Hint Müziği

Hint müziği Dünyadaki en zengin, en ilgi çekici müzik geleneklerinden biri olan Hint müziğinin kökeni, İ.Ö. II. binyıla, Veda dönemine dayanır.

Dört kutsal Veda kitabından (“bilginin dört kitabı”) biri olan Samaveda dünyada notaya geçirilmiş en eski ezgileri içerir.

İ.S. II. yy’dan başlayarak, Hint müziğinde daha karmaşık kuramlar gelişmiş ve temel ilke olan raga ilkesi doğmuştur.

İ.S. XI. ve XII. yy’larda, kuzeybatıdan gelen akınlar sonucu, Hindistan’da İslâm etkisi ortaya çıkmış ve 1200 dolaylarında, Hint müziğinin ikiye (kuzey üslubu ve güney üslubu) ayrılmasına yol açmıştır. Bu ayrım günümüzde de sürmektedir.

Kuzey ve güney üslupları arasında pek çok fark bulunmakla birlikte Hint sanat müziğinin iki temel özelliğini oluşturan raga ve tala her iki üslupta da ortaktır.

Raga ezgiyi, talaysa ritmi temel alır.

Raga Müziği

Raga, müzik cümlelerinin belirli kurallar içinde birleştirilmesini temel alan ve müziğe niteleyici bir özellik kazandıran özgül bir makamdır.

Ragadaki perde sayısı arasındaki ilişki değişkendir; perdeler- bazıları öbürlerinden daha önemlidir çıkışlı ve inişli dereceler (skala) halindedir.

Raga’ların çoğu, belirli, değişmez müzik cümleleriyle özdeşleşmiştir.

Raga anlayışını, eski samaveda geleneğine bağlayan da budur.

Bu standart cümlelerin çoğu öylesine belirgindir ve öylesine kolay ayırt edilir ki, Hint müziğini bilen kişi, çalınanın hangi ragadan (makamdan) olduğunu kestirebilir.

Raganın gerek insan sesi için, gerek çalgı için yazılmış parçalarında, fonda tekdüze bir ses (belirli bir perdeden sürekli bir ses) değişmeksizin yinelenir.

Bu değişmez ezgiyi veren çalgı çoğunlukla “Hint tamburası” denen, uzun saplı, raganın temel seslerine akortlanmış dört telden oluşan bir sazdır.

Ragaların bazıları belirli ruhsal durumları, duyguları, coşkuları yansıtırken, bazılarının tanrıları, çileci ya da dindar kimseleri kişileştirdiğine inanılır.

Tala Müziği

Hint sanat müziğinin ikinci temel öğesi olan tala, belirli sayıda vuruşu içeren bir ritim çevrimidir.

Tala, ezgi yapısının ritim temelini oluşturur ve davulla sağlanır.

Davulcu çalarken, ritim çevrimlerini birbiri ardına vurur.

Tala, uzunlukları birbirine eşit ya da eşit olmayan bazı alt bölümlere ayrılır.

Kural olarak bir bölümdeki ilk ritim vurgulu biçimde verilir. En önemli vurgu tala çevriminin ilk vuruşunda görülür; bu noktada, solocu raganın temel motifini verirken, davulcu uygun bir vuruşla bunun altını çizer.

Kuzey Üslubu

Raga ve tala, ayırıcı müzik biçimleri içinde icra edilir.

Bazılarına hem kuzeyde, hem de güneyde rastlanılmasına karşın, her bölgenin temel raga ve talalarının bazı ortak özellikleri bulunur.

Kuzey Hindistan klasik müziği genellikle, alap adı verilen bir prelüdle başlar.

Bu bölümde yalnızca solocu ve fondaki çalgı duyulur; davul bu bölümde sessiz, ritim serbesttir (tala yoktur).

Alapın işlevi, raganın temel özelliklerini, temel sesleri ve niteleyici müzik cümlelerini sergilemek ve dinleyicide gerekli ruhsal havayı yaratmaktır.

Alapın ardından, kısa bir ezgi çalınırken, davul ilk kez devreye girer.

İcranın geri kalan bölümü, kullanılan müzik biçimine ya da makama bağlı olarak değişir.

Ancak genellikle, ezgiden alınan cümlelerden yola çıkılarak geniş çaplı bir doğaçlama sözkonusudur.

Ritim giderek hızlanır ve çoğunlukla canlı, son derece çabuk bir sonuç bölümüyle noktalanır.

Kuzeydeki başlıca çalgı sitar’dır; sitar göğsü yarısına kadar yarılmış bir su kabağından oluşan, perdelik bölümü 1 m uzunluğunda, yedi temel teli bulunan telli bir çalgıdır.

Sarod adı verilen çalgı, gövdesi ağaçtan, perdelik bölümü metalden ve yaklaşık 1 m boyunda, başlıca altı teli bulunan bir telli çalgıdır.

Çifte dilli, obuaya benzer bir üflemeli çalgı olan şahnay yaklaşık 0,6 m boyundadır; gövdesi üstünde farklı sesleri elde etmeyi sağlayan yedi tane delik bulunur.

Sarangi, solo olarak ya da insan sesine eşlik çalgısı olarak kullanılan bir yaylı çalgıdır.

Kuzeyde en yaygın davul, tabla adı verilen ve her biri üstüne teke derisi gerili iki küçük davuldan oluşan davuldur.

Güney

Güney Hindistan müziği (güneydeki Karnataka bölgesinin adından “Karnataka müziği” de denir) de, tıpkı kuzey üslubu gibi raga ve tala kavramlarına dayanır; ancak şarkı söyleme ya da çalma biçimi ile müzik biçimleri kuzeydekinden farklıdır.

Güney üslubu müziği, çoğunlukla dans müziği özelliklidir.

Güney ragaları kuzeyinkilerden farklı, icraları daha süslüdür.

Güneyin talaları da farklıdır ve farklı özellikte davullarla (çifte kasnaklı, silindir biçimli gövdeli, yaklaşık 0,6 m boyunda mridanga adı verilen davullar) ritimlendirilir.

Başlıca güney makamları alapana denilen serbest ritimli bir giriş bölümüyle başlar; bunu pallavi, anupallavi ve karana adı verilen, üç ana bölüm izler.

Pallavi, içine geniş bir ritim gelişmesi ve doğaçlamanın karıştığı bir çeşit nakarat bölümüdür.

Güneyin başlıca çalgıları, biçim yönünden kuzeyin sitarına benzeyen vina, tahtadan, flütü andırır bir üflemeli çalgı olan venu, koni biçimde bir ağzı, giderek genişleyen bir gövdesi bulunan, yedi delikli, çift dilli bir üflemeli çalgı olan, genelde açık mekânlarda çalınan nagasavaram ve batı müziği çalgısı kemandır.

Bir cevap yazın