının adından ötürü Arsinoeia adını taktı. Fakat Lysimakhos’un ölümünden (M. ö. 281) sonra Seleukos tarafını tutan Efesliler şehir duvarlarından bir kısmını yıktılar, kralın karısı Arsinoe ölümden güçlükle kurtuldu. Arsinoeia adı da tamamen unutularak şehir yeniden eski adını aldı. Bundan sonra bazen Ptolemaioslar, bazen de Selefkiler ile birleşti.
M.Ö. 191’de Efes, Roma’ya karşı Antiokhos IlI’ün yanında yer aldı, Antiokhos’un yenilgiye uğramasından sonra Bergama krallarının eline geçti (M.ö. 190). Attalos III’ün ölümünden sonra M.ö. 133 yılında Roma’ya katıldı ve Yeni Asya eyaletinin başkenti oldu.
Fakat Roma’nın gelişigüzel ve adaletsizce koyduğu vergiler, Efeslilerin diğer şehirlerle berâber Pontos kralı Mitridates VI tarafına geçerek Roma’ya karşı ayaklanmasına sebep oldu. Mithradates Efes’te dostça karşılandı (M.ö. 88).
Şehirdeki roma büyüklerine ait anıtlar tamamen yıktırıldı. Ancak Mithridates’in şehirde bıraktığı askerlerden memnun kalmayan Efesliler M.ö. 86’da tekrar Romalıların tarafına geçtiler. Roma ile Mithridates arasında barış antlaşması imzalandıktan sonra Sulla M.ö. 85’te Efes’e geldi ve şehri haraca bağladı.
Efes şehri, karışıklıklara son verip bütün ülkeyi bir elde toplayan Augustus’un barış devresinde büyük bir gelişmeye sahne oldu. Bu devirde Lysimakhos’un duvarlarla çevirdiği geniş alan tamamen iskân edilerek, İskenderiye’den sonra doğunun en büyük şehri olan Efes’in nüfusu 225 000’e yükseldi, Efes’e iki defa gelen Hadrianus zamanında şehrin limanı Küçük Menderes’in getirdiği alüvyonlardan temizlendi ve nehre yeni bir yatak yapıldı.
Bu devirde havarilerin vaızlarından etkilenen merkezlerden biri haline geldi. Aziz Paulus en önemli mektuplarından birini Efes kilisesine gönderdi; Aziz Yuhanna M.S. 66 yıllarında Efes’te oturdu ve bir söylentiye göre oraya gömüldü. Suriyeli monofisizmcilerin bir inanışına göre de Meryem orada öldü, ilkel kilisenin birçok konsili orada toplandı. M.S. 263’te Got’ların istilâsına uğrayan Efes kendini çabuk topladı, IV. ve V. yy.larda yeniden gelişti.
Bizans hâkimiyetine girdi, 655’te Araplar tarafından yağma edildi. 1090’dan 1097’ye kadar geçici olarak, sonra XIV. yy. başlarında kesinlikle Türklerin eline geçti. Kalıntıları yakınında bugün Selçuk şehri bulunmakta dır.

Efes Arkeolojik Kazıları

Efes’te ilk kazılar 1863-1874 arasında İngiliz mühendisi John Turtle Wood tarafından British museum adına yapılmaya başlandı. Wood özellikle Artemis tapınağının yerini bulmağa çalıştı ve 1869’da da bunu başardı.
Uzun bir aradan sonra 1904-1905 yıllarında yine aynı yerde, İngiliz arkeologu D. G. Hogarth, British museum adına kazı yaparak Artemis tapınağını inceledi. 1895 Yılında Viyana akademisi üyelerinden Prof. Otto Bepndorf ve Karl Humann bir ferman ile kazı izni alarak Artemis tapınağının batısında kazıya başladılar.
Sonra uzun yıllar bu izin tazelenerek AvusturyalIların kazılarına Panayır ve Bülbül dağlarıyle eski liman arasındaki geniş alanda devam edildi. 1898 Yılında Avusturya Arkeoloji enstitüsünün kurulmasıyle Efes’teki kazılar da enstitü adına yapılmağa başlandı; bu çalışmalar 1912 yılma kadar sürdü.
1926 Yılında Avusturya Arkeoloji enstitüsü, yayın hakkı enstitüye ait olmak üzere, İzmir müzesi adına tekrar büyük çapta kazılara başladı. Bu kazılar Prof. J. Keil tarafından 1935 yılma kadar sürdürüldü. Kazılar bugün de W. Alzinger ve H. Vetters başkanlığında devam etti.
Eskiçağ dünyasındaki tarihî önemi dışında, bina ve sanat eserleri bakımından da önemli olan Efes’teki arkeoloji kazıları bunların bir kısmını gün ışığına çıkardı.
Artemis tapınağı bölgesinde İngilizlerin kazıları önemli sonuçlar verdi, ion sömürgelerinin ilk yerleşme yerinin eski limanın ağzı olduğu anlaşıldı. Burada eski bir tapınağın kalıntıları bulundu. Kroisos’un, şehri iç vâdiye doğru kaydırdığını biliyoruz.
Ancak tapınak etrafındaki mesken sistemi hakkında yeterli bilgimiz yoktur. Artemis tapınağı, bugün Ayasuluk denilen tepenin güneybatısında kurulmuştu. Kroisos’un Artemis tapınağı yakınlarında kurulmuş olan şehri ise Helenistik devirde terk edildi.
Lysimakhos, Efes’i yeniden yaptırdı. Sekiz kilometre uzunluğunda duvarla çevrili meskenler bölümü Roma ve Hıristiyanlık devirlerinde değişikliklere uğramış olmasına rağmen, arkeolojik kazılarda, düz ve revaklı, beyaz kalkerden kaldırımlı caddeleriyle ortaya çıkarıldı.
Arkadianen denilen yol, şehri limana bağlıyor, Damiano denilen bir başka yol da Artemis tapınağına ulaşıyordu. Her kenarı 160 m boyunda kare biçimindeki Agora, çepeçevre revaklarla süslüydü.
Helenistik devre ait tiyatrosu Roma devrinde, özellikle Nero zamanında değişikliklere uğradı. Stadyum da yeniden düzenlendi. Odeon.tamamen Romalılar devrine aittir. Hadrianus devri mimarî üslûbunda süslenmiş olan zengin Celsus kütüphanesi efesli bir sanatseverin eseridir.
Roma devrine ait Verulanus meydanı (240 X 200 m; Hadrianus zamanında mermerle döşendi) birkaç gymnasium (sonradan kaplıca oldu; Vedius Antoninus’un gymnasium’u bunlar arasındadır), kimin yaptırdığı bilinmeyen biri sekiz, öbürü dört köşe temelli dairevî iki bina da önemlidir. Marcus Aurelius ve Lucius Verus’un zaferlerini kutlamak üzere dikilmiş anıtların kabartmalı kapak taşları bugün Viyana müzesindedir.
Şehirden 12 kilometre uzaktaki Belevi köyü yakınlarında yapılan arkeolojik kazılar (1931 -1933-1935), M.ö. IV.-III. yy.lara ait bir mezar anıtının kalıntılarını ortaya çıkardı. Bu mezar anıtı Halikarnassos’dakine (Bodrum) benzer.
Anıt yaklş. ol. 11 m yüksekliğinde bir kaidenin üstünde yükselir. Kaidenin üstünde önce üç basamak ve sonra, bunun üzerinde dört tarafı Korinthos nizamında işlenmiş sekizer sütunla çevrilmiş olan cella vardır.
Sütun başlıklarının taşıdıkları saçaklıkla beraber bu kısmın bütün yüksekliği yaklş. ol. 11 m’yi bulur, önünde küçük bir hol bulunan mezar odası, kaya kitlesinin ortası oyularak meydana getirilmiştir. Dışarı açılan bir kapı izine rastlanmadığından anıtın yapımı tamamlandıktan sonra artık içine girmenin mümkün olmayacağı anlaşılmaktadır.
Odanın içinde âbidevî bir lahit vardır. Bir tek bloktan karyola şeklinde işlenmiş olan lahtin ön yüzünde üzerinde sirenler bulunan bir efriz göze çarpar.
Çok büyük masraf ve emekle yapıldığı anlaşılan bu mezar anıtında dikkati çeken bir nokta da zengin polikromiye rastlanmış olmasıdır.
Belevi mezar anıtı büyük bir ihtimalle Selefki kralı Antiokhos II’ye aittir ve M.ö. III. yy.ın ortalarında yapılmıştır. Mezar anıtından biraz batıda da bir tümülüs vardır. Tümülüsün güney tarafındaki girişten, dromos’a girilir.
Dromos’un ucunda arka arkaya sıralanmış dikdörtgen şeklinde iki oda bulunur. Odaların tavanları arı kovanı şeklinde yalancı kubbelerle örtülüdür. Her iki oda da boşaltılmış, soyulmuştur, iç ve dış duvar tekniğine bakılarak anıtın M. ö. IV. yy.da yapıldığı tahmin edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir