Hendek Savaşı

Hendek Savaşı,Hz. Peygamber’in yönettiği savaşların üçüncüsü olan ve Uhud Harbi’nden iki sene sonra (H.5 / M.626) meydana gelen bu savaş.

 Hendek Savaşı Tarihi

Mekkeli putperestlerin yanında birçok Arap kabilesi (Hizipler) de yer aldığı için, Ahzab diye adlandı­rılmıştır.

Uhud’da 70 şehit veren ve bir bozgun yaşayan Müslü­manlar kısa bir süre sonra üstlerine çullanmak üzere yeniden harekete geçen putperest topluluklar karşısında çok ciddi endişe ve ürpertiler yaşamış olacaklar ki, Kur’ an-ı Kerim şu ilginç tespiti yapmıştır.

“O vakit onlar üst yanınızdan, alt yanınızdan size saldırmışlardı.

O zaman gözler yılmış, yürekler gırtlak­lara dayanmıştı.

Ve siz Allah’a karşı türlü zanlarda bulunuyordunuz.

İşte orada müminler imtihana uğratıl­mış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsılmışlardı.” (Ahzab Suresi, 10-11).

Putperest kabilelerin Mekke ordusuyla birleşerek, Medine üstüne yürüdükleri haberi alınınca, Hz. Peygamber Uhud sırasında kabul görmeyen fikrini tekrar gündeme getirdi ve Medine’nin içten savunulmasını teklif etti.

Teklif benimsendi ve kentin içten savunulması yani düşman hücumunun şehir içinde kalınarak göğüslenmesi karaca bağlandı.

İlk Müslümanlardan biri olan İranlı Selman-ı Fârisi savunma harbinin başarıya ulaşmasında etkili olaca­ğına inandığı şu fikri ortaya attı: “Kentin çevresi düşman süvarilerin aşamayacakları veya zorlukla aşabilecekleri hendeklerle kuşatılsın.”

Bu fikir Hz.Peygamber ve kurmayları tarafından kabul edildi ve hendek kazma işine derhal girişildi.

Mekke’den yola çıkmış olan putperest ordunun Medine’ye gelip dayanmasına kadar geçen üç haftalık zaman içinde, yoğun bir çalışma gösteren Müslümanlar, kenti aşılması zor bir hendekle çevirdiler.

Kazma sırasında en büyük problemi, ortaya çıkan kayalar oluşturuyordu.

Tarihçiler bu kayaların parçalanmasında, bizzat Hz. Peygamber’in büyük gayretler gösterdiğini ilginç tablolar çizerek anlatmaktadırlar.

Kazılan hendek, yaklaşık altı kilometre uzunluğundaydi.

Hz. Peygamber, Müslümanları onar kişilik takımlara bölerek, her takımın kazacağı yeri işaretlemişti.

Hendeğin genişliği ve derinliğiyle ilgili net bilgilere sahip değiliz.

Ancak, çarpışma sırasında düşman atlılarının hendeği aşmakta başarılı olamadıklarını dikkate alarak, Muhammed Hamidullah’ın şu tespitine katılabiliriz:

“Hendeğin 9 metre eninde ve 4.5 metre derinliğindeolması mümkündür.”

Kaynaklardaki ifadeler dikkate alındığında hendeğin en azından bazı yerlerinin tuğla, vs.

duvarlarla da tahkim edilmiş olduğunu söyleyebiliriz.

Kazma sırasında Müslüman gönüllüler akşamları evlerine gidebiliyorlardı.

Hz. Peygamber ise bütün bu süre zarfında, bir tepeye kurduğu çadırından, çalışmaya katılmak üzere aşağıya indiği zamanlar hariç, hiç ayrılmamıştır.

Kazma günlerinin Ramazan’a denk gelmiş olması, çalışmanın gevşemesine değil, tam aksine, hızlanmasına sebepolmuştur.

Zengin Müslümanlar, zaman zaman koyun kesmek, meyve ve benzeri yiyecekler getirmek suretiyle, ziyafetler de veriyorlardı.

Böylece çalışma bir sıkıntı olmaktançıkıp, bir eğlence manzarasına bürünüyordu.

Hz. Peygamber’in Medine’ye ilk geldiği günlerde Yahudiler’le birlikte oluşturduğu Medine Anayasası’na göre, şehrin savunulması gerektiğinde Yahudiler Müslümanlara her türlü desteği vermek zorundaydılar.

Bu anayasal hükme dayanarak, Hz. Peygamber Benu Kureyza Yahudile-rinden, kazma işinde kullanılacak malzemeler almıştır.

Mekke putperest ordusu on bin kişilik bir kuvvet halinde Medine önlerine geldiğinde, kendilerini şaşkına çeviren bir hendekle karşılaştı.

Putperest ordudaki askerle­rin yedi bini çevre kabilelerden (Ahzab) toplanmıştı.

Bunun dışında bir miktar da, paralı asker vardı.

Düşman orduyu şaşkınlık ve ümitsizliğe düşüren bir başka husus da şuydu:

Müslümanlar harbe öngelen günlerde, Medine çevresindeki tarla ve bahçelerde, hasat işini bitirmiş, bütün mahsulü kaldırmışlardı.

Kalabalık düşman ordusu bu mahsullerden asker ve hayvanlar için yararlan­mayı artık hayal bile edemiyordu.

Bu durum onların morallerini olumsuz yönde etkilemiştir.

Müslüman ailelerin önemli bir kısmı, bu arada Hz. Peygamber’in ev halkı, küçük hisarlara yerleştirilmişlerdi.

Harbin başlaması üzerine, Müslümanlara yardım etmeleri beklenen Yahudiler, bir ihanet sergilemiş ve bu hisarlarda bulunan kadın ve çocuklara saldırılar düzenlemişlerdi.

Hatta bu saldırılardan birinde, Hz.Peygamber’in hanımı Safiyye hisar duvarlarına tırmanan bir Yahudi’nin kafasını bir kılıç darbesiyle uçurmuş ve kafa aşağıda bekleyen Yahudilerin önüne düşmüştü.

Düşman ordusunda yiyecek sıkıntısı başlamıştı.

Askerleri ve hayvanları açlık tehdit ediyordu.

Tam bu noktada, onlara yine Yahudi ihaneti yardımcı olmaya çalıştı.

Hayber Yahudileri 20 deve yükü erzakı putperest orduya gönder­mişti.

Ne var ki, Hz. Peygamber, bunu hesap edip, tedbir almış olduğu için Yahudi yardımı Mekkelilere ulaşmadan Müslüman gözcüler tarafından ele geçirildi ve Müslüman karargâha ulaştırıldı.

Öte yandan Hz. Peygamber başarılı bir casusluk harekâtı planlayarak, putperest Mekke kurmaylarıyla kent içindeki hain Yahudiler arasını açmayı ve onları birbirine güvenemez hale getirmeyi başarmıştı.

Bir başka ifadeyle Müslümanlar sıcak harp yanında bir soğuk harbi de başarıya ulaştırmışlardı.

Mekke ordusunun Medine önlerinde görünmesinin üzerinden bir ay geçmişti.

Kaydedilmiş hiçbir ilerleme yoktu.

Erzak bitmişti.

Öte yandan, putperestlerin Haram Aylar (Eşhurul Hurum) dedikleri, cana kıymanın yasak olduğu aylar girmek üzereydi.

Bu anlamsız kuşatmayı sürdürmek yerine, Mekke’ye dönüp Kabe ziyaretine gelecek insanların bırakacakları paralardan yararlanmak daha akıllıca bir iş olacaktı.

Ve Mekkeliler bu ikinci yolu seçerek Mekke’ye döndüler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir