Eski İran Dinleri,Zerdüşt Dini

Eski İran Dinleri 13 yüzyıl önce kurulan İslâm dini bugün bütün anlamı. önemi ve canlılığıyla ayakta dimdik durmaktadır. Buna karşılık eski dinlerin en büyüklerinden biri olan Mazdeizm ve Parsı dini, günümüzde hemen hemen bütün önemini kaybetmiştir.

Zerdüşt Dini

Çünkü bu dine bağlı kalanların sayısı ancak birkaç yüz bin kişi kadardır Mazdeizm bir zamanlar tran’ın ulusal ve resmî diniydi Parsî dininden olanların çoğu, bugün Iran sınırları dışında bulunmaktadır

Tarihte Iran uzun yüzyıllar boyunca Yakın – doğu ve Hint kültürlerinin bir kavşak noktası olmuştur Bütün bu etkilere rağmen tranlılar. kendilerine özgü bir kültürü geliştirmeği başarmışlardır

Eski İranlılara Persler denirdi Ama Iran ın tamamı Persler’den kurulu değildi Daha birçok ulus ve özellikle Med’ler bu bölgede büyük bir rol oynamışlardır

İran dinleriEn eski Iran dini çok tanrılı ve sihirle yakın ilişkileri olan bir dindi Ama biz burada sadece Zerdüşt tarafından kurulan Zoroastrizm dinini inceleyeceğiz Bu dine Mazdeizm veya Parsî dini de denir. Mazdeim kelimesi en büyük tanrı olan Ahura Mazda’dan gelmektedir. Parsî ise Pers ve Fars kelimelerinin değişik bir şeklidir. ,

Mazdeizm dinin kurucusu Zerdüşt veya Zoroastr veya Zaratustra, tranlı bir peygamberdi Zerdüşt’ün bayatı hakkında elimizde hemen hemen hiç bilgi yok gibidir. Milâttan Önce 600 yıllarında yaşadığı sanılmaktadır. Zerdüşt dininin kutsa) kitabı «Zend-Avesta» ya göre Zerdüşt, İran’ın kuzeyinde Azerbaycan’da doğmuştur. Olağanüstü bir çocuk olan Zerdüşt, küçük yaşta hayaller görmeğe başlamış Gençliğini Zoroastrizm prensiplerini incelemekle geçirdiği tahmin edilmektedir Yeni dini 30 yaşındayken yaymağa başlayan Zerdüşt. «Ahuda Mazda» adında üstün bir varlıktan söz ediyor, ama kimse onu dinlemek istemiyordu. Zerdüşt aradan 12 yıl geçince yaydığı dinin mükemmel bir din olduğuna Kral Vihtaspa-yı inandırdı Bunun üzerine kral yeni dini zor kullanarak yaymağa başladı Zerdüşt’ün Turanlıların İran’ı istilâsı sırasında 77 vaşmda öldürüldüğü tahmin edilmektedir.

Zerdüşt’ün kurduğu Mazdeizm dininin kutsal kitabı Avesta’dır. Ama eskiden bu kitaba Zend-Avesta derlerdi. Şu var ki Zend Avesta doğru değildir Çünkü Zend sadece yorumlar bölümüdür. Avesta’nm en eski bölümlerine «Gatha» lar adı verilir Bu metinlerin büyük bölümü, günümüze kadar pek anlaşılamamıştır.

Çünkü bunlar karmakarışık bir şekilde yazılmış şiirsel metinlerdir Bu şiirlerin bazılarının Zerdüşt tarafından yazıldığı söylenmektedir Bütün bu metinler, anlam bakımından anlaşılması çok zor metinlerdir ve doğrudan doğruya bunları kavrayabilecek yetenekte kimseler için yazıldığı sanılmaktadır önceleri Avesta’da sayı bakımından birçok metin vardı.

Büyük iskender zamanında, yani Milâttan önce 356 – 323 yılları arasında bu metinlerin çoğu kaybolmuştu bile. Sâsaniler zamanında Mazda rahipleri geri kalan metinleri 21 kitap halinde bir araya topladılar

Bugün ise Avesta beş bölüm halindedir Bu bölümler de aşağıdaki metinlerden kuruludur:

Sözü edilen Gatha’lar bu bölümdedir. Gene bu bölümde kurban törenlerine geniş yer verilmiştir.

2)         Bu bölümde bayramlarda okunan metinler yer almaktadır.

3)         Bu bölümde tanrıları kutlayan dini metinler vardır.

4:) Bu kitabın bir bölümü Vendidad yasasına ayrılmıştır. Bu kanun ise Deva’lan, yani kötü ruhları uzaklaştırmak için çıkarılmış bir kanundur. Gene aynı kitapta Mazdaizm dinine bağlı olan kimselerin uymak zorunda oldukları ahlâk kuralları yer alır.

5) Bu bölüm dualara ayrılmıştır.

Mazdaizm dininde Avesta’dan başka birçok kutsal kitap daha vardır Bunların başında Bundahisjin ile Den-kart gelir Bundahisjin, dünyanın yaradılışıyla ilgili efsâneleri içine alır. Denkart bütün din sorunlarını kapsayan bir ansiklopedidir.

Zerdüşt Dininin Prensipleri

Bağlı olanlarının sayısı az olmakla beraber Zerdüşt dini bugün yaşayan dinler arasındadır Önce önemli bir noktayı belirtelim: Üstün diye bilinen her din, tanrısallığı bir klana veya bir topluluğa bağlı tabiat-üstü bir kuvvet olarak değil evrensel değerde bir mutlak olarak benimser. Böyle bir din de dünya kötülük sorunu ile çatışır. Tanrı Mutlak ise kötülüğün nedenidir, ama kötülüğün nedeni olunca en yüksek ikilik simgesi olabilir mi? Bu uymazlığa karşı çıkarılan çözümlerden biri düalizm, yani ikiciliktir.

Mazdeizm bir ikiciliktir. Bu dinde Ahura Mazda adında iyi biri tanrı vardır. Bir de onun rakibi olan ve kötülüğü temsil eden Anro veya Mainyu adındaki tanrı vardır. Bu ikilik daha da kısaltılmış şekilleriyle «Ormuzod veya «Hürmüz» ve «Ehrimen» adları ile tanıtlanır

Bu dinin anlayışına göre iyilik tanrısı iyi bir dünya yaratmıştır. Ama kötülük tanrısı her iyi şeyin karşılığını yaratarak bu dünyayı bozmuştur. Meselâ Hürmüz ateşi yaratınca, Ehrimen buna hemen dumanı eklemiştir. Böylece bütün evren iyilik kuvvetleriyle kötülük kuvvetleri arasında amansız bir mücadele içine girmişlerdir. İnsana ise artık sadece taraf tutmak kalmaktadır. Daha doğrusu insan da bu mücadeleye katılacak ve iyilik kuvvetlerinin yanında yer alacaktır. Ama bunu yapabilmesi ancak Zerdüşt’ün öğretimini sıkı sıkıya izlemekle mümkün olmaktadır.

Zerdüşt dininde ahlâkla ilgili birçok öğüt vardır. Bunların yanında Zerdüşt dini insanlığın gelişmesine de çok büyük önem verir, örneğin, Zerdüşt’ün dördüncü kitabı Vendidad’ta tarımla ilgili olarak şöyle yazar: «Buğday eken ermişlik biçer.» Bâkir orman ve verimsiz topraklar Ehrimen tarafından yaratılmıştır. Toprağı işleyen insanlar ise Hürmüz’ün imparatorluğunun genişlemesine yardımcı olurlar.

Bu dindeki inanışa göre zamanların sonunda Hürmüz bir kurtarıcı olarak yeniden dünyaya gelecektir. O zaman iyilik kesin olarak kötülüğü alt edecektir. O gün kıyamet günüdür. Her insan teker teker yargılanacak ve cennete mi, yoksa cehenneme mi gideceği kararlaştırılacaktır.

Zerdüşt dinin bütününü özetleyen bir metin vardır ki bu kutsal öğretimde on beş yaşını dolduran her erkek ve her kadın aşağıdaki sorulara karşılık vermek zorundadır:

Ben kimin?

Kime aitim ben?

Nerden geldim nereye gideceğim?

Bu dünyada görevim nedir, öteki dünyada Ödülüm ne

olacaktır ?

Görünmeyen dünyadan mı geldim yoksa hep görülendenmi?

dünyaya mı aittim?

Hürmüz’ün tarafından mıyım yoksa Ehrimen’in mi?

Tanrıların tarafından mıyım yoksa şeytanların mı?

İyilerin mi arasındayım yoksa kötülerin mi? İnsan mıyım

yoksa kötü bir ruh muyum?

Selâmete götüren kaç yol vardır?

Kimdir dostum, düşmanım kimdir?

Prensip tek midir yoksa iki midir?

İyilik kimden gelir, kötülük kimden gelir?

Bu soruların her birinin karşılığı vardır ama soru sırasına göre karşılık vermek gerekmez. Örneğin, dünya üzerinde insanın görevleriyle ilgili karşılığın önemli bölümü şudur:

«Görevimi yerine getirmek için Hürmüz’ün var olduğuna ve her zaman var olacağına ve saltanatının geçmeyeceğine ve Hürmüz’ün sonsuz ve temiz olduğuna inanırım;

Ehrimen’in var olmadığına, yok edilebileceğine, Hürmüz’e ve iyiliği sağlayan ölümsüzlere ait olduğuma ve Ehrimen’le, kötü ruhlarla ve onların arkadaşlarıyla hiçbir ilgim olmadığına inanırım.»

Mazdeizm dinine inanlar için su, ateş, toprak ve hava kutsaldı. Aynı zamanda bu unsurların temizliğini de korumak gerekiyordu. Günlük hayatta ve pratik uygulamalarda bunun ne kadar zor bir şey olduğu kolayca anlaşılır. Unsurların temizliği düşüncesi bugün de Parsilerin baş düşüncesidir. Cesedin hiçbir unsurla temas haline geçememesi, hiçbir unsuru kirletmemesi için Parsiler, ölülerini bir kuleye bırakırlar. Kısa bir süre sonra yırtıcı kuşlar gelerek ölüleri paramparça edip yerler. Bu kulelere Sessizlik Kuleleri adı verilir. Bunlara Hindistan’da ve özellikle Bombay’da çok rastlanır.

Mazdeizm dinindeki dünya anlayışının temel ikiliği insan anlayışında da mevcuttur. Zerdüşt dinine bağlı bir kimse için vücut ölümlüdür, dolayısiyla gerçek dışıdır. Ölümsüz olan ruh ise asıl gerçeğe sahiptir. Bir Iran metni şöyle der:

«Hayatta hiç güvenme, çünkü bir gün ölüm seni egemenliği altına alacaktır. O zaman köpekler ve kuşlar vücudunu delik – delik edecek, kemiklerin de toprakta bir yerlere dağılıp gidecek. Çünkü ruh, ölünün bulunduğu yastığın yanında üç gün üç gece durur. Dördüncü gün tan ağarırken ruh büyük ve korkunç Yargıç Köprüsüne varır. Lanetlenecek bütün insanların ruhları gibi kurtulacak bütün insanların ruhları da muhakak bu köprüden geçmek zorunda kalacaktır. Bu geçitte insanı birçok düşman beklemektedir.»

İran’ın İslâmlaşması 650 yılma doğru başlamıştır. Ama bu memleketteki Müslümanlar, Zerdüşt dinine bağlı olanları ancak 1490 da kovmuşlardır. Son Zerdüştçüler Hindistan’a göç ettiler. Ama orada da fazla tutunamadılar, çünkü Islâm dini bugünkü Pakistan’ın bulunduğu bölgeye de yayılmıştı. Parsi’ler en sonunda Bombay’a yerleştiler. Bugün de dinlerinin merkezi Bombay’dır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir