Halk Hikayeleri,Özellikleri

Halk Hikayeleri,Bu tanımlamalardan birini de Pertev Naili Boratav yapmıştır.

Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nde (1981) Boratav halk hikâyesini, eskiden destanların gördükleri vazifeleri üzerine almış yeni ve orijinal bir nev’in mahsulleri olarak tanımlamıştır.

 Halk Hikayelerinin Özellikleri

Boratav, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği (1946) adlı eserinde halk hikâyelerini bir tür konusu olarak yaklaşır ve halk hikâyelerinin yeni ve orijinal bir nev’i karakteri alarak meydana geldiğini ve yerini tuttuğu destanın birçok vasıflarını hala taşıdığını fakat bunların halk hikâyelerinin asıl karakterini verenler olmadığını süratle yeni bir nev’e gidiş vakı’ası karşısında bulunduğumuzu belirterek destanî an’anenin gittikçe zayıfladığını iddia eder.

Bunun sebebi olarak da destanın eski karakterini tayin eden sosyal şartların gittikçe ortadan kaybolduğunu vurgular.

Yine Boratav, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği (1946) adlı eserinde Otto Spies’ten aktarır.

Spies’e göre halk hikâyeleri, bir sevgiliyi elde etme yolundaki maceraları anlatan masaldır.

Eflatun Cem Güney, “Türk Folklor Araştırmaları” adlı dergide çıkan Halk Hikâyesi başlıklı makalesinde halk hikâyelerini halkın gönül dünyasını dile getiren ölmez hikâyeler olarak tanımlamıştır.

Bir diğer tanımı ise Şükrü Elçin yapmıştır.

Elçin, Halk Edebiyatına Giriş adlı kitabında halk hikâyesi kelimesinin menşeini inceleyerek Arap dilindeki karşılığını verir:

Arap dilinde başlangıçta “kıssa” ve “rivayet” olarak düşünülen, sonraları “eğlendirmek” maksadı ile “taklid” maksadında kullanılan “hikâye” deyimi, gerçek veya hayali birtakım vakaların, maceraların hususi bir üslupla, sözle nakil ve tekrarı demektir.

Bu tarif, az bir farkla bugün anladığımız “halk” ve “modern” hikâye türü için de kabul edilebilir.

Elçin aynı yazısının devamında Türk halk hikâyelerinin zaman seyri ve coğrafya-mekân içinde “efsane, masal, menkabe, destan, vb.” mahsullerle beslendiğini, dinî, içtimaî hadiselerin potasında iç bünyelerindeki bağlarını muhafaza ederek milletimizin roman ihtiyacını karşılayan eserler olduğunu belirtir.

Halk Hikâyeleri üzerine çalışma yapan bir diğer araştırmacı ise Ali Berat Alptekin’dir.

Alptekin, Halk Hikâyelerinin Motif Yapısı adlı kitabında halk hikâyelerinin tanımını yaparak göçebelikten yerleşik hayata geçişin ilk mahsullerinden olduğunu vurgular.

Alptekin, tanımının devamında halk hikâyelerinin aşk, kahramanlık, vb. gibi konuları işleyen; kaynağı Türk, Arap-İslam ve Hint-İran olan, büyük ölçüde âşıklar ve meddahlar tarafından anlatılan nazım nesir karışımı anlatmalar olduğunu ifade eder.

Mehmet Aça ise yapmış olduğu Kozı Körpeş-Bayan Sulu Dastanı Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma, adlı çalışmasında halk hikâyesi kavramına değinerek, kahramanlık destanlarından sonra teşekkül eden ve nazım nesir karışımı bir yapı sergileyen, destanlara nazaran daha kısa ve gerçekçi, yerleşik hayat/düzen mahsulü metinleri karşılamak amacıyla kullanılan bir kavram olduğunu ifade eder.

Edebiyat kaynakları tespit edilen hikâye kelimesi ile aynı anlamda kullanılan başka kelimeler de vardır.

Muharrem Ergin Dede Korkut adlı eserinde Dede Korkut Hikâyeleri’nde yer alan boy terimini on iki hikâyeden her biri için kullanmıştır(30).

Alptekin Halk Hikâyelerinin Motif Yapısı adlı kitabında bu konuyla ilgili olarak Dede Korkut’ta yer alan hikâyelerin halk hikâyelerinden daha kısa olduğuna dikkat çeker.

Alptekin, aynı kitabında şekil ve muhteva yönünden halk hikâyelerine benzerlik gösteren Dede Korkut Hikâyelerinin pek çok araştırmacının belirttiği gibi destandan halk hikâyelerine geçişte bir köprü olarak kabul edildiğini vurgular.

Masal, efsane, menkabe, ve fıkralardan farklı olarak halk hikâyeleri nazım, nesir karışımı bir özelliğe sahiptir.

Boratav, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği (1946) adlı eserinde konuya değinerek hikâyenin anlatım ve tasvir kısmının (olaylar) mensur, duygu ve heyecanı ifade eden bölümlerinin ise manzum olarak söylendiğini anlatıcı, hikâyenin konuya ekleme veya çıkarma yaparak mensur kısmında istediği değişikliği yapmada serbest olduğunu belirtir.

Aynı yazısında hikâyenin ana hatlarından sapmamak kaydıyla hikâyecinin beğenmediği kısımları çıkarttığını veya hoşuna giden bir başka hikâyeyi uygun bir yere ilave edebileceğini ekler.

Boratav, bu şekilde sonradan ilave edilen hikâyelere karavelli dendiğini tespit etmiştir.

Boratav adı geçen kitabında hikâyecinin, mensur kısımlarda sahip olduğu anlatma serbestliğini manzum kısımları söylerken de kaydettiğini çünkü burada hikâyecinin şiiri olduğu gibi vermek zorunda olduğuna ve herhangi bir değişiklik yapamayacağına vurgu yapar.

Boratav’ın tespitlerine göre; hikâyeci burada da yeteneğini başka bir şekilde gösterir ve hikâyenin aslında yer alan türkülerin veya şiirlerin haneleri arasına bir mâni yahut sekiz heceli başka türkü veya şiirin hanelerini ilâve edebilir.

Buna türkülerinpeşrevisi adı verilir.

Ali Berat Alptekin Halk Hikâyelerinin Motif Yapısı adlı çalışmasında kısa bir türküye bağlı olarak anlatılan hikâyelere ise Kuzey Doğu Anadolu’da seküşte ve kaside, Güney Anadolu’da ise bozlak adı verildiğini belirtmiştir.

Bilhassa son dönemlerde halk hikâyeleri üzerine yapılmış pek çok çalışma bulunmaktadır.

Konuyla ilgili olarak bu çalışmalar arasında yer alan ve bu konu üzerine yoğunlaşan Ali Berat Alptekin’in çalışmalarından özet şekliyle yararlanılabilinir.

Bir cevap yazın