Fas

Fas Başkenti Rabat ve en büyük şehri de Kazablanka’dır. Fas’ın, Atlantik Okyanusu’dan, Cebelitarık Boğazını çevreleyip Akdeniz’de son bulan uzun bir sahil şeridi vardır. Doğudan Cezayir, Kuzeyden İspanya (boğaz boyunca bir denizden bir sınır ve Ceuta ile Melilla adlarında iki küçük özerk şehir), güneyden de Moritanya ve Batı Sahra ile komşudur.

Fas’ın doğal görüntülerinde ve ikliminde yer yer büyük değişiklikler gözlenir; deniz, güneş, kar, dağlar iç içe geçmiş gibidir; insanlar arasında da büyük ayrılıklar göze çarpar.

Kuzey Afrika bütünü içinde Fas, dağlarının daha yüksek olmasıyla ve sınırları içinde önemli ovalar ya da yaylalar bulunmasıyla, farklılık gösterir. Bereketli ve kalabalık ovalar Atlas Okyanusu kıyısı boyunca, Garb’dan Şaviya’ya ve Dukkala’ya kadar uzanır; bu kesimde dağların arasına, doğuya doğru, kuzeyde Sais yaylası, güneyde Sus ovası sokulur.

Fas’ın Atlas Okyanusu kesimiyle Doğu Fas arasında, üç sıradan oluşan Atlas dağları uzanır. Sıradağların başlıcası olan Büyük (ya da Yüksek) Atlasların en yüksek doruğu, aynı zamanda Kuzey Afrika’nın da en yüksek tepesi olan Tubkal dağıdır

(4 165 m); güneybatıda Anti Atlaslar’ dan Sus ırmağıyla ayrılan bu sıradağ, Sirua dağıyla gene onlara bağlanır; kuzeydoğuda Orta Atlaslardan Muluya ırmağı vadisiyle ayrılır. Güneydoğuda birçok küçük dağ sırası Büyük Atlaslar’ı Cezayir’deki Sahra Atlasları arasında yer alan Ksur dağlarına bağlar. Kuzeyde, Rif sıradağları, Cebelitarık boğazından Muluya’nın aşağı çığırına kadar Akdeniz’i izlerler.

Okyanusa ve çöle yakın olan Fas, yazın kurak ve sıcak bölgenin koşullarından, kışın okyanusun ılıman ikliminden etkilenir. Atlas Okyanusuna bakan yamaçta kışlar yumuşak, yazlar ılımlı geçer (Rabat ve Tanca’da yıllık sıcaklık ortalaması 17°C). îç kesimlere doğru ilerlendikçe, sıcaklık farkları artar (Fas’ta [Fes] ağustosta 44°C, şubatta 1°C). Dağlarda, iklimin kara iklimi özellikleri daha da ağır basar. Yağış oranı batıdan doğuya, kuzeyden güneye gidildikçe azalır (Rabat’ta 523 mm).

Akdeniz’in ve okyanusun etkilerine açık olan dağlara bol yağış düşer; başlıca akarsular Atlas sıradağlarından Atlas Okyanusu ovalarına doğru iner: Um er-Rebia (600 km); Sebu ırmağı; Sus ırmağı; Tensift ırmağı; Muluya ırmağı (400 km).

Muluya ırmağı, günümüzde bereketli bir ova olan Beni Snasen’i suladıktan sonra kuzeydoğuda Akdeniz’e ulaşır. Güneye yönelen akarsular içinde yalnızca Draa ırmağı (ama yalnızca yağışların en bol olduğu yıllarda) Atlas Okyanusuna ulaşır. İklim gibi, akarsuların da başlıca özelliği, son derece düzensiz olmalarıdır.

Fas Tarihi

Fas’a ilk olarak ayak basan Fenikeliler, yörede Yontmataş devrinde yerleşmiş yerli bir halkla karşılaştılar. Fenikelileri sonradan, Kartacalılar, Romalılar, Vandallar izlediler. Berberi Fas’ına IX.-XIII. yüzyıllar arasında Arapların da önemli katkıları oldu.

Murabıtlar, Muvahhidler, Merimler gibi yerel sülalelerin yönetiminde Fas, bazı dönemlerde bütün Magrıp’a (Mısır dışındaki Kuzey Afrika ülkeleri) ve müslüman Ispanya’ya egemen oldu, XII.-XIV. yüzyıllar arasında kültür ve mimarlık alanlarında altın çağını yaşadı (günümüzde hâlâ Marakeş, Fas ve Rabat’ı süsleyen ünlü minareler, medreseler, bu kentleri çevreleyen surlar ve bu surlarda açılan kapılar, ülkenin parlak geçmişinin birer kanıtım oluştururlar). XVII. yy’dan sonra ülke, alevi Arap şerifleri tarafından yönetildi.

îç bölünmeler nedeniyle tam anlamıyla huzura kavuşamayan Fas, zaman zaman kendi içine kapandı,

zaman zaman da Avrupa ticaretine açıldı; Cezayir’i elinde tutan Fransa karşısında îsly ırmağı kıyısında yenilgiye uğrayınca (1844) ve İspanyolların Tetuan’ı almalarıyla (1859) içinde bulunduğu güçlüklerin bilincine vararak, kendini yenileyebilmek için dış ülkelerden borç almak zorunda kaldı ve XX. yy. başlarında sömürgeci devletler arasında, özellikle de Fransa ve Almanya arasında çekişmelere yol açtı: Algeciras (El-Cezire) konferansı (1906); Agadir olayı (1911), 1912’de, Fransa ülkenin büyük bir kesimini himayesine aldı ve Lyautey komutasındaki birlikler, Muhammed bin Abdülkerim’in komutasında ayaklanan Rif kabilelerim bastırmak için gerçek bir savaşa girişmek zorunda kaldı (1925) [Fas’ın kuzeyindeki bu bölgede, ancak 1934’te barış sağlanabildi].

Himaye dönemi Fas için bir iktisadi (kentler, yollar, madenler) ve toplumsal (kırsal kesimden göç, yeni yerleşme bölgelerinin kurulması) değişiklikler çağı oldu. 1930 yıllarında Fransız liselerinde (Muhammed Balafrej) ya da İslâm üniversitesinde (Allal el-Fasî) öğrenim görmüş gençlerin etkisiyle, güçlü bir ulusçuluk akımı doğdu; himaye rejimi tartışılmaya başlandı.

Hareket, İkinci Dünya savaşından da yararlanarak çok geçmeden gelişti (İstiklâl partisinin kuruluşu). Bunalım 1953’te, sultan Muhammed V İb-ni Yusuf’un Fransız yetkilileri tarafından tahttan indirilerek, yerine Muhammed bin Arafa’nın getirilmesiyle patlak verdi.

Madagaskar’a sürgüne gönderilen Muhammed V İbni YusuC 1955’te etkisi daha da artmış olarak geri döndü ve 1956’da ülkesini bağımsızlığa kavuşturdu: Şerif imparatorluğu, artık Fas krallığına dönüşmüştü, Muhammed V adıyla tahta geçen kral, 1961 Şubatında ölünce, yerine oğlu Haşan II geçti.

Dışişlerinde, Fas, her zaman etkili bir siyaset izlemeyi yeğlemiştir. Gerçekten, 1973’te “Kippur savaşı ”na asker gönderen kral Haşan II, Yakındoğu ve Magrip ülkeleri karşısında durumunu iyileştirmeyi ummuştur. Bu umut Libya, Cezayir ve Tunus açısından pek gerçekleşmiş sayılmaz: Kral Hasan II, İsrail başbakanı Şimon Pe-rez’le yaptığı görüşmeye İran, Cezayir, Libya ve Suriye’nin tepki göstermeleri üstüne, 1986 Temmuzunda Arap Birliği başkanlığından çekilmek zorunda kalmıştır.

İspanya’yla, İspanyol Sahrası’nın Fas’a geri verilmesi konusunda zaman zaman çıkan sürtüşmeler sona ermiş, Kral Hasan’ın 1989 Eylülünde İspanya’yı ziyaretinden sonra, iki ülke arasında savunma ve iktisadi yatırımlar konusunda anlaşmalar imzalanmıştır.

Fransa’yla Bin Barka olayından (1965) kaynaklanan gerilim, 1970’te yeni işbirliği anlaşmaları imzalanmasıyla sona ermiş, ama 1989’da Fransa’dan beklenen iktisadi yardım alınamamıştır. İç sorunlarsa, ülkenin kalkınmasını bütün ağırlıklarıyla engellemektedir. 1963’te kurulan parlamenter monarşi.

1965’te feshedilmiş, 1970’te yeniden kurulmuş, 1972’de yeni bir anayasayla geçerlik kazanmıştır; ama kral bu anayasanın ancak 3 Mart 1974’te seçimlerle uygulamaya konulabileceğini bildirmiştir.

Darbe girişimleri (Shirat, 1971; Tetuan, 1972), suikastler, hükümetin devrileceği söylentileri, Casablanca’da ve Kenitra’da ardı arkası kesilmeyen mahkemeler, Casablanca, Fas ve Marakeş üniversitelerinde patlak veren öğrenci ayaklanmaları (1989 Mayısı. 1990 Ocağı), siyasal yaşamı etkileyen gündelik olaylardır. “Kippur savaşı” birkaç hafta süreyle bütün düşünceleri bir noktaya yöneltmiş, ama demokrasi, iktisadi ve kültür ulusçuluğu gibi konular çevresinde öbeklenmiş bulunan muhalefet ile sarayın birbirlerine yaklaşmalarına yeterli olmamıştır.

Fiyat artışları, yüksek öğretimin bazı Kesimlerinin kısa sürede araplaştırılması, halk arasında hoşnutsuzluk yaratan, öğrencileri tedirgin eden, aydınların bir bölümünün huzurunu kaçıran, sürekli gerginlik ortamı yaratan nedenlerdir.

İspanya, “İspanyol Sahrası” denen topraklardan el çekmek zorunluluğunu duyunca, Haşan n Fas’ta büyük kitleleri kendinden yana çekme fırsatım elde etmiş, uluslararası düzeyde çeşidi manevralarda bulunduktan sonra, 1975 Kasımında 300 000 kişilik bir “yeşil yürüyüş” düzenleyerek hareketin gerçekleştirildiği güneydeki Atlas Okyanusu kesiminin kuzey yarısını ilhak etmiştir (bu kesimcle El Ayun fosfat yatakları yer alır).

Ama Polisario Cephesi’nin temsil ettiği ve Cezayir’in desteklediği Büyük Sahra halklarının direnişi Arap ülkelerinde ve Üçüncü Dünya’da ciddi sürtüşmelere yol açmış, Fas orduları ile Büyük Sahra halklarının askerî güçleri arasındaki çeşitli çatışmalar, sonuçsuz kalmış, Polisario Cephesi’nin 1989 sonbaharında art arda beş saldırı düzenlenmesinden sonra, ateşkes sağlanmışsa (6 Eylül 1991) da, B.M’in girişimlerine karşın, kesin bir çözüme ulaşılamamıştır.

Nüfus

Çoğunlukta olan arapça konuşan halk ile berberice konuşan halk (dağlarda) arasındaki dil farklılığı, günümüzde hâlâ nüfusun ikiye ayrılmış (Araplar; Berberiler) olduğunun başlıca kanıtıdır.

Kırsal kesim halkının (% 65) büyük bölümü yerleşiktir; köyler, evlerden ya da kulübelerden, bazen de yalnızca çadırlardan oluşur. Orta Atlaslar’da yarı göçebe öbekler, Büyük Sahra’nın kıyısında da az sayıda göçebe yaşar.

Yarı işsiz durumda bulunan kırsal kesim halkından heryıl 100 000 kadarı, köylerden göç ederek özellikle kıyıdaki bazı kentlere yerleşir; zaten çok yüksek olan doğal nüfus artışına bu katkının da eklenmesiyle, Rabat-Sale, Kenitra, özellikle de Casablanca (Darül Beyza) gibi kentler hızla büyümüştür: Nüfusu banliyöleriyle birlikte 2,5 milyona yaklaşmış olan (1992) Casablanca’da, Fas halkının % 10’u toplanmıştır.

Gerçek bir aile planlaması, siyasal ve dinsel nedenlerden dolayı uygulanamadığından, nüfus artışı.Kırsal kesimde olduğu kadar kentlerde de yüksektir (binde 30).

Ülkede okuma yazma oranı biraz yükselmiştir ama, nüfusun yaklaşık % 61’i hâlâ okuma yazma bilmemekte, okul sayısında da artış görülmemektedir: Kentli çocukların % 69’u okula gider ama, bu oran kırsal kesimde % 27’ye düşer; ayrıca, dokuz erkek çocuğa karşılık, yalnızca bir kız çocuğu okula gidebilmektedir. Etkin nüfusun % 10’u işsizdir (zaten çalışabilir nüfus da toplam nüfusuri % 26’sını ancak biraz aşar).

Azgelişmiş ülkelerin bütün bu ortak özelliklerine, halkın çok genç olması (nüfusun % 47’si 14 yaşın altındadır) ve birinci kesimin taşıdığı önem (% 57) de eklenirse, Fas’ın iktisadi ve toplumsal sorunlarını çözmede ne büyük güçlüklerle karşı karşıya bulunduğu anlaşılır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir