Eyyubiler Devleti,Tarihi,Sanatı,Mimarisi | Tarih Bilgileri |

Eyyubiler Devleti Eyyubiler Kimlerdir Suriye, el-Cezire, Mısır ve Yemen’de hüküm sürmüş bir hanedan.

Adını Salahaddin Eyyubî’nin babası Eyyub bin Şâdi’den alır.

Eyyubîlerin asıl kurucusu Salâhaddin Eyyubî’dir.

Eyyubi Devleti Tarihi

Eyyubiler
Eyyubiler,Suriye, el-Cezire, Mısır ve Yemen’de hüküm sürmüş bir hanedan. Adını Salâhaddin Eyyubi’nin babası Eyyub bin Şâdi’den alır. Eyyubîlerin asıl kurucusu Salâhaddin Eyyubî’dir.

Eyyub ve kardeşi Şirkuh, önce XII. yy.da Ani’de hüküm süren Sadadât sülâlesinin hizmetinde iken sonradan Bağdat’a giderek Mücahiddin Behruz’un maiyetine girdiler.

Kendilerine Tekrit kalesi muhafızlığı verildi.

Ancak bağdat selçuklu ordusu, Musul atabeki Zengî’yi yenince, Eyyub, Zengî’nin kaçmasına yardım ettiğinden artık Tekrit’te oturmalarına imkân kalmadı.

Bu sebeple Musul’da Zengî’nin hizmetine girdiler.

Zengî’nin seferlerine katıldılar; Eyyub, Baalbek muhafızı oldu.

Fakat Zengî’nin ölümü üzerine Börî’ler Baalbek’i geri alınca Eyyub da onların tarafına geçti, kısa zamanda kendini göstererek başkumandanlığa kadar yükseldi.

Şirkuh ise Nureddin Mahmud bin Zengî’nin hizmetine girdi, onun emriyle, Şam’ı müdafaa eden kardeşi Eyyub üzerine yürüdü.

İki kardeş anlaştılar, Şam Nureddin Mahmud bin Zengî’nin topraklarına katıldı.

Nureddin tarafından Eyyub’a Şam valiliği, Şirkuh’a da, Humus verildi.

Bundan sonra Nureddin, Mısır işlerine müdahale etmeyi kararlaştırınca, Şirkuh’u, Eyyub’un oğlu Salâhaddin ile beraber oraya gönderdi.

Mısırlılar ve Kudüs kralı ile birçok mücadeleden sonra Şirkuh Mısır’a hâkim oldu.

Neticede Fatımî halifesi Âzid, Şirkuh’u vezir tayin etti; Şirkuh’un ölümüyle de yerini Salâhaddin aldı.

Salâlında Fatımî halifesinin hal edilmiş olduğunu açıklayarak hutbeyi abbasî halifesi adına okuttu.

Bundan sonra kendi başına hareket etmeye başlaması üzerine Nureddin ile araları açıldı.

Fakat bir süre sonra Nureddin ölünce Salâhaddin Mısır’ın tek hâkimi oldu.

Daha önce de kardeşi Turanşah’ı göndermek suretiyle Yemen’i işgal eden Salâhaddin kolaylıkla Suriye’yi elde etti ve hâkimiyetini Irak içlerine kadar ulaştırdı.

Eyyubiler

Suriye ve Filistin kıyılarına yerleşmiş olan haçlı kuvvetleriyle mücadele hazırlıklarına girişti, ön Asya’daki türk boylarının da kendisine katılmasıyla 1187 yılında, Hittin muharebesinde Haçlıları büyük’ bir yenilgiye uğrattı, Kudüs ile birlikte diğer birçok kıyı şehirlerini eline geçirdi.

Bunun üzerine Üçüncü Haçlı seferi düzenlendi (1189-1192).

İngiltere kralı Arslan Yürekli Richard, alman imparatoru Friedrich Barbarossa ve fransız kralı Philippe-Auguste’un kumandalarındaki haçlı ordusu Eyyubîlere karşı harekete geçtiler.

İngiliz ve fransız kralları Salâhaddin’in savunduğu Akkâ kalesini kuşattılar.

Philippe-Auguste’un kuşatmadan çekilmesi üzerine, Richard kuşatmaya bir buçuk yıl daha devam etti.

Fakat hiç bir başarı elde edemeden üç yıllık barış imzalayarak ayrıldı.

Salâhaddin daha ölmeden önce, Ortaçağda kurulan diğer türk devletleri geleneklerine uyarak ülkesini oğulları ve kardeşleri arasında paylaştırdı: oğuları El-Efdal’e Şam (1260), El-Azize Mısır (1252), El-Zahir’e Halep, kardeşleri El-Âdil’e El-Cezire, Tuğtekin’e de Yemen (1228) düştü.

Ayrıca Humus (1262), Hısn-ı Keyfa (1254), Meyyafarikin (1260), Baalbek (1229),Kerek (1263) gibi şubeler de meydana geldi.

Salâhaddin 1193’te ölünce oğulları arasında anlaşmazlık çıktı.

El-Âdil bu anlaşmazlıktan yararlanarak Salâhaddin’in oğullarını ortadan kaldırdı ve bütün ülkeye sahip oldu.

El-Âdil de kardeşi gibi ülkeyi oğulları arasında bölüştürdü.

Sadece Halep, Salâhaddin’in torunlarında kaldı.

El-Âdilin 1218 yılında ölümünden hemen sonra Dördüncü ve Beşinci Haçlı seferleri başladı.

Kendisine Mısır ülkesi verilmiş olan El-Âdil’in oğlu Kâmil, ordusunun itaatsizliği yüzünden Haçlılara karşı Dimyat’ı dahi koruyamadı ve şehir düştü.

Ancak Eyyubîlerin ortak çabaları sonunda, haçlı kuvvetleri durduruldu ve Dimyat geri alındı, öte yandan Şam’daki El-Muazzam’dan çekinen El-Kâmil, imparator Friedrich II ile anlaşarak rakiplerini sindirmek istedi.

Muazzam’ın ölümüyle yerine gelen oğlu El-Nâsır’a itimat etmesine rağmen Kâmil yine de Friedrich II ile işbirliği yapmak istedi ve sonunda, hem Eyyubîler, hem de hıristiyanlar arasında nefret uyandıran anlaşmayı yaptı (1229).

Buna göre Friedrich II, Kâmil’i düşmanlarına karşı korumayı vaat etti, buna karşılık Kudüs’ü, ve Kudüs ile deniz arasındaki toprak parçasını aldı.

Kâmil, Eyyubîler arasındaki anlaşmazlıkları ortadan kaldırmaya çalıştı.
Ancak bu sıralarda Konya Selçukluları üzerine yaptığı birtakım başarılı seferler yeni anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına sebep oldu.
Kâmil, kendisine karşı başkalarıyle birleşmiş olan Şam hâkimi El-Eşref’in üzerine yürüdü.
Şam yakınlarına geldiği sırada ölen El-Eşref’in yerine geçen kardeşi Salih İsmail, Şam’ı El-Kâmil’e teslim etmek zorunda kaldı.
Fakat bir süre sonra Kâmil’in ölümüyle Eyyubîler’in çöküş devresi başladı.
Mısır’da babasının halefi ilân edilen Kâmil’in oğlu el-Âdil yerini, ağabeyi El-Salih Eyyub’a bırakmak zorunda kaldı.
Salih İsmail ise tekrar Suriye’yi ele geçirdi ve Mısır’a karşı cephe aldı.
Memlûklara dayanılarak ve şiddet göstermek suretiyle Eyyubî ülkesi yeniden merkeze bağlandıysa da, artık hanedan, tamamen kuvvetten düşmüş ve emrindeki türk boyları da ayrılmışlardı.
St. Louis ile gelen altıncı haçlı kuvvetleri, Dimyat’ı zaptettilerse de perişan olmaktan kurtulamadılar.
El-Salih Eyyub’un ölümünden sonra yerine geçen oğlu Turanşah, Memlûklar tarafından 1250’de öldürülünce, yerine annesi Şecerüddür ve ardından da Aybek geçti.
Hutbenin 1254 yılına kadar Eyyubî sultanı adına okunmuş olmasına rağmen Aybek’in sultanlığı ile beraber Mısır’da fiilen memlûk hâkimiyeti başlamış oldu, öte yandan Halep’te 1236 yılında babası El-Aziz’in yerine geçerek Suriye’yi zapteden El-Nâsır Yusuf, Mısır Memlûkları ile mücadeleye girişti.
Fakat, bu sırada (İ260) başlayan moğol istilâsı bu mücadeleye son verdi.
Böylece, 1228 yılında Yemen, 1245’te de El-Cezire Eyyubîlerinden sonra, 1260 yılında Halep ve Şam, 1262’de Humus Eyyubîleri son buldu.
Moğol hâkimiyetini tanıyan Hama kolu ise Salâhaddin’in kardeşi Şehinşah sülâlesinden bir hanedan haline getirildi ve Mısır Memlûklarına bağlı valiler olarak 1241 yılına kadar varlıklarını korudular.
Büyük Selçuklu imparatorluğunun geleneklerine göre kurulan Eyyubî devleti, Türk-islâm medeniyeti tarihinde önemli bir bölümü meydana getirir.
Eyyubî devlet teşkilâtı sonradan Memlûklarca örnek olarak alındığı gibi Osmanlı devlet teşkilâtı üzerine de etkili oldu.
Haçlı seferleri sırasında Avrupa, Eyyubîler yoluyla türk kültürüyle temasa geldi, bazı unsurları (msl. arma sistemi, kıyafet) benimsediler.
Ayrıca Eyyubîler, Sünnîliğin yerleşmesinde ve türk örf ve geleneklerinin benimsenmesindeki hizmetleriyle de önem kazanmışlardır.

Eyyubi Dönemi Sanatı

Eyyubîler devri askeri işler ve yönetim bakımından çok parlak olmasına rağmen sanat alanında aynı derecede yaratıcı olamamış, yalnız fatımî mimarîsini sürdürmüştür.
Eyyubîlerin Mısır’da yaptırdığı dinî yapılar da fazla değildir.
Bunlar imam Şafiî’nin (1211), Ebu Mansur İsmail’in (1216), Melik Salih Eyyub’un (1239-1240) türbeleridir.
Bu türbeler XI. ve XII. yy.larda Kahire’de yapılan türbeler gibi kubbelidir.
Tuğla kubbeler kare şeklindeki taştan yapılmış kasnağa oturur.
Eyyubî devrinde iki kemer tekniği görülür.
Bunlardan birincisi, İmam Şafiî’nin ve Melik Salih Eyyub’un türbelerinde görülen «gemi teknesi», İkincisi de Ebu Mansur İsmail’in türbesinde görülen «sivri kemer»dir.
Melik Salih Eyyub türbesinin büyük kapısı, niş sıraları, istiridyeli madalyonları, dantelli bordürleriyle dikkati çeker.
Bu kapı motifi El-Ahmer camiinin kapısı ile »yakın benzerlik gösterir.
Süslemede fatımî geleneğinin devam ettiği açıkça görülür.
Eyyubîlerle birlikte Kahire’ye Sünnîliğin girmesinden sonra yeni bir yapı tipi olan medreseler belirmeye başladı, ilk medrese 1180 yılında Salâhaddin Eyyubî tarafından yaptırıldı.
Eski kaynaklar da Eyyubîler devrinde yirmi beş medrese yapıldığı yazılıysa da hepsi bugüne kadar gelememiştir.
Melik Kâmil tarafından 1225’te yaptırılan Kâmiliye medresesi’ nden bugüne iz kalmamıştır.
Kaynaklar yapılarında avlu olduğunu, avlunun kenarında öğrenciler için eyvanların bulunduğunu yazar.
Eyyubîler devrinde Şam’da ve Halep’te yapılan medreseler de bu bilgileri doğrular.
Basit ve sanat değerinden yoksün olan bu medreseler bugün harap haldedir.
Bunlar arasında nispeten iyi korunmuş olanı Şam’daki’ Adiliye medresesi’dir.
 Eyyubiler
Salâhaddin Eyyubî’nin kardeşi Melik Âdil Seyfeddin Ebubekir tarafından 1223’te yaptırılan medrese 1 600 m2’lik bir alan üzerindedir.
Medrese şadırvanlı bir avlu ve bunun etrafındaki salon, eyvan ve hücrelerden meydana gelir.
Yapıda genel bir sadelik görülür.
Medresenin güneybatı köşesinde yapılan ilâvenin tarihi kesin olarak bilinmiyor.

Eyyubi Mimarisi

Eyyubî sanatında asıl yenilik askerî mimarîde olmuştur.
Haçlı seferleri sırasında Suriye’nin askerî mimarîsi, Salâhaddin Eyyubî’nin dikkatini çekmişti.
Hükümet merkezi olan Kahire’nin etrafına yaptırdığı surlarda Suriye askerî mimarîsinin etkileri görülür.
Taşla örülen kalenin kuleleri, fatımî devrinde olduğu gibi kare planlı değil, haçlıların fransız usulüne göre yaptırdıkları kalelerde olduğu gibi yuvarlak planlıydı.
Tamamlanamamış olan bu tahkimat sisteminden, Fustat’ta meydana çıkarılan bazı kalıntılarla, Kahire’nin yüksek kalesi (Burcezzafer) ayakta kalmıştır.
XI. yy.da Suriye’de ortaya çıkan «çıkma mazgaları» da Salâhaddin Eyyubî Kahire kalesinde uygulatmıştı.
Bu mazgallar çok katlı yuvarlak konsollara dayanır.
Salâhaddin Eyyubî devrinde, pandantif üzerine kubbeler ve geçme tonozlar da kullanılmıştır.
Eyyubiler devrinde süsleme çoğunlukla bitki motiflerini kapsayan yıldızlı poligonlardan meydana gelir; Geometrik çizgiler açık ve düzgün olarak işlenir; Arabesk ile birlikte yazı da kullanılırdı.
Bu devirde süsleyici değeri sebebiyle ara sıra kullanılan kûfî yazının yerini nesih almıştır.
Doğudan gelen bu yazı türünün benimsenmesi, Sünnîliğin, Şiîliğe tepkisi ile aynı zamana rastlar.

Bir cevap yazın