Hipofiz Nedir

Hipofiz Nedir,Hipofiz çok küçük bir organdır, insanda ancak fındık büyüklüğünde ve yaklaşık olarak 0,60 g ağırlığındadır.

Beynin alt yüzüne “pltüiter sap” ile bağlı olarak kafatasının içinde “türk eyeri” denilen bir kemik çukurcuğu içinde yer alır.

Tek bir organ görünümünde olmasına karşın, aslında yapıları, embriyolojik kökenleri ve fonksiyonları bakımından ayrı iki parça ya da loptan oluşmuştur.

Embriyonda hipofiz iki farklı taslaktan gelişir: epiblastik taslak ve nöroblastik taslak.

Epiblastik taslağın ön katmanı arabey-nin tabanına yapışan hipofiz ön iobunu oluşturacak; nöroblastik taslak, orta çıkıntıyı, infundibulum sapını verecek, bunun uç kısmı da arka ya da sinirsel lobu oluşturacaktır.

Hipofizin damarlanması iki yönlüdür: arka hipofiz için klasik bir damar sistemi vardır, ön hipofiz ise kapı damarı sisteminden faydalanır.

Ön Hipofiz ya da Bezsel Hipofiz

Hipofiz hücrelerinin etkenliği ve hormonlarının dolaşıma geçmesi, beynin tabanında “hipotalamus” denilen bölgedeki merkezlere bağlıdır.

Bu merkezlerse, kandaki hormon derişimleriyle, yani organizmanın ge-reksinimleriyle ayarlanır.

Bu ilişkiler, “releasing factors” (salgılatma etmenleri) denilen kimyasal maddelerle gerçekleştirilir; hipotalamusun özgülleşmiş hücre kitlele-rince salgılanan bu maddeler hipofiz kapı sistemi denilen kısa bir kan yolu ile ön-hipofize iletilir.

Önhipofizin salgıladığı yedi hormondan dördü, beslenmelerini ve salgı yapmalarını sağladıkları başka bir içsalgı bezinin aracılığıyla etki gösterir; bu dört hormon şunlardır: tireostimulin fTSH ya da tireotrofin), kortikostimülin (ACTH ya da kortikotrofin) ve iki gonadotrop hormon (FSH ve LH [ICHS de denir] ya da gonadotrofinler); bu hormonlar sırasıyla tiroidi, böbreküstü bezlerini ve cinsel organları (yumurtalık ya da erbezi) etkiler.

Praloktin (lüteotrofik hormon ya da LTH) süt salgısını idare eder, bu arada yumurtalığı da etkiler.

Hipofiz hormonlarının son ikisi doğrudan doğruya yapıcı dokuları etkiler: büyüme hormonu (somatotrop hormon ya da STH) yalnız iskeletin değil bütün dokuların gelişmesinde başlıca rolü oynar.

Bu işlevini, çeşitli metabolizma değişiklikleriyle yerine getirir (proteinlerin özümlenmesi, kan şekerinin yükselmesi, yağların parçalanması ve kullanımı); melanotrop hormon (MSH ya da intermedin) sadece pigmentli hücreleri etkiler, fizyolojik etkisi çok kısıtlıdır.

Bütün bu hormonlar için bir salgı ritminin varlığı ortaya konabilmiştir: ACTH sabah saat 6 ile 8 arasında en yüksek düzeye ulaşır (kortizol ile aldosteron da öyle), büyüme hormonu STH, uyuduktan 1 saat sonra ve prolaktin sabah saat 4 ile 6 arasında, bir de aybaşı evresinin ikinci kısmında en yüksek düzeye ulaşır.

Gonadotrofinlere gelince, FSH (FRF ya da FSH RH) ile LH (LRF veya LH RH) için bir “releasing factor” (RF) ya da “regulating hormone” (RH) [düzenleyici hormon] bulunduğu kanıtlanmıştır.

FSH ve LH’nin salıverilmesi için hipofizi uyarabildiğinden ötürü LH RH’nin sinirsel tek bir salgı olduğu söylenebilir.

Bugün için yalı-tılabilmiş ve bireşimi yapılabilmiş tek releasing factor odur.

Bundan başka bir de böbreküstü bezi salgılatma etmeni (corticoreleasing factor [CRF]) vardır.

Hipotalamus pratik yönden merkez sinir sistemine bağlıdır ve içsalgı sistemi ile çevreden ve ruhsal alandan gelen bilgiler arasında bağlantı sağlar.

Bu hipotalamus-hipoflz ekseni aynı zamanda, releasing factor’ların kapı sistemine dökülmelerini kontrol edebilen serotonin, asetilkolin, noradrenalin gibi biyogen aminlere de duyarlıdır.

Bu durum, bedensel ya da ruhsal stresin ve kimi ilaçların hormon dengesi üzerindeki rolünü açıklar.

Arka Hipofiz ya da Nörohipofiz

Arka lop, miyelinsiz sinir liflerinden ve nevroglia hücrelerden oluşur.

Art hipofiz hormonları şunlardır: vazopresin ya da antidiüretik hormon (ADH) ve ona yakın yapıdaki ositosin.

Bunların ikisi de sinirsel hücrelerce salgılanır ve pitüiter sap boyunca yol alır.

ADH görsel çapraz üstü karıncık çekirdeklerinde oluşur ve hipotalamusun bir proteinine (nörofizin) bağlı olarak akson yoluyla hipofizin arka lobuna ulaşır.

Ondan sonra, kan kütlesinin hacmindeki ve geçişme basıncındaki değişikliklere göre kullanılır.

ADH’nin etkisi, böbrek yumacıklarının toplayıcı kanalının başlangıcında ve kıvrımlı borularında görülür.

Bundan başka ACTH ve kortizol salgılanmasını da ADH uyarır.

Ositosin dölyatağı damarlarının düz kasları ile meme alveollarını saran kassı epitelyum hücreleri üzerinde etki gösterir, böylece doğurma mekanizmasına ve sütün çıkmasına yardım eder.

Ositosin oldukça basit yapılı bir polipeptittir (oktopeptit), bireşim yoluyla elde edilip tedavide kullanılabilir.

Patoloji

Somatotrop hormonun (STH) aşırı salgısı akromegaliye ve devleşmeye sebep olur.

Bazen Cushing sendromu, CRF’nin (corticoreleasing factor) sürekli aşırı üretimiyle hipotalamusta ortaya çıkan düzensizlik yüzünden ACTH’nin aşırı üretimine bağlanabilir.

Tersine, ya tüm hipo-fizi ilgilendiren bir yetersizlikle (Simmonds sendromu) ya da örneğin hipogonadot-rofik hipogonadizmde olduğu gibi bazen bir ya da iki işlevi bozulmuşken, ötekilerin yerinde sağlam olduğu ayırımlı yetersizliklerle de karşılaşılabilir.

Hipofiz arka lobunda antidiüretik hormonun yokluğu böbrek diyabeti sendorumunu doğurur.

ADH aşırılığına bazı küçük hücreli bronş kanserlerinde (Schwartz-Bartter sendromu) rastlanabilir.

Tulumlularda, oksitosin ve gonadotrofin salgılayan sinir-altı bezi ve titrek çukurcuk, omurgalılardaki hipofiz beziyle homolog organlar sayılır.

Miksinler-de, adenohipofiz ve nörohipofiz birbirinden ayrıdır, erişkinlerde ağız-hipofiz kanalı varlığını sürdürür.

Bofabalığında, sadece, çıkmaz biçimde bir burun-hipofiz kanalı bulunur.

Sinir lobu hipotalamusa asılı olan hipofiz sapı, amfibyumlarda ortaya çıkar ve sürüngenlerde sapa dönüşür.

Bir cevap yazın