Fecr-i Ati Edebiyatı

 

Fecr-i Ati Edebiyatı Abdülhamit II döneminde basma, sanat ve kültür etkinliklerine uygulanan sindirme hareketi, Türk edebiyat geleneğinde bazı kesintilere neden olmuş ve yazıya dökülemeyen bir edebiyatın oluşmasına yol açmıştır.

Fecr-i Ati Edebiyatının Oluşumu ve Genel Özellikleri

Servet-i Fünun edebiyatının dağılma tarihi olarak benimsenen 1901 yılından 1908 yılına kadar geçen süre içinde, edebiyatçılar edebiyat çalışmalarını bütünüyle bırakmış  değillerdi.

Yazdıklarını ya dolaştırıyorlar ya da İstanbul dışındaki dergi ve gazetelerde, çoğunlukla da takma adla, yayımlama yoluna gidiyorlardı. Servet-i Fünun dergisindeyse, söz konusu tarihler arasında edebiyata ilişkin hemen hiçbir yazı yayımlanmamış, ağırlık, bilim ve fen yazılarına verilmişti.

1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre sonra, basında edebiyat etkinlikleri yeniden canlılık kazandı, yeni edebiyat dergileri çıkmaya başladı, Meşrutiyet’in getirdiği görece özgürlük nedeniyle edebiyatçılar geçmiş yıllara oranla daha rahatça yazabilme olanağına kavuştular.

Servet-i Fünun dergisi de edebiyata sayfalarını açtı ve genç kuşak yazarları bu dergide toplanarak, yepyeni bir edebiyat akımı oluşturmak için harekete geçtiler.

Türk edebiyatında kendini kamuoyuna bir bildiri yayımlayarak tanıtan ilk topluluk, Fecr-i Ati topluluğu olmuştur.

Fecr-i Ati Edebiyatı Dönemi Sanatçıları

24 Şubat 1909 tarihli Servet-i Fünun dergisinde yayımlanan Fecr-i Ati bildirisinde imzası görülen genç yazarlar şunlardır:

  • Ahmet Samim
  • Ahmet Haşim
  • Emin Bülent
  • Emin Lami
  • Tahsin Nahit
  • Celal Sahir
  • Cemil Süleyman
  • Hamdullah Suphi
  • Refik Halit
  • Şahabettin Süleyman
  • Abdülhak Hayri
  • İzzet Melih
  • Ali Canip
  • Ali Süha
  • Faik Ali
  • Fazıl Ahmet
  • Mehmet Behçet
  • Mehmet Rüştü
  • Köprülüzade Mehmet Fuat
  • Müfit Ratip
  • Yakup Kadri

Servet-i Fünun’u yayın organı olarak kullanan Fecr-i Aticilerin benimsediği ilkeler ve amaçlar şöyle özetlenebilir: Dilin, edebiyatın, sanatın gelişmesine hizmet etmek; genç yetenekleri bir araya getirmek; kamuoyunu aydınlatmak; topluluk üyelerinin yapıtlarını bir yayın dizisi halinde yayımlamak.

Batı’nın önemli düşünce ve edebiyat yapıtlarını türkçeye kazandırmak; halkın edebiyat zevki düzeyini yükseltmek; Türk edebiyatının yapıtlarını Batiya, Batinın ürünlerini de Doğuya tanıtmak.

Adı (Fecr-i Ati “Geleceğin Fecri”) Faik Ali tarafından önerilip, oybirliğiyle kabul edilen Fecr-i Ati topluluğu üyeleri, edebiyatı ve sanatı her şeyin üstünde tutuyor, bu bakımdan günlük siyasetten de oldukça uzak kalmaya özen gösteriyorlardı.

Ama Servet-i Fünun yazarları ile yeniliğe her zaman karşı çıkmayı ilke edinen çevreler tarafından, Batiya özenme, toplumla ve toplum sorunlarıyla ilgilenmeme, gerçekçiliğe sırt çevirme, vb. yönlerden sürekli eleştirildiler.

Selanik’te gelişen ve Genç Kalemler dergisi çevresinde toplanan başka bir genç yazarlar topluluğu tarafından da, bireyci olmakla, toplumdan kopmakla, yapmacıklı bir dil kullanmakla suçlandılar.

Eleştirilere karşı ortak bir tavır takınan Fecr-i Ati topluluğu yazarları, edebiyat çalışmalarındaysa birbirlerinden oldukça kopuktular (bu, ileri sürdükleri “sanat şahsî ve muhteremdir” ilkesinin doğal sonuçlarından biridir).

Fecr-i Ati şiirinde de aşk ve doğa konuları işlenmiş, bazı şairler aşkı, duygusal ve romantik yöne ağırlık vererek dile getirmişler, doğa betimlemelerinde de gözlemden çok, izlenimlerin anlatımına ağırlık vermişlerdir.

Fecr-i Ati şiirine damgasını basan ozan, Ahmet Haşim’dir. Batı şiirinde görülen simgecilikten, özellikle de izlenimcilikten oldukça derin biçimde etkilenen Ahmet Haşim, “duyulmak” için yazılmasını savunduğu şiirde, anılarından başlayıp yaşamının çeşitli dönemlerinde edindiği dış gözlemleri iç izlenimlere dönüştürerek vermiş, yaşamın gerçekliğinden kaçıp şiirin yarı aydınlık, düşsel dünyasında mutlu olmaya çalışmıştır.Fecr-i Ati şiirinde sözü edilebilecek

ikinci derecedeki ozanlar arasında yer alan Emin Bülent (1886-1942), Tahsin Nahit (1887-1919) ve Mehmet Behçet (1890-1980) de, dil, deyiş ve imge kuruluşu yönünden Ahmet Haşim’in büyük ölçüde etkisinde kalmışlardır.

Fecr-i Ati romanında ve öyküsündeyse, başlıca iki yazar, Cemil Süleyman (1886-1940) ve İzzet Melih’tir (1887-1966). Her iki yazarın özellikle kurgu yönünden aksayan romanları, genellikle romantizmin etkilerini taşır.

Fecr-i Ati edebiyatında yergi-gülmece türünün önde gelen sanatçısı Fazıl Ahmet (1884-1967) olmuştur. Bazılarını şiir, bazılarını düzyazı biçiminde yazdığı yapıtlarında konu edindiği kişi ya da olayları zaman zaman yermiş, iğnelemiş, zaman zaman onlarla alay etmiş, zaman zaman da yermekten çok gülünçleştirmeyi amaçlamıştır.

Fecri- Ati döneminde eleştiri ve edebiyat tarihi çalışmalarına da kısaca göz atmak yararlı olur. Fecr-i Aticilerin bir eleştiri kuramı oluşturacak birikimleri de, zamanları da yoktu: Yalnızca, kendilerine yapılan saldırıları yanıtlayabilecek bir tartışma üslubu geliştirebilmişlerdi.

Edebiyat tarihi çalışmalarıysa, özellikle Şahabettin Süleyman, Köprülüzade Mehmet Fuat ve Mehmet Behçet tarafından yürütülmüştür.

Şahabettin Süleyman’ın Tarih-i Edebiyat-ı Osmaniye’si (Osmanlı Edebiyatı Tarihi, 1912) ve Yeni Osmanlı Edebiyatı Tarihi (Köprülüzade Mehmet Fuat ile birlikte; I. cilt 1916), Mehmet Behçet’in Edebiyatçılarımız ve Türk Edebiyatı (edebi anket, 1938) adlı yapıtları, bu dönemin ürünlerindendir.

İkinci Meşrutiyet’le birlikte gelen görece özgürlük ortamı, basına da canlılık getirmiş ve çoğu kısa ömürlü olan pek çok dergi ve gazete yayımlanmıştır. Fecr-i. Aticiler yazılarını genellikle Servet-i Fünun dergisinde yayımlıyorlardı.

Ayrıca Resimli Kitap (1908) ve Şehbal (1909) da, sayfalarını Fecr-i Ati yazarlarına açmıştı. Fecr-i Aticiler arasında gazetecilik mesleğini seçen tek yazar Ahmet Samim (1884-1910) olmuştur.

İttihat ve Terakki hükümetini acımasızca eleştiren yazıları sonucu suikaste kurban gittiği belirtilen Ahmet Samim’in çıkardığı dergiler arasında Hilal, Cidal, itilaf ve Seda-yı Millet sayılabilir.

Fecr-i Ati döneminde, özellikle de Ahmet Haşim’in etkinlik yıllarında, “serbest nazım” geniş olanaklara kavuşmuş, aruz türkçeye daha uyarlı biçimde kullanılmaya başlanmış, duyarlı bir şiir dili geliştirilmeye çalışılmış, en önemlisi de edebiyatın toplumsal bir kurum olarak benimsetilmesi yolunda çaba harcanmıştır.

“Sanat şahsî ve muhteremdir” düşüncesini, sanat sanat içindir anlayışını benimsemiş olmaları, İttihat ve Terakki Partisi tarafından beğenilmemeleri, eleştirilere karşılık vermede sağladıkları birliği ve dayanışmayı sanat üretiminde gösteremeyişleri, Selanik’te gelişen ve yalın dili, toplumsal ulusal konuları sanatın kuşatıcı kollan arasına alan sanatsal olduğu kadar siyasal amaç taşıyan “Genç Kalemler” topluğu karşısında başarılı bir savunma yapamamaları, üstelik bazı arkadaşlarının Genç Kalemler’in yanında alması gibi nedenlerle dağılan Fecr-i Ati topluluğunun üyeleri son dönemlerde (Genç Kalemler milli Edebiyat, Cumhuriyet dönemi) daha başarılı ürünler vermişlerdir.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir