Fransa

Fransa Cumhuriyeti batı Avrupa’da ve çeşitli yurtdışı bölgelerde,üniter egemen devlet ve kıta alanı ülkesidir.Fransa’nın Avrupa ya da metropolit alanı Akdeniz’den İngiliz Kanalı’na ve Kuzey Denizi ile Ren’den Atlantik Okyanusuna kadar uzanmaktadır.Yurtdışı Fransa’da Güney Amerika kıtasında Fransız Guyanası ve Atlantik, Pasifik ve Hint okyanusunda birkaç ada bölgesi bulunmaktadır.Fransa, 643.801 kilometre kare alanı kapsar ve toplam 66.7 milyon nüfusa sahiptir.
Başkent ülkenin en büyük şehri Paris.Diğer önemli şehirleri: Marsilya, Lyon, Lille, Nice, Toulouse ve Bordeaux’dur.

Fransa’nın Coğrafi Özellikleri

Avrupa’nın büyük kütle ve engebe bölgelerinin çakışma noktasında yer alan Fransa, yüzey şekilleri ve iklim verilerinin bulundukları bölgedeki düzenlenişiyle ilgi çekici bir özellik kazanan, doğal birimler halinde kümelenmiş çok değişik bir manzaralar bütünü oluşturur.

Ülkenin yeryüzü şekillerinin oturması uzun bir jeoloji tarihi içinde gerçekleşti. Birinci Zamanda, Hersinyen kıvrımı, billursu tabanı ve çökelti kabuğunu aşındırarak, daha sonraki tektonik hareketleri ve aşınmayla derin biçimde değişikliğe uğramış birkaç kalıntısıgörülen, yüksek dağsıralarının oluşmasına yol açtı: Massif Central; Vosges’lar; Armorik masifi.

Düzleşme dönemi olan İkinci Zaman’ da Paris havzası ve Akitanya havzası gibi büyük çökelti bölgeleri oluştu.

Buna karşılık kütlelere ve havzalara en son görünümünü,Alpler çağındaki büyük kırılmalar ve aşınmalar kazandırdı: Alsace çöküntü hendeği, Massif Central’in yanardağ olaylarıyla da etkilenmiş doğu kenarındaki yükselti ve kırılma; aşınma sonunda kıyı kabartılarının ortaya çıktığı tortulu havzaların çevresindeki yükseltiler. Üçüncü Zaman’daki Alp kıvrımı, önce Pireneler’in, daha sonra da asıl Alpler’in yükselişini belirtir.

Çok geniş kırışıklıklarda biriken tortular,billursu eksenlerin çevresine itilerek önalpler’deki ve kalkerli Pirenedırdı: Don, buzullar ve eriyen buzul suları Alpler’e sivri doruklar, buzyalağı ve vadilerden oluşan kendine özgü bir biçim kazandırırken, eteklerinde Lannemezan düzlüğünün güzel bir örnek oluşturduğu yığılma biçimleri bıraktı.

Buna göre, Fransa’nın yüzey şekilleri iki büyük bütünde ele alınır: Her ikisi de birbirine Bourgogne eşiği ve Lauragais eşiğiyle kolayca bağlanan Her-sinyen özellikli Fransa ile Alpler Fransa’sı.

Hersinyen özellikli Fransa, ülkenin hemen hemen üçte ikisini kaplar. Çevresindeki, Manş denizinden Vosler’deki kıvrımlı bölgeleri oluşturdular.

Dördüncü Zaman’da, buzul ve buzulçevresi iklimi, yüksek Alp dağlarının tümünü yoğun biçimde aşındırdı: Don, buzullar ve eriyen buzul suları Alpler’e sivri doruklar, buzyalağı ve vadilerden oluşan kendine özgü bir biçim kazandırırken, eteklerinde Lannemezan düzlüğünün güzel bir örnek oluşturduğu yığılma biçimleri bıraktı.

Buna göre, Fransa’nın yüzey şekilleri iki büyük bütünde ele alınır: Her ikisi de birbirine Bourgogne eşiği ve Lauragais eşiğiyle kolayca bağlanan Her-sinyen özellikli Fransa ile Alpler Fransa’sı.

Hersinyen özellikli Fransa, ülkenin hemen hemen üçte ikisini kaplar. Çevresindeki, Manş denizinden Vosges’lara.

Flandre’dan Massif Central’e uzanan tortul alanlarıyla Paris havzası, en geniş bölgedir: Doğuda hafif eğimli art arda gelen tabakalar bir yükselti oluşturur: güneyde, Loire bölgesinde klırak yaylalar ve sulak vpdiler birbirini izler; batı ve kuzeybatıda, Normandiya ve Picardie’nin tebeşirli yaylaları Fransa’nın en zengin tarım bölgeleri arasındadır; son olarak ortada île-de-France’taki Üçüncü Zaman yaylaları Sen ırmağı ve kollarıyla kesilir. En kuzeyde, Artois tepelerinin çıkıntıları, havzayı Flandre ve Hainaut ovalarından ayırır.

Fransa’nın batısında yer alan Armorik masifindik yamaçlı vadilerle oyulmuş ve Arree tepeleriyle Lanvaux kesimindeki Apalaş tipi dorukların yüksekten baktığı, kıvrımlı billursu yaylalardan oluşan bir yeryüzü şekli sunar.

Massif Central’in görünümü oldukça değişiktir: Billursu yüksek topraklardan oluşan bu geniş bölge, batıdaki Limousin ve Segala’da, Hersinyen sonrası aşınım yüzeyiyle birleşirken, doğuda kalkık ve faylı kenarıyla sert bir yamaç halinde Rhone hendeğine egemen olur.

Bu arada iki ilgi çekici noktayı da dikkate almak gerekir: Ortada Auvergne, tepelerinde yanardağların yer aldığı art arda yüksek billursu kütlelerle, Limagnes gibi çöküntü hendeklerini içine alırken, güneyde Causses yaylaları, batıda Montagne Noire’la, doğuda doğu kıvrımının bir uzantısı olan Cevennes’ler arasında kalır .

Güneybatıda, Akitanya havzası aynı zamanda tortulu bir havza ve Garonne’la akaçlanan toprakla dolmuş bir bölgedir; kuzeydoğudaki kireçli yaylalara karşı güneyde kumtaşlı tepeler ve Atlas Okyanusu kıyısı boyunca uzanan Landes bölgesi yer alır.

Fransa’nın oldukça bölmeli görünümlü doğu bölgesi, jeoloji açısından Paris havzasına bağlı Lorraine’le ondan Vosges’larla ayrılan Alsace ovasından oluşur. Billursu tepelerden oluşan Vosges’lar, çok sarp Alsace yamacıyla, yumuşak eğimli Lorraine yamacı arasında, belirginleşen bir bakışımsızlık gösterir.

Alpler Fransa’sı ülkenin güney ve güneydoğusunu içine alır. Yüksek ve kütlesel Pireneler, Fransa ile İspanya; arasında, buzul ve ırmakların aşındırdığı, gerçek bir set oluşturur, ama en yüksek doruklar, güneydoğuda.

Alp ler’dedir (Avrupa’mn en yüksek noktası, Mont Blanc: 4807 m). Alpler’in dört meridyen bölgesi halinde (iç Alpler bölgesi, billurlu orta kütleler, Alp kıvrımları ve Önalpler)birbirine bağlı olması, buzullarla oyulmuş ve çarpıcı zıtlıklarla dolu ‘ güçlü bir yükselti yapar.

İsviçre sınırı boyunca, batıda art arda kireçli yaylaların ardından gelen kıvrımlı jura’lar, orta Alpler’e en iyi örnektir.

Alpler ve jura’lar, Hersinyen özellikli Fransa’dan Kuzey Avrupa ve Akdeniz arasındaki en önemli doğal geçitlerden birini oluşturan Saone ve Rhone karığıyla ayrılır.

Bu, doğal birliğini en başta iklime borçlu, küçük kütle ve ovalardan oluşmuş karmaşık bir bölge olan Güney Akdeniz bölgesine açılır. Korsika, deniz üstünde yükselmiş billursu dağ tipine tam bir örnektir.

İç kesimlerdeki yüzey şekillerinin bir yansıması niteliğindeki Fransa’nın kıyılarında çok sayıda liman barınmakta, bunlar arasında, çağdaş denizcilik koşullarına en iyi uyum sağlayanların ırmak ağızlarında yer alan limanlar olduğu gözlenmektedir.

Fransa İklimi Özellikleri

Fransa iklimi genelde batı kesimindeki atmosfer dolaşımının etkisine açık ılıman bir iklimdir. Bu dolaşım, mevsimlik ritmi içinde, hava kütlelerinin durumuna bağlıdır: Kışın yüksek basınç merkezi olan karasal kutup havası, Kuzeydoğu Avrupa üstüne inerken, denizden gelen tropikal yüksek basınç, Akdeniz havzasının güneyine doğru yayılır.

Yazın ise, tersine, yüksek basınç Fransa’nın güneyine doğru yükselerek, Akdeniz bölgesine sıcak ve kurak yazlar getirir. Kuzey denizlerinden gelen alçak basınç, doğuya kayarak, yumuşak ve yağışlı bir iklime neden olur.

Genelde, okyanus etkisinin ağır bastığı bölgeler,kışın en fazla yağış alan bölgelerdir; zaman zaman kara tipi özellikler gösteren bir iklimin bulunduğu doğuda, en yağışlı mevsim yazdır; Akdeniz bölgesinde, en yağışlı mevsimin sonbahar ve ilkbahar olduğu görülür.

Sıcaklık düzeni, mevsimlerde daha açık bir farklılık yaratır: Okyanus ikliminde kışlar serin, ama dağlarda serttir; doğu bölgelerindeyse kara iklimi özellikleri taşır; gene de her bölgede kışlar bitki örtüsü bakımından ölü mevsimdir.

Fransa Bitki Örtüsü

Bitki örtüsü mevsim geçişleriyle belirlenir: Ovalarda yaprak döken ağaçlar egemendir, ama kışın sert geçtiği bölgelerde, yerlerini reçineli ağaçlar alır. İklim farklılıklarına açıkça duyarlı olan bitki türleri, yıl içinde kurak bir mevsim olup olmamasına ve sıcaklık etkenlerinin değişimine göre, iklimin bitkiler üstünde etkisi oıauğu bölgeleri belirler.

Ovalarda meşeler yaygındır; dağlık bölgelerdeyse nem isteyen gürgenlere reslanır; bunlar daha yükseklere çıkıldıkça, çam ve köknarlarla, daha soğuk kesimlerdeyse ladinlerle karışırlar.

Yazların kurak geçtiği Akdeniz yöresi, bitkiler açısından fizyolojik bir uyum gerektirir. Ağaç türleri, sıkı sıkıya toprağın cinsine de bağlı olabilir. Landes’daki podzol tipinde asitli topraklarda yetişen çam ormanı buna örnektir.

Her mevsimdeki yağışların bolluğu, humus açısından zengin toprakların oluşumunu elverişli kılarken, bunların özellikle asitli ve yer değiştirilebilir kayaçlar üstünde yıkanmalarına da neden olur.

Dağlardaki ve yamaçlarındaki akıntılar nedeniyle hümüs yığılmasının engellendiği Akdeniz bölgesinde, taşlı topraklar egemendir.

Akarsu rejimleri iklimin yağış ve sıcaklık verilerini yansıtır: Sen’in yağmur rejimi karşısında Rhone gibi dağ ırmaklarının kar rejimi yeralır. Akdeniz bölgesindeki ırmakların, fırtına sağnaklarmın yol açtığı çoğu kez düzensiz, şiddetli yaz taşkınları gösteren rejimleri vardır.

Böylece, ildim, bitki ve su örtüsü, batıda okyanus havzası Fransa’sını, doğuda yarı-karasal Fransa’yı ve iklimin yüzey şekillerine bağlı olduğu dağlık bölgeleri birbirinden ayırır. Akdeniz bölgesi, yüzey şekilleriyle kuzeye doğru birdenbire kesilen özgün bir iklim çevresidir.

Nüfus

XIX. yy. boyunca doğum oranındaki azalma ve ölümlerin aynı oranda kalmasıyla dikkati çeken Fransa nüfusu, ikinci Dünya savaşından sonra belli bir artış göstermiştir; ama, Fransa 56 milyondan fazla nüfusuyla gene de, Avrupalı komşularına oranla az nüfuslu bir ülke olarak kalmaktadır: Almanya Cumhuriyeti, İngiltere ve İtalya’dan sonra 4. sırada yer ahr.

Doğum oranının savaş yıllarına oranla yükselmesiyle ve yabancı işçi gelmesinin desteklenmesiyle hızla arttığı 1943-1965 dönemi bir yana bırakılırsa, yıllık nüfus artışı düşüktür (1992’de % 0,4); üstelik, yabancı işçi ve mülteci gelişini kısıtlamak için önlemler alınmıştır (gene de ülkedeki yabancı işçilerin sayısı 4 000 000’u aşmaktadır).

Doğumu ödüllendirici (aile yardımları, doğum primi ve gelir vergisi üstünden aile indirimi) bir siyasete dönüşünse, pek etkili olacağı sanılmamaktadır.

Günümüzde, Fransa doğum oranlarına göre ikiye ayrılır: Kuzeyde, doğum oranımdaki artışı ulusal ortalamadan yüksek olan, yüksek verimli bir eğri, Vendee’den başlayarak bütün Kuzeyi sarar ve Jura’ya ulaşır; buna Rhöne bölgesiyle Kuzey Alpleri de katılır. Yaşlı nüfusun yaşadığı, düşük doğum oranlı Fransa’ysa, bütün güney bölgesini içine alır.

Bir nüfus patlamasından sonra, doğum oranı son birkaç yıldır hissedilir ölçüde durgunlaşmıştır. Bunun, aile yardımının azaltılmasından, konut bulmada güçlüklerden, işsiz kalma korkusundan kaynaklandığı ileri sürülebilir.

Ölüm oranı, tıptaki ilerlemelerin ve 1945’te Sosyal Sigorta’mn kurulmasıyla daha kolaylaşan sağlık bakımının sayesinde gitgide azalmaktadır (1992’de binde 10). Ortalama ömür, günümüzde (1993) erkek için 74 yılı, kadın içinse 86 yılı aşmaktadır.

Fransa’nın etkin nüfusu, geleneksel üç kesime dağılmış, yaklaşık 24 milyon kişiyi bulur. Temel maaddeleri üreten birinci kesim, etkin nüfusun ancak % 6’sını (1992) bir araya toplar; ama bu oran A.B.D. ve İngiltere (% 4) yüzdelerinin de üstündedir; çünkü tarım kesimi verimli olmakla birlikte modernleşme yetersizdir.

İnşaat ve imalat sanayisini içine alan ikinci kesimde, sanayiler en yüksek verime ulaştığı için değil, dönüşüm geçirdikleri için, çalışanların sayısı dengeli kalmıştır (etkin nüfusun % 29’u). Bazı dallar, çalışan sayısını kısıtlarken (kömür ve demir madeni üretimi), bazıları (kimya sanayisi) artırma yoluna gitmiştir.

Üçüncü kesimde (hizmetler kesimi) etkin nüfusun % 64’ü yer alır ve yüksek yaşam düzeyine sahip ülkelerin çoğunda olduğu gibi, bu kesim gelişmesini sürdürür.

Nüfus gitgide kent merkezlerinde yoğunlaşmakta ve Fransa’da kırsal kesimde yaşayanların sayısı giderek azalmaktadır. Kentlerde yaşayan nüfus, 1975’te 35 milyonu geçmekteyken, 1992’de 42 milyonu aşmıştır; ama Paris yönetim çevresini de bu rakama katmak, verileri biraz aldatıcı hale getirir.

Nüfus dağılımı, boşalan kırsal kesimle gitgide çelişen bir kent ve sanayi göçü ortaya koyar. Bununla birlikte, nüfus yoğunluğu, nüfusu 100 000’i aşkın kentlerde artmaktadır.

Fransa Tarihi

Tunç devrinde, kara Avrupa’sını ve İngiltere’yi, Akdeniz ülkelerine bağlayan maden ticareti, Galya’dan geçiyordu. Hallstatt insanı tarafından getirilen demiri Keltler tarım aletleri yapımında kullandılar.

Bu halklar yukarı Ortaçağ’a kadar ayakta kalan bir tarım görüntüsü yarattılar. Rhone ve Sen vadileri etkin bir ticaretle canlandı.

Bundan da özellikle Yunan kolonisi olan Marsilya yararlandı. Pön savaşlarının ardından Akdeniz havzasını denetimi altına almak isteyen Roma, Güney Galya’yı ele geçirerek iktisadi (yollar), toplumsal (koloniler) ve siyasal (geleceğin Narbonensis’i) sistemi içine kattı.

Çeşitli Galya sitelerini birbirine düşüren çatışmalardan yararlanan Sezar, Vercingetorix’i yendikten sonra bütün Galya topraklarını ele geçirdi.

Beş yüzyıl boyunca Galya, Roma barışı altında yaşadı. Galya Romalılar özgün bir uygarlık geliştirdiler. Kentleşme ve yol ağı Romalılaştırmayı kolaylaştırdı; latince galya dilini silerek kendini kabul ettirdi. III. yy’dan başlayarak Galya, Akdeniz’e doğru inen Germen halklarının yıkımlarıyla karşı karşıya kaldı.

Frankların yavaş yavaş ve düzenli sızmaları Clovis (481-511) döneminde tam bir yerleşikliğe dönüştü; Frank Galya’sını birleştiren ve Merovenj sülalesini kuran Clovis, hıristiyanlığı benimseyerek, kendine Batı dünyasında çok önemli bir yer sağladı.

İktidara yüksek saray görevlilerinin ve Kısa Pepin’in gelmesiyle, Galya, Frankların egemenliği altında tüm Germen kavimlerini birleştiren daha geniş bir bütün içinde eridi.

Böylece Ortaçağ dünyasının iktisadi ve toplumsal yapıları belirdi: Derebeyliğin ilk biçimi sayılan büyük toprak sahipliği; vasallık; kölelik. İmparatorluğun kuruluşu,bölgesel ayrılıkların korunmasını engelleyemedi.

Francia occidentalis, 843’te Verdun anlaşmasının, Ortaçağ’da, Batının siyasal sınırlarını hemen hemen kesin biçimde çizmesinden çok önce belirlendi. Günlük konuşma dili latinceden uzaklaştı ve ortaya fransızcanın atası olan roman dili çıktı.

Karolenj imparatorluğu özerk prensliklere ayrıldı. Feodalite ağır basıyordu: Dükler, kontlar, şato sahipleri, senyörler, vasal toplayarak çevredeki köylüleri zorla koruma ve emirleri altına aldılar.

Büyük bir atılım çağıydı bu: Tarlaların açılmasıyla yepyeni bir kır görünümü ortaya çıktı, ticaret yeniden hızlandı, gelişen kentler bağımsızlaşarak komünler (yönetim çevresi) haline geldi.

Aynı zamanda bir inanç çağı olan bu dönemde, bir yandan Kilise’ nin yüceltmesiyle, bir yandan da destanların ve saray edebiyatının katkısıyla şövalyelik gelişti.

Krallık zayıflamış ancak yıkılmamıştı: Kapet sülalesi önce krallık bölgesinde, ardından da bütün krallıkta otoritesini kabul ettirdi.

Philippe Auguste (1180-1223), İngiltere kralları Plantagenet’lerin Fransa’daki topraklarını (Guyenne dışında) eline geçirdi: onun yerine geçenler, Languedoc’u bölgelerine katmak için Albililerin haçlı seferlerinden yararlandılar.

Kapetlerin gerçekleştirdiği birleşmenin simgesi olan Philippe Auguste, ilk kez “Fransa kralı” unvanını aldı.

XIV. yy’a doğru krallık zengin, kalabalık, güçlü görünmekteydi.

Sürekli nüfus artışı ve teknik duraklama, kötü giden hasatların, veba salgınlarının ve savaşların daha da ağırlaştırdığı iktisadi güçlüklere yol açtı.

Öte yandan, Guyenne derebeyliği sorunundan da patlak veren Fransa-İngiltere savaşı, İngiliz hükümdarlarının Fransa tacında hak ileri sürmeleriyle, sülale çatışmasına dönüştü. Bozgunlar, yenilgiler, Armagnac’larla Bourgogne’lular arasındaki iç savaş, ülkeyi uçuruma sürükledi.

1420’deki Troyes anlaşmasıyla Fransa tacı İngiltere kralına geçti, jeanne d’Arc’ın kutsal kurtarıcılık görevinden etkilenen Charles VII’nin Bourges’da önderliği ele alıp, Bourgogne’la barış imzalanmasından, önemli reformlarla krallık otoritesini kurmasından ve İngilizleri krallık dışına atmasından sonra yeniden bir canlanma görüldü.

Louis XI, Bourgogne sülalesine karşı ağır bir savaş verme pahasına, babasının bu girişimini tamamladı ve krallık Verdun anlaşmasında belirlenmiş olan sınırların dışına taştı.

Dauphine’den sonra Provence, Bourgogne, ardından da düşes Anne’ın kralla evlenmesiyle Bretagne da kralların bölgesine katıldı.

XV.yy’ın ikinci yarısı savaşın yıkımlarından sonra ülkenin yeniden kurulmasıyla geçti, kırsal kesimler yeniden canlanırken, Lyon, bir yüzyıldan fazla bir süreyle panayırlarıyla, Avrupa’nın en büyük mali ve ticari merkezlerinden biri oldu.

XVI.yy’da, Fransız iktisadı tam bir gelişme içindeydi; değerli madenlerin Fransa’ya akmasından kaynaklanan fiyatlardaki yükselme, talebi artırdı. Nüfusun dikkati çekecek biçimde artışı, çocuk ölümlerinin fazlalığıyla engellendi.

Tarımda bozuk bir gelişme görülüyordu ama, Din savaşlarının 1560 yılından sonra bu gelişmeyi bozmasıyla herkes tarımın sağladığı refahtan aynı ölçüde yararlanamadı; Küçük soyluların çoğu ve kentlerde oturan halk, yararlanmaktan çok fiyat artışları altında ezildi; buna karşılık büyük ticaretle zenginleşen burjuvalar yaşamlarını lüks içinde sürdürüyorlardı.

Büyük derebeylik toprakları yavaş yavaş krallığın eline geçmeye başladı. Orleanais 1498’de, Bretagne 1532’de alındı. Bourbonnais, Auvergne, Marche, Bourbon komutanının hainliği sonunda (1523) François I tarafından ele geçirildiler. Navarre’ın bütün varlığı da (Albret, Bearn, Bigorre, Armagnac, Foix, Rouergue, Perigord, Limousin) Henri IV’ün tahta çıkmasıyla krallık topraklarına katıldı.

Bunlara 1552’de Üç Piskoposluk’un (Metz, Toul ve Verdun) kazanılmasını ve 1601’de Bresse, Bugey ve Gex’in fethini eklemek gerekir. Bu toprak birliği krallık gücünün artışıyla birlikte gerçekleşmekteydi.

François I döneminde, merkezi yönetim ve krallık adaleti senyörlerin, din adamlarının isteklerine karşı çıktı; taşrada, valilerin atanması, “bölge komiserleri” nin gönderilmesi ve bütün hukuk belgelerinin fransızca olmasını buyuran Villers-Cotterets buyrultusu (1539), birleştirme yönünde atılan birer adım olmuştu.

Bununla birlikte,bazı direnişler,söz konusu gelişmeyi yavaşlatmaktaydı; sarayda sürdürülen lüksün, savaşçı dış siyasetin (İtalya savaşları, François I ve daha sonra Henri II’nin Karl V’le savaşı) sonucu mâliyede görülen sürekli açık, vergilerin artırılmasını, sık sık borçlanmaya başvurulmasını, devlet memurluklarının satılmasını zorunlu kıldı. Üstelik, maddi çıkarları sarsılan ve Reform’dan zarar gören soylu sınıfı, siyaset alanında oynadığı rolün azaltılmasına güçlükle k atlanıyordu.

1560’tan sonra krallığın zayıflaması, karşıt grupların başkaldırmasına yol açtı. Catherine de Medicis’in naipliği sırasında, 1562’de başlayan Din savaşları, 1598’e kadar sürdü (24 Ağustos 1572’de çıkan bu savaşlar, Saint-Barthelemy kıyımı gibi korkunç olaylarla doludur).

Henri IV.İspanyollardan yardım isteyen (1594) Kutsal Birlikçilere karşı kendini kabul ettirmek için savaşmak zorunda kaldı,Nantes fermanıyla (1598) dinsel barışı sağladı kararlı eylemleriyle devlet otoritesini de yeniden düzenledi. Ama, Fransa harap olmuştu ve maliye bakanı Sully’nin yaptığı olumlu işler kralın 1610’da öldürülmesiyle bir anda son buldu.

XVII. Yüzyıl: 1610-1715

Tanrısal haklara sahip mutlak krallık kuramı, Louis XIV ile en yüksek noktasına çıktı: Marie de Medicis’in naiplik yaptığı sırada görülen karışıklıkların ardından, Richelieu, ne kadar güçlü de olsalar devletin topluluklar ve kişiler üstündeki üstünlüğünü büyük bir dirençle savundu. Richelieu nün ölümüyle aynı zamana raslayan Louis XIII’ün ölümü Anne d’Autriche’le Mazarin’e zorlu bir naiplik yönetimi bıraktı. Fronde’un yol açtığı karışıklıklar, Mazarin’in ölümünden sonra (1661) iktidara tek başına gelen genç kral Louis XIV’ü çok etkiledi. 1682’den sonra tümüyle Versailles’a yerleştirdiği büyük soylular sınıfını sarayda gösterişli bir yaşama zorlayarak kendisine bağlarken, iktidardan da uzak tutmuş oldu. Yönetimdeki merkeziyetçilik daha da ileri götürüldü; 1614’ten sonra etats generaux’lar toplantıya çağrılmadı ve Fronde ayaklanması sırasında önemli bir rol oynayan parlamentonun sesi kesildi.

Mutlakiyetçi yönetim kendini din alanında da gösteriyordu, Karşı-Reform hareketi Fransa’da başarıya ulaşmıştı. Richelieu daha önce, Ales af fermanıyla (1629) protestanların elinden güvenlik bölgelerini almıştı; Louis XIV, Mme de Maintenon’un etkisiyle Nantes fermanını geçersiz kıldı (1685). Bunun sonucunda da 1702’de camisardlar (calvinciler) ayaklanması başgösterdi. janseniusçuluk da kovuşturmaya uğradı ama aynı derecede baskı görmedi.

Fransa’nın Otuz Yıl savaşlarına katılmasına karar vermekle, Richelieu’nün yolunu çizdiği, Fransız dış siyasetinin büyük hedefleri kalabalık bir orduyu gerektirdi: Bunu da Louvois başardı; bu arada Vauban da sınırların tahkimiyle uğraşmaktaydı. Hollanda, Augsburg birliği, İspanya Veraset savaşları, vb. sonunda Fransa, Artois, Roussillon, FrancheComte, Hainaut’nun bir kesimi ile Strasbourg’u elde ederek genişledi. XVI. yy’ın tersine, 1630’dan sonra

Amerika’dan getirilen değerli madenlerdeki azalma ve bitmez tükenmez savaşlar yüzünden iktisat geriledi. Mâliyeye bir çekidüzen vermek isteyen Colbert’in girişimleri gerek savaşın, gerek saray yaşamının ve Versailles sarayının yapımının yol açtığı ağır harcamalar nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı; durmadan borçlanmak ve her tür yardımdan yararlanmak zorunda kalındı.

İktisadi gerileme, Fronde olayından sonra tarım ürünleri fiyatlarındaki düşüşle kendini gösterdi. Bundan ilk etkilenen,halk kesimi oldu. Bu kesimde yer alan topluluklar bazen ayaklandılarsa da, acımasız bir biçimde bastırıldılar.

Colbert’in sanayi ve ticaret kesimine sağladığı özendirmelere karşın,Fransız ürünleri İngiliz ve Hollanda mallarıyla baş edemedi ve Colbert siyaseti başarısızlıkla sonuçlandı. Lefuis XIV’ün son yılları savaşlar, açlıklar ve kral ailesinin yasları dolayısıyle güçlükler içinde geçti, muhalefet güçlendi.

XVIII. Yüzyıl: 1715-1789

Aydınlanma Çağı olarak bilinen XVIII. yy. aynı zamanda kesin bilimsel gelişmelerin gerçekleştiği bir yüzyıldır. Montesquieu, Diderot, Voltaire, Rousseau gibi “felsefeciler’in bilimlerle ilgilendikleri, matematiğin Monge’la, gökbilimin Lagrange ve Laplace’la, kimyanın Lavoisier’yle, doğa bilgisinin Buffon’la geliştiği görüldü.

1740’tan sonra, iktisat, fiyatlarda yeniden sürekli bir artışın ortaya çıkmasıyla bir sarsıntı geçirdi. Tarıma gösterilen ilgi fizyokratların etkisiyle arttı, ama köylü kitlesinin bölge usullerine ve ortaklaşa otlak ve hayvan yetiştiriciliğine bağlı kalması yüzünden bir değişiklik olmadı; verimde hiçbir artış görülmedi.

Makineleşmeden henüz pek az etkilenen sanayi, İngiliz sanayisi karşısında hızla geriledi. Büyük deniz ticaretiyse zenci köle ticareti yoluyla yayıldı.

1720’den sonra nüfus artarak 1789’da 26 milyona ulaştı. Bu artışın nedeni, ölümlerin azalması, yiyecek sıkıntılarının hafiflemesi ve vebanın ortadan kalkmasıydı. Ulusal zenginliğin bu artışından özellikle burjuvazi yararlandı.

Louis XIV’ün ölümüyle, Orleans’lı Philippe’in yönetimindeki Regence dönemi başladı; bu dönemin en ilginç olayı, Law’ın mali alandaki deneyimiydi. Uzun süren Louis XV döneminde, Avusturya Veraset savaşıyla Yedi Yıl savaşlarının ardından mali sıkıntılar başgösterdi.

Ayrıca janseniusçuların çatışmasıyla Parlamento’ nun muhalefeti, dikkati çeken en önemli olaylar arasında yer aldı. Yüzyılın ikinci yarısında krallık da sarsıntı geçirdi. Aynı durum Louis XVI döneminde de görüldü. Çıkarlarına sıkı sıkıya bağlı, burjuvazinin yükselişinden ürken soylular sınıfı, yüksek görevleri tekelinde tutmaya çalıştı.

Burjuvazinin yükselme tutkusu soyluluk engeliyle karşılaştı; zengin, aydın, felsefecilerin düşüncelerine açık,dönemin en^nemli yapıtı Encyclopedie’yi (Ansiklopedi) okuyan burjuvazi, ayrıcalıklı kişilere büyük olanaklar sağlayan rejimi sert bir biçimde eleştirdi.

Bu eleştiriler, iktidara katılmayı düşleyen yargıçlar arasında da yankı uyandırmıştı. Feodalite hukuku yüzünden soylularla sürekli çatışma içinde bulunan sıradan halk .kesimiyse, birbirini izleyen iktisadi bunalımlarla (1770-1775, 1788-1789) sarsıldı.

Bu toplumsal bunalıma, İngiltere ile yapılan ticaret anlaşmasının (1786) yol açtığı bir sanayi bunalımıyla, rejimden kaynaklanan, ancak Amerika Bağımsızlık savaşının paraca desteklenmesiyle daha da ağırlaşan mali bunalım da eklendi. Siyasal bunalım da bunlardan geri kalmadı. Louis XV döneminin son yılları parlamentoların reformlara karşı çıkışıyla geçmişti.

Louis XVI, saltanatının ilk yıllarında, ayrıcalıklı sınıfa karşı Turgot’yu destekleme yürekliliğini gösteremedi; zaten daha sonra, mâliyeye bir çekidüzen vermek için reformlar öneren Necker’i, Calonne’u ve Lomenie de Brienne’i de uzaklaştıracaktı. Mutlu azınlığın üstelemesi üzerine, 1789’da otat s generaux’yu topladı; krallığa karşı güçlerin birleşmesi aslında devrime açık bir ortam yarattı.

Fransız Devrimi

Eski Rejim’in (Ancien RegimeJ içinde bulunduğu mali, toplumsal ve siyasal bunalımın boyutlarıyla kaçınılmaz hale gelen etats generaux’nun toplanması 1789 Devrim patlamasıyla sonuçlandı.

Etats generaux’nun Kurucu Millet Meclisi’ne (1789-1791) dönüşmesiyle uç vermeye başlayan patlama, 14 Temmuz 1789’da Paris halkının mutlakiyetin simgesi Bastille hapishanesini ele geçirmesiyle doruğa ulaşan şiddetli kent ayaklanmalarıyla sürüp gitti ve 4 Ağustos 1789 gecesi Meclis’i feodalite rejimini kaldırmaya zorlayan köylü devrimiyle kırsal kesime de yayıldı.

İnsan ve Yurttaşlık Hakları bildirgesinde eylem ilkelerini açıkça ortaya koyan Kurucu Meclis yeni Fransa’yı örgütledi ve meşruti bir krallık rejimi kuran bir anayasa (1791) hazırladı.

Burjuvaziyi temsil eden Kurucu Meclis aslında Devrim’i durdurmak eğilimindeydi ama, karşılaştığı mali dinsel güçlükler ve 20 Haziran 1791 de kralın kaçma girişiminin uyandırdığı huzursuzluk bunu engelledi.

Meşruti krallık denemesi fazla uzun sürmedi: Bozgunların izlediği 20 Nisan 1792 savaş ilanı, iktisadi ve toplumsal durumun ağırlaşması sonunda meşruti krallık düştü (10 Ağustos 1792), yeni bir karışıklıklar dönemi başladı (Eylül 1792’deki kıyımlar).

Yasama Meclisi yerini ülkeye yeni bir anayasa kazandırmak amacıyla seçilen Ulusal Konvansiyon’a bıraktı. Yeni meclis,Valmy yengisi sayesinde, işgal tehlikesinin atlatıldığı 20 Eylül 1792 günü kuruldu. Bu, Birinci Cumhuriyet’in başlangıcıydı.

21 Ocak 1793’te Louis XVI’nın, birinci koalisyonun oluşumuna ortam hazırlayan, mahkûm edilmesi ve giyotinle öldürülmesinin ardından, Fransa’nın yaşadığı en ağır bunalımlardan biri başladı. 2 Haziran 1793’te Jirondenlerin etkisiz kılınmalarından sonra Montanyarların (Dağlılar) etkisiyle halkın kurtuluşu yönünde önlemler alan ve devleti Terör’le yöneten Konvansiyon rejimi, bu bunalımı dizginledi.

Krallık yanlısı ayaklanmalar bastırıldı; enflasyon durduruldu, bu arada yabancı istilası da püskürtüldü. 26 Haziran 1794’te kazanılan Fleurus zaferi üstüne Robespierre’in zorla kabul ettirmek istediği Terör rejiminin sürdürülmesinin artık haklı bir yanı kalmamıştı.

Robespierre 9 Thermidor’da (27 Temmuz 1794) Konvansiyon tarafından devrildi: Robespierre’in düşürülmesiyle demokrasi eylemi bir duraklama geçirdi. Böylece, bir burjuva cumhuriyeti olan Direktuvar (1795-1799) rejimini kuran bir tepki dönemi başlamış oldu.

İç çelişkilerini darbelere girişmeden çözemeyen, dıştaysa yayılmacı bir siyasete atılmış olan rejim, iktidarı Bonapart’a bırakan 18 Brumaire darbesiyle yıkıldı.

VIII. yıl Anayasasının kendisine verdiği sınırsız yetkileri kullanan Bonapart, önce ülkeyi yeniden düzenleyerek işe başladı, burjuva toplumunu güçlendiren kurumları örgütledi. 1801 konkordatosunun imzalanmasıyla Papalıkla ilişkiler düzeldi ve bir barış ortamı sağlanmış oldu.

1804’te İmparatorluk yönetimine geçiş, otoriteye dayanan bu kararlılığa despotça bir hava getirdi. Napolyon, devleti aydın bir zorba olarak yönetti, ama iç siyasetteki gelişmeler sürekli bir savaş durumuyla sarsıntı geçiriyordu.

Devrim savaşlarının bir uzantısı olan ve Fransa’yla İngiltere’yi birbirine düşüren anlaşmazlık, Napolyon’un tutkularıyla genişledi. Amiens ateşkes anlaşmasından (1802) sonra 1803’te çatışma yeniden başladı.

Karada galip gelen Napolyon, fetihlerini Niemen’e kadar sürdürdü ama denizde Trafalgar’da (1805) yenik düştü, İngiltere’yi kıta ablukası uygulayarak iktisadi açıdan yenik düşürmeyi denedi.

Daha sonra bütün kıtayı denetimi altına almaya kalkıştı ama, Rusya’da uğradığı büyük bozgun.genel bir koalisyonun doğmasına yol açtı (1814 ve 1815); Yüz Gün dönemiyse dönüşü olmayan bir girişimdi.

Eski düzenin yeniden kurulması girişimi, Louis XVIII ve Charles X’un krallıklarının bunun yetersizliğini açığa çıkarması yüzünden 1830 bozgunuyla son buldu.Olaylardan kârlı çıkan burjuvazi, Temmuz krallığı döneminde iyice gelişti.

Kapitalist, ama korumacı, liberal görüşte ama gerçekte demokrasi ülküsüne kapalı olan burjuvazi, devletten kendisine halkın jandarmalığı görevini,vermesini istedi ama,burjuvazinin sanayi devrimine katılmadığı ve Fransa’nın bu alanda İngiltere karşısında geri kaldığı görüldü.

1848 Devrimi sonucu iktidar yeniden halkın eline geçti ve yeniden Cumhuriyet kuruldu; bu da pek uzun sürmedi, çünkü Haziran 1848’de işçi sınıfının ezilmesinden sonra, rejim tutucu bir siyasete yöneldi ve 2 Aralık 1851 darbesiyle yok oldu. Bir yıl sonra Louis Napoleon Bonaparte, imparatorluğu yeniden kurdu.

Otoriter nitelikte olan 1860’tan sonra liberal yolda gelişen İkinci İmparatorluk, iktisadi kalkınmada daha da parlak bir dönem oluşturdu. Kredilerin gelişmesi, demiryollarının açılması, serbest değişimin (mübadele) kurulması, Paris’i güzelleştirme çalışmaları, kısaca her Şey Fransa’nın sanayi çağına girmesine yönelikti.

Bu açıdan, İkinci İmparatorluk’un önemi, 1789 Devriminin siyasal düzendeki öneminden daha az değildi. Ama, düşüncesizce girilen 1870 savaşı, rejimin düşmesine ve üçüncü kez Cumhuriyet’in gelmesine yol açan Sedan yenilgisiyle son buldu.

Ulusal bir bozgundan doğan, Almanya tarafından ezici bir barış anlaşması imzalamaya zorlanan, 1871 Paris Komünü dönemiyle sarsıntı geçiren, tek düşüncesi krallığın yeniden getirilmesi olan krallık yanlısı bir çoğunluğun egemenliğindeki Üçüncü Cumhuriyet, ancak 1879’da tam olarak cumhuriyetçilerin eline geçti. Salt çoğunluğu ellerinde bulunduran ılımlı cumhuriyetçiler, ülkeyi 1899’a kadar yönettiler. 1899-1911 arasında iktidar, özellikle 1905’te Kilise ile Devlet’in ayrılması yönünde oy kullanan radikallerin, 191 l’deyse yeniden ılımlıların eline geçti.

Birinci Dünya savaşının bitiminde, belirsiz bir iktisadi kalkınmayla aynı yıllara raslayan bir hükümet bunalımları döneminin ardından, 1925’ten sonra iktisadi gelişme dönemi başladı. 1929 bunalımıyla, söz konusu gelişme son buldu. Bunalım, Fransa’yı çok daha sonraları etkilemekle birlikte, 6 Şubat 1934 ayaklanması gibi çeşitli huzursuzluklara da temel oluşturdu.

Ulusal birlik hükümetinin kurulması da sorunlara bir çözüm getirmedi ve önerilen (yürütme gücünün artırılması) ya da uygulanan (deflasyon siyaseti) kalkınma önlemleri, Halk Cephesi koalisyonunun başarı kazanmasıyla sonuçlandı. Toplumsal içerikli reformlar getiren Halk Cephesi de bir süre sonra dağıldı. İkinci Dünya savaşı patlak verdiğinde içteki durum belirsizliğini hâlâ sürdürüyordu.

IV. Ve V. Cumhuriyetler

1940 yenilgisi III. Cumhuriyet’in sona ererek, yerine Mareşal Petain’in başkanlık ettiği ve Vichy’de yerleşen bir Fransız devletinin kurulmasına neden oldu.

Ulusal devrimden esinlenen ama faşizmden etkilenmiş ve temelinde Cumhuriyet’e karşı olan bu rejim (işgalcilerle işbirliği yaptığı görüldü) 1944’te yerini Cumhuriyet’i yeniden kuran general de Gaulle un geçici hükümetine bıraktı. Bir meclis rejimi üstüne kurulu olan IV. Cumhuriyet, önemli başarılar elde etti: Ülkenin yeniden kurulması; gerçek bir iktisadi kalkınma; Fransız-Alman barışı.

Buna karşılık, rejim, bakanlıklar düzeyinde görülen sürekli bir bunalımla karşı karşıyaydı ve önce Çinhindi’ne, daha sonra da Cezayir’e bağımsızlıklarını kazandıracak tutarlı bir siyaset izlemeyeceğini açıkça ortaya koydu. Bu nedenle söz konusu rejim 1958’de son buldu. İktidara general de Gaulle’ün dönüşü, cumhurbaşkanının yetkilerinin çok açık biçimde artırılmasıyla dikkati çeken V. Cumhuriyet’in kurulmasıyla sonuçlandı.

V. Cumhuriyet’le Cezayir savaşına son verildi, ayrıca ulusal bağımsızlık üstünde duruldu. Bunun sonunda Avrupa siyasetinde bir değişiklik belirdi, iktisadi alanda IV. Cumhuriyet’in eğilimleri olduğu gibi bırakıldı ve sanayi üretimi yolunda çok büyük atılımlara girişildi.

Ama, gelişmenin eşit olmayan dağılımı, devlet başkanının otoritesini sarsan Mayıs 1968 olaylarına yol açtı. 1969’da yapılan halkoylaması sonucu, De Gaulle görevinden ayrılarak yerini Georges Pompidou’ya bıraktı. Pompidou’nun ölümünden sonra (1974) cumhurbaşkanlığına Valery Giscard d’Estaing seçildi.

1981’de cumhurbaşkanlığı seçimlerini François Mitterrand kazandı, böylece sosyalist partinin iktidara gelmesiyle Fransa’nın siyasal görünümü değişirken, ağır iktisadi sorunların da sürdüğü görüldü.

1983 Martında yapılan yerel seçimlerde ve 1984 Temmuzunda yapılan Avrupa Parlamentosu için seçimlerde sol partilerin oylarının sürekli gerilemesi üstüne istifa eden başbakan Pierre Mauroy’un yerine, başbakanlığa gene Sosyalist Parti’den Laurent Fabius atandıysa da, bir önceki hükümete 4 milletvekili vererek katılmış olan Komünist Partisi’nin, Fabius hükümetinden desteğim çekmesi, Sosyalist Parti’nin işini güçleştirdi.

1986 Martında yapılan genel seçimlerdeyse, sol partilerin yemden önemli ölçüde oy yitirmeleri üstüne, sağ partiler koalisyonu çoğunluğu elde etti ve Sosyalist Cumhurbaşkanı Mitterrand, sağdaki Cumhuriyet İçin Birlik Partisi başkam Jacques Chirac’ı başbakanlığa getirmek zorunda kaldı (20 Mart 1986); bu arada Jean-Marie Le Pen’in aşırı Sağcı Ulusal Cephe Partisi de meclise girmeyi başardı.

Bu yeni dönemde bir yandan iktisadi liberalizm ve pazar iktisadına ağırlık verilirken, bir yandan da, toplumsal barışın korunmasına ilişkin önlemler alındı; özelleştirmeler hızlandırılıp, ücret artışları durduruldu. Bunun doğal sonucu da kamu kesiminde grevlerin yaygınlaşması oldu.

1988 Mayısında, Jacques Chirac’ın da adaylığım koyduğu cumhurbaşkanlığı seçimlerini yeniden François Mitterrand’ın kazanması üstüne, J.Chirac başbakanlıktan istifa ederken, yerine Sosyalist Parti’den Michel Rocard atandı.

Bu arada François Mitterrand, Meclis’i feshederek, yeni seçimlere gidileceğini açıkladı. 5 ve 12 Haziran 1988’de yapılan seçimlerde hiçbir parti mutlak çoğunluğu kazanamazken, oyların % 48,66’sını alan Sosyalist Parti yeniden birinci parti durumuna geldi ve M.Rocard hükümeti, görevi sürdürdü.

Körfez Bunalımı sırasında B.M. kararı uyarınca bölgeye gönderilen kuvvete, Fransa’nın A.B.D’den sonra en çok asker gönderen ülke olmasını pekistemeyen Rocard’ın istifa etmesi üstüne, yerine getirilen (15 Mayıs 1991) Edith Cresson (Fransa’nın ilk kadın başbakanıydı) da, 1992 Martında yapılan yerel seçimlerde Sosyalist Parti’nin gerçek bir bozguna uğraması üstüne, istifa etmek zorunda kaldı ve yerine, gene Sosyalist Parti’den Pierre Beregovoy atandı (1992 Nisanı).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir